Nostaljik tramvay döndü ama İstiklal Caddesi’nin eski tadı yok

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

İstiklal Caddesi’nde, 18 Ocak 2017’den bu yana seferlerine ara veren nostaljik tramvay, 1 yıla yakın süren yol çalışmalarının tamamlanmasının ardından 30 Aralık’ta yeniden sevenlerine kavuştu. Bu vesileyle, 1867 yılında ilk seferlerine başlayan tramvayın izinden gittik ve Cadde’nin o tarihten bu yana geçirmiş olduğu değişimleri  kısaca hatırlatalım istedik. 

istiklal

Beyoğlu’nun ‘Altın Çağ’ı

Bir zamanlar yabancı gezginlerce Türkiye’nin ‘Küçük Paris’i olarak anılan Beyoğlu, Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında, eşine yalnızca Avrupa başkentlerinde rastlanan genişlikteki İstiklal Caddesi (o zamanki adıyla Grand Rue de Pera) ve caddenin iki yanında yükselen gösterişli yapılarıyla göz dolduruyordu. İhtişamını büyük ölçüde Avrupalı mimarların, mühendislerin ve kent planlamacılarının çabalarına borçlu olan Beyoğlu, 1870’teki büyük yangının ardından, yaklaşık 50 yıl sürecek olan bir yenilenme sürecine girmişti. 1869’de Taksim ve Tünel arasında, 44  yıl sonra yerini elektrikli tramvaylara bırakacak olan atlıların çektiği tramvay seferleri başlamış, 1871 yılında Karaköy’ü İstiklal Caddesi’ne bağlayan dünyanın 2. metrosu inşa edilmişti. Cadde’ye bugünkü mimari çehresini kazandıran Mısır Apartmanı, Botter Apartmanı, Rumeli Pasajı, Halep Pasajı, Suriye Pasajı, Anadolu Pasajı, Çiçek Pasajı gibi pek çok önemli yapı bu dönemde yükseldi.

Ulaşımdaki yeniliklerin özenli bir şehir planlamacılığıyla birleşmesiyle, Nüfusunun büyük çoğunluğunu gayrimüslimlerin oluşturduğu Beyoğlu, kısa sürede İstanbul’un kültürel ve ticari merkezi haline gelmişti.

1870’lerden bugüne büyük dönüşümler geçiren Cadde’de ilk köklü değişimler ise Cumhuriyet’in ilanının ardından gerçekleşti. Başkentin Ankara olmasının ardından İstanbul’daki yabancı elçilik çalışanlarının taşınması, 1923’te Yunanistan ve Türkiye arasında gerçekleştirilen nüfus mübadelesi, devlet eliyle kalkınma modeli ile çoğunluğu gayrimüslimlere ait olan özel işletmelerin kamulaştırılması, 1942’de çıkarılan Varlık Vergisi Kanunu ve 1955’de yaşanan 6-7 Eylül olayları neticesinde eski sahiplerinin büyük bir kısmı tarafından terk edilen cadde, zaman içinde Avrupai kimliğini yitirmeye başladı. 1960’lara gelindiğinde varlıklı ve seçkin sınıfın nüfuz alanının azalmasına paralel olarak köyden kente göçün artmasıyla birlikte, ticari canlılığını ve kültürel hareketliliğini yitirmeye yüz tuttu. 1980’lere gelindiğinde ise, İstiklal Caddesi, ülkedeki siyasi huzursuzluğun da etkisiyle artık eski parlak günlerini çoktan geride bırakmış, kentin kültürel çekim merkezi olma özelliğini kaybetmişti.

Eskiye dönme çabaları

90’lı yılların başında, Beyoğlu’nu yeniden eski ihtişamına kavuşturma yolunda bir takım teşebbüslerde bulunuldu. İstiklal Caddesi’nin yayalaştırılması projesi çerçevesinde cadde araç trafiğine kapatıldı ve Tünel-Taksim arasındaki, 1961’den bu yana faaliyetleri durdurulmuş olan tramvay seferleri yeniden başlatıldı. Yine bu dönemde, Beyoğlu’nu Güzelleştirme Derneği’nin inisiyatifiyle, tarihi Çiçek Pasajı’nda yemekli geceler organize edilerek, varlıklı zümrenin ayağını kesmiş olduğu cadde tekrar canlandırılmaya çalışıldı. Bu çabalar belli bir yere kadar sonuç verecek, ‘Nostaljik Tramvay’ adıyla geri dönen Beyoğlu tramvayının açılışını duyuran 30 Mart tarihli Hürriyet gazetesi, haberinde restore edilen Çiçek Pasajı’nın önüne açılan masaların yer aldığı bir fotoğrafa, “Burası Avrupa değil İstanbul… ” sözleriyle yer verecekti.

hürriyet

1995 yılında, tramvay yolunun iki tarafına ağaçlar dikildi ve Korhan Gümüş’ün anlattığına göre, caddenin asırlık parke taşları yayalara  uygun hale getirilmek üzere, Cumhuriyet döneminden bu yana ilk kez değiştirildi. Bu değişiklik, daha sonra İstiklal Caddesi’nde belli aralıklarla tekrarlanacak olan kaldırım yenilemele çalışmalarının ilk halkası olacak, çok geçmeden, 1996 yılında İstanbul’da düzenlenecek olan Habitat II zirvesi öncesinde, taşlar, Arnavut Kaldırım görünümlü baskı beton yapılarak bir kez daha yenilenecekti.

Cazibe merkezinden alışveriş merkezine…

2006 yılından günümüze kadarki dönemde ise, bir önceki on yılda eski Beyoğlu’nu canlandırma çalışmalarından kısmen geriye dönüldü. 

2005 yılının sonunda  10 yıl önce dikilmiş olan 400 ağaç, vitrinleri kapattığı ve yayaları engellediği bahanesiyle kaldırılarak Çin Deresi Parkı’na nakledildi. Dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, daha sonra ağaçların kaldırılması kararının, esnafın talepleri doğrultusunda alındığını savunacak ve ‘İstiklal Caddesi’nin konseptinde ağaç olmadığını’ söyleyecekti. Dönemin bir gazetesi, ağaçların kaldırılmasını ‘İstiklal nefes aldı’ başlığıyla duyuracaktı.

Topbaş’ın Beyoğlu’ndaki bir diğer faaliyeti ise, İstiklal Caddesi’nin taşlarını bir kez daha yenilemek oldu. 1996’da değiştirilen ve eski parke taşları anımsatan baskı taşlar, altyapının yetersizliği dolayısıyla, kolaylıkla yerinden oynuyor, bu da caddede biri bitmeden bir yenisi başlayan kazı çalışmalarını beraberinde getiriyordu. Topbaş, söz konusu bozulmaların, tramvayın geçişi sırasında yarattığı titreşimin ve taşların altına sızan yağmur sularının temeli oynatmasından kaynaklandığını söyleyecek, bu sorunun çözülmesi için caddenin granit taşlarla yenileneceğini duyuracaktı.

2006 yılında caddenin taşları Çin malı granitlerle yenilenmeye başlandı. İhale, 4 trilyon 650 milyar karşılığında Gür Yapı İnşaat’a verilmişti. Ne var ki, çalışmalar tamamlanmadan taşlar çökmeye ve bozulmaya başladı. Bunun üzerine müteahhitlerden, yol yapımında kullanılan taşların Türk malı granit taşlarla değiştirilmesi istendi. Kamu kaynaklarının israf edildiği yönündeki eleştirilere karşılık Topbaş, bunun için Gürsoy İnşaat’a ek kaynak verilmeyeceğini, masrafı müteahhitin üstleneceğini açıkladı. Böylece taşlar bir kez daha yenilendi. Ne var ki Türk malı granitlerin de ömrü uzun olmadı ve caddedeki rutinleşmiş kazı ve onarım çalışmaları, zemine asfalt döküldüğü 2014 yılına kadar devam etti.

Yine 2006 yılında, Beyoğlu’nu Güzelleştirme Derneği’nin kurucusu Vitali Hakko’nun adıyla özdeşleşmiş olan büyük Vakko mağazası, yerini dev hazır giyim zinciri Mango’ya bırakmak üzere caddedeki 44 yıllık mağazasını terk etti. Kimilerine göre bu İstiklal’de ‘bir devrin kapanması’, sosyetenin Taksim’e sırt çevirmesi anlamına geliyordu, kimine göre ise küreselleşmenin kaçınılmaz sonucuydu. 

2011 yılında kaldırımlara konulan masalar kaldırıldı, aynı yıl Eski Saray Sineması’nın yerinde Demirören AVM açıldı. Bu iki olay caddenin alışveriş kültürünü ve eğlence anlayışını temelinden değiştirdi. 4 yıl sonra, bu kez Demirören’in yanındaki, içinde Emek Sineması’nın ve İnci Pastanesi’nin bulunduğu tarihi Serkildoryan (Cercle d’Orient) binasının yerine Grand Pera AVM inşa edildi. İnşaatın en üst katında yapımı devam eden Yeni Emek Sineması’nı gezen Beyoğlu Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan’ın “Emek Sinema Pasajı’nı (…) büyük bir alışveriş merkezi olan İstiklal Caddesi’nin sinema bölümü gibi görüyorum” şeklindeki sözleri bu dönüşümü ve yeni Beyoğlu’nu özetliyordu.

Caddenin, Beyoğlu’nun durgun zamanlarında ayakta kalmayı başarabilmiş olan pek çok sembol dükkanı bu süreçte el değiştirmek, taşınmak ya da kapanmak zorunda kaldı; tarihi Alkazar, Sinepop, Rüya gibi tarihi sinemalar, kitabevleri, müdavimleri olan pastane ve restoranlar, tarihi Rebul Eczanesi ve Kelebek Korse gibi dükkanlar caddeyi bir bir terk ederken, onların yerine açılan büyük marka zincirlerinin bir kısmı da 2013 haziranında başlayan Gezi olaylarının ve 2016 martında yaşanan terör saldırısının ardından gelen ekonomik durgunluk ve güvensizlik neticesinde kepenk indirdi. Boşalan mağazaların bir kısmına daha sonra, fiyatları her türden gelir gruplarına hitap eden hazır yemek ve hazır giyim mağazaları açılacak, bir kısmı ise yeni kiracı bulamadığı için boş kalmaya devam edecekti.

CHP İstanbul milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, 2016’nın eylül ayında Twitter hesabından yapmış olduğu, 1 ay içinde kapanan dükkanların listesini içeren paylaşım, bir zamanlar boş dükkan bulmanın imkansız olduğu İstiklal Caddesi’nin içler acısı halini özetliyordu. 

https://twitter.com/aykuterdogdu/status/771751903776628736

Serkildoryan’ın, İnci Pastanesi ve Emek Sineması’yla birlikte yıkılması

Brendan Freely ve John Freely’in, ‘Galata Pera, Beyoğlu: Bir Biyografi’ adlı kitabında anlattığına göre Serkildoryan (Cercle d’Orient) binası, 1882 yılında  inşa edildi. Binanın sahibi Abraham Paşa iflas edince burayı bahçesiyle birlikte Manuk Manukyan satın aldı. Daha sonra H. Arditi ile A. Saltiel isimli organizatörlere satılan Serkildoryan, yeni sahipleri 1945’te Varlık Vergisi nedeniyle iflas edince, İstanbul Belediyesi’nin eline geçti. 1957’de bina 26.5 milyon TL karşılığında Emekli Sandığı’na satıldı. Binanın sokağa bakan katında bulunan, daha sonra Emek Sineması adını alacak olan Melek Sineması, 1958’e kadar Emekli Sandığı’nın izniyle İpekçi Kardeşler tarafından işletilmeye başladı. 1958’de Emek Film’in kurulmasıyla salonun adı ‘Emek’ olarak değiştirildi ve kapatıldığı 2009 yılına kadar böyle kaldı.

2009 yılında, Serkildoryan binasının yerine dev bir AVM yapılacağı duyuruldu. Tarihi binanın, içinde İstiklal Caddesi’nin sembol mekanlarından olan Emek Sineması ve İnci Pastanesi ile birlikte yıkılmasına karşı çıkan kesimler 2010 yılında ‘Emek Sinemasını Yıktırmayalım Platformu’ adı altında bir araya geldi. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı (İKSV) da ‘sinemayı kurtarmak için somut bir plan üzerinde çalıştıklarını’ açıkladı. Bunun üzerine projenin mimarları ve dönemin belediye başkanı Ahmet Misbah Demircan, İKSV’yi, sinemanın yıkılmayacağı, yalnızca ‘1 kat yukarı’ taşınacağı yolunda temin etti.

Kamuoyunda karşılık bulan protesto gösterileri ise uzun süre devam etti. 2013’ün 30 Mart’ında, sinemanın yıkılmasına karşı çıkan bir grup gösterici, binayı işgal etti. 7 Nisan’da, aralarında dünyaca ünlü yönetmen Costa Gavras’ın da olduğu yerli ve yabancı yönetmenlerin ve film eleştirmenlerinin katıldığı bir gösteri, polis tarafından göz yaşartıcı bomba ve tazyikli su ile dağıtıldı.

Bina 20 Mayıs 2013’te yıkıldı. Grand Pera AVM 3 yıl sonra açıldı. Yeni Emek Sineması AVM’nin en üst katına taşındı. Bugün çoğunlukla özel gösterimler ya da gala gösterimleri için açılan salonun fotoğrafının çekilmesi ise yasak.

İnci Pastanesi’nin taşınması

İstiklal Caddesi’nin, Rumeli Han’daki dükkanların tahliyesiyle kapanmak zorunda kalan bir diğer sembol mekanı ise İnci Pastanesi’ydi. 1944 yılında Luka Zigoris tarafından açılan İnci Pastanesi’nin kira sözleşmesi, 6 Haziran 2010’da tek taraflı olarak feshedildi. İnci’nin kapatılmaması için kamuoyundan büyük destek geldi, ancak her şeye rağmen dükkan Aralık 2012’de tahliye edildi. Olaylı tahliye sırasında 1 kişi gözaltına alınacaktı. 

İnci Pastanesi’nin işletmecisi Musa Ateş, 12 yaşında çırak olarak çalışmaya başladığı tarihi dükkanın kapatılmasından duyduğu sitemi şu sözlerle dile getirecekti: “Sağır sultan duydu ancak bizi yönetenler sesimizi duymadı. Bizim amacımız, bu tarihi bina ve içinde bulunan mekanların aslına uygun yapılmasıydı. Biz onlardan başka bir şey istemedik. Birileri bir kültürü var etmek istiyorsa bu kültürün hakkı birey hakkıdır. Ben bugüne kadar size hizmet etmekten gurur duyuyorum. Ama ne yazık ki benim gurur duymam yetmiyor. Ben herkesten özür diliyorum. Mağdur olan halktır. İnci Pastanesi inci yapan halktır. Halkı hiçe mi saydınız. Utansınlar, arlansınlar.”

inci

Pastanenin bugünkü adresi, Mis Sokak, numara 18/A.

Librarie de Pera’nın kapanması

Türkiye’yi müzayede usulüyle kitap satışıyla tanıştıran, Beyoğlu’nun 93 yıllık kadim sahafı Librarie de Pera, içinde bulunduğu ikinci derece tarihi eser sayılan binanın, önceden bağlı olduğu Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce restore edilmek üzere ihaleye çıkarılmasının ve ihalenin yaklaşık 40 bin liraya CHP’nin o dönem genel başkan yardımcılığı görevini sürdüren Sezgin Tanrıkulu’nun oğlu Ali Tanrıkulu’na verilmesinin ardından, kira sözleşmesinin tek taraflı feshiyle işgalci statüsüne düştü ve 2013 yılında kapanmak zorunda kaldı.

Dükkanı 29 yıldan bu yana işletmekte olan Uğur Güracar, sözleşmenin feshedilmesinin ardından yerel mahkemeye giderek itiraz başvurusunda bulundu. Yerel mahkemeden lehte karar çıktı; ancak karar 2.5 ay içinde Yargıtay tarafından bozuldu ve gerekçeli kararın tebliği yapılmadan, tahliye gerçekleştirildi.

Güracar, mahkeme safhasında Ankara’daki Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne  ve İstanbul’daki Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne bağlı yetkililerle görüştü ve binanın restorasyonunu üstlenmeyi, kiranın da makul bir ölçüde arttırılmasını önerdi; ancak bu çabaları sonuçsuz kaldı. Kendisi, yaptığı görüşmeler sırasında, sözleşmenin tek taraflı feshinin hukuksuz olduğunu ve asırlık kitapçının kamu yararı gözetilerek korunması gerektiğini söylediği yetkililerden ‘Biz gereğini yaparız, kanun arkadan gelir’ ve ‘Kamu yararı muğlak bir kavramdır’ gibi cevaplar alacaktı.

The Marmara Otel’de müzayedelerine devam eden Librarie de Pera bugün kitap satışlarını internet üzerinden gerçekleştiriyor. 

liberarie de pera

Eskiden Librarie de Pera’nın olduğu yerde bugün takı satılıyor.

Robinson Cruose 389’un taşınması

1994 yılında, İstiklal Caddesi 389 numarada açılan Robinson Cruose kitabevi, 2014 yılında artan kiraları karşılayamayarak önce SALT Beyoğlu’nun 4. Katına; SALT Beyoğlu’nun da aralık 2015’te kapanmasıyla birlikte de İstiklal Caddesi’nden Çukurcuma’ya inen Yeni Çarşı caddesindeki yeni yerine taşındı.

duyuru

Taşınma, kapıya yapıştırılan kağıt ve sosyal medya aracılığıyla duyurulacak, duyuruda yapılan ‘elden ele’ çağrısına karşılık verenlerin oluşturduğu insan zinciriyle, kitaplar yeni yerine elden ele taşınacaktı.

Kitabevinin taşınmasına neden olan sürecin ayrıntılarını, kitabevinin anonim ruhuna bağlı kalmak adına kimliğinin açıklanmamasını rica eden bir kişiyle görüştük.

robinson

20 yıl boyunca İstiklal Caddesi 389 numarada bulunan Robinson Cruose 389’un şimdiki adresi Tomtom Mahallesi, Yeni Çarşı Cd. 34 A

Rumeli Han’ın tahliyesi

1894 yılında inşa edilen Rumeli Han, 2012 yılında Gevrekli ailesi tarafından satın alındı ve aralarında Rebul Eczanesi’nin de bulunduğu eski kiracıları, takip eden 2 sene içinde buradan çıkarıldı. 2015’te, hanın Hilton tarafından satın alınacağı ve 173 odalı bir otele çevrileceği yönünde haberler basında yer aldı. Ancak satış gerçekleşmedi ve han 2017’nin 24 Nisan’ında, değeri 450 milyon TL olarak belirlenerek icradan satışa çıkarıldı. Satışı tamamlanmayan hanın 2 Ekim 2017’de ikinci kez satışa çıkarılacağı açıklandı.

Rumeli Han ile bugün pek az hatırlanan Si-nem Han’ın ve İstiklal Caddesi’nin dönüşümünün öyküsünü, hanın 120 yıllık işletmelerinden olan ve 2014 yılında handan tahliye edilen Rebul Eczanesi’nin 50 yıllık işletmecisi Mehmet Müderrisoğlu’ndan dinledik.

rebul

Rebul eczanesinin sahibi Mehmet Müderrisoğlu : ‘Beyoğlu dünyada parmakla gösterilecek kadar nadide bir elmas taşıdır. Yani kaşıklı elması dedikleri, Beyoğlu’dur; ama…’

Bugün İstiklal Caddesi’nin girişindeki Meşelik Sokak’ta bulunan Rebul eczanesini, artık Mehmet Bey’in oğlu işletiyor.

Unutulan Si-nem Han

Si-nem Han, 2011’de açılan Demirören AVM’nin olduğu yerde bulunuyordu. Erken Cumhuriyet döneminde, içinde Saray ve Lüks Sinemalarının bulunduğu han, 1950’de atlattığı yangının ardından pasaj olarak varlığını sürdürecekti. 1980 yılında Demirören Grup tarafından satın alınan yapının kiracıları, zaman içinde burayı terk edecek, 1996 yılına kadar kendi haline bırakılan han, 10 yıl sonra tamamen yıkılacaktı.

AVM’nin 5 yıl kadar süren inşaatı sırasında, Demirören Holding ve İnşaat Şirketi, inşaat arazisini yasadışı şekilde iki katına çıkaracak ve inşaat alanının hemen yanında bulunan, 400 yıllık tarihi Hüseyin Ağa Camii’nin temeline hasar verecekti. Ayrıca Cadde’nin mimari dokusuna uygun biçimde inşa edileceği taahhüt edilen Demirören AVM’nin saçak hizasının, orijinal yapınınkini aştığı iddiaları gündeme gelecek; ancak Si-Ne Han’ın pek az fotoğrafı olması dolayısıyla bu iddialar kesin olarak açıklığa kavuşturulamayacaktı.

Kelebek Korse’nin taşınması

Kelebek Korse, 2012’de Borçlar Kanunu’nda yapılan, 10 yılını dolduran kiracıların gerekçe göstermeksizin çıkarılabilmesine olanak veren değişiklik nedeniyle, 2015 yılının sonunda İstiklal Caddesindeki 80 yıllık dükkanını kapatmak zorunda kaldı.

Dükkanın kapatılmaması için yapılan protestolara CHP İstanbul Milletvekili Melda Onur da, şu sözlerle destek vermişti: “Kültürel soykırımdan bahsedeceksek, Beyoğlu’na Beyoğlu kimliğini veren İnci Pastanesi, Emek Sineması, AKM, Kelebek Korse, Eller Sanat Galerisi gibi yerleri görmezden gelemeyiz. Söz konusu yasa 6-7 Eylül’e direnen mekanları AKP yasalarına boyun eğdiriyor”.

Tahliye sürecini ve İstiklal’in dününü ve bugününü, dükkanın 3. kuşak sahibi İlya Avramoğlu’yla, Şişli’deki yeni yerlerinde görüştük.

kelebek korse

Narmanlı Han’ın yıkılması

1831 yılında inşa edilen Narmanlı Han, 1914 yılına kadar sırasıyla Rusya Büyükelçiliği ve Rus hapishanesi olarak kullanıldı, daha sonra ise ticari hana dönüştürüldü. Narmanlı yurdu olarak anıldığı bu dönemde, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ikametgahı oldu; ayrıca Aliye Berger ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun atölyeleri bulunuyordu.

1990’lardan sonra kendi haline bırakılan han, 2013’te Erkul Kozmetik’in sahibi Mehmet Erkul ve Eteksan Tekstil’in sahibi Tekin Esen’e restore edilerek işletilmek üzere 57 milyon dolara satıldı.  Binanın yıkım süreci 2015’te başladı. Restorasyonu üstlenen mimar Sinan Genim, Beyoğlu Kent Savunması’nın öncülüğünde düzenlenen protestolara karşılık, Han’ı ‘eski, ihtişamlı günlerine’ döndüreceklerini söyleyecekti: “Eski halinin fotoğrafları ortada. Viraneden farksız hale gelen, çökme tehlikesi bulunan tarihi eseri aslına uygun olarak yeniden eski ihtişamlı günlerine döndürüyoruz. Bizi eleştirenler, bugüne kadar ortaya hiçbir eser koymayan, kendileri dışında hemen herkesi ahlaksızlıkla itham eden kişiler.”

Narmanlı Han’ın restorasyondan önceki ve sonraki hali.
Narmanlı Han’ın restorasyondan önceki ve sonraki hali.

Han’ın yeni hali, gerek aslına sadık kalınmaması gerekse dış cephe boyaması nedeniyle eleştirilere konu oldu.

Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhcu’ya göre, Narmanlı Han’ın restorasyonuyla birlikte, kent, önemli bir kimlik değerini kaybetmişti:

Toplumsallık ve sanat ilişkisi yok edilmiş ve tipik bir AVM kültürü mekana yansımış. Özgün niteliğinin yaşatılması zaten bir hedef olarak konmayan yapının malzeme, tasarım ve kullanım kararları özgün niteliği ile bağdaşmıyor. (…) Aksi halde Narmanlı Han’da olduğu gibi kişisel tasarruflarla tarihi binanın ‘fiziksel başkalaşması ve mekanın ruhunu kaybetmesi’ ile sonuçlanan bir ‘fikri iflas’ gerçekleşebilir. Kent bu nedenle önemli kimlik değerini kaybederken, Narmanlı Han üzerinden toplumsal bellek yitimi somutlaşmıştır.” 

Kendi haline bırakılan Markiz Pastanesi

1940’ta açılan Markiz Pastanesi’nin kaderi İstiklal Caddesi’ninkini neredeyse birebir yansıtıyordu. Adını Paris’teki Marquise de Seviqne çikolatasından alan pastanenin, her biri bir mevsimi anlatan fayans panoları Fransa’dan getirilmiş, kış panosu getirilirken yolda kırılmıştı. Bir dönem edebiyatçıların, ressamların ve aydınların buluşma yeri olan kadim pastane, 1970’te oto yedek parçascısına satıldı, 1980’den 1990’lara kadar ise kapalı kaldı. 2003 yılında Roberts Coffe olarak yeniden açılan ve eski dekorasyonuyla ve önceden olduğu haliyle işletilmeye başlatılan pastane, 2013’te Yemek Kulübü isimli gıda zinciri tarafından satın alındı. 

Markiz Pastanesi, bir dönem edebiyatçıların, ressamların ve aydınların buluşma mekanıydı.
Markiz Pastanesi, bir dönem edebiyatçıların, ressamların ve aydınların buluşma mekanıydı.

Halihazırda boş olan ve içinde herhangi bir tadilat çalışması yapılmadığı anlaşılan eski pastanenin yeniden açılıp açılmayacağı meçhul.

İstiklal’den ‘geçmeyenler’

Son olarak dosyamızda caddenin eski ve yeni, şen sakinlerine yer vermek istedik.

mandabatmaz

Bunlardan biri, İstiklal Caddesi’ndeki Olivia Geçidi Sokağı’nda bulunan, Türk kahvesiyle meşhur olan Mandabatmaz. 1967 yılından bu yana, müdavimlerini ağırlıyan bu kendine özgü ve mütevazı mekanın ismi, burada pişirilen kahvelerin, ‘içinde mandanın dahi batmayacağı denli’ yoğun ve köpüklü olmasından geliyor. Dükkanın sahibi Cemil Filik, kahveyi İranlı ustalarından öğrendiğini söylüyor.

Mandabatmaz’da Cemil Bey’le görüşebilme imkanımız olmadı, ancak son on yıldır caddede yaşanan dönüşüme şahitlik eden genç bir çalışanla konuşabildik.  Kendisi İstiklal Caddesi’nin eski canlılığını kaybettiğini, buna kısmen masa yasağının, kısmen de kiraların yükselmesinin neden olduğunu ancak kendileri için pek az şeyin değiştiğini ve müdavimlerinin gelmeye devam ettiğini söylüyor.

Mandabatmaz’ın internet sitesinde yer alan şu satırlar da aynı şekilde, on yıllardır değişen bu caddede, değişmeyen bir şeylerin de kalabileceği umudunu taşıyor: “İstiklal Caddesi otomobillerden kurtulur. Tramvayını kaybeder, geri kazanır. Sinemalar, pastaneler yıkılır ama Mandabatmaz hep yerindedir, her sabah aynı saatten her akşam aynı saate dek yüzlerce fincan kahve servis edilir küçücük ocaktan dışarıdaki üç-beş masaya.”

Dosyada yer vermek istediğimiz son isim ise İstiklal Caddesi’nde geçen haziranda açılan Authentic Lebanese Falafel. Mekanın sahibi Beyrutlu Kerim Bey, yıllardan beri turist olarak Türkiye’ye gidip geldiğini ve İstiklal Caddesi’nde bir yer açmayı hayal ettiğini; ancak 1 yıl öncesine kadar caddede boş dükkan  bulamadığı için bu hayalini uzun süre gerçekleştiremediğini söylüyor.

Kerim Bey, bu yılın başında, terör saldırısına uğrayan Reina’daymış. Saldırının ardından arkadaşları ona nasıl hala Türkiye’de kalmaya devam ettiğini sormuş. Kerim Bey ise onları, Türkiye’yi, özellikle de İstanbul’u sevdiğini söyleyerek cevaplamış.

Kerim Bey: İnsanlar bana Reina’da yaşadıklarımdan sonra nasıl hala Türkiye’de kaldığımı sorduğunda, onlara İstanbul’u sevdiğimi söylüyorum.
Kerim Bey: İnsanlar bana Reina’da yaşadıklarımdan sonra nasıl hala Türkiye’de kaldığımı sorduğunda, onlara İstanbul’u sevdiğimi söylüyorum.

İstiklal Caddesi’nin 10 yıl öncesine nazaran tenhalaştığını ve şimdiki canlılığının eskiye göre hiçbir şey olduğunu söyleyen Kerim Bey, her şeye rağmen burada olmaktan hoşnut.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus