Selin Sayek Böke ve İlhan Cihaner ile ‘Kurultaya doğru CHP’

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Söyleşinin tam metni:

Yayına hazırlayanlar: Gamze Elvan – Şükran Şençekiçer

Kurultay ve gelecek için açık çağrı: “Geçmişi biz kurduk, geleceği biz inşa edelim” Medyascope TV özel yayınından merhaba. Az önce telaffuz ettiğim cümleleri içeren bir bildiri, öğle saatlerinde haber merkezimize düştü. Bildirinin altında CHP’nin önde gelen iki milletvekilleri Selin Sayek Böke ve İlhan Cİhaner’in isimleri vardı. Hedefledikleri kitle, CHP delegeleri, CHP üyeleri ve aslında tüm Türkiye’ydi. İki buçuk sayfalık bir bildiri içerisinde var olan hükümet için “saray rejimi” tanımlaması yapılıyor. “Daha fazla hukuksuzluk, daha fazla baskı, yoksulluk ve savaş Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek. Oysa zamanın ruhu, dünyanın ve Türkiye’yi net bir sol siyasete çağırıyor” yazıyordu. İki buçuk sayfalık bu metinde tespitlerin dışında CHP’nin yapması gerekenler için öneriler de vardı. Şimdi bu bildiriyi imzalayan iki isim karşımızda. Hoş geldiniz, Sayın Cihaner, Sayın Böke!

Cihaner: Hoş bulduk.

Böke: Hoş bulduk.

Öncelikle Sayın Böke’ye soruyorum, neden böyle bir bildiri çıkarma ihtiyacı duydunuz?

Böke: İki şeyi vurgulamak gerekir burada; CHP kurultayına gidiyor, gelecek hafta sonu bir kurultay gerçekleştireceğiz. Bu kurultayın tam da Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu siyaseti CHP’nin nasıl yapması gerektiğine dair bir tartışma zeminine dönüştürme ihtiyacımız ve hatta zorunluluğumuz var. Dolayısıyla bu bir sorumlulukla esasında yazılmış bir bildiri ve bir açık çağrı. Çağrımız tam da Türkiye için ihtiyaç duyduğumuz, sizin biraz önce okuduğunuz sol siyaseti, birlikte nasıl kuracağımıza dair, birlikte büyüyelim” diyen bir çağrı. Bunu tam da kurultaydan önce yapmak, bir zorunluluktu çünkü kurultaylar, esasında siyasi partilerin ülkeye dair çizecekleri yol haritasını ortaya koydukları ve yönetimi bu siyasete taşımak üzere yaptıkları seçimlerdir. Bu açıdan çok kritik. Bir, ikincisi de Türkiye’nin önünde çok tarihi bir dönem duruyor. Bu tarihsel bir sorumluluk yüklüyor özellikle CHP’ye. Yani saray rejimi Türkiye’yi sıkıştırıyor, bu sıkışıklık en somut biçimde siyasette kendini gösteriyor, baskı zorlama… Bütün devlet imkanlarını kullanarak bir rejim dayatmasıyla karşı karşıyayız. E, buna karşı koyması gereken en örgütlü güç CHP, dolayısıyla Türkiye’nin karşısında duran bu yol ayrımında toplumsal muhalefete öncülük etmekle yükümlü ve tarihinde hep bu öncülüğü yapmış CHP’ye görev düşüyor. Onun için de özellikle biz, bir sorumluluk olarak bu açık çağrıyı yapma ihtiyacı duyduk.

Peki, Sayın Cihaner, bu bildiri çıkalı saatler oldu ve bildirinin altında dikkat çeken bir noktada sizinle iletişime geçilmesi arzu ediliyordu, bir mail vardı, bir yazı yazma kutucuğu vardı. Nasıl geldi tepkiler?

Cihaner: Doğrusu son durumu gözlemlemedim ama ilk başta epeyce vardı ve olumluydu Türkiye adına aslında tam da bildirimde belirttiğimiz umursamamızı gerektirecek parti adına yorumlar vardı. O kısmın olması zaten bildirinin ruhuna da aslında işaret etti. Biz Türkiye olanaklarını, potansiyellerinin, Türkiye’nin şu anda sıkıştığı yerden Türkiye’yi çok daha ileri bir noktaya taşıyacak bir potansiyeli taşıdığını düşünüyoruz. Zaten amacımız da bu potansiyeli harekete geçirmek, hem CHP için hem Türkiye için, hatta belki de Ortadoğu ve dünya için ahlaki, siyasi bir çıkış tarif etmeye çalışıyoruz burada. İlk tepkiler olumlu, evet.

Peki Selin Hanım bu tarif ettiğiniz çıkışı aslında dört maddede özetlemiştiniz ama yine de sizden duymak isteriz. Aslında tespitler kuşkusuz CHP’nin üyelerinin ve delegelerinin üzerinde bulaşabileceği tespitler ama galiba mesele biraz, “peki çözüm nerede? Nasıl bir siyaset izlemeliyiz?” konusunda. Siz bunu dört maddede özetleyip yazmışsınız ama yine de duymak isteriz sizden.

Böke: Şunu bir kere açıklıkla ifade edeyim; tabii tespitlerde ortaklaşıyor ve bununla ilgili bir siyaset ortaya koyuyor olmak en büyük, bana sorarsanız, kazanımlardan bir tanesi. Fakat tespit ötesine geçen ve yeni bir siyasetle bu durum değişebilir diyen bir iddiaya ihtiyaç vardı, bu çağrı o iddianın etrafında birikmek isteyen ve birlikte değişime ortaklaşmak isteyenleri buluşturan bir çağrı olmalı ve biz o buluşmayı ilk birkaç saatte daha görüyoruz. Yani son durumu görmemiş olmamızın sebebi, herkesin elinde bir telefon mütemadiyen bir irtibat halindeyiz. Bu coşku ve geleceğe dair umudun burada birikmeye başlamış olması bana sorarsanız, tam da beklediğimiz şekilde. Şimdi, şunu söyleyelim, bir kere bu Türkiye olağanüstü koşullarda bir siyasi zemin ve bunun vatandaşa olağanüstü yansımalarının olduğu bir olağanüstü dönemde olduğu tespitinde ortaklaşmıyor esasında bugünkü yönetim anlayışı. Yani birçok itiraz, bugünün tespitinde ortaklaşılmıyor olmasından kaynaklanıyor. Bu tespitte ortaklaşmak bir zaruriyettir çünkü bugün “Türkiye olağanüstü dönemden geçiyor” denmediğini taktirde, ortada oluşan siyaset de bu olağanüstülüğü kaldırmaya imkan vermiyor. Dolayısıyla ilk tepkimiz esasında bu olağanüstülüğü kabul etmek yönünde bir tarihten başlıyor. İkincisi, bu olağanüstülüğü tespit ettikten sonra o zaman buna “çare nedir?” dediğimizde ilk yapılması gereken şey şu; bugün olağan araçlarla ve olağan siyasi yöntemlerle durumu değiştiremeyeceğimiz aşikar. O zaman bizim de esasında toplumda var olan bu olağanüstülük algısı ve buna dair bir şey yapma hevesini Meclis’in içinde dışında araçları genişleterek demokratik meşru zeminleri kullanarak ama bunları genişletmek için cesaretli adımlar atarak bir siyaset kurgulamamız gerekiyor, birinci bu.

Yani olağanüstü koşullara uygun bir muhalefet tarifliyorsunuz.

Böke: Aynen öyle. Esasında toplum bunu zaten talep ediyor. Biz milyonların talebine ve sesine sadece bir ön yüz olmuş oluyoruz İlhan Cihaner’le beraber ve bunu destekleyen milletvekillerimizle ve partililerimizle beraber. Yani toplum zaten şunu söylüyor; biz olağanüstülüğün farkındayız, her birimiz baskı altındayız, her birimiz adaletsizlik, eşitsizlikten ekonomik ve sosyal olarak bunalmış durumdayız, her birimiz hukuksuzluklardan yıprandık. Bu olağanüstülüğe çare olabilecek, olağanüstü muhalefeti örgütleme yükümlülüğü CHP’de. O zaman önce CHP’nin durumun olağanüstü olduğu kabul edip, bu muhalefeti örgütlemek için bir adım atması gerekiyor. İkincisi de, CHP’nin acilen kendi özüyle siyaset yapacak cesareti sadece olağanüstülüğü dair değil; kendi özüne dair de bir siyaset kurgulaması gerekiyor. Biz bir sosyal demokrat, sol değerler üzerine inşa edilmiş bir partiyiz ve bugün esasen zamanın ruhu da tam da bu sol değerler etrafında örgütlenmeye imkan veren bir dönem. O zaman bize düşen, başka siyasi partilerin, bize sunduğu, sanki toplumun iradesi ve değerleriymiş gibi, kendi değerlerini dayattığı siyaset üzerinden değil, yani muhafazakar sağ siyasetin dili ve değerleriyle konuşan değil; bizim olan ve gelecek Türkiye hayalinde insanları ortaklaştırabileceğimiz evrensel sol değerler ve Türkiye’nin üzerine kurulmuş olduğu Atatürk Devrimleri, laiklik, eşitlik, özgürlük, barış kavramlarını bizim inandığımız şekilde anlatan bir siyaset yapmamız gerekiyor. İkinci değişim talebimiz bu yönde. Üçüncüsü de bana sorarsanız yani biraz özetlemiş oluyoruz buradakilerin hepsini ama yeni bir örgütlenme biçimine ihtiyacımız var. Biz, esasında bir kez daha toplumun burada siyasetlerin önünde olduğunu gördük. Hatırlarsanız Gezi’de başlayan, “Hayır” iradesiyle devam eden, Adalet Yürüyüşü’nde milyonlarla ortaklaşan bir yatay örgütlenme açlığı ve bunu kendince yapan demokrasiyi yaşatan milyonlar var Türkiye’de. Şimdi o toplumsal muhalefeti bu yatay örgütlenmelerle CHP’nin içine taşımak, 2019’da Türkiye’yi o aydınlığa çıkartacaktır. Hem tespitler belki de ortaklaşmadığınız ama ortaklaşmaya doğru itmek üzere önemli diye düşünüyorum hem de her bir eleştirimizde bir alternatifi de çok açıkça koyuyoruz.

Peki Sayın Cihaner, sunduğunuz çözüm önerilerinde şu ifadeler var; “OHAL rejimi sona erene kadar, askeri demokratik ortama geçilene kadar, adil, güvenli bir seçim ortamı sağlanan kadar, Meclis’te aktif boykot, meclis çalışmalarından çekilme vb. demokratik araçlar, parti kurallarında ciddi şekilde değerlendirilmeli.”  Peki, burada bu meseleler CHP tabanında ya da genel olarak CHP’deki yöneticilerin duyduğu hassasiyet; “aman ülkenin geri kalanı ne der?” endişesi taşımadan atılabilecek kolay bir adım mı? Çünkü radikal, ciddi bir şey öneriyorsunuz.

Cihaner: Tam da bu bildirinin ve çıkış noktasının bel kemiğini burası oluşturuyor zaten Selin Hanım detaylıca anlattı, eğer biz olağanüstülük tarif ediyorsak ,ki Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı tablo, olağanüstülüğü de aşan tablo aslında, bu saldırıya ya da bu statüye sanki hiçbir şey olmamış gibi, normal, rutin yasama faaliyetiyle, rutin siyasi faaliyetiyle cevap veremez. Bu çok böyle sevilen ve çok kullanılan benzetmeyle. Tam burada aslında bildirinin tarif ettiği şey bu. Siz örneğin eğer Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) çıkardığı yasaya göre herkesi, her merciyi alayı, yerine getirilmesi zorunluysa ama iktidarın emriyle alt derece mahkemesi bunu yerine getirmiyorsa, burada artık örneğin hukukla ilgili geleneksel mekanizma işletemezsiniz. Ya da AYM, OHAL çerçevesinde çıkarılan kararnameleri “ben incelemem” diyorsa, bu hukukun eylemli olarak kaldırılması ve o mekanizma üzerinden kurulacak bir muhalefetin bir direnişin, bir mücadelenin anlamsız hale geldiği anlamındadır, bu çok aşikardır. Siz buna “artık giderim mahkemeye dilekçe veririm” tabii ki “o da ihmal edilmemeli” diyemezsiniz. Yani karşımızdaki bu olağanüstü statüyle ilgili bizim de buna cevap verecek yeni muhalefet yöntemleri, yeni direniş yöntemleri bu statüyü bozacak yeni şeyler yapmamız lazım. Bakın şu anda sırf “barış” dedikleri için, soyut bir barış istedikleri için insanlar gözaltına alınıp, tutuklanabiliyor. Şimdi bizim aslında şöyle bir adım geriye çekilip baktığımızda bizim verdiğimiz radikal şey değil, aslında yaşadığımız şey çok radikal. Ama bu radikalliği idrak edip, bu radikalliğin farkına varıp, ona karşı bizim radikal şeyler geliştirmemiz lazım. Eğer parlamentoda çok açık bir şekilde, parlamento devre dışı bırakılıp KHK’larla, torba KHK’larla parlamentonun denetim, bütçe hakkı gibi tartışma, söz söyleme hakkı gibi tüm olanakları, alanları tıkanmışken bu parlamentoda normal yasama faaliyeti yürütemezsiniz. Bu olsa olsa gideceğimiz felakette bizim ihmalimizi, aymazlığımızı yazar tarih. Hele hele son zamanlarda işte Ortadoğu’da ağırlıklı olarak iç siyasi dengeler çerçevesindeki maceraları görünce tam da bu. Aksi takdirde durumumuz Irak gibi, Suriye gibi olabilir. Böyle bir tehditle karşı karşıyayız. Böyle bir karanlık durum varken aslında bu kırılganlık bize olağanüstü bir fırsat da tanıyor. Biz de bu olağanüstü fırsatı CHP’nin bu kendi iç dinamiğini, çalışma ve muhalefet yöntemlerini değiştirirse oradan tüm dünyaya belki de örnek olabilecek bir ahlaki ve politik hat inşa edebiliriz iddiasındayız, başta Türkiye olmak üzere.

Peki Selin Hanım, bildirinizde diyorsunuz ki önümüzdeki kurultay genel başkan değişikliği, delege sayısı yarışına indirgenmemeli, parti meclisi, parti yönetimine indirgenmemeli, bunlar tartışılmalı diyorsunuz ama kuşkusuz bunu hayata geçirecek olan genel başkan ve etrafındaki kadrolar. Siz Kemal Bey’in -ki kurultaydan çıkması, seçilmesi kesin gözüyle bakılıyor- bu önerdiğiniz metni kabul edeceğini düşünüyor musunuz? Hayata geçirir mi?

Böke: Biz bu metinde şöyle bir talep ve çağrı yapıyoruz: Diyoruz ki siyaset aslında tabandan büyüdüğü zaman güçlenir. Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan insanlar ve şahıslar üzerinden bir siyaset değil, fikirlerle ortaklaşılan bir yeni siyaset inşa etmektir. Dolayısıyla bizim talebimiz şahıslara, kişilere. Şu andaki yönetimden bir talep değil. Bilakis milyonların sesi olarak tabandan gelen yeni bir siyaset inşa etmek. Onun için de çağrımız çok açık bir biçimde bütün CHP üyelerine, bütün delege üyelerine ve bütün ötesine taşan bütün Türkiye’ye. Çünkü CHP’de böyle bir yeni siyaset tabandan gelen, şahısların kişilerin üzerinden tartışan değil, delege sayısı üzerinden siyaset kurgulayan değil, delegeleriyle siyaset konuşan yeni bir siyaset ortamı CHP’yi değiştirir ve değişen bir CHP Türkiye’yi değiştirir. Onun için bu sorun bir genel başkana ve bir genel başkanın yönetiminden bir talep yok. Bilakis, onları da içeren, onlar da bu partinin birer üyesi, temsilcileri ama tabandan gelen, bu partiye gönül vermiş, üyesi olarak, seçmeni olarak ama en önemlisi Türkiye’nin önünde tarihi bir kırılma olduğu gerçeğini bilen milyonlara şunu söylüyoruz: Gelin siyaseti biz farklı iş yaparak değiştirelim, birinden bir şey talep ederek değil, biz siyaseti yaparak ve onda ortaklaşarak o aydınlığı kuralım diyoruz. Bunu hayır iradesinde Türkiye’de gördük. Ne oldu? Bütün baskıya rağmen, devlet imkanlarının saray rejimi tarafından kullanılmasına rağmen milyonlar demokrasiyi yaşattı o süreçte. Ve CHP’ye şimdi düşen milyonların yaşattığı demokrasiyi milyonları partinin içine alarak yürütmekten geçiyor. Aynı şeyi Adalet Yürüyüşü’nde gördük. Gayrı meşru sonucu kabullenmeyin diyen toplumun bize yaptığı baskıyla çıkılan o yürüyüşte toplum bize şunu söylemiş oldu: Biz olağanüstülüğün farkındayız. Kişiler için veya kişilerle siyaset değil, hep beraber demokratik mücadele dediler. Bütün baskıya rağmen, hiçbir korumaları olmamalarına rağmen dahil oldular. Bizim çağrımız bu insanlara. Çünkü biliyoruz ki Türkiye’nin aydınlık yarınları işte bu insanlarla kurulacak. Biz sadece bunun ön sözüyüz. Ama o kadar çok insandan evet, şahsi siyaset değil, içerikli siyaset söylemini bugün duyduk ki, ben biliyorum ki bu çağrı kendisini yeni siyasetle yarın yaşama geçirecek.

Peki bu çağrı çok yanıt buldu, delege bazında, üye bazında da bir hava yarattı. Selin Sayek Böke’yi bir genel başkan adayı olarak görebilir miyiz 3-4 Şubat’ta?

Böke: Bu çağrının bir genel başkanlık adayı çağrısı olmadığını çağrının özü söylüyor. Biz bir siyaset tarif ediyoruz. Siyasetin bir ortak yol arkadaşlığından geçtiği gerçeğiyle bunu tarif ediyoruz. Bizim için bu kurultay o yeni siyaseti hep beraber kurma kurultayıdır. Kimin değil, kimlerin birlikte değişikliği yapacağını konuşalım. Şimdi o büyümeye odaklanalım.

Peki o zaman Sayın Cihaner’e sormak istiyorum. Cihaner ve Böke bu metni imzalayıp kenara çekilecekler mi kurultayda?

Cihaner: Bilakis, tam tersi, bu aslında bildiride tarif edilen siyasetin mücadelesinin başlatılacağını, bugüne kadar tabii ki belli bir boyutta bunu parti politikalarına hakim kılmaya çalışıyorduk ama, artık bunun önümüzdeki kurultay aşamasında çok güçlü bir mücadelesinin verileceğine dair bir ister meydan okuma deyin, ister çıkış deyin, ister duyuru deyin, tabii ki bunu imzalayıp kenara çekilmeyeceğiz. Kurultayda da bu hareketin, bu hattın hakim olması için elimizden geleni yapacağız. Bu liste de olabilir, daha dar bir liste de olabilir. Henüz onlara dair nitelendirmelerimizi beraber olduğumuz arkadaşlarla bitirmedik.

Böke: Şunun altını çizme fırsatını kullanabilir miyim? Biz burada şu çağrıyı yapıyoruz: Siyasi anlayış değişirse eğer zaten yarınlar değişebilir. Onun için ısrarla biz bu anlayışı hakim kılacak bir ortak mücadele talebimiz var. Bu talebi hem kurultaya kadar bırakmayacağız, hem kurultaydan sonra da bırakmayacağız.

Cihaner: Bu arada iki kişi de değiliz. Aslında biz…

Onu soracaktım.

Cihaner: Belli nedenlerle iki imza attık. Oldukça kalabalığız.

Bu oldukça kalabalık lafında kamuoyunda öne çıkan diğer CHP’lileri de anlayalım mı efendim?

Cihaner: Tabii tabii. Bu zaten önümüzdeki günlerde ortaya çıkacak.

Böke: Belki şöyle diyebiliriz: Manifestoya destek o kadar büyük ki, bugün ekranın sınırlarında bizler görünüyor olabiliriz ama bu ekranın devamı var ve o devam çok kalabalık.

Peki ben yine sorumu bir gazeteci olarak sormak zorundayım. Bu ete kemiğe büründü, gerçekten büyüdü ve var olan yönetim “hayır biz bu metne mutabık değiliz” derse kurultay mücadelesi denen şey aslında bir noktada o partinin iktidarına gelme mücadelesi. O zaman 3-4 Şubat’ta olgunlaştığı zaman bu kapıyı kapatmıyorsunuz herhalde. Yönetime gitmek için çabalarınız olur mu kurultayda?

Cihaner: Tabii ki. Yönetimde bir örgütlü yapı içerisinde siyaset yapıyorsanız, örgütlü yapının kendi sınırları içerisinde kalmak koşuluyla farklı bir nüansı, farklı bir siyaseti savunuyorsanız asıl hedef o bakış açısının yönetime hakim kılınmasıdır. O anlamda tabii ki yönetime elden geldiğince etki etmeye çalışacağız.

Peki siz de kuşkusuz kıdemli partililersiniz. Bu bahsettiğiniz metnin şekillenmesinde CHP tabanında bu metne dair bir ihtiyaç, buradaki tespitlerin paylaşıldığına dair ciddi bir gözleminiz var mı? İstanbul İl Kongresi’nin sonucu mesela sizi cesaretlendirdi mi?

Böke: Mutlaka. Esasında şunu söyleyelim: Taban ve toplumsal muhalefet, ısrarla bunu vurguluyoruz, siyasi partilerin çok önünde gidiyor zaten, neye ihtiyaç olduğunu tarif ve talep etmekte. İstanbul’da bunun yansımalarını gördük. Bu kurultayda da olacağına hiç şüphemiz yok. Bugün gördüğümüz destek zaten bilmediğimiz bir şey değildi. Biz bildiğimiz ve milyonlara ses olduğumuz inancıyla yazdığımız bir çağrıyı yapmış olduk bugün. O desteği  zaten biliyorduk. Esasında bir talep var. Bakın unutmayın, 16 Nisan gecesi CHP gayrı meşru sonuca yeterince tepki göstermedi diye var olan toplumsal muhalefete ses olmuştuk. Ses olduktan sonra bir koltuktan vazgeçip bu siyasi iradeyi başka türlü partide taşıma kararlılığını göstermiştim. Esasında o kararlılıktan sonra da şunu görmüştük: Milyonlar zaten bunu bizden talep ediyor. O milyonlar bütün baskıya rağmen Adalet Yürüyülü’nde sokakta yürüdüler. 450 km’ye ortak oldular. Demek ki toplum bizim önümüzde. Partinin tabanı da bizim önümüzde. Bize düşen görev o tabanın bizden talep ettiğine ortak olmak, büyütmek için öncülük etmektir. Partimize düşen de Türkiye’de bu değişim ihtiyacına öncülük etmek. Bizim de talip olduğumuz şey yönetim anlayışını değiştirerek ve yönetimin içinde bizim anlayışımızın ağırlıklı olduğu bir gelecekle Türkiye’yi bu kırılmada fırsat tarafına çevirebilmek. Aksi takdirde hakikaten bizim duyduğumuz umudu bastırmaya çalışan büyük bir rejimle mücadele ediyoruz. O zaman tabanın sesi olmak bizim yükümlülüğümüz.

Peki Sayın Cihaner, metinde 16 Nisan referandumu gecesi gayrı meşru sonuç karşısında tepkisiz kalınması, Yenikapı mitinginin desteklenmesi, katılması konusunda var olan yönetime ciddi eleştirel bakışlar var. Bu eleştirel bakışları tabanda da gözlemlediniz mi?

Cihaner: Tabii ki. Biraz önce Selin Hanım’ın da belirttiği gibi biz tabanda var olan o rahatsızlığı ya da o farklı siyaset öngörüsünü bir çeşit dillendirmiş olduk. Zaten bahsettiğiniz başlıklara, işte Cumhurbaşkanı’nın seçimdeki tercihle dokunulmazlıklar gibi başka politik tutumları da ekleyerek onun için bildiriye yazdık. Biz de bu tutumların devamı hâlinde CHP’nin de ülkenin de ciddi risklerle karşı karşıya kalacağını öngördüğümüz için tabanda var olan bu rahatsızlığı, tutum değişikliğini dillendirdik biz. Tabanda güçlü bir şekilde böyle bir talep var evet.

Peki çok teşekkürler Selin Sayek Böke ve İlhan Cihaner yayınımıza katıldığınız için, bizi kırmadınız. Çok sağ olun, size kolaylıklar diliyoruz. Anladığımız kadarıyla 3-4 Şubat’a kadar herhalde bu metin CHP’de bayağı bir tartışılacak, ne dersiniz?

Cihaner: Umarız, amacımız da bu. Biz de teşekkür ediyoruz.

Böke: Biz de teşekkür ediyoruz. Açık çağrımızı tekrar ediyoruz. Herkesi bu siyaseti büyütmeye davet ediyoruz.

Peki çok teşekkürler. İyi günler, hoşçakalın. Evet, Medyascope TV özel yayınında CHP içerisinde Selin Sayek Böke ve ilhan Cihaner imzalı kurultay ve gelecek için açık çağrıyı imzacılarıyla konuştuk. Umarız faydalı olmuştur. İyi günler.

 

 

 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus