Afrin harekâtı piyasaları ne kadar etkiledi?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Bir yandan Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde PYD/YPG kontrolündeki Afrin’e giriyor, diğer yandan Borsa İstanbul (BİST100) 120 bini geçip tarihi rekor kırıyor, dolar/TL kuru 3,73’e kadar düşüyor. Normal şartlar altında sınır ötesinde önemli riskler ve belirsizlikler içeren askeri bir operasyon başladığında bu durumun finansal piyasaları olumsuz etkilemesi beklenir. Lakin 20 Ocak Cumartesi günü başlayan Afrin harekâtının piyasalar üzerinde böyle bir etkisi olmadı.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Afrin’e doğru bir harekât gerçekleştireceği, bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından daha önceden ilan edildiği için, piyasalar açısından sürpriz değildi. Buna rağmen Cumartesi saat 17:00 itibariyle TSK’nın sınırı geçmesiyle, piyasalar hafta açılışında sınırlı da olsa bir reaksiyon verdi.

Piyasalar haftaya tedirgin başladı

Zaman zaman yukarı ataklar yapsa da Kasım ayının son haftasından itibaren düşüş trendine geçen dolar/TL kuru, Afrin harekâtı öncesinde, 19 Ocak 2018’de, 3,78 seviyelerinden işlem görüyordu. Harekâtın başlamasını takip eden ilk iş gününde dolar/TL kuru 3,83’e kadar hızla yükseldi. Ardından ABD ve Avrupa’dan gelen tepkilerin “ılımlı” olması piyasaları sakinleştirdi. Dolar/TL kuru önce 3,78’e sonrasında da 3,73 seviyesine kadar geriledi.

BİST100’de de benzer bir hareket yaşandı. Afrin harekâtının başlayacağının kesinleşmesinin ardından BİST100 19 Ocak Cuma günü 1000 puandan fazla değer kaybetse de 22 Ocak’tan itibaren hızla yükseldi ve haftayı tarihi rekor kırarak 120 binin üstünde kapattı.

Screenshot_10

TL’nin dolar karşısında değerlenmesi ve BİST100’ün rekor kırması Afrin harekâtının finansal piyasalar üzerinde olumsuz bir etki yaratmadığı algısını oluşturdu. Bu algı belli oranda haklı olsa da gerçeğin tamamını yansıtmıyor. Zira doların değer kaybı Türkiye’ye özgü değil. Bir süredir düşüş trendinde olan dolar endeksi son bir haftalık hareketin de katkısıyla Kasım 2014’den bugüne en düşük seviyeye geriledi. Ayrıca dolar, euro karşısında da hızla değer kaybetti ve euro/dolar paritesi Kasım 2014’den beri ilk defa 1,25’in üzerine çıktı. (Parite son bir ayda 1,18’den 1,25’e yükseldi.

Dolar endeksi
Dolar endeksi

Söz konusu algının eksikliğini daha iyi anlayabilmek bir de için son bir haftanın döviz sepetine bakalım. Dolardaki değer kaybına karşın euro/TL kurunun değerlenmesi sepet kurdaki düşüşün sınırlı kalmasına neden oldu. 19 Ocak’ta 4,2311 olan sepet kur 26 Ocak’ta 4,1948 seviyesine geriledi.

Gelişmekte olan ülkelerin para birimleri değer kazandı

Son haftada dolar karşısında sadece TL’nin değer kazanmadığını, bunun küresel bir hareket olduğunu bir de rakamlarla görelim. GOÜ para birimlerinden bazılarının 19-26 Ocak performanslarına bakalım.

Screenshot_11

Dolar neden değer kaybetti?

Doların son bir haftada neden kayıplarını artırdığını anlamak için bu hafta yaşanan dört gelişmeyi hatırlamakta fayda var:

  • ABD’de dış ticaret açığı beklentilerinin artması
  • ABD Hazine Bakanı Steven Mnuchin’in açıklamaları: Zayıf doların dış ticaret açısından ABD için iyi olduğunu kısa vadede dolar için endişeli olmadığını söyledi.
  • Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Mario Draghi’nin açıklamaları: “Euro Bölgesi büyüme görünümüne yönelik riskler büyük ölçüde dengelenmiş durumda. Olumlu finansal koşullar yatırımı destekliyor. Mali politikalar daha fazla büyüme dostu olmalı ve yapısal reformlar artırılmalı.”
  • Küresel risk iştahı[1]: Dünyada “riskli varlıklar” adı verilen, S&500 hisse senetlerinden başlayıp Gelişmekte Olan Ülke tahvillerine uzanan geniş yelpazede yer alan mali varlıklar için çok büyük ölçüde yüksek bir alım iştahı var.

Tüm bu nedenlerden dolayı bu hafta dolar diğer para birimlerine karşı kayıplarını hızlandırdı. ABD Başkanı Trump, Hazine Bakanı’nın sözlerini şu ifadelerle düzeltene dek: “Dolar daha da güçlü olmaya gidiyor ve en nihayetinde güçlü bir dolar istiyorum.” Bu sözler risk iştahının yüksekliği nedeniyle kurlar üzerinde çok fazla etkili olmasa da, doların değer kaybını durdurdu. Yani piyasalar son dönemde yaptığı gibi işlerine gelen haberi alıp işlerine gelmeyen haberi pek dikkate almadılar. Bunun bir diğer örneği de Türkiye özelinde yaşandı.

Erdoğan – Trump gerilimi bile piyasaların coşkusunu bitiremedi

Çarşamba akşam saatlerinde gerçekleşen Erdoğan – Trump telefon görüşmesi Türkiye ile ABD arasındaki fikir farklılıkların ne kadar derin olduğunu bir defa daha gösterdi. İki tarafın da görüşmenin içeriğini farklı şekilde açıklaması, kullanılan ifadelerin sertliği alışılmışın çok dışındaydı. Hürriyet gazetesinden Erdal Sağlam yazısında[2] piyasaların esas takip ettiği şeyin Türkiye-ABD ilişkileri olduğunu vurguladı.

“Piyasa oyuncularının korktuğu gelişmelerin oluşması, yani ABD ile bir çatışma havasına girilme ihtimali tümüyle bertaraf edilmiş değil. Özellikle Afrin’den sonra Menbiç harekâtına hükümetin niyetli olduğuna ilişkin gelen açıklamalar, böyle bir riskin oluşma tehlikesini beraberinde getiriyor. ‘Fırat’ın doğusunun da Irak sınırına kadar YPG’den temizlenmesi’ demeçleri, tehlikenin sürdüğünün en önemli kanıtı.”

Birçok ismin hemfikir olduğu bu tespitlere rağmen, gergin geçen Erdoğan – Trump görüşmesinden sonra bile piyasalarda anlamlı bir bozulma yaşanmadı. Bu da, bir defa daha küresel risk iştahının ve GOÜ fon akışının ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor.

Ekonominin belirleyici rolü

Muhalefetin tüm alanlarını, araçlarını ve imkanlarını kısıtlayan AKP iktidarı yaklaşan seçimler öncesinde en çok ekonomide yaşanabilecek olası çalkantılardan çekiniyor. Bu yüzden ekonominin çarklarını döndürmek için uğraşıyor. Bu yüzden Afrin harekâtının piyasalar üzerinde an itibariyle rahatsız edici bir etki yaratmaması, harekâtın uzaması, kapsamının genişletilmesi için iktidarın elini rahatlatıyor olabilir. Ancak yukarıda bahsettiğimiz gibi piyasalarda var olan iyimserlik bize has bir durum değil. Hatta Türkiye, var olan iyimser atmosferden, kendi liginde yer alan birçok ekonomiden daha az faydalanıyor. Şayet Türkiye kendine has riskleri artırır, Batı ile olan ilişkilerini daha da içinden çıkılmaz bir hale sokarsa küresel konjonktür bile Türkiye’nin önce piyasalarını ardından da ekonominin genelini ayakta tutmaya yetmeyebilir. Buna bir de küresel risk iştahının azalması eklenirse ortaya çıkacak tabloyu daha da vahim hale getirir.

[1] http://www.paraanaliz.com/2018/ekonomi/analiz-tl-cilgin-risk-istahi-20215/

[2] http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/erdal-saglam/piyasa-icin-kritik-olan-abd-ile-iliskiler-40720848

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus