Emmanuelle Pouydebat: “Hayvanlardan örnek alınacak o kadar çok şey var ki!”

Fillerin ve güvercinlerin yön tayin etme yeteneklerinden, karıncaların ve şempanzelerin kendi kendilerini tedavi etmelerine: İnsan sorunlarına hayvanların sunduğu çözümler olamaz mı? Hayvan zekâsı üzerine araştırmalarıyla bilinen Emmanuelle Pouydebat hayvanları dikkatle gözlemlemeye ve korumaya çağırıyor bizi.

Kendisiyle Libération’dan Catherine Calvet ve Thibaut Sardier’nin yaptığı ve 1 Ocak 2019’da yayınlanan söyleşiyi Haldun Bayrı çevirdi.

Emmanuelle Pouydebat

12 yaşındayken Yves Coppens’in australopithecus Lucy’den bahsettiği bir televizyon programını seyredince, ikisine de âşık olmuş. Hüner isteyen başarıları arasında, Tonkean şebeklerinin Thoiry Zooloji Parkı’ndaki bölümlerinden nasıl sıvışıp kargaşaya yol açtıklarını anlamak da var. Balta girmemiş ormanda şempanzelerin nasıl zikzaklar yaparak bir güzergâh izleme kapasitesine sahip olduklarını saptamak için, Fildişi Kıyısı’nda onlarla yarışmış da. Artık CNRS’te ve Doğa Tarihi Ulusal Müzesi’nde araştırma yöneten, davranışların evrimi konusunda uzman Emmanuelle Pouydebat, maymunlar, kurbağalar, filler ya da yengeçler üzerine çalışarak eklektik bir güzergâh izliyor. Geniş kitleye açık yazılarında, hayvanların becerileri ve çoğu zaman ihmal ettiğimiz zekâları karşısında duyduğu hayranlığını paylaşıyor. Buna biraz daha fazla dikkat göstersek, bugün ortak bekamızı koşullandıran sorunlara binbir çözüm bulurduk, diye düşünüyor.

Zekâyı nasıl tanımlıyorsunuz?

Laboratuvarımızın adı: İntibak Mekanizmaları ve Evrim (Mécanismes adaptatifs et évolution – Mecadev). Hayvanların yeni sorunlara nasıl çözümler bulduklarını görmek söz konusu. Buradaki fikir, zekânın sadece IQ ile ölçülmediğini, intibak kapasitesinin de hesaba katılabildiğini göstermek. Dolayısıyla benim zekâ tanımlamam, bir bireye imkânlar dahilinde en çok istifade edebilmesi için, bekası için intibakını sağlayan bir davranışlar bütünüdür.

Böyle bakınca, insanlar çok da zeki görünmüyorlar…

Benim de izlenimim, çevremizi çok kısa bir sürede çok fazla tahrip etmiş olduğumuzdur, ki bu da bekamıza/varkalmamıza karşı. Sırf Avrupa’dan örnek verirsem: Omurgalılar, kuşlar ya da böcekler toplu biçimde yok oluyor. Çabuk uygulamaya sokabileceğimiz çözümler bulamamamız belki de kolektif zekâ eksikliğinden. Neyse ki, yerel düzeyde, ağaçları ve çiçekleri koruyan zeki bir tarımın uygulandığı mıntıkalar var. Böcekler ve kuşlar dönüyorlar, ama bu hâlâ çok sınırlı.

Hayvan zekâsına vurgu yaparak, canlılar hiyerarşimizde Homo sapiens’in hâkimiyetini hafifletmek de mi istiyorsunuz?

Bir zekâ piramidinin en üstünde olduğumuza inanmakta hep zorluk çektim. Her türün özellikleri, yetkinlikleri, kapasiteleri var; ille de her bakımdan en iyi değiliz. Teknoloji, tasarım gibi bazı noktalarda kuvvetliyiz. Buna karşılık, hafıza ya da yön bulma yeteneği konusunda hayvanlar âleminde bizden iyisi var. Ayrıca, yenilik getirme ve icat kapasitemiz bize zarar da verebiliyor: GPS’in (Global Positioning System) yön bulma yeteneğimizi ve kendimize güvenimizi nasıl kaybettirdiğine bir bakın!

Hayvanların yön bulma kapasitelerinden çok bahsediyorsunuz. Bir türün bütün üyelerinde bu kapasite aynı mı?

İlle de değil. Her bireyin kendi yatkınlıkları var. Dolayısıyla bir bireyin intibak kapasitesini hakikaten bulunduğu ortama göre analiz etmek gerek. Sahra Çölü’nde, özerk olarak nereye gittiğini çok kesin şekilde bilen karıncalar var; ortamlarının şaşırtıcı bir harita bilgisine sahipler, kestirme yolları da biliyorlar. Bir Parisli bunu yapamazdı! Bazı türlerin bazı alanlarda, içinde hareket ettikleri ekolojik ya da sosyal zorunluluklar uyarınca daha büyük kapasiteleri oluyor. Filler ve şempanzeler geliyor aklıma. Afrika’daki savana filleri uçsuz bucaksız ve bazen hiçbir bitki örtüsü bulunmayan alanlarda gidip geliyorlar. Aylar boyunca, ufacık bir su kaynağına ulaşmak için uzun mesafeler katedebiliyorlar. Yoğun ve nemli orman ortamındaki şempanzeler ise, mevsime ve beslenme ihtiyaçlarına göre meyvelerin bulunduğu yerleri hatırlıyorlar. Bu yön bulma kapasiteleri bazen tüm esrarını koruyor: Yolculuk için uyutulan ve kapalı kamyonlara konan posta güvercinlerinin çoğu, yollarını tekrar buluyorlar.

Kaybettiğimiz yeteneklerimize tekrar nasıl kavuşacağız? Hayvanların nasıl yaptığına bakarak mı?

Belki de yitirmiş olduğumuz melekeleri tekrar edinmemizi sağlayacak olan, ille de hayvanları gözlemlemek değildir. Önemli olan mesele, bizim ortamımızla ilişkimiz. İlk insanların, yiyecek yeri tespit etmek, eşler bulmak, yırtıcı hayvanlardan kaçınmak, yol tayini için yön bilgisine çok daha fazla ihtiyaçları vardı. Beynin koku duyusuyla bağlantılı bazı mıntıkaları bu durumlarda çok daha fazla seferber edilir. Muhtemelen bunlara hâlâ sahibiz ve koşullar uyarınca bunları tekrar seferber edebiliriz. Fakat bu kapasitenin kullanılması, beka/varkalma koşulumuz değil artık. Koku duyumda yanılırsam, muhtemelen ölmem. Doğal ortamındaki bir hayvan için, bu farklıdır.

Ortamla ilişki hususunda, çevrelerine mâkûl şekilde etki eden hayvanlar gösteriyorsunuz.

İpekli çardak kuşunun durumu böyledir. Cezbetmek için, gagasındakilerle hakiki bir gerdek döşeği yapan o mavi kuş. Ormanda, çiçekler ve kemikler kullanır. Şehir yakınlarında ise, mavi şişe mantarları ya da mavi içecek kamışları kullanacaktır. Çardak kuşu yerel kaynakları işler ve onları tekrar kullanıma sokar.

Hayvanların kentselliğe intibakı yaşam çeşitliliğini korumak için bir çözüm mü?

Çok sayıda hayvan türü, üreme oranlarının yüksek olması anlamında şehirlere intibak ediyor. Ama çoğu zaman başka türlerin zararına oluyor bu. Nitekim, Fransa’da birçok büyük şehrimizde artık pek serçe görmüyoruz. Paris’te böyle: Sadece Notre-Dame’ın etrafında görülüyor, çünkü turistler besliyor.

Renge atfedilen önem, yırtıcılardan kaçma gerekliliğiyle çelişik değil mi?

Bu estetizm fuzûlî değil. Varkalmak için, üremek, yemek ve kendini yedirmemek gerek. Maratus volans (araignée-paon) cinsi örümceklerde erkek, dişiyi cezbetmek için müthiş bir çaba gösterir, ışığın yönüne göre karnındaki renkleri öne çıkararak dişilerin dikkatini çekmeye yönelik karmaşık koregrafiler gerçekleştirir.

Ama kakapo papağanının işi daha zor!

Kakapo uçmayan bir papağandır. Cezbetmek için, aylar boyunca “bum” serileri, dişileri çeken gürültüler çıkarır. Bu kuşların yırtıcılardan kaçmak için uçamamaları yüzünden türlerinin tükenmesinden korkuluyor. Onları korumak için, sığınma adalarına yerleştirildiler. Ama insanlar onları fazla besledi: Bu da yavruların cinsiyetini etkiledi ve aşırı bir erkek nüfus ortaya çıktı. Yaşam çeşitliliğini düzgün bir şekilde korumanın ne kadar zor olduğunu gösteriyor bu.

Bazı örneklerde, zekâ, o türü korumanın gerekip gerekmediği hususunda hükme varırken bir ölçüt hizmeti de görüyor ayrıca.

Hem etik açıdan hem yaşam çeşitliliği açısından saçma bir ölçüt bu — ki ayrıca hayvan ıstırabı konusunda da kullanılıyor bu ölçüt. Maymunları filme çekmek için hatırı sayılır gerekçeler göstermemiz lâzım; fakat omurgasızları her şeye maruz bırakabiliyoruz… ahtapot haricinde, tam da zekâsıyla meşhur olduğu için. Etik herkes için geçerli olmalıdır. Ahlâk ya da sağduyu söz konusu değil. Hayvanlara kötü muamele ya da hayvan ıstırabı, hangi tür olursa olsun hoşgörülemez. Çalışmalarımda, hiçbir bozucu deney uygulamam, tutsaklığın en zahmetsiz şekilde geçmesi için uğraş veririm, hayvanlar sıkılmasın diye uğraşırım. Ama bazı bilimsel sorunlar yüzünden, bozucu protokollerden kaçamazsınız; özellikle de Alzheimer ve Parkinson hastalıkları hakkındaki bilgilerimizi ilerletme olanağı verebilen beyin araştırmaları alanında. Acı sistemli bir biçimde göz önüne alınmalıdır. Hayvanlar bizim için modeller ve çözümler temsil ederler; biz onları keşfedip gözlemleme zamanını bulmadan ortadan yok olmamaları kaydıyla tabii…

İnsan sorunlarına hayvanlarda çözümler aranırken çok kullanılan yaşam benzetimini (biyomimetik) nasıl tanımlıyorsunuz?

Biyomimetik canlı dünyada varolanı yeniden üretmekten ibarettir. Robotbilimde, insandan yola çıkarak akıl yürütülüyordu. Dolayısıyla robotların çoğunun beş parmağı vardı, bunların biri de başparmaktı. Ama her şeyi yapma imkânı vermez bu. İncelediğim yengeçler iki ufak kıskaçla olağanüstü şeyler yapıyorlar. Robotbilimciler için daha işe yarar ve daha ilginç bu. Dolayısıyla, canlıda gözlemlenenden yola çıkarak yeni sistemler geliştirme denemesine işaret etmek için yaşam-esinlenmesi’nden de (bio-inspiration) bahsediliyor. Örnek olarak fillerin hortumunu alalım. Yumuşak ve esnek, iskeletsiz, eklemlenme biçimlerini daha yeni keşfetmeye başladığımız ve sanayinin çok ilgisini çeken bir uzuvdur.

Bazı hayvanlar yaşlanma sorunlarını da çözmüşler…

Bazıları hücrelerini yeniden yaratabiliyorlar; hatta bir göz ya da bir omurilik gibi tam uzuvları yeniden oluşturabiliyorlar. Trafik kazasına uğrayanlar için bunun ne gibi perspektifler yarattığını tahayyül ediyor musunuz? Sadece beş milimetre boyundaki ölümsüz denizanası (turritopsis nutricula), bu şekilde gençleşebilmektedir. Besinle ilgili stress durumunda veya aşırı yaşlı olduğunda, hücresel sürecini tersyüz edebilmektedir. Denizanası evresinden, tekrar polip evresine döner. Tabii ki bir hastalığa ya da bir yırtıcıya kurban gidebilir, ama biyolojik bir ölümsüzlüğün anahtarlarına sahiptir. İzlediği süreci henüz bilmiyoruz. Şayet hayvanlara zaman tanırsak, bize öğretecekleri muazzam şeyler var. Ekosistemleri korumak için hayranlık duymanın ya da diğerkâmlığın iknaya yetmediği insanlar, hayvanların türümüzü kurtarabilmesi ya da derhal yarar sağlayabilmesi olgusundan etkilenirler belki.

Hayvanlar bizim tedavi yöntemlerimize ne katabilir?

Öncelikle, hayvanat âleminde kendini tedavi etmek çok yaygındır; şempanze ya da karınca, insanın da esinlenebileceği anti-bakteriyen reçineler kullanır. Hayvanların kullandığı o “ilaçlar”a ilgi gösterebilir ve insan tarafından da kullanılması için kafa yorabiliriz. Bir molekülün laboratuvarda analizi mâkûl bir mâliyetle yapılabilir. Ama klinik denemeler çoğu zaman pahalıdır ve ecza grupları sizi izlemez.

Balon balığı

Sizi en çok büyüleyen hayvan hangisi?

Balonbalığına sonsuz bir şefkat duyuyorum. Ne pulu ne dikeni olduğundan, yırtıcıları uzak tutmak için kendini şişirir; sırf bir dişiyi cezbetmek için, iki metre çapında ve otuz metre derinliğinde eserler yontar, bunları kabuklarla süsler. Hayvanları inceleyip araştırma yürütmedeki ilk motivasyonumu doğuran hayranlığa dönüyorum yine. Ve bunu aktarmayı o kadar isterdim ki.

EMMANUELLE POUYDEBAT

ATLAS DE ZOOLOGIE POÉTIQUE

(“ŞİİRSEL HAYVANBİLİM ATLASI”)

Resimleyen: Julie Terrazzoni, Arthaud, 152 sayfa, 25 €.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar

Haftanın En Popüler İçerikleri