Muhafazakârların semti Fatih’te seçim iklimi: “AKP kazanacağından o kadar emindi ki çalışmadı, İmamoğlu’nu hiçe saydı, kaybetti” – Murat Utku’nun izlenimleri

Medyascope ekibinden Murat Utku, İstanbul’da AKP’nin güçlü olduğu ilçelerden Fatih’teydi. Saraçhane’den Çarşamba’ya ilçenin sokaklarında özellikle erkek seçmenler ile konuştu, 23 Haziran’da yenilenecek İstanbul seçimi öncesinde siyasete dair fikirlerini, oy tercihlerinin değişip değişmediğini sordu. İşte izlenimleri…

Baharın yaza döndüğü günler. Hava giderek ısınıyor. İstanbul’un kadim muhafazakâr semti Fatih’teyim. Fevzipaşa Caddesi üzerinden, Fatih Camii’nin duvarı boyunca ilerleyip gördüğüm işlek sokaklardan birine giriyorum. Bir kıraathanenin önünde oturan orta yaşlı meslek erbabı üç mahalleli ile karşılaşıyoruz.

Kahvehanede tabure üzeri sohbet

Bir tabure çekip yanlarına ilişiyorum. Selamlaşmalar, tanışmalar derken ilk soruyu doğalgaz işiyle uğraşan 58 yaşındaki Ahmet Akgün’e soruyorum; acaba kendisi İstanbul seçimlerinin iptali ve yenilenmesi ile ilgili ne düşünüyor? Akgün “İptal kararı doğrudur” diye başlıyor söze, “Usulsüzlük kaydedildi, ortaya bu sonucun çıkması normaldir, benim söylediğim parti ile ile ilgili bir şey değil, bir şey olacaksa hakkı ile olması gerekiyor. Bu seçimde göreceğiz, kim kazanırsa başkanımız o, saygı duyacağız” diye devam etti. Akgün 2002’den bu yana AKP’ye oy verdiğini söylüyor. Pekiştirmek için de “Biz AK Partiliyiz” diye özellikle vurguluyor; yenilenecek seçimde, 23 Haziran’da yine Binali Yıldırım’a oy vereceğini, Yıldırım’ın gelmiş geçmiş en iyi Ulaştırma Bakanı olduğunu, bu tecrübesinin İstanbul’a çok faydalı işler yapması için kendisine büyük avantaj sağladığını, tecrübesiyle İstanbul’a iyi bir belediye başkanı olacağını… Peki ya İmamoğlu? “Kendisi iyi bir insan olabilir, ama müttefikleri yanlış” diyor ilkin. İmamoğlu’nun Kandil’den destek aldığını, bulunduğu siyasi konumun bu anlamda yanlış olduğunu iddia ediyor, “Murat Karayılan’ın desteğini alana ben oy vermem” diye konuşuyor. Gel gelelim yakın çevresindeki insanların bir kısmının geçmişte AKP’li olup, artık İmamoğlu’na oy verdiğini de söylemekte sakınca görmüyor. “Kim o?” diyorum, “Kardeşim mesela” diye cevap veriyor. 2002’den beri AKP’li olmasına rağmen Ahmet Bey’in kardeşi Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) meselesi üzerinden iktidar partisine küsüyor ve bu nedenle belediye seçimlerinde de oyunu artık İmamoğlu’ndan yana kullanıyor, halbuki AK Parti üyesi.

“Ben de Trabzonlu’yum, İmamoğlu gibi

Akgün’ün arkadaşına dönüyorum bu kez. Aksanından hemen anlaşılıyor zaten ama o söze “Ben de İmamoğlu gibi Trabzonlu’yum” diye başlıyor. “İmamoğlu’nun konuşmalarını beğeniyorum, hemşerimdir, ama ittifak ettiği insanları beğenmiyorum” diyor. O da takip ettiği medya kuruluşlarının sık sık tekrar ettiği “Kandil Dağı’ndan destek” iddiasını dillendiriyor, “Bu yüzden CHP adayına oy yok” diyor. “AKP 31 Mart’ta neden kazanamadı sizce?” diyorum bu kez. “AKP kazanacağından o kadar emindi ki doğru dürüst çalışmadı seçimler öncesinde, ‘Yıldırım kesin alır’ dediler, Ekrem İmamoğlu’nu hiçe saydılar, kaybettiler. Seçimi yüzde 60 ile kazanırız nasıl olsa diye bakıyorlardı, olmadı” diyor. Neden sonra Yunanistan’daki bir internet sitesinde yayınlanan haberi gündeme getiriyor: “Ben de Trabzonlu’yum, İmamoğlu için yapılan bu atıflara da asla katılmıyorum.”

“İşimizi, gücümüzü elimizden aldılar”

Kaldırım sohbetini bitirip bu kez kahvehanenin içine giriyorum. Ramazan nedeniyle kahve neredeyse boş. İçeride bir masada, biri altmışlı yaşlarının sonunda diğeri ellilerinde iki kişi oturuyor. Diğer köşede ise bir belediye temizlik işçisi sokakları süpürmekten yorulmuş olacak ki oturmuş, soluklanıyor. İkiliye doğru yürüyor, müsaade isteyip masaya oturuyorum. Başta sorduğum soruyu hiç önemsememiş gibi bakıyor yaşça daha genç olanı. Kısa bir sessizliğin ardından belediye seçimlerinde ne yapacağını anlatmaya başlıyor, hiç üstelemediğim halde: “Belediye seçimlerinde oy kullanmıyoruz, protesto var. İkimiz de sokaktan geldik, birimiz cumhurbaşkanı oldu, ben kahvede oturuyorum; işimizi gücümüzü elimizden aldılar.”

Eskiden inşaatçı olduğunu, işlerin kötü gittiğini söylüyor. “Eski inşaatçı” adını vermek istemiyor ama konuşmayı sürdürüyor. Diyor ki, “31 Mart’ta Yıldırım’a verdim ama 23 Haziran’da gitmeyeceğim sandığa filan, haberleri olsun beş tane oy yandı, kendi ailemden söylüyorum.” 

Züccaciyede bir kabzımal

Fatih sokaklarında turlamaya devam ediyorum. Ana caddeden arka sokaklara doğru ilerledikçe muhafazakâr iklim kendisini daha yoğun hissettiriyor. Sokak aralarında ünlü tesettür markalarının “outlet” mağazaları var. Çarşamba’ya doğru ilerledikçe kimi İslamî grupların mensupları, kendilerine has kıyafetler ile görünmeye başlıyor. Beri yandan Fatih semtinin iç mahallelerindeki pek çok dükkanın tabelaları Arapça’ya dönüyor. Ülkelerindeki savaştan kaçan pek çok Suriyeli’nin yaşadığı bir bölge burası. Bir dükkanın önünde oturanlara yaklaşıyorum, gazeteci olduğumu söyleyip tam yaklaşan İstanbul seçimi ile ilgili bir soru soracağım, birisi Suriyeliler’in varlığından biraz da amiyane tabirler sarf ederek şikayet ediyor. “Yabancı düşmanlığı”, muhafazakâr mahallede de kendisini hissettiriyor.

Oradan uzaklaşıp bir züccaciyeciye giriyorum, sağa sola dikkat ederek. Selamlaşıp bir köşeye oturuyorum. Mesele aynı, “İmamoğlu mu, Yıldırım mı?” Konuştuğum dükkanın sahibi değil, komşusu. Züccaciyeci arkadaşını ziyarete gelen bir kabzımal; ticaretini yaptığı ürünler özellikle patates ve soğan. YSK’nın İmamoğlu’nun kazandığı seçimi iptal kararını da yanlış buluyor: “Haksızlık olduğunu düşünüyorum. AK Parti’den de sıkıldım, şu anda kararsızım mesela. Oy atsam da atmasam da olur. Bıktık insanların ötekileştirilmesinden. İş, koltuğu ehline teslim edebilmekte.

Söz tabii ki 31 Mart seçimi öncesinde kurulan tanzim satış noktalarına geliyor. İşin uzmanı, devletin tanzim satış yüzünden çok zarar ettiğini, fakat bu sezon daha fazla patates ve soğan ekileceğini, bunun da gelecek kış fiyatları aşağı çekeceğini söylüyor.

Züccaciye dükkanının sahibi de sandığa gitmeyeceklerden. “Ben” diyor, “oy verecek olsaydım Saadet Partisi’ne oy verirdim. AK Parti’ye oy yok, hele CHP’ye hiç yok. CHP içindeki kimi isimlerin, örneğin il başkanı Kaftancıoğlu’nun açıklamalarını hiç beğenmiyorum. Ama YSK’nın kararını da adaletsiz buluyorum, çok yanlış yaptılar.”  

Terzinin fikri

Doğma büyüme Fatihli bir erkek terzisi iş başında, takım elbise kumaşını kuru sabun ile işaretleyip biçiyor. Ben içeri girince yavaşça başını kaldırıp bakıyor. Burnunun ucuna doğru düşürdüğü yakın gözlüğünün üzerinden bakıp soruma cevap veriyor: “Ben Müslüman adamım, Müslüman’a oy veririm. Evvelden Erbakan Hoca’yı desteklerdim ama şimdiki Saadet Partisi onun yolundan gitmediği için ben Erdoğan’a vereceğim oyumu.

Dükkandan çıkıp biraz daha ilerleyince bu kez bir kadın terzisi görüyorum, içeri girip merhaba usta deyince cep telefonundan Whatsapp mesajlarına bakan terzi Necmi Usta irkiliyor, “Korkuttun beni yahu” diyor, şakalaşıyoruz. AKP üyesi, yıllardır partisinin sandık kurulu üyesi olarak görev yapıyor. En son görev yaptığı sandıkta AKP oylarının İl Seçim Kurulu’nda eksik yazıldığını, seçimlerde usulsüzlük yapıldığını iddia ediyor. Buradan yola çıkarak da YSK’nın iptal kararının doğru olduğunu söylüyor. Fakat yine de cevap bekleyen soruları var, sıralıyor: “Oyları kim çaldı, neden ve nasıl çaldı? Bu soruların yanıtı verilmediği için iptal kararı tuhaf geliyor insanlara.” 

Necmi Usta’ya göre Binali Yıldırım 31 Mart öncesi kampanyada Tayyip Erdoğan’ın gerisinde kaldı, bu da işe yaramadı. “İmamoğlu ise kampanyasını kendisi sürüklediği için başarılı oldu, Yıldırım aynı stratejiyi izlerse işi zor” diyen Necmi Usta’nın oyu ne olursa olsun yine AKP’ye. Zira o da diğer AKP’liler gibi konuşuyor, CHP’nin ittifak ettiğini söylediği kesime uzak duruyor,  mealen “İmamoğlu iyi de çevresi kötü” diyor.

Cami önünde tatlı bir münakaşa

Mevsim yaza dönerken esnaf da vaktini daha çok kapı önünde geçiriyor. Bir mobilyacının önünde oturan iki kişiye yaklaşıp, “Merhaba” diyorum. Birisi kulağında telefon, yerinden kalkıp görüşmesine devam ediyor. Ondan boşalan sandalyeye ben oturuyorum. Diğeri de komşusu, diş teknikeri, hemen bitişikteki diş laboratuvarında çalışıyor. Adı Okan Yücel. “Ülke” diyor, “Öyle zor durumda ki, seçim kimsenin umurunda değil. Seçim olmuş bitmiş, iptal ediyorlar falan. Bu seçim yine vatandaşın parasıyla yapılıyor. YSK’nın kararı yanlış. Emniyet, Jandarma elindeyken nasıl çıkıyor bu problemler?”

Yücel, “Bence vatandaş tam bir tepki gösterecek, iyice CHP’ye yönelecek. AKP ise oyların kendisine yöneleceğini umuyor” diyor. Yücel üç dönem sandıkta AKP dediğini, partiye değil liyakate oy verdiğini, İmamoğlu’nun Beylikdüzü’ndeki belediyeciliğini beğendiğini, bu nedenle yine onu destekleyeceğini söylüyor. İktidarın son dönemdeki icraatlarından memnun olmamasının da bunda etkisi var.

Yürümeye devam: Son durak, bir ara sokaktaki Pirinçci Sinan Camii önünde, kaldırımdaki bankta oturan dört yaşlı seçmen. Birisi orta yolcu; “Kim hayırlı ise o gelsin” diyor. Yanındaki seçimde hile olduğu iddiasına inandığını anlatıyor. “İptal doğru,” diyor, “bir şeyler oldu” diyor. Seçimin yenilenmesinden yana ve Binali Yıldırım’ın kazanacağını söylüyor. İmamoğlu’nu nasıl bulduklarını sorunca da “Pek bilmiyoruz” demekle yetiniyor. AKP’ye oy verdiğini, yine Yıldırım’a vereceğini anlatırken, yan tarafta oturan diğer iki kişi dayanamayıp devreye giriyor. “Yahu daha geçen gün servetim 300 dolara düştü diyordun, yine AKP’ye oy vereceğim diyorsun, bu nasıl iş? Kaç yıllık arkadaşımsın, dediklerini, duyunca hâlâ şaşırıyorum. Bizi bile birbirimize düşürdü bu iktidar” diye isyan ediyor. Ben oradan ayrılırken hâlâ bu ekonomik koşullarda nasıl memnun olabildiğini soruyor, duyuyorum. Fatih’ten Vezneciler’e doğru yürüyorum. Şehzadebaşı’na gelince kafamı sağa doğru çevirip İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni görüyorum. Bu binadaki başkanlık ofisinin ne kadar kıymetli olduğunu Fatih’teki söyleşilerin ardından bir kez daha anlıyorum.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar