ABD’deki eski bir Cemaat mütevellisi anlatıyor

On yılı aşkın süredir ABD’de Fethullah Gülen cemaati içerisinde yer alan ve adını vermek istemeyen bir kişi, Cemaat içindeki para ilişkilerini ayrıntılı bir şekilde anlattı. Bazı imla düzeltmeleri dışında tümü kendisinin ifadeleridir.

ABD’de yaşıyorum. Ben Cemaat’le 2000’li yıllarda tanıştım. Tabii ki ABD’de dershane olmadığı için Cemaat’e takılmanın tek yolu sohbetlere gelmek. Sohbetlere gitmeye başladıktan birkaç sene sonra mütevelliye davet edildim. Her maaşlı arkadaş gibi maaşımın 12’de birini “himmet” olarak vermeye başladım.
Mütevelliden her ne kadar maaşının belirli bir bölümü istense de sene boyunca farklı isimlerle gelen gündemlerle beraber bu rahatlıkla 5’te bir olabiliyor. Kısaca para almayı üç bölüme ayırmak gerekiyor:
1) Sene başında belirlenen aidat, himmet. Buna artı olarak bir bina alınacaksa ona da ayrı para verilmesi gerekiyor.
2) Dışardan bulman gereken para. Öğrenci bursu, Kuran kursu, olimpiyatlara sponsor, kurban…
3) Sene boyu istişarede istenen paralar. “Bunun için Himmet’de bütçemiz yok” deniyor. Örnek olarak, resepsiyon, diyalog yemeği, bayram programı, dergi-gazete aboneliği, vs.

Himmet’in sırları

Hiyerarşi şöyle: Bizim sehirde istişare yapan, “Hocaefendi’yi temsil eden” bir abi var. Ama o abi sadece bir postacı gibi. Çünkü asıl karar yeri sehir abilerinin gittiği bölge abisi. ABD’de 7-8 tane var. Merkezler New York, Washington, Houston, Chicago, Atlanta Los Angeles. Emire itaat mütevelliye yavaş yavaş aşılanır. Yeni gelen mütevelliden hemen, herşey istenmez. İlk once bir beyin yıkama lazım.
Neyse. Önce Himmet ile başlayalım. Bana 2010’dan önce, o günün gorevli abisi “senin verdigin Himmet zekat yerine sayılır” dedikten beş sene sonra (yani para baskısının en yoğun olduğu zamanda) başka bir gorevli abi, bizim verdigimiz paraların zekat olarak sayılmadığını onu bizim ayrı vermemiz gerektiğini söyledi. Bu sahtekârlık karşısında sustuğum için çok pişmanım. Ama mütevelliye katılalı 7-8 sene filan olmuş. Bu seneler içerisinde emire itaat öyle bir aşılanmış ki bir köle gibi hiçbir şeye ses çıkarmadım. Allah affetsin beni.
Bir de fazla Himmet. Herkesin bildigi gibi her sene Himmet yapılıp rakamlar belirlenir. Yine 2010 yılında himmet ilk önce bire bir yapıldı. Çok tuhafıma gitmişti, abi’nin ilk teklifi Himmetimi ikiye katlamaktı. Ben bir maaşla aile geçindiren birisiydim. İkiye katlamak demek onda birden beşte bir demek (tabii ki sene boyu beklentiler hariç). Tabii ki bu bir taktik. Bir şirketin amacı nasıl kârı artırmak ise, o abinin gorevi benden alabileceği en yüksek rakamı almaktı. “O nasıl olsa fazla para alıp kendi cebine atmıyordu, benim iyiliğimi düşündüğü için kazanacağım sevabı en yüksek seviyeye getirmek istiyordu…”
Neyse, benim düşündüğüm rakamdan daha yüksek oldu. Ortasını bulalım diyerek biraz daha fazla aldı. Ondan sonra abi bana “bir himmet daha yapacağız, burda rakamı belirledik, orada sadece yazılacak toplu sevap kazanmak icin” dedi. Ne kadar salakmışım! Toplu Himmette bölge abisi hiçbir mütevellinin söylediği rakamı kabul etmedi ve artırmasını istedi. Tabii ki ondan sonra tekrar orta yol bulundu. Yani benim himmet bir senede iki ayrı himmet ile üçte bir artti. Aslında çok açık ve net bir şekilde bize tuzak kurulmuştu. Yani bire bir baskıdan sonra bir de sosyal baskı, ama sosyal baskıya “baskı yapmayacağız” diye çağırıp resmen mütevelliye tuzak kuran sahtekâr abiler. O zamanlar da çıkmadığım için çok pişmanım çünkü bana emir veren şahıslar çok açık ve net bir şekilde bana yalan söylemişti. Ama benim manevi eksiklerim vardı ve ne yazık ki bölgede başka bir cemaat yoktu. Sonraki seneler bu olayı dile getirerek Himmeti fazla artırmadım.

“Hizmet’in gücünü göstermeliyiz”

Gelelim dışardan bulunması gereken paralara. Öğrenci ve Kuran bursu, sponsor, bina/inşaat vs. Bunlar genelde gündeme geldiğinde “şundan iste, bundan iste, onlar da sevap kazansın. Ben sen ver demiyorum, başkasından iste diyorum” diye gündeme getirilir. 1-2 hafta sonra “Ben istedim kimse vermedi” dediğimde “Bulamıyorsan cebinden ver” denilmişti. Ama bu ufak bir rakamdı. Önce de belirttiğim gibi abiler para istemede çok profesyoneller. “Bulamıyorsan cebinden ver!”
İlk önce 100 dolar büyüklüğünde Kur’an bursları icin talep edildi. Sonra aylık 100 dolar öğrenci bursu ve 1000 dolarlık bulmalar başladı. Bu sonuncusu bir sefere istisnai olarak dernek binası içindi. Burs’tan sonra Türkçe olimpiyatlar için sponsor arayışları başladı. “Hizmet’in gücünü göstermeliyiz” diyordu abiler. Aşağı yukarı her bölge ayrı olimpiyat yapıyordu. Yani Houston, Atlanta, New York vs vs. Programa gelenlerin yüzde 85-95’i Cemaat zaten. Tabii ki bu programlar Himmet’den karşılanmıyor ve sponsorluk bulmamız isteniyordu. Tabii ki her sene kimse sponsor bulamayınca esnaf abiler kendileri sponsor oluyordu, bizim gibi maaşlı mütevelliler de ufak bir katkıda bulunuyorduk “sponsor bulamadığımız için.” Bir bölge icin olimpiyat masrafı 60-100 bin dolar arası oluyordu. Tabii ki şehir şehir bölündüğünde her şehire 10 ila 30 bin dolar civarında bir rakam düşüyordu. ABD’de olimpiyatlar 2006 gibi başladı. 10 senede çok rahatlıkla bu olimpiyatlar için 3-5 milyon dolar harcanmıştır toplam olarak. Ve dikkat ettim dışardan bir tane adamakıllı sponsor yok. 2012’ye kadar THY sponsor oluyordu. Program yapan abiler icin hava hoş; “Olimpiyatların masrafı bu, bu parayı vereceksiniz” diye emir geldikten sonra biz mütevelli abiler sözde sponsor olduk. Onlar bizi kandırdı, ama ne oldu? Yaradan’ı kandıramadı. Cemaat yerle bir oldu. Çünkü artık hizmet etmek yerine hizmetin gücünü göstermek vardı. Çok pişmanım. Rabbim beni affetsin.

Borcu borç ile kapatmak

Sene oldu 2016. Artık cemaat ABD’de de maddi olarak zor durumdaydı. Çünkü bir “Ponzi Scheme” söz konusuydu, yani borcu borç ile kapatmak. Para kazanmayan siyah çantalı abilerin emir verdikten sonra yapacak bir şey yoktu. 2016’da bile birkaç bölgede olimpiyatlar maaşlı arkadaşların maaşları verilmeyerek sponsor parasına aktarılıp yine olimpiyatlar yapıldı. Sonuc 15 Temmuz.
Öğrenci bursu: 17 Aralık’tan sonra Himmet toplantısında şehir abisi ile mücadele ettim. Yeni işe başladığımı, maaşımın bir önceki işe göre daha düşük olduğunu söyledim ama yine de “hizmette geri vites yok” saçmalığı ile geçen seneki rakamı vermek istedim. Adam benimle 20 dakika “sen bunu bir şekilde 500 dolar artır” dedi. Neyse kem küm etti yine de senelik 100 dolar artış yaptı ve ben de kabul ettim. O aslında sembolik bir artıştı. “Sen benim emirlerime uymak zorundasın”dı. Orada ona küfretmediğim icin çok pişmanım. Çünkü aradan 2-3 hafta geçtikten sonra bana mütevellilere ögrenci bursu dağıtılıyordu. 17 Aralık’tan sonra olduğu için ve zaten ABD’de doğru dürüst para istenecek kimse kalmadığı için, artık “Ögrenci bursu bulmanı istiyorum” yerine “Sana iki tane burs yazdım, ayda 200 dolar ödersin” diye mütevellide herkese burs dağıtılıyordu. Yani “sen 500 dolar artışı kabul etmedin ama ben sana 2400 dolar ekledim” demiyor çünkü karşısında emirlerine uymak zorunda olan bir salak var. Ama hata bende çünkü iki hafta önce onun baskısına boyun eğmiştim ve o da bu yüzden böyle bir talepte bulunmuştu. Neyse, baskıda yolun sonuna geldiğinde o dediği ile kaldı. Ben ek olarak bur vermedim ve o benden istemedi. Aslında o da emiri aldığı o bölge abisinde bir şansını denemiş oldu.
Bir de farklı şehirlerde farklı yıllarda inşaat/okul/cami/dernek için para toplamalar gündeme geldi. Tabii ki burdaki rakamlar daha yüksek. 100 dolarlık burslar yerine 1000 dolarlık bağışlar. Tabii ki bulamıyorsan cebinden ver. Ama tabii ki bunlar gündeme geldiğinde her şehir abisi “bu diğerlerinden farklı, bunu siz cebinden ödemeyeceksiniz, bunun için herkes para verecek, dışardan bulacağız” derdi. Fakat tabii ki her seferinde olduğu gibi hüsrana uğradık ve cebimizden ödedik. Bu durumda birçok mütevelli gibi Cemaat’e hayır yapacağım diyerek bayağı bir maddi sıkıntıya girdim.
“Bunun için Himmet’te bütçemiz yok” huyu özellikle 2010’larda başlamış olup 2012, 2013’te bunun resmen suyu çıkarılmıştı. 5 yıldızlı diyalog yemekleri, resepsiyonlar, bayram programları gibi gerekçelerle belki bir senede 10 ayrı defa para istendi. Abiler çok profesyoneldi. Dedikleri emirdi çünkü onlar Hocaefendi’yi temsil ediyorlardı. Eğer bir program yapılması gerekiyorsa, yapılacak. Ya mütevelliyi yoklayacağız ya da mütevellinin sırtına borç ekleyeceğiz. Borcu kim verecek? Mütevelli! Ponzi Scheme böyle büyüdü.
Abileri profesyonel yapan ne? İsteme taktikleri. Bu paraları istediğinde mütevelli “bir çözüm makamı” idi. Yani para istendiğinde kaç para verirsin” yerine “çözelim halledelim” deniliyordu. Bu abilerin geliştirdiği bir taktikti. Çünkü “çözmek” ve “halletmek” gibi kelimeleri kullanarak aslında sanki mütevelli abilerin fikirleri soruluyormuş gibi oluyordu. Ama tabii ki hepsi yalan. Fikir mikir yok. Abi sana “Nasıl hallederiz?” dediği zaman senden tek bir beklentisi var: Para, rakam, yüksek rakam. Onların tek bir gayesi vardi. O da emir verdikleri mütevellilerden en yüksek parayı almaktı. Bu yüzden resepsiyon diyalog yemekleri gibi programlarda para önceden (bunun için yine bir mütevelli abiden kredi kartı istenir) harcanır, fatura sonradan mütevelliye getirilirdi. Tabii 15 Temmuz çöküşünden sonra bölge abileri artık para istemekten vazgeçti.

Dönüm noktası: 15 Temmuz

Benim için dönüm noktası 15 Temmuz’du. Çünkü darbecilerin içinde Cemaat askerlerinin olduğunu bizzat Gülen kabul etti. Bu nasıl olur? O insanlara burs verenler Allah rızası için öğrenci okutmuşlardı. Vatana millete yararlı olsunlar diye. Yazıklar olsun. Lanet olsun onlara. Ve sonrasında mal-mülke el koymalar. Takdiri ilahi diyorum. Bu kadar para hırsına kapılmış, “hizmetin gücünü göstermek” için servetler harcayan bir grup sadece ve sadece böyle bir çöküşü hak ediyordu. El konulan okullara, müesseselere hiç acımıyorum, çünkü sadece ABD’de para isteme, para harcama sistemi ile Cemaat zaten bunu hak ediyordu. Ben sadece esnaf arkadaslara acıyorum, çünkü onlar da benim gibi bu harekete Allah rızası icin katıldı, para verdi. Biz sesimizi çıkarmadığımız için tabii ki sorumluyuz. Ben şahsen tövbe ediyorum. Rabbim kabul etsin. Ama Erdoğan nasıl aldandıysa biz de aldandık. O kahraman oldu biz hain.
Son olarak: ABD’de Cemaat’in tek insan kazanma tekniği sohbetlerdi. Tabii zamanla insan kazanma tanımlaması değişti. 2000’li yilların başında insan kazanma demek, bir şahısı beklentisiz bir şekilde maneviyata yönlendirmekti. Yani adam senin sohbetine geldikten sonra namaza başlar, günahlara dikkat eder vs. Ha tabii ki bu seviyeye geldikten sonra mütevelliye katılır. Ne kadar güzel ama katılmasa da olur çünkü maksat maneviyat. Ama 2010 gibi (düz hesap olarak söylüyorum) benim olmadığım başka bir bölgede sohbetler durduruldu. Yani daha sohbet yapmak icin görevli gönderilmedi. Gerekçe ordan para gelmemesiydi. Sohbete gelen oluyordu ama kimse ne burs veriyordu ne de mütevelliye kazandırılıyordu. Takdiri ilahi diyorum. Sen misin para icin Allah’ın kelamını anlatmaktan vazgeçen! Veren Rabbim almasını da bilir.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar