Ruşen Çakır yorumladı: Kindar nesil

İSTANBUL (Medyascope) – Ruşen Çakır “Kindar nesil” başlıklı yayınında Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırısı sonrası değerlendirmelerde bulundu. Ruşen Çakır, olayın münferit olmadığını belirterek Türkiye’de gençler arasında artan şiddet, silaha erişim kolaylığı ve derinleşen toplumsal sorunlara dikkat çekti.


Videonun özeti

  • Ruşen Çakır, Kahramanmaraş’taki saldırının Türkiye’deki gençler arasında artan şiddet ve sosyal sorunların bir göstergesi olduğunu vurguladı.
  • Çakır, Meclis’teki siyasi tartışmalarda gençlik meselelerine yeterince yer verilmediğini belirtti.
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın saldırıyı ‘menfur bir hadise’ olarak nitelendirmesinin ardından olayın yaşanması dikkat çekiciydi.
  • Eğitim sistemindeki sorunlar ve uyuşturucuya erişimin kolaylığı, gençlerin karşılaştığı riskler arasında.
  • Çakır, Türkiye’de artan silahlanmanın ve genç şiddetinin Batı’daki okul saldırılarıyla benzerlik taşıdığını ifade etti.

Kindar nesil
Ruşen Çakır yorumladı: Kindar nesil (Kahramanmaraş’ta okula düzenlenen silahlı saldırı sonrası öğrenciler kaçarken…)

Medyascope yayın yönetmeni Ruşen Çakır, son yayınında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde iki gün boyunca izlediği grup toplantılarından yola çıkarak planladığı siyasi değerlendirmeyi, Kahramanmaraş’ta yaşanan ve çok sayıda can kaybına yol açan saldırı nedeniyle değiştirdi. Çakır, olayın Türkiye’de gençlik, şiddet ve toplumsal çözülme başlıklarında daha derin bir sorunun göstergesi olduğunu vurguladı.

Çakır, Meclis’te farklı partilerin toplantılarını izlediğini ancak gençlere dair sorunların siyasi gündemde yeterince yer bulmadığını belirtti. Sadece Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan’ın gençlik meselelerine değindiğini aktaran Çakır, Siverek ve Kahramanmaraş’ta peş peşe yaşanan olayların ise bu eksikliği görünür kıldığını ifade etti.

Erdoğan’ın açıklaması sonrası saldırı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın grup toplantısında olayı “menfur bir hadise” olarak nitelendirdiğini ve sorumluların hesap vereceğini söylediğini hatırlatan Çakır, konuşmadan kısa süre sonra Kahramanmaraş’taki saldırının gerçekleştiğine dikkat çekti. Olayın ardından bazı bakanların hızla bölgeye gönderildiğini de aktardı.

“Büyük bir toplumsal çöküşle karşı karşıyayız”

Çakır’a göre yaşananlar tekil olaylar değil, daha geniş bir toplumsal sorunun parçası. Özellikle gençlerin karşı karşıya olduğu risklere işaret eden Çakır, uyuşturucuya erişimin kolaylaşması, eğitim sistemindeki sorunlar ve gençlere gelecek perspektifi sunulamamasını temel nedenler arasında sıraladı.

Eğitim politikalarını da sert şekilde eleştiren Çakır, uzun yıllardır sürdürülen sistem değişikliklerinin kalıcı bir çözüm üretmediğini, aksine sürekliliğin ortadan kalktığını söyledi.

Silahlanma ve genç şiddeti alarm veriyor

Yayında en dikkat çekici başlıklardan biri ise çocuk yaşta bireylerin silaha erişimi oldu. Çakır, 14 yaşındaki bir çocuğun çok sayıda silahla saldırı gerçekleştirebilmesinin “ürkütücü” olduğunu belirterek, bu durumun Türkiye’de silaha ulaşmanın ne kadar kolay hale geldiğini gösterdiğini dile getirdi.

Gençler arasında suç oranlarının arttığına dair iddialara da değinen Çakır, özellikle büyükşehirlerde çocuk ve gençlerin çetelere yönelmesinin ciddi bir risk oluşturduğunu söyledi.

Çakır, yaşananların Batı’daki okul saldırılarını hatırlattığını belirterek, Türkiye’de de benzer olayların artabileceği uyarısında bulundu. “Bu bir barajın kapısının açılması gibi” diyen Çakır, benzer saldırıların farklı şehirlerde tekrar etme ihtimalinin yüksek olduğunu ifade etti.

Yayının sonunda gençlerde biriken öfkeye dikkat çeken Çakır, bu öfkenin sadece bireylere değil, tüm topluma yönelmiş olabileceğini söyledi. Türkiye’nin yeni ve daha karmaşık bir şiddet türüyle karşı karşıya olduğunu vurgulayan Çakır, yaşananların sadece güvenlik değil, aynı zamanda sosyal politika sorunu olarak ele alınması gerektiğini belirtti.

Video deşifresi

Hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Dün ve önceki gün Meclis’teydim ve orada altı ayrı grup toplantısını izledim; salı günü üç, çarşamba günü üç. Dünkü yayında Özgür Özel’den hareketle salı gününü anlatmıştım. Bugün de size Erdoğan’ın Netanyahu ile olan polemiği ve Müsavat Dervişoğlu’nun Bahçeli ile olan polemiği üzerine bir şeyler anlatmayı düşünüyordum. Hatta oralardan birtakım videolar da kesti arkadaşlar, hazırladılar. Fakat Kahramanmaraş’ta yaşanan o acı olay bütün bunları bir kenara atmayı mecbur kıldı. Bunu konuşmamız lazım. Çok önemli. Çünkü şunu söyleyeyim: İki gün boyunca orada değişik partilerin; iktidar, iktidar ortağı, ana muhalefet ve diğer iktidarın parçası olmayan partileri dinlediğimde birçok şey konuşuldu. Bir tek benim tanık olduğum Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan gençlerle ilgili birtakım sorunlara değindi. Ama onun dışında bu yaşadığımız olay – ki iki gün üst üste oldu biliyorsunuz, önce Siverek’te sonra Kahramanmaraş’ta – çok fazla siyasetin gündeminde değildi. Ama bundan sonra çok ciddi bir şekilde gündeminde olacağı açık. Zaten ilginç bir olay yani ilginç bir rastlantı. Erdoğan konuşmasında dün Siverek’ten bahsetti. Bunu müessif ve menfur bir hadise olarak tanımladı. “Tüm yönleriyle araştırılıyor. Olayda ihmali ve kusuru olanlardan mutlaka hesap sorulacaktır.” dedi. Ve ardından onun bu konuşmayı yapmasından galiba bir yarım saat sonra Kahramanmaraş’taki bu olay yaşandı. Ki Siverek’e kıyasla tabii ki ikisi de öz itibarıyla aynı ama çok ciddi can kayıpları olan, çok acı bir olay. Çok önemli bir olay. Ve Erdoğan normalde grup toplantısından sonra birtakım vatandaşları kabul ediyor toplantı salonu karşısındaki bir odada. O görüşmeleri sürerken Kahramanmaraş olmuş belli ki ve orada grup toplantısını izleyen iki bakanın olay yerine intikali talimatını vermiş. Mesela biz şunu gördük: Akın Gürlek gitmişti, sonra tekrar geri geldi. Belli ki olay duyulunca bunu yapmışlar.

Şimdi açıklamalar geliyor. Devlet Bahçeli’nin açıklaması; olayı büyük ölçüde sosyal medyaya bağlıyor. Güvenlik zafiyeti, özellikle Özgür Özel’in konuşmasında bu var. İlk verdiği tepkide bu var. Birçok yönüyle bu olay dile getiriliyor ama bu olayların bana düşündürdüğü yaşadığımız o büyük çöküş; ülke olarak, toplum olarak yaşadığımız bu büyük çöküş. Gençlerin, daha çocuk yaşındaki vatandaşlarımızın ne tür sorunlarla iç içe olduğunu bir şekilde hep duyuyoruz, konuşuyoruz. Özellikle uyuşturucu meselesinin çok ciddi bir olay olduğunu dile getiren az kişi var ama olay çok vahim. Özellikle Türkiye’de genellikle transit olan uyuşturucu, şu anda Türkiye pazarında çok ciddi ve ucuz birtakım maddeler de gençlere, yaşı çok düşük kişilere kadar ulaşabiliyor. Mesela bu olayın çok ciddi bir boyutu Türkiye’de eğitim sisteminin ne hâlde olduğu çok açık ve zaten AK Parti iktidarının, 24 yıl oluyor neredeyse, en büyük fiyaskosu eğitimdir. Defalarca Millî Eğitim Bakanı değişti. Her gelen bakan sanki başka bir partiden iktidarı devralmış gibi eskisini bozdu, yeni yaptı. Eskisinin iyi olduğu anlamında söylemiyorum ama bir süreklilik olmadı ve sürekli olarak böyle büyük büyük laflar ettiler. Şimdiki bakan da aynı şekilde sürekli birtakım bir şeylere, polemiklere giriyor, şu oluyor, bu oluyor ama birinci derecede sorumlu olduğu okullarda 14, 15, 16 yaşındaki çocukların ellerinde silahla önüne geleni vurmasını engelleyemiyor.

Burada AK Parti’nin en büyük fiyaskosunun eğitim olduğunu söyledim. Ve tabii ki bununla bağlı bir diğer fiyasko da bir dindar nesil yetiştirme iddiası vardı. Çocukların ve gençlerin dinle ilişkisi konusunda değişik araştırmalar yayınlanıyor ve devlet kurumlarında özellikle bu konuda birtakım alarmlar dile getiriliyor. Bunu çok işledik; gençlerin dinden uzaklaştığı, deist, ateist olduğu ama en yaygın olarak da dine karşı kayıtsız, ilgisiz olduğu ki bu İslami iddialı bir yönetim için çok büyük bir panik nedeni ve en büyük iddiası da normalde laik sistemde dinden uzaklaştığını varsaydıkları gençleri, çocukları dinle kavuşturacaklardı. Bunu çok başaramadıklarını görüyoruz. Hiç başaramadıklarını görüyoruz. Hatta dindar ailelerin çocuklarını bile dinin içerisinde tutmakta çok güçleniyorlar ve öte yandan bu ülkenin gençlerine bir ufuk sunamıyorlar. Sunamadıkları için de birçok sorun kendisini gösteriyor gençler içerisinde. İlkokul, ortaokul çağında, lise çağında gençlerin birbirlerine karşı birtakım saldırılarına da tanık olduk. Cinayetler de işlendi. Gençlerde suç oranının yükseldiği yolunda çok ciddi iddialar var. Çocuk yaşta ya da ergen çocuklarla dolu bir dizi çete var. Her yerde, bir yerlerde, özellikle büyükşehirlerde ama ülkenin her yerinde çeteler var ve gençler için bu çeteler çok cazip olabiliyor. Öğretim çağındaki çocuklar için bunlar çok cazip olabiliyor. Ve sonuçta bir fiyasko… Biz bu okul basmaları ABD başta olmak üzere Batı ülkelerinde görürdük. Bir ara peş peşe olurdu. Bunlar bazen öyle oluyor, peş peşe oluyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde çok büyük yankı uyandıran olaylar oldu ve bunların failleri genellikle gençler oluyor, öğrenciler oluyor. Burada tabii o silahları nasıl buldukları, silahı bulmak bir yana o silahları nasıl kullandıkları… 14 yaşındaki bir çocuğun 5 silahla okula gelip — haberler doğruysa ki doğru olduğunu düşünüyorum çünkü vali de “silahlar” dedi — 7 şarjör, 5 silah ve neredeyse 9-10 kişiyi — kendisini de öldürüyor — öldürebilmesi, çok sayıda kişiyi yaralayabilmesi bile çok ürkütücü. Bu çocuğun babası birinci sınıf emniyet müdürüymüş. Bu ayrıca düşündürücü, çok fazlasıyla düşündürücü. Galiba annesi de öğretmenmiş. Diğer çocuklar ve birtakım işte ‘‘şurada da silahla çocuk yakalandı’’ vesaire haberleri…

Bunun tetikleyici olma özelliği derken kötü bir şeyin, barajın kapısı açıldı Türkiye’de. Biz bu olayı bir yığın hamasetle yaşayacağız. Birtakım laflar edilecek ama bu olay başladı artık ve aralıklarla Türkiye’nin dört bir yanında buna benzer olaylara tanık olma ihtimalimiz maalesef çok yüksek. Batı’da böyle oldu. Türkiye de artık bu şeye dahil oldu. Silah bulmak çok kolay maalesef. Çocuklar bile silah bulabiliyor, edinebiliyor, kullanmayı da becerebiliyor. Ve bu çocukların kini var. Kime karşı bu kin? Ailesine, okul arkadaşlarına, öğretmenlerine ama belki de hepimize, bütün topluma, bütün dünyaya yönelik bir kin var. Bu kindar nesli Türkiye hak etti mi, hak etmedi mi? Kesinlikle hak etmediğini düşünüyorum ama bunun da bizim önümüzde bir realite olarak durduğunu kabul etmemiz lazım. Çok acı. Hayatını kaybeden herkese çok üzüldüm. Rahmet diliyorum. Ama her şeyden önce Türkiye için üzülmemek elde değil. Bu ülke hep kötü şeyler yaşadı. Evet, yaşadı. Ama kötülüğün, kötü şeylerin yeni türlerine tanık oluyor olmak ayrıca hazin bir olay. Bu olay münferit değil. Siverek münferit değildi. Ertesi gün yaşananla bunu gördük. Bundan sonra da olma ihtimali hayli yüksek. Olmayacak olmasını temenni ediyorum ama olmayacak olması da, yaşanmaması hâlinde de bu bizi rahata kavuşturmasın. Çünkü gençlerimizin, çocuklarımızın önü açık değil. Onları öfkeden, kinden uzak tutabilecek mekanizmalara, kurumlara sahip değiliz ya da varsa elimizden teker teker gidiyor. Evet, çok acı. Tekrar bu acıyı yaşayan, birinci derecede yaşayan herkese, hayatını kaybedenlerin, yaralananların hepsine ve yakınlarına ne diyeyim bilemiyorum ki. Gerçekten çok üzücü.

Evet, bugünün ithafı hazin bir şekilde ölen birisine; işte demin uyuşturucudan bahsettik, aşırı dozda uyuşturucudan evinde ölü bulundu: Philip Seymour Hoffman. Müthiş bir sinemacı. Onun ölüm haberi, ki baktım şimdi, 12 yıl belki de daha fazla olmuş. Evet, 12 yıl olmuş. 2 Şubat 2014, 46 yaşında. Onu duyduğumda inanamamıştım. Çok üzüldüm. Benden 5 yaş küçükmüş, insan kardeşini kaybetmiş gibi. Çünkü seyrettiğim bütün filmlerinde ilk gördüğümde çok şaşırmıştım; ya kim bu adam diye. ‘‘Big Lebowski’’deydi galiba. Ama sonra muhteşem filmlerde gördük. Ödüller aldı. Özellikle ‘‘Capote’’ ile ödül aldı. Ama benim en sevdiğim filmlerinden birisi ‘‘Şüphe’’, Meryl Streep’le oynadıkları; kiliseyi sorgulayan, inancı sorgulayan çok çarpıcı bir filmdi. Evet, Philip Seymour Hoffman bu işin eğitimini almış ama sonra alkol ve uyuşturucu bağımlılığı nedeniyle tedavi görmüş. Sonra tekrar sahnelere dönüyor; tiyatro, sinema derken küçük rollerle başlayıp sonra başrollere giden bir süreç. Aslında başrol oyuncusu tipine çok uygun birisi değil. Hafif tombalak, gözlüklü birisi. Çok iyi bir oyuncuydu ve kendine yazık etti. Bize de yazık etti. Onu çok erken kaybettik. Philip Seymour Hoffman’ı sevgiyle anıyorum. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.