Kemal Can ile 5 Soru 10 Cevap (59): İktidarların sorunlarla inatlaşma ısrarı

“5 Soru 10 Cevap” programının 59. bölümünde Kemal Can şu sorulara yanıt aradı:

-Dünyanın her tarafına yayılan isyan dalgası bize ne anlatıyor?
-Neden itirazlar patlamalar şeklinde ve birden ortaya çıkıyor?
-İktidarlar isyanlara neden baskı ve duyarsızlıkla cevap veriyor?
-AKP sorunlarla ve insanlarla inatlaşma açısından ne durumda?
-Çözülmeyenleri yeni sorunlarla örtmek hep işe yarıyor mu? 

Yayına hazırlayan: Uğur Gümüşkaya

Merhaba, iyi haftalar.

Bu hafta, başlıkta da gördüğünüz üzere milletle ve sorunlarla inatlaşma meselesini konuşacağız. İki ölçek var; Dünyada pek çok ülkede, çok farklı coğrafyalarda isyanlar devam ediyor. Hem iktidar hem itirazlarını yükselten kalabalıklar açısından bir ısrarlı durum söz konusu. Bir de Türkiye’de başta ekonomi olmak üzere pek çok alanda iktidarın sorunlarla inatlaşan bir performansı olduğunu görüyoruz.

Dünyanın her tarafına yayılan isyan dalgası bize ne anlatıyor?

Çok farklı coğrafyalarda, çok farklı gerekçelerle, çok farklı toplumsal kesimlerini harekete geçiren bir dalgadan bahsedebiliriz. Bu açıdan bakıldığında pek birbirine benzemeyen ya da aynı şeyin parçasıymış gibi görünmeyen, hem gerekçeleri, hem katılımcıları, hem de ülkelerin özel koşulları itibariyle farklılaşan bir şey görüyoruz. Hong Kong’da, Lübnan’da görüyoruz, şimdi İran’da yaşanıyor, Güney Amerika’nın çeşitli ülkelerine yaşanıyor ve birinci yılını doldurmuş Fransa’da sarı yeleklileri biliyoruz. Aslında aynı olduğunu söylemek zor pek çok dinamik açısından ama bir yandan da aynı zaman diliminde ve sık biçimde kendini tekrar ettiğini de gördüğümüzde, bir benzerlik olduğunu  düşündüren, rastlantı olamaz dedirten nedenlerimiz var.

Benzerlikler nerede? En önemli ortak nokta, spesifik gerekçeleri farklı olsa da, çoğunda ekonomik belirleyici. Bazısında yeni getirilen vergiler, bazılarında benzin fiyatlarına yapılan zamlar, bazısında bir emeklilik düzenlemesi ama çoğunda protestoların ekonomik gerekçeleri öne koyduğunu görüyoruz. Bu, Fransa gibi nispeten gelişmiş bir ülkede de, çok sorunlu ve ciddi ekonomik krizle baş etmeye çalışan başka ülkede de olsa isyanların ortak özelliği. Daha belirleyici bir diğer ortak özellik, bu sorunların o anda ortaya konan gerekçelerin çoğunda bir birikmişlik var. İktidarların bu birikmiş sorunları çözmemesi, ilişki kurmaması ve yok sayarak ilerlediği süre. Bunu küresel neoliberal modelin genel krizi içinde değerlendirebileceğimiz gibi, tek tek ülkeler bazında da siyasi tercihlere yansıdığını  söyleyebiliriz. İktidarların tavırları açısından benzeşen şey; uzun süre bastırarak ya da görmezden gelerek gündem dışında tuttuğu sorunların bir patlama şeklinde önüne gelmesi.  Tamam mesajı aldık gibi şeyler söylense de, gösterilen direnç eylemleri isyan boyutunda bir yıkıcılığa taşıyor.

Neden itirazlar patlama şeklinde ve birden ortaya çıkıyor?

Hem ekonomik hem siyasi hem de bunun uzantısı olarak toplumsal tıkanma her yerde ortaklaşan bir problem. İktisadi olarak sistemin tıkanmasının işaretini devresel krizlerle görüyoruz. Bu ekonomik modelin ürettiği siyasi mimarinin de önemli ölçüde tıkanmaya başladığını, merkez aktörlerin zayıfladığını, uç 

aktörlerin kimi yerde ırkçılık, kimi yerlerde de fütursuz bir popülizm şeklinde ortaya çıkan çeşitli anormalliklerle kendini ifade ettiğini görüyoruz. Aslında ekonomik ve siyasi sistemin kendi aşırılıkları nedeniyle, karşı cephesini de ancak aşırılıklarla kendini ifade edebilen bir zemine ittiğini söyleyebiliriz. Bu, 

sistemlerin kendi içinde esnekliği kaybetmesine, esnekliğin aşırı zorlanmasına nedeniyle ani kırılmalara yol açıyor. Genellikle  anlık ve oldukça da sert patlamalar şeklinde bu isyanların önümüze gelmesine enden oluyor. Ama burada genellikle çoğu örnekte ülke yönetimlerinin zaten devam eden baskıcı uygulamalarının da etkisinin olduğunu görüyoruz.

Bardağı taşıran patlamaların bir baskı tarafı olduğunu görüyoruz ama tek açıklayıcı şey baskı olamaz. Çünkü liberal demokrasinin önemli merkezlerinden sayılabilecek bir ülkede Fransa’da bir yılı aşkın süredir benzer bir süreç. yaşanıyor. Açıklayıcı olarak kullanabileceğimiz şey aslında, bunun hem iktisadi hem siyasi anlamda yapısal bir kriz olduğu. Çoğu zaman mevcut siyasi aktörlerce çözülemediği, çözülemez olduğu için sorunların biriktiğini söylememiz gerekiyor. Genellikle patlamalar bir kırılma şeklinde ortaya çıkıyor ama 

kendilerinin de bir tür sonrasızlık karakteri taşıdığını da söylememiz lazım. 

Hedefleri, talepleri, bu taleplere nasıl ulaşılacağına dair önerileriyle ve bunu örgütleyen sürükleyici yapılar olmaması nedeniyle böyle.  Yani iki anlamda da kontrolsüz olmaları nedeniyle bu protestoların sonrasız kaldığını görüyoruz. Akut nedenle ilgili geri adım atılıyor, vergiler veya zamlar geri alınıyor ama aslında itirazı asıl büyüten ve kalabalığa bizi de duyun dedirten sorun çözülmeden kalıyor.

İktidarlar isyanlara neden baskı ve duyarsızlıkla cevap veriyor?

Burada -pek çok meselede gördüğümüz gibi- “akıl tutulması” gibi, akıl ve sağ duyu ile meseleyi açıklamaya çalışan yorumlar gündeme geliyor. Mesele bir akıl sorunu değil. Akılsız oldukları için yapmıyorlar. İktidarların duyarsızlık ya da baskıyla isyanlara cevap vermesi,  zamansız ve mekansız bir zorunluluk. Bu, yeni iktisadi düzenin ve onun uzantısı siyasi modelin ve aslında iktidarların genel karakterinin yansıması. Eğer itirazları ve isyanlarla sahici bir şey olarak yüzleşirse yenilgiyi hemen kabul edeceğine, bunu bastırmayı ya da zaman içerisinde önemsizleştirmeyi başarırsa zaman kazanacağına inan bir iktidar stratejisine mahkum iktidarlar. Dolayısıyla, bir tür kumar sayılabilecek bu tavra şöyle bakılıyor; “bu kadar insan var sokakta, baskıyla cevap verilirse tepki daha büyür, bu nasıl akılsızlık diye yorumlar karşımıza geliyor.

Çoğunlukla sorunun doğrudan nedeni ve çoğunun parçası olan iktidarlar, böyle bir yüzleşme ve kabul yenilginin ve kaybetmeye başlamanın başlangıcı olacağı için buna direnç göstermeye mecbur kalıyorlar. Zaman zaman yumuşatma için, gaz alma açıklamaları yapılıyor.  Bu ülkede de çok sık duyduk ama hayatın gerçeği ve yapılanlar bu sözlerle uyumlu olmadı. Şikayeti muhatap alıp çözmekle isyana karşılık vermek iktidarların tavırları açısından çok belirleyici. Çünkü birincisinde aktör olmaya devam ettiğiniz ikincisinde ise sadece yetersizliğinizin değil iktidarınızın da sorgulandığı aşamaya geçmeki genellikle iktidarlar yetersizlik uygulamasının sineye çekip iktidar kaybetmemeyi daha önemli görüyorlar ve bu durumlarda mümkün olduğunca direnmeye çalışıyorlar. Bu çok belirleyici bir mesele.

AKP sorunlarla ve insanlarla inatlaşma açısından ne durumda?

AKP ve Erdoğan, muhalefeti milletle inatlaşan, milletin değerlerinden uzak, milli ve yerli olmayan olarak sık sık suçluyor. Değerler üzerinden milletle inatlaşma meselesini  kendi dışındaki bir kavram olarak yerleştirmiş durumda. Buna karşılık, sorunlarla inatlaşma, sorunları kabullenmeme meselesinde çok bariz bir performans gösterdiğini söyleyebiliriz iktidarın. Son dönemdeki ekonomik krizde bu zirve seviyelere vardı. Trajik sınıra gelmiş işsizlik rakamlarını önemsememek, yüzde 14 işsiz oranlarının geri kalanı iş sahibiymiş gibi tuhaf saçmalıklarla karşılanması, EYT meselesinde gündeme geldiği gibi, İskandinav ülkelerinin bu yüzden battığının söylenmesi, Türkiye’nin uçuşa geçtiğinin iddia edilmesi. Bunların hepsinde sorunlarla inatlaşma süreci yaşıyoruz. Çünkü şuna inanarak devam ediyor AKP ve sonuç da alıyor. Kontrol edebildiği sürece, sorunları kabullenmemenin güç ve kalkan oluşturacağına ilişkin bir fikirle yürüyor.

Sanılanın aksine popülizm sadece kalabalıkların istediklerini yapmakla ilgili değil. Daha çok istenenleri ve şikayetleri kontrol edebilen, yönetebilen bir politik enstrüman ya da yöntem. Bazı talepleri sunarken bir lütuf gibi göstermenin, bazı sorunları insanlar haykırsa da bile yokmuş gibi davranmanın, onun gerekçeleri olarak başka nedenleri kabul ettirmenin popülizmin parçası olduğunu görmemiz lazım. Popülist iktidarlar önlerine gelen her sorunu çözüyormuş gibi yapan değil, bazılarını da sorun olarak görmediğini ortaya koyan tavırlar içinde oluyor. Pek çok sahici sorun için, resmi sözcülerin dilinde “suni gündem” gibi bir şey duyuyoruz. İşsizlik ya da insanlar yoksulluk yüzünden intiharları 

meselesinde olduğu gibi, bu tür ölçülebilir sorunları bile suni gündem kabul ederek dışarıda tutma tavrını görüyoruz. Kendi yönetemediği ya da kontrolünde olmayan sorunlara bigane kalma diye tarif edebileceğimiz bir tavır içinde AKP.

Çözülmeyenleri yeni sorunlarla örtmek hep işe yarıyor mu?

AKP, dış konjonktürden neşet eden bir takım yapay sorunlar ve biraz abartılı başarılar imal ederek içerideki önemli sorunlarını perdelemeye çalışıyor ve buna ilişkin sonuçlar aldığı da oluyor. Bazı araştırmalarda Suriye harekatı sonrasında AKP’nin oyunun bir kaç puan artığına ilişkin veriler mevcut. Bu tür bir kontrol mekanizmasıyla sorunları yönetebilme gösterisi sonuç aldığında geçici bir rahatlama sağlıyor. Bunun yanına zaten ağırlaşmakta olan sorunlar için yeni seçenekler doğmadığında değişmezliğini seçmeninin önüne bir tür kader gibi koyması mümkün oluyor. Bu seçeneksizliği kullanarak mesafe alabiliyor, bildiğini okumaya devam edebiliyor. Belirtileri işaret olmaktan çıkıp somut sonuçlar haline gelmiş bazı sorunlarla yüzleşmek ya da ilişki kurmak yerine onları suni gündem haline getirme ya da onları gündeme getirenleri doğrudan suçlayarak enterne etme çabalarına giriliyor. Bunlardan kısmi ve geçici sonuç alındığı söylenebilir. Fakat bütün dünyadaki isyanların çoğunda bir sonrasızlık bir kontrolsüzlük ve hedefsizlik söz konusu olabilir ama hemen hepsinde bu yapısal umursamazlığın her düzeyde çatırdamaya başladığını, toplumsal ve siyasal olarak esneme kabiliyetinin zorlanmaya başladığını ve o kabiliyetini kaybettiği için de anlık ve şiddetli kırılma ihtimalinin arttığını söylememiz gerekiyor.

Yapısal olarak ekonomisi dışa bağımlı Türkiye’nin ama şu anda iktidar siyasi olarak da dışa bağımlı hale geldi. Bu kırılganlığı daha da büyütüyor. Pek çok araştırmada sadece işaret düzeyinde gördüğümüz ama belki yeni parti girişimleriyle daha görünür hale gelebilecek bir başka sorunla yüz yüze gelmeye başladığı söyleyebilir. O da bu yapısal umursamazlığa, sorunlarla ilişki kurmamaya ilişkin kırılmanın kendi içine doğru yayılmaya başlamış olması. Bu ne demek? Büyük ölçüde AKP seçmenini de etkileyen sorunlarla inatlaşan iktidar, sorunların parçası olduğu için, bu sorunlarla yaşamaya başlayan insanların kafasında da sorun olmaya başlaması. Bunun kendi tabanı içinde daha yıkıcı bir kırılganlık ürettiğini söyleyebilirim. Daha önce yazdıklarımı ve söylediklerimi izleyenler bilir. AKP iktidarının geldiği gibi yavaş bir erime süreci yaşayacağını söyleyenlerdenim. Bir anda iktidar değişiminin beklenmemesi gerektiğini söyledim. Ama şu anda AKP iktidarın tercihi ve mecburiyetleri dolaysıyla kırılmayı yakına taşıdığı söylenebilir. Bu kırılma çeşitli yerlerde görüldüğü gibi bir protesto dalgası gibi de ortaya çıkabilir, beklenmedik ve dramatik bir oy düşüşü ile de yaşanabilir. Bunun potansiyelinin ve riskinin büyüdüğünü düşünüyorum.

Şimdilik bu kadar. İyi haftalar. 

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar