Uluslararası Af Örgütü, Pekin Deklarasyonu’nu hatırlattı: “Kadınların eşitlik hakkı ihmal ediliyor”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Uluslararası Af Örgütü, Pekin Deklarasyonu ve Eylem Planı’nın 25’inci yıl dönümünde Birleşmiş Miletler (BM) üyesi devletlere acil çağrı ve tavsiyelerde bulundu.

Çin’in başkenti Pekin’de, Eylül 1995’de gerçekleştirilen Dördüncü Dünya Kadın Konferansı’nda kabul edilen ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda onaylanan Pekin Deklarasyonu ve Eylem Planı (PDEP) kadınların eşit, özgür, sağlıklı ve haklarıyla yaşadığı bir dünya için 38 maddelik eylem planı. 

BM üyesi 189 devletin imzasıyla kabul edilen planı 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günün’de gündeme getiren Uluslararası Af Örgütü, BM üyesi devletlere deklarasyonu hatırlatarak şu değerlendirmeyi yaptı: 

"PDEP üzerinde daha önce yapılan değerlendirmeler, belirli bir tarihe kadar kaydedilen gelişmeleri kayıt altına aldı ve ulusal hükümetlerin belgenin uygulanması konusundaki çeşitli eksikliklerini tespit etti. PDEP’in kabulünden bu yana geçen 25 yılda, kadının insan haklarında elde edilen önemli kazanımlara rağmen kadınlar halen haklara, fırsatlara ve kaynaklara erişimde çok çeşitli ve kesişen eşitsizlik ve ayrımcılık biçimlerine maruz kalıyor. Ayrıca, insan haklarının zemini olan temel ilkeler, özellikle de kadınların eşitlik hakkı, devletler ve devlet dışı çeşitli aktörler tarafından zayıflatılıyor, ihmal ediliyor veya uluslararası platformda öne sürülen farklı kaygılar karşısında ikincil konuma itiliyor. Hükümetlerin mevcut yasal yükümlülüklerinin gerekliliklerini tam anlamıyla yerine getirmemesinin yanı sıra, bazı devletler, önceki değerlendirmeler sırasında PDEP’e koydukları çekinceleri yineleyerek kadınların insan hakları konusundaki yükümlülüklerini dahi zayıflattı."

PDEP hedeflerinin gerçekleştirilebilmesi için tavsiyeler

Af Örgütü tarafından, Pekin Deklarasyonu ve Eylem Planı’nın 25’inci yıl dönümünde (Pekin+25), kadınların ve kız çocukların haklarından faydalanabilmesi konusunda kayda değer ve hızlı bir ilerleme sağlanması için BM üyesi devletlere şu tavsiyelerde bulunuldu: 

  • Kadınların cinsel sağlık ve üreme sağlığı haklarından faydalanabilmesini mümkün kılın.
  • Sivil toplum alanını savunun ve insan hakları savunucusu kadınları koruyun
  • Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için yeterli ölçüde mali destek verin ve hesap verebilirliği güvence altına alın.

Kadınlar cinsel sağlık ve üreme sağlığı haklarından faydalanabilmeli

Uluslararası Af Örgütü, tarihsel süreci özetlediği tavsiye metninde, genişletilmiş raporu BM üyesi devletlerle paylaştı: “1994’te Kahire’de gerçekleştirilen Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı’nda (ICPD) hükümetler, tüm çiftlerin ve bireylerin çocuklarının sayısına, aralığına ve zamanlamasına karar verme ve bunun için gerekli bilgiye ve imkanlara sahip olma hakkını, cinsel sağlık ve üreme sağlığı (CSÜS) konusunda mümkün olan en yüksek standarttan faydalanabilme hakkını ve hiçbir ayrımcılığa, baskıya ve şiddete uğramaksızın üremeyle ilgili karar alma hakkını kabul ederek, çiftlerin ve kişilerin üreme kararını kendilerinin alması ilkesine bağlılık taahhüdünde bulundular.  PDEP bu taahhüdü, kişilerin CSÜS de dahil cinselliğini ilgilendiren tüm konularda kontrol sahibi olma ve karar alma hakkını da kapsayacak şekilde genişletti.”

Aşırı sağ cinsel sağlık ve üreme sağlığı hakkına karşı tehdit oluşturuyor

PDEP’in kabulünden bu yana geçen 25 yılda cinsel sağlık ve üreme sağlığının ve bu başlıktaki hakların, uluslararası insan hakları hukukunda tanımlanması konusunda önemli ilerlemeler kaydedildi. Fakat aynı zamanda hak karşıtı ağların ve grupların, aşırı sağ ve popülist siyasetçilerin ve bazı hükümetlerin CSÜS’e karşı tepkileri de arttı ve şiddetlendi. Öyle ki, son yıllarda birtakım uluslararası toplantılarda toplumsal cinsiyet eşitliği kavramına itirazlar bile dile getirildi.

Tüm kadınların, kız çocukların ve toplumsal cinsiyeti her ne olursa olsun herkesin cinsel sağlık ve üreme sağlığı haklarına eksiksiz şekilde saygı gösterilmeden, bu haklar koruma altına alınmadan ve hakların gereği yerine getirilmeden, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve kadınların güçlenmesi mümkün değildir. Bu amaçla Uluslararası Af Örgütü, devletlere, bugüne kadarki uygulamanın ve ayrılan kaynakların yetersiz kaldığı şu alanlardaki taahhütlerini güçlendirme çağrısı yaptı.

Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için hesap verebilirlik güvence altına alınmalı

Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için yapılan çalışmalara ayrılan mali desteğin miktarını ve durumunu en iyi tanımlayan ifade “sürekli fon yetersizliğidir” diyen Af Örgütü, yeterli ve etkili mali desteğin, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin giderilmesi ve eşitliğin sağlanması için temel önemde olduğunu, mali desteğin olmamasının defalarca toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasının önündeki en büyük engellerden biri olarak tarif edildiğini söyledi. BM Genel Sekreteri’nin Pekin Eylem Planı (Pekin+20) üzerine yapılan 20 yıllık inceleme ve değerlendirmeye ilişkin raporu, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadınların güçlenmesi çalışmalarına yetersiz yatırım yapılmasının, en önemli 12 başlıkta yavaş ve düzensiz gelişme kaydedilmesine neden olduğunu belirtiyor. Sürdürülebilir Kalkınma 2030 Hedefleri’nde şu taahhütte bulunuluyor: 

“Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin giderilmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmaları yapan kuruluşlara verilen desteğin artırılması için yapılan yatırımları büyük ölçüde artırmaya çalışacağız.” 

Toplumsal cinsiyet eşitliği için yeterli kaynak ayrılmıyor

Birçok ülke halen toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmalarına ayrılan kaynakları takip etmeyi ve verileri kamuoyunun erişimine açmayı sağlayacak kapsamlı bir sistem oluşturamadı.

2018’de 69 ülke ve bölgeye ait veriler üzerine yapılan bir inceleme, 13 ülkenin (veri toplanan ülkelerin yüzde 19’u) bu kriterleri tam anlamıyla karşıladığını, 49 ülkenin ise (yüzde 59) kriterleri sağlamaya yaklaştığını gösterdi. Veriler, politikaların uygulanmasında da boşluklar olduğunu ortaya koydu. Aynı 69 ülkenin yüzde 90’ında toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin giderilmesine yönelik politikalar ve programlar olmasına rağmen yalnızca yüzde 43’ü bu politikalar ve programların uygulanması için yeterli kaynak ayırdığını bildirdi. 

PDEP’in 25. yıl değerlendirmesi için devletlerden, 25 yıl önce kadınlara ve kız çocuklara verdikleri sözlerle ilgili hesap sorulması gerektiği vurgulandı. Pekin+30 değerlendirmesine gerek kalmaması için, güçlü mali destek ve hesap verebilirlik mekanizmaları kurulmalıdır. 

İklim krizinden kadınlar ve kız çocukları daha çok etkileniyor

Tüm zamanların en ürkütücü küresel sorunlarından biri olan iklim krizi sahip olduğumuz birçok hakkı kullanma imkanımızı tehdit ediyor. Güvenli, Sistemli ve Düzenli Göç İçin Küresel İlkeler Sözleşmesi’nde de yer verildiği gibi iklim krizinin, küresel ölçekli yerinden edilme ve göçler üzerinde büyük bir etkisi olacak. İklim krizi aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ve her türlü ayrımcılığı da şiddetlendiriyor. Ani ve beklenen felaketlerin yaşanması da dahil olmak üzere iklim krizinin etkileri karşısında en savunmasız durumda olanların çoğunlukla insan hakları daha zayıf korunan kişiler olduğu biliniyor.

Kadınlar ve kız çocuklar halihazırda var olan ayrımcılık nedeniyle iklim krizinden erkeklere ve erkek çocuklara kıyasla daha fazla etkileniyor. Gıdaya eşit erişimin engellenmesi, arazi ve barınmaya dair mülkiyet hakkının güvende olmaması, kadınlar ve kız çocukların yaşadığı ayrımcılık biçimlerine örnek gösterilebilir. Devletler iklim krizinin kadınlar ve kız çocukları üzerindeki orantısız etkileri ve toplumsal cinsiyet eşitliği ile insan hakları üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle uluslararası hukuk gereğince, iklim değişikliğini önlemek ve etkilerini en aza indirmek için sera gazı salınımlarının en makul seviyeye gelecek şekilde azaltılması da dahil olmak üzere gerekli tüm önlemleri almakla yükümlüdür.

Detaylı bilgi için tıklayınız.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus