Adalet Bakanı Gül’den kadın cinayetleri genelgesi: “İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Kanun uygulansın”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, 18 Aralık Çarşamba günü, kadına yönelik erkek şiddetinin önlenmesine yönelik bir genelge yayımladı. Genelgede, 6284 sayılı Kanunun uygulanması, İstanbul Sözleşmesi’ne uyulması ve “mağdurun talebi gerekmeksizin tedbir kararı alınması” vurgulandı.

Genelgede ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Opuz/Türkiye kararına da atıfta bulunuldu; kadına karşı şiddet vakalarında kural olarak gizli olan soruşturma evresiyle ilgili ifade, tutanak, belge, ses ve video kaydı gibi delillerin internet ve sosyal medya gibi platformlarda paylaşılmasının önüne geçilmesi gerektiğini belirtildi.

Genelgeye göre, “Aile İçi ve Kadına Yönelik Şiddet Büroları” yaygınlaştırılacak, şiddet vakalarına bu bürolardaki uzman savcılar bakacak.

Kadının hayati tehlikesi bulunması halinde geçici koruma tedbiri uygulanacak

Kadına şiddetle mücadele kapsamında, şiddete uğrayan kadının hayati tehlikesinin bulunması halinde talep aranmaksızın geçici koruma altına alma tedbiri uygulanacak.

Şiddet uygulayanlara yönelik eğitim talep edilecek

Şiddet uygulayana yönelik “öfke kontrolü”, “stresle başa çıkma konularında eğitim”, “rehabilite”, “tedavi”, “muayene” tedbirleri talep edilebilecek.

Genelgede, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da kadına yönelik şiddet, kadına yönelik ayrımcılığın en belirgin göstergelerinden birisi olarak kabul edilmekle, tüm dünyada ve ülkemizde çözümlenmesi gereken önemli bir toplumsal sorun olarak karşımıza çıkmaktadır” denildi.

“İstanbul Sözleşmesi’nde şiddetin önlenmesi için politikalar oluşturulması gerekir”

Genelgede, İstanbul Sözleşmesi‘nin uygulanmasının gerekliliğinin de altı çizildi: “1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe giren Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nde de, aile içi ve kadına yönelik şiddetin tüm hâllerinin, ayrımcılığın ve aile içi şiddetin önlenmesi, şiddete uğrayanlara yardım ve koruma için politikalar oluşturulması öngörülmektedir.”

“Gizliliğin ihlali” suçunun sorumluluk doğuracağı bilinmeli

Genelgenin 5. maddesinde “Kural olarak gizli olan soruşturma evresiyle ilgili ifade, tutanak, belge, ses ve video kaydı gibi delillerin internet ve sosyal medya gibi platformlarda paylaşılmasının önüne geçilmesi, kanuni zorunluluk nedeniyle gizli tutulan bilgilerin üçüncü kişilere verilmesinin, Türk Ceza Kanunu’nun 285’inci maddesi uyarınca ‘gizliliğin ihlali’ suçundan sorumluluk doğuracağının bilinmesi…” uyarısında bulunuldu.

Şule Çet davasında, olay intihar olarak değerlendirilmişken sosyal medyadan yükselen tepkiler sonucunda olayın bir kadın cinayeti olduğu ortaya çıkmış, yargılama sonucu sanık cinayet işlemek suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı. Şule Çet davasıyla, kadına karşı şiddet davalarında, sosyal medyadaki tepkilerin vakaları kamuoyunun gündeminde tuttuğu bir kez daha kanıtlandı. Bu madde, kadın cinayetlerinin kamuoyu gündeminde kalmasını sağlayan tepkilerin kontrol altına alınmasının planlandığı yönünde tartışmalara yol açtı.

Eylem Ümit Atılgan : “Genelgede İstanbul Sözleşmesi’ni, 6284’ü ve AİHM Opuz/Türkiye kararını bir bağlamda da olsa zikretmek idarenin ‘Bu alandaki sorumluluğumun farkındayım’ diyerek selamladığını gösteriyor”

Yakın Doğu Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Doç. Dr. Eylem Ümit Atılgan yayınlanan genelgeyi Medyascope’a değerlendirdi.

Atılgan genelgeyle ilgili “çok katmanlı sosyal olgularda yasa koyucu eliyle yapılan düzenlemelerde salt iyi yada kötü diye gruplamamız çok mümkün değil. Metnin değerini, kapsadığı konular ve düzenlediği noktalarda uygulamalardaki olasılıklar açısından bakmak mümkün. Bir de işlevi açısından bakmak mümkün” dedi.

“Genelge toplumsal cinsiyet eşitliği idealinden uzak”

Genelgenin İstanbul Sözleşmesi ile denk olmadığını vurgulayan Atılgan “İstanbul Sözleşmesi’nde bizim açımızdan çok önemli olan, bizim çok önemsediğimiz şiddetin asıl sebebi toplumsal cinsiyet eşitliği ideali ile ilgili hükümetlere gösterilen hedeften uzak. Bundan bahsetmiyor genelge. Kapsayıcılık açısından böyle bir eksiklik var” dedi.

“Kadın hareketinin aktif olmasından rahatsız olunduğu için mi gizlilik ile ilgili bu düzenlemeye gidildi endişesi var zihinlerde”

Atılgan genelgenin 5. maddesinde belirtilen düzenlemeye ilişkin şunları söyledi:

“Ayrıca bazı vurguladığı noktalarda hak savunucusu arkadaşlarımın vurguladığı bir nokta var. Bende bu noktalarda hak savunucusu arkadaşlarıma katılıyorum. Beşinci maddede yer alan ibareler kadın hareketi içerisinde yer alanlar için ‘son dönemde sosyal medyada yürütülen kampanyaların sesi mi kısılmaya çalışılıyor?’ endişesi yarattı. Özellikle Şule Çet davası gibi önemli davalarda sosyal medyada ve sokak eylemlerinde’ kadın hareketinin aktif olmasından rahatsız olunduğu için mi gizlilik ile ilgili bu düzenlemeye gidildi’ endişesi var zihinlerde. Bu düzenlemenin buna sebep olup olmayacağını bilmiyoruz tabii ki bunu uygulama gösterecek. Bunun gibi gerekçelerle çekincemi koyayım metne”.

“Bu genelgeler Türkiye hukuk sisteminde yargıçlar ve savcılar için işaret fişeği niteliğinde”

Atılgan ayrıca Adalet Bakanlığı’nın yayınladığı genelgenin yargıçlar ve savcılar üzerindeki etkisine yönelik şunları söyledi:

“Bununla birlikte şunu söyleyeyim. Bu tür genelgeler ilk değil bizim için, daha önce de karşımıza çıktı. Bunların genelde bir işlevi olduğunu görüyoruz Türkiye’deki hukuk sisteminde. Bu işlev yasa koyucunun ve idarenin yargıçlara ve savcılara yeşil ışık yakması gibi oluyor. Yani hukuk kültürümüzde hakim ve savcıların aslında iç hukuk normu olan uluslararası bir belgeyi uygulamakta isteksiz yada çekingen davrandığı noktalarda bir tür işaret fişeği işlevi görüyor denilebilir. Bunun benzerini yine 6284 sayılı kanunda görmüştük. Yargıyı harekete geçirmek için Adalet Bakanlığı bu yöntemi kullanıyor bizim hukuk sistemimizde. Daha önceki örneklerde şunu gördük hak savunucusu arkadaşların taleplerinde bu tür genelgelerden yararlandığını gördük. Yani bu genelgelerle yargıdaki kadını koruma süreci biraz daha kolaylaşabiliyor. Bu açıdan bakıldığında bir şeylerin değişeceğini düşünüyorum”.

Atılgan, İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanunun muhaliflerinin olduğu bir ortamda genelgenin önemli olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

“İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik, toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik olumsuz söylemlerden sonra hükümet kanadında böyle bir metinde İstanbul Sözleşmesini, 6284’ü ve AİHM Opuz/Türkiye kararını bir bağlamda da olsa zikretmek idarenin ‘bu alandaki sorumluluğumun farkındayım’ diyerek selamladığını gösteriyor bir yerde. Bu büyük bir kazanım olarak görülebilir belki kadın hareketinin sokaktaki varlığı, sosyal medyadaki varlığı kampanyalarıyla görülebilir ve bazı kadın hareketi bileşenleri tarafından böyle de değerlendirildi.”

“Hâkim, savcılar bu genelgeyi alıp neyi değiştirecekler bu nokta önemli”

“Bundan daha önemlisi var rafa kaldırılması planlanırken, imzanın çekilmesi tartışılırken yeniden böyle bir genelgede karşımıza çıkması dikkate değer bir adım. İzlenmesi gereken bir adım en azından, daha yakından izlemeliyiz. Hâkim, savcılar bu genelgeyi alıp neyi değiştirecekler bu nokta önemli. Hem de İstanbul Sözleşmesi’ne ve toplumsal cinsiyet eşitliği idealine muhalif olduğu söylenen kesimlerin bu genelgeye verdiği tepkiyi daha yakından incelemeliyiz diye düşünüyorum.”

Genelgede yer alan maddelerin tamamı şöyle:

Soruşturmalarda yapılacaklar

Genelgede, aile içi ve kadına karşı şiddet suçlarına ilişkin yürütülen soruşturmalarda yapılması gerekenler şöyle sıralandı:

1- Cumhuriyet başsavcılıkları bünyesinde, “Aile İçi ve Kadına Yönelik Şiddet Bürosu” Türkiye genelinde yaygınlaştırılacak, bu bürolarda çalışan Cumhuriyet savcılarının uzmanlaşmaları sağlanarak zorunlu durumlar dışında farklı işlerde görevlendirilmemesi ve sık iş bölümü değişikliği yapılmaması sağlanacak.

2- Cumhuriyet başsavcılıklarına yapılan şikayet başvurularında gerekli soruşturma işlemlerinin ikmali için müracaat evrakının doğrudan kolluğa havalesinden kaçınılacak. Müracaat sahibinin Cumhuriyet savcısı tarafından ayrıntılı şekilde ifadesi alınarak şikayet ve delillerinin açıklattırılması ve buna göre ikmali istenilen hususlar açıkça bildirilerek kolluk birimlerinin talimatlandırılması yapılacak.

3- Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca verilen yetkiler maddi gerçeğe ulaşmak için etkili şekilde kullanılacak, soruşturma konusunu aydınlatmaya yarayacak her türlü bilgi, belge ve delil zamanında, eksiksiz ve ayrıntılı şekilde toplanacak.

4- Eylemle orantılı koruma tedbirlerine başvuru konusu değerlendirilecek, mağdurun daha önce başka şikayetinin bulunup bulunmadığı mutlaka kontrol edilecek. Süregelen şiddet vakalarının tespiti halinde şüpheli hakkında zincirleme eylemlerle orantılı koruma tedbirlerine başvuru konusu da göz önünde bulundurulacak.

5- Kural olarak gizli olan soruşturma evresiyle ilgili ifade, tutanak, belge, ses ve video kaydı gibi delillerin internet ve sosyal medya gibi platformlarda paylaşılmasının önüne geçilecek.

6- Özel hayatın gizliliği, mahremiyet hakkı, lekelenmeme hakkı, kişisel verilerin korunması gibi temel haklara önemle riayet edilecek.

Tedbir karar ve uygulamalarında yapılacaklar:

Genelgede, tedbir karar ve uygulamalarında belirtilen uluslararası sözleşmeler ve ulusal mevzuat hükümleri gözetilerek yapılması gerekenlere de yer verildi.

1- 6284 sayılı Kanun kapsamındaki şiddet mağdurlarının vakanın özelliğine göre kaygı düzeylerinin yüksek olduğu durumlarda beyanlarının uzman eşliğinde adli görüşme odalarında alınması sağlanacak.

2- Şiddet gördüğü iddiası ile Cumhuriyet savcılığına müracaat eden kişilerin ayrıntılı beyanları alındıktan sonra, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünden 6284 sayılı Kanunun 15’inci maddesi uyarınca ayrıntılı sosyal araştırma raporu talep edilecek.

Bu aşamalarda alınan beyan dikkate alınarak uygun koruyucu ve önleyici tedbir kararlarının istenilmesinde tereddüt edilmeyecek. Kolluk birimlerine müracaat eden kişiler hakkında, “Aile İçi ve Kadına Karşı Şiddet Olay Kayıt Formu” nun eksiksiz şekilde ve titizlikle düzenlenmesi istenecek. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünden ayrıntılı sosyal araştırma raporu talep edilecek. Bu aşamada da olay kayıt formu dikkate alınarak uygun koruyucu ve önleyici tedbir kararlarının istenilmesinde tereddüt edilmeyecek.

3- 6284 Sayılı Kanunun 15’inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları uyarınca şiddet mağduru ve şiddet uygulayana yönelik, kişinin geçmişi, ailesi, çevresi, eğitimi, ekonomik ve psikolojik durumu ile şiddet uygulayanın toplum açısından taşıdığı riski de ortaya koyan ayrıntılı sosyal araştırma raporlarının mahkemeye sunularak uygun tedbirlere hükmedilmesi istenecek.

4- Şiddet mağduru hakkında koruyucu tedbirler yanında, şiddet uygulayana yönelik önleyici tedbirlerin de gözetilmesi gerekecek. Bu kapsamda, özellikle öfke kontrolü, stresle başa çıkma, şiddeti önlemeye yönelik farkındalık sağlayarak tutum ve davranışları değiştirmeyi hedefleyen eğitim, danışmanlık, rehabilite, tedavi ve muayene gibi alternatif tedbirler talep edilecek.

5- Kişiyi güvenliğinden endişe etmesini gerektirecek şekilde korku ve çaresizlik içinde bırakacak ısrarlı bir takip söz konusu ise mutlaka vakaya uygun tedbir istemlerinde bulunulacak.

6- 6284 sayılı Kanun kapsamında taraflar hakkında tedbir isteminde bulunulurken, çocuğun üstün yararı ilkesi uyarınca çocukların psikolojisi, sosyal yaşamı, eğitim hayatı ve ebeveynleri ile uygun ortamlarda ilişki kurabilmeleri de gözetilerek 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununa göre başta danışmanlık tedbiri olmak üzere uygun tedbir kararları talep edilecek.

7- 6284 sayılı Kanun kapsamında korunan kişiler bakımından hayati tehlikenin bulunması ve bu tehlikenin önlenmesi için diğer tedbirlerin yeterli olmayacağının anlaşılması halinde aynı Kanunun ilgili maddesi uyarınca ilgilinin aydınlatılmış rızasına bağlı olarak kimlik ve ilgili diğer bilgi ve belgelerinin değiştirilmesi tedbiri hususunda bir karar verilmek üzere hakimden talepte bulunulması, bu kararın sadece korunan kişiye tebliğ edilmesi sağlanacak.

Kimlik ve ilgili diğer bilgi ve belgelerin değiştirilmesi kararından beklenen amaç ve faydanın gerçekleşebilmesi için, kararın uygulanmasında gizlilik kuralına riayet edilmesi konusunda ilgililer uyarılacak, aksine davranışın Türk Ceza Kanununun 258’inci maddesi uyarınca “Göreve ilişkin sırrın açıklanması” suçundan sorumluluk doğuracağı hatırlatılacak.

8- Koruyucu ve önleyici tedbir taleplerinde bulunulurken, tedbir talep eden ve edilen hakkında daha önce başkaca bir tedbir kararı verilip verilmediği konusunda UYAP tedbir kayıtları mutlaka sorgulanacak.

9- Korunan kişiye yapılacak tebligatlarda ŞÖNİM’e ait adres bilgilerinin kullanılması konusu dikkate alınacak, 6284 sayılı Kanunun 8’inci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca gerekli bulunması halinde, tedbir kararı ile talep üzerine veya resen, korunan kişi ve diğer aile bireylerinin kimlik bilgileri veya kimliğini ortaya çıkarabilecek bilgileri ve adresleri ile korumanın etkinliği bakımından önem taşıyan diğer bilgilerin resmi kayıtlarda gizli tutulması konusuna riayet edilecek.

10- Hakkında tedbire hükmedilen kişilerin varsa yeni adres kayıtları alınacak, usulüne uygun şekilde farklı tebliğ yöntemlerine başvurulabileceği de göz önünde bulundurulacak.

11- Tedbir yükümlüsüne tedbire uyması gerekliliği ve tedbir kararının ihlali durumunda zorlama hapsi gibi neticeler hatırlatılacak.

12- 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen tedbir kararları, ivedilikle ve etkin bir şekilde uygulanması için ilgili kurumlara ve kolluğa iletilmesi için Cumhuriyet savcılığına gönderilecek. Önleyici tedbir kararlarının uygulanması kolluk birimleri marifeti ile izlenecek.

Tekrarlanan şiddet olaylarına karşı gerekli önleyici ve adli müdahalelerin yapılması bakımından, soruşturmanın başlangıcından infazın tamamlanmasına kadar tedbir uygulamalarının takibi etkin bir şekilde yapılacak. Verilen tedbirlerin kararda öngörüldüğü şekilde yerine getirilip getirilmediği, sürenin bitimi beklenmeden titizlikle incelenecek. Koruyucu ve önleyici tedbir taleplerinin kabulüne dair kararlar, mahkeme tarafından şiddet uygulayana ve korunan kişiye, talebin reddine dair kararlar ise yalnızca talepte bulunana tebliğ edilecek.

13- Hakim tarafından verilen önleyici tedbir kararlarının tefhim veya tebliğ edilmemesi kararın uygulanmasına engel teşkil etmeyecek, kararın infazına, infaz edecek birime teslim edildiği tarihte başlanacak.

14- Tedbir kararlarının ihlali nedeniyle zorlama hapis kararı verilebilmesi için tebliğ evrakında “kararın gereklerine aykırı hareket edildiğinde zorlama hapsi uygulanacağı” yönünde açıklamaya yer verilecek.

15- Zorlama hapsi kararlarının, itiraz kanun yoluna tabi olması ve kesinleşmeden infaz edilememesi hususları dikkate alınarak mahkeme tarafından ilgilisine tebliğ edilmesi sağlanacak, bu hapsin Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliğinin 8 inci maddesi uyarınca, kapalı ceza infaz kurumlarında infaz edilmesi gerekecek. Zorlama hapis kararları, koşullu salıverme ve denetimli serbestlik gibi infaz uygulamalarına konu edilemeyecek.

16- 6284 Sayılı Kanunun 15. maddesi uyarınca ŞÖNİM’lerden, tedbir kararlarının uygulanma sonuçları ve ilgililer üzerindeki etkilerine dair rapor tanzim edilerek gönderilmesi istenebilecek.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus