Fariba Adelkhah ve Roland Marchal’ın tutuklanması: İran’da araştırmacılık ölümüne yapılan bir iş mi?

İran asıllı Fransız araştırmacı Fariba Adelkhah ile erkek arkadaşı, araştırmacı Roland Marchal Haziran ayının ilk günlerinde İran’da tutuklandı. IHEID’de (Uluslararası Kalkınma Araştırmaları Enstitüsü, Cenevre) öğretim üyesi olan Jean-François Bayart ile CNRS’de (Bilimsel Araştırmalar Ulusal Merkezi) araştırma yöneticisi Béatrice Hibou’nun konuyla ilgili olarak 26 Aralık 2019’da Le Monde’da çıkan yazılarını Haldun Bayrı çevirdi.

Fariba Adelkhah

Siyasal Bilimler’de (Sciences Po) araştırmacılık yapan Fariba Adelkhah ve Roland Marchal, casusluk, devlet güvenliğini ihlal ve Ortadoğu’da Stalin dönemi SSCB’si iddianamelerindeki kadar muteber diğer zırvalar ileri sürülerek alışılagelmiş bahanelerle Haziran başında Tahran’da tutuklandılar. O zamandan beri keyfî tutukluluk kararıyla Evin Hapishanesi’nde çürüyorlar; ayda bir kez Roland Marchal’e konsolosluktan bir ziyaretçi (çifte vatandaşlığından dolayı Fariba Adelkhah’ın bu hakkı da yok) ve aileleriyle çok nadiren ve çok kısa bir telefon görüşmesi, bir avukatın yardımı ve Fariba Adelkhah için kızkardeşiyle birkaç kısa temas dışında dünyayla ilişkileri kesilmiş durumda. Serbest bırakılmaları için Fransa’nın diplomatik çabaları şimdiye kadar sonuçsuz kaldı. Aralık ayında, bir İran mahkemesi kefaletle tahliye edilmelerini istedi, fakat savcılık bu mahkeme hakkında yetkisizlik kararı aldırdı ve dosya Devrim Mahkemesi’ne aktarıldı. Başka deyişle, iki Fransız araştırmacı, İran’ın yıllardır hapiste tuttuğu ve şeffaf olmayan bir strateji uyarınca azar azar serbest bıraktığı on beş Batılı akademisyenin durumunun da gösterdiği gibi, sonu olmayan bir tutukluluk durumuyla karşı karşıya.

Bu koşullarda, Fariba Adelkhah 23 Aralık’ta, aynı yazgıya on beş aydır maruz kalan Avustralyalı akademisyen Kylie Moore-Gilbert ile birlikte, özgürlüklerine kavuşmak için, ama aynı zamanda Ortadoğu’nun bütününde araştırmacıların en temel haklarının ihlalini de protesto etmek için sınırsız ve bütünsel bir açlık grevine girme kararı aldı. İçecek de almayan iki akademisyen, kendilerini çok yakın günlerde korkunç bir ölüme mahkûm ediyorlar. Kararlılıklarından kuşku duyulmasına olanak veren hiçbir şey de yok. Fariba Adelkhah Telegram üzerinde toplumsal sorunları tartışan bir kadın grubu kurmuş ve bunu “Dişi Arslanlar” diye adlandırmıştı. Onu uzun zamandır tanıyan bizler, kendi özgürlüğünü, mesleğinin özgürlüğünü ve onurunu savunmak için arslanlar gibi ölmeye hazır olduğunu biliyoruz; Kylie Moore-Gilbert’le birlikte imzaladıkları mektupta anlattıkları ve Kasım ayından beri Evin Hapishanesi’nden gelen tanıklıkların da teyit ettiği gibi, psikolojik işkencelere maruz durumdalar. Haberdar olduğu takdirde Roland Marchal’in de onlara katılmasından çekinilmeli.

Bu tür durumlarla karşı karşıya kalmış olan Türk akademisyen dostlarımız, böyle rejimler karşısında bir açlık grevinin, toprak saksıyla demir saksının çarpışmasını andırdığını düşünüyorlar. Gerçekten de, Büyük Britanya gibi bir demokrasi bile, bir açlık grevcisini ölüme terk edebilmektedir. Bununla birlikte, her ne kadar acı verici de olsa, iki meslektaşımızın kararına nasıl saygı göstermeyelim? Çağrılarını nasıl işitmeyelim? Zira söz konusu olan budur. Özgürlükleri, ama aynı zamanda bilim, düşünce, dolayısıyla kendi özgürlüğümüz içindir çağrıları.

Fransa hükümetinin, iki vatandaşının serbest bırakılmasını elde etmek için bıkmadan usanmadan gösterdiği çabaların bilincindeyiz. Ama şimdi bir sonuca varma mecburiyeti var. İranlı yetkililer ise, “ılımlılar”ın nazik davranmalarına engel olan siyasi sistemlerindeki fraksiyon çekişmelerini bahane etmeyi sürdüremezler. Bildiğimiz kadarıyla, İran’ın Birleşmiş Milletler’de tek bir temsilcisi var. Devrim Muhafızları, Rehberlik Makamı’nın otoritesine tâbi ve İran devletinin kurumsal bileşenlerinden biri; Rehber’in temsilcisinin başkanlığı altında toplanıyor ve konu hakkında yetki sahibi iki uzman merci olup İslam Cumhuriyeti’nin farklı kurumlarını bir araya getiren Düzenin Yararını Teşhis Konseyi ile Milli Güvenlik Konseyi’nin otoritesi altında. Meslektaşlarımızın serbest bırakılması bu kurumların elindedir, ölümlerinin sorumluluğu da.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar