Kemal Can ile 5 Soru 10 Cevap (66): Ortadoğu’da beliren “büyük resim”

“5 Soru 10 Cevap” programında Kemal Can şu sorulara yanıt aradı:

- Dünyayı yöneten büyük planı bilen var mı?
- Derin devlet, üst akıl ve ince hesap nerede?
- Öngörülemez sürüklenmeyi kim yönetiyor?
- Bölgede olacakları önceden gören oldu mu?
- Bu durumdan Türkiye’nin payına ne düşer? 

Yayına hazırlayan: Uğur Gümüşkaya

Merhaba iyi haftalar.

Bu hafta, 5 soru 10 Cevap’ta biraz alanımın dışındaki meselelere gireceğiz. Cevaplarım olduğu için değil daha çok sorularım olduğu için bunu bu konuyu konuşmak istiyorum. Bildiğiniz gibi geçen hafta kapatırken Irak’ta çok önemli bir gelişme yaşandı. ABD İranlı bir general ile Irak ordusundaki subayları hava saldırısıyla öldürdü.  

Dünyayı yöneten büyük planı bilen var mı?

Kasım Süleymani suikastı, onu hazırlayan süreç, karar verilme aşamaları, ardından gelen tartışmalar, dünyada yarattığı şaşkınlık ve olayın büyüklüğü… Dünya savaşına mı doğru gidiyoruz soruları etrafında, herkesin fark edebileceği, çok net, sistemli, kurulmuş bir oyunun varlığından daha çok, kuralları belirsiz, aktörleri şuursuz bir karmaşanın içinde miyiz? Hangisi daha tehlikeli? Bazen yaşanan olayları son derece lokal gerekçelerle açıklayan yorumlar akla yakın geliyor. Bazen de yeni dünya düzeninin bir parçası olarak açıklayan yorumlar. Dünyada bir süredir yaşadığımız hiç bir gelişmeyi süreklilik arz eden bir bütünlük içerisinde göremiyoruz. Sadece biz, “yetersiz insanlar” değil, dünyanın önemli aktörleri, belirleyici konumda olan kişiler de göremiyor. Çünkü bahse konu belirsizlik alanı çok genişlemiş ve hemen her gelişmeyi etkileyen hale gelmiş durumda.  

Bu savaş çıkartacak büyüklükte bir olay. Bir ülkenin -açık açık üstlenerek- bir bir başka ülkenin resmi görevlisini suikastla öldürmesi, literatürlerde savaş nedeni olarak kabul edilebilecek bur durum. Olayın yaşandığı zemin de son derece tehlikeli bir alan. Savaş çıkartma olasılığından herkes bahsediyor ama tarafların kapasiteleri ve niyetleri itibariyle aslında böyle bir savaşın çıkamayacağı konuşuluyor. Bunlar aynı zamanda oluyor. Bu karmaşa bile hadisenin asıl belirleyici tarafının, öngörülemezlik, kestirilemezlik olduğunu gösteriyor. Yapılan analizler, tarafların kapasiteleri ve karşılık verme imkanları ile ilgili oluyor. Tutarlı bir gelişmeden, bir devamlılıktan değil, sürekli birbirine göre pozisyon, biçim alan bir karşılıklılıktan konuşuyoruz. Bu belirsizliklerin ana belirleyici hale geldiği bir zeminde bunları konuşuyoruz.

Derin devlet, üst akıl ve ince hesap nerede?

Trump’ın azil süreci ve iç politikada yaşadığı sıkıntılar nedeniyle, ülkesindeki bazı önemli merkezlerden onay almadan veya müttefiklerine danışıp bilgi vermeden bu operasyonu yaptığı yorumları var. Bu kadar önemli alanların bu kadar kişiselleşmiş sürprizlere, şahsi kararlara ya da anlık veya geçici pozisyon ihtiyaçlarına göre belirleniyor olması ya da bunun normalmiş gibi konuşulması, karşı karşıya kaldığımız şeyin ciddi bir tehlike içerdiğini gösteriyor.

Buradaki aktörler, fütursuz ama kapasitelerine göre de aslında kendi içlerinde ihtiyatlı, hatta korkak sayılabilecek aktörler. Yapabilirlik ve karşılık verme konusunun son derece pragmatik gerekçelerle oluşması, basit ve geçici dengelerin belirleyici olması, daha güvenli bir alan yaratmıyor. Keyfiliği ve öngörülemezliği büyütüyor. Bunun çarpıcı örneği, bu sürpriz ve şaşırtıcı saldırının ardından da Trump’ın kültürel mirası hedef alabileceğini iddia eden tweetler atmayı sürdürmesi.  

Öngörülemez sürüklenmeyi kim yönetiyor?

Körfez Savaşı ve devamındaki süreçte, yeni dünya düzeni tartışmalarında, son 5 yılda Ortadoğu ve Arap Baharı’nın sonuçlarında, yeni güç-ittifak dengelerinde “büyük resmin” belirginleşmeyip giderek kaybolduğu bir tablo ortaya çıktı. Biraz daha gerisine gittiğimizde, ölçeği biraz daha genişlettiğimizde, kırk yılın bilançosuna baktığımızda belirsizliğin ve tehlikeli gidişin bir sürükleyicisi var: O da, “daha fazla”. Daha fazla kar, daha fazla güç ve daha fazla kontrol. Hakim olanların, gücü kendilerini bile durduramadıkları, yarattıkları belalarla kendilerinin de baş etmekte zorlandıkları bir yokuş aşağı koşma hali. Daha fazla fikri, belki şuursuzluğu, dünyayı sürüklüyor.

Daha çok kar, daha çok güç, daha çok kontrol demek, barışı kaybetmek demek, gezegeni kaybetmek demek. Şu anda iklim değişikliği nedeniyle Avustralya kıtasının neredeyse tamamı yangınlar yaşanıyor. Tüm dünyada küresel iklim değişikliğinin yarattığı ve artık durdurulamaz biçimde ilerleyen felaketler konuşuluyor.  Bilgi toplumuna geçerek daha çok özgürleşeceği iddia edilen dünya, artık herkesin her hareketinin kontrol edilebildiği ve aslında herkesin özgürlüğünü kaybettiği bir alana dönüşüyor. Belki en büyük buradan başlayarak konuşmak daha önemli.

Bölgede olacakları önceden gören oldu mu?

Alana dönersek,  Kasım Süleymani suikastının dünyaya iyi bir şeyler getirmeyeceği ortada. Benim de önemsediğim uzmanların çoğu, hayırlı bir süreç başlamadığına işaret ediyor. Çeşitli ihtimallerden bahsedildi ama bunların hepsinde gerilimin yükseleceği neredeyse ortak kanaat.  Daha kaygan bir zemine doğru gidiliyor. Evren Balta’nın söylediği gibi, aslında bir cephe savaşı anlamında 3. Dünya Savaşı çıkmayacak ama şu anda süreklileşmiş bir savaş hali yaşanıyor. Bu durumunun bir parçası vekalet savaşları, paramiliter güçlerin gayri nizami savaşı.  En yetenekli aktörlerin bile kontrol etmesinin zor olduğu bir hale geliyor.

Bu tür olaylar karşısında tepki verme, pozisyon alma konusunda da bütün aktörlerin zorlandığını görüyoruz. Rusya başta olmak üzere pek çok ülkenin beklenenin çok gerisinde pasif pozisyonlara çekilmesi durumun ne kadar belirsizlik içerdiğinin göstergesi sayılabilir. En çok ısınan alana yakın olmanın bir avantaj içermediği, tam aksine riskleri büyüttüğü açıkça görünüyor.  Çünkü ateşe yakın olan terler, çok net bir kural.  Bu kural, Ortadoğu’daki  bütün ülkeler ve bu alanda hareket etmeye çalışan bütün aktörler için geçerli. 

Bu durumdan Türkiye’nin payına ne düşer?

Buna benzer olayların yarattığı belirsizlik alanı şimdiye kadar iktidar tarafından bir fırsat olarak değerlendirildi. Suriye’de böyle yapıldı, Libya’ya asker gönderilmesi kararı böyle oluyor. Bu, Türkiye’deki yaşanan her şeyi de doğrudan etkiliyor. Çünkü iktidar kendi beka meselesini iç dinamiklerle kontrol edemediği için, dış dinamikleri içeriye bir politik enstrüman olarak aktararak hayatını sürdürüyor. Ayakta kalmayı böyle konumlandırıyor. Dolayısıyla dışarda her türlü risk büyümesi, iktidarın politik reflekslerini etkiliyor ve Türkiye’nin içinde, ekonomisine negatif olarak yansıyor. Kasım Süleymani meselesinin Türkiye’nin de önemli fay hatlarından biri olan mezhepçilikle de bir bağı var. Bunu da önümüze koymamız gerekir.  

Özetle hepsini toparlarsak; Evet dünyada içinde her şeyi görebileceğimiz büyük bir resim tartışmalı. Ama çok açık biçimde dünyadaki bu yeni düzendeki belirsizlik çok büyük tehlikeler içeriyor. Bunun gerisindeki asıl kaynak fütursuz kapitalizm, küreselleşme adı altında yeni bir saldırganlık yaratan emperyalizm. Küreselleşme ve yeni dünya düzeni pozitif bir proje olarak konmuştu ama dünya aldatıldı. Şunu gördük ki, daha fazlayı istemek daha fazlayı getirmediği gibi elimizdekileri de kaybetmemize yol açıyor. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi. Mükemmel bir demokrasi olmayan, çok iyi bir ekonomisi olmayan bir ülke olmakla birlikte, nasıl olanı da kaybetmeyle karşı karşıya geldiysek, dünyada barışını, doğayı büyük ölçüde kaybediyoruz. Barışını kaybediyoruz, adaleti kaybediyoruz.  “Daha çok” fikrini üreten siyasi akıldan kurtulmak ya da bunu tartışmaya açmak çok önemli. Dolayısıyla bu meseleleri yaşananları rasyonelleştirerek veya çıkarlar üzerine tartışmak yerine belki bu noktadan itiraz etmek gerek. Hafta sonu Amerika’da çok sayıda şehirde, “Amerika’nın çıkarı” diye bağıran başkanlarına hayır demeyi düşünen Amerikalılar sokağa çıktı. Bu da belki iyimser olmak için bir nedendir. 

Şimdilik bu kadar diyelim. İyi haftalar

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar