İstanbul meydanlarını planlayacak: İlki Taksim Meydanı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), kent yönetimine dair stratejilerin geniş katılım ve ortak akılla belirlenmesi amacıyla İstanbul Planlama Ajansı’nı (İPA) kurdu.  Ajansın tanıtım toplantısı, İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi. Prof. Dr. İlhan Tekeli moderatörlüğünde, dünyaca ünlü akademisyenler Prof. Dr. Richard Sennett ve Prof. Dr. Saskia Sassen’in katılımıyla panel düzenlendi.

İPA’nın açılış lansmanında konuşan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul ranttan ve betonlaşmadan yoruldu. İstanbul, ‘En doğrusunu ben bilirim’ diyen, ‘Bu şehirde benim dediğim olur’ diyen siyasetçilerden ve yöneticilerden artık bıktı” dedi, İPA ile gerçekçi politikalar ve yol haritası oluşturulacağını söyledi.

13 Mart’ta Taksim Çalıştayı yapılacak

Küresel vizyona sahip, katılımcı, sürdürülebilir ve bütüncül bir planlama anlayışı uygulayacaklarını belirten İmamoğlu, “İstanbul Meydanlarını Konuşuyor” kampanyasının detaylarını da açıkladı. İmamoğlu, “İstanbul’un en önemli buluşma noktaları olan meydanları bugünkü kimliksiz ve kullanışsız halinden kurtararak hak ettikleri değere yeniden kavuşturacağız” derken Taksim’den başlayarak sırasıyla Bakırköy, Üsküdar-Salacak-Harem kıyı bandı ve Kadıköy meydanlarında, yarışma yöntemi ile güçlendirme, yenileme çalışması yapacaklarını duyurdu. Meydanlarla ilgili tüm çalışmalar istanbulsenin.org internet sitesinden takip edilebilecek. 13 Mart’ta ise Taksim Meydanı için çalıştay düzenlenecek. 

İmamoğlu’nun konuşmasının ardından, Şehir ve Bölge Plancısı Prof. Dr. İlhan Tekeli moderatörlüğünde, dünyaca ünlü akademisyenler Prof. Dr. Richard Sennett ve Prof. Dr. Saskia Sassen’in katılımıyla “Yerel Demokrasi İçin Yeni Bir Başlangıç” başlıklı panel yapıldı.

Farklı insanların işbirliği, bir arada yaşamak…

“İnsanların açıklığı kaybettiği, iki seçenekten bir tanesini seçmekle mükellef oldukları kapalı bir sistem sözkonusu” diyen Sennett, kapalı sistemin olduğu şehirler için açık sistemin şu anlama geldiğini söyledi: “Şehirde açıklıktan ziyade karmaşıklığı kucaklayan bir siyaset olması gerekir. Açık bir demokrasiyi oluşturmak dayanışmayla alakalı değil farklı insanların işbirliğine gidebileceği sistemle alakalıdır.”

Prof. Dr. Richard Sennett

Hindistan’ın Delhi şehrinde büyük bir finans ve iş merkezi olan Nehru’dan örnek veren Sennett, burada insanların farklılıklarıyla bir arada yaşayabilmeyi öğrendiklerini, UNESCO’da da bu alanı dünya mirası listesine dahil etmeye çalıştıklarını söyledi. Sennett, olması gereken şehri anlatırken Çin’in başkenti Pekin’deki birbirine yakın, 100’ün üzerinde kata sahip siteler ile Nehru’yu karşılaştırdı: “Nehru, evrilebilecek bir yer. Karşı tarafında toplumun en yoksul kesiminin dolaştığı alan görüyorsunuz. Ama biliyorsunuz ki dünyanın pek çok yerinde Pekin gibi bir görüntüyle karşı karşıyayız. 2.2 milyar dolarlık bir finansman sağlanmıştı bu konutlar için. Artık bunların tamamen yıkılması lazım. Yeniden inşa etmekten ziyade yıkmak daha ucuz olacaktır. Öyle bir form yakalayın ki Pekin’deki konutların kaderini paylaşmayın.”

“Lüks ve boş bir bina, dolu binadan daha karlı”

Sennett’in ardından söz alan Prof. Dr. Saskia Sassen de Aral Gölü’nün, Grönland’ın insan eliyle yok edildiğinden bahsederek sözlerine başladı ve şöyle devam etti: “Birçok büyük şehirde -İstanbul’u da bu listede görmek şaşırtmaz muhtemelen- lüks ve boş bir bina, dolu bir binadan daha kârlı. Bu binalar her zaman içini doldurup kullanmak için alınmıyor. Bina değere dönüştürülüyor ve finansal bir araç haline geliyor. Şimdilerde bu talep edilen bir şey. İleri finansal sistem içinde değer görüyor. Binayı görüyoruz ama dönüşümü göremeyebiliyoruz. Emlak değeri açısından ilk 100’de olan şehirler, dünya nüfusunun yüzde 10’una hitap ediyor ve bu durum alarm demek. Toplam gayri safi milli hasılanın yüzde 30’unu içeriyor, emlak yatırımının da yüzde 76’sına tekabül ediyor. Bir finans kuruluşuna gittiğinizi düşünün; 100 tane sekreter varken şimdi 100 tane fizikçi var.”

Prof. Dr. Saskia Sassen

“Hepimiz kentsel özneleriz aslında” diyen Sassen, bu kapasitenin kaybedilmesinden korktuğunu şöyle anlattı: “Kalabalık trenle eve döndüğümüzde rahatsız oluyoruz, olmazsak idare edebiliyoruz ama kentsel durumun bize getirdiği şey bu. Günlük rutinlerimiz arasında bazı anlar var, bu anlarda kentsel öznelere dönüşüyoruz. Kalıcı bir durum da değil ama önemli. Kalabalığı tolere ediyoruz, her gün trendeyiz, metrodayız. Sürekli birine dokunuyorsunuz, trenin içinde koku var vs. Bunlar kıymetli şeyler. Bu kapasiteyi kaybetmemizden korkuyorum.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus