Ruşen Çakır yorumladı: CHP’de taraflar anlaşabilir mi?

İSTANBUL (Medyascope) – Ruşen Çakır, CHP’deki krizle ilgili değerlendirmesinde, Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel arasındaki gerilimin yalnızca parti içi bir mesele olmadığını belirtti. Çakır, siyasi iktidarın süreçte belirleyici olduğunu vurgularken, CHP’nin enerjisinin iç tartışmalara harcandığını ve krizin kısa vadede çözülmesinin zor göründüğünü söyledi.

Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Ruşen Çakır, CHP’deki krizin yalnızca parti içi bir mesele olmadığını, siyasi iktidarın belirleyici rol oynadığını vurguladı.
  • Kılıçdaroğlu’nun kurultay konusunu geciktirdiğini ve Özgür Özel’in sürekli kurultay çağrısı yaptığını belirtti.
  • CHP içinde taraflar arasında uzlaşmaz pozisyonlar olduğunu ve somut sonuç çıkmasının zor olduğunu ifade etti.
  • Çakır, CHP’nin iç mücadelelere harcnan enerjisi nedeniyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik siyasi desteğin zayıfladığını söyledi.
  • Yaşanan süreçte iktidarın işine yaradığını ve CHP’nin garip bir yere sürüklendiğini savundu.
Bilmeniz gerekenler

CHP krizinde belirleyici rol iktidarın

Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, “CHP’de taraflar anlaşabilir mi?” başlıklı yayınında CHP’de yaşanan kriz ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun önümüzdeki hafta grup toplantısında konuşacak olması üzerinden parti içindeki gerilimi değerlendirdi. Çakır, mevcut tablonun yalnızca CHP’nin iç meselesi olmadığını savunarak siyasi iktidarın süreçte belirleyici rol oynadığını söyledi.

Çakır, CHP’nin atanmış genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun gelecek hafta grup toplantısında konuşacağının açıklanmasının yeni bir kriz ihtimalini artırdığını belirtti. Parti içinde uzlaşmaz pozisyonların bulunduğunu ifade eden Çakır, milletvekilleri Engin Altay, Gürsel Erol ve Ali Öztunç’un taraflar arasında temas yürüttüğünü ancak bunun sonuç verme ihtimalini düşük gördüğünü söyledi.

CHP'de taraflar anlaşabilir mi?
Ruşen Çakır yorumladı: “CHP’de taraflar anlaşabilir mi?”

Çakır, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “CHP’de yaşananların iktidarla ilgisi olmadığı” yönündeki açıklamalarına katılmadığını belirterek, “Buradaki mesele CHP’nin iç meselesi değil” dedi. Çakır’a göre süreçte belirleyici unsur siyasi iktidarın tavrı olacak.

Kılıçdaroğlu’nun dayanağının bağımsız olmayan bir yargı olduğunu vurgulayan Çakır, Kılıçdaroğlu’nun seçim ve kurultay yenilgilerinin ardından güçlü bir meşruiyet zemini bulunmadığını savundu.

Kurultay yapılması neden önemli?

Çakır, CHP’de yaşanan tartışmanın merkezinde kurultay meselesinin bulunduğunu söyledi. Özgür Özel yönetiminin sürekli kurultay çağrısı yaptığını belirten Çakır, Kılıçdaroğlu’nun ise kurultayı geciktirmek istediğini söyledi. Çakır bu süreçte parti içinde bazı isimlerin tasfiyesi ya da üyeliklerinin askıya alınmasının gündeme gelebileceğini belirtti.

Özgür Özel’in son grup toplantısında oldukça öfkeli bir konuşma yaptığını ifade eden Ruşen Çakır, CHP tabanında “ihanete uğrama” duygusunun hâkim olduğunu kaydetti. Bu nedenle taraflar arasında yürütülen temaslardan somut sonuç çıkmasının zor olduğunu dile getirdi.

Çakır, CHP’de yaşanan işten çıkarmaları da eleştirdi. Parti bünyesinde çalışan bazı kişilerin tazminatsız şekilde işten çıkarıldığını belirten Çakır, CHP adına açıklama yapan Atakan Sönmez’in tavrını “küstah” olarak niteledi. Ayrıca Sönmez hakkında geçmişte Cumhuriyet Gazetesi dönemine ilişkin çeşitli iddiaların gündeme geldiğini söyledi.

Çakır, yaşanan sürecin iktidarın işine yaradığını savunarak CHP’nin enerjisinin iç mücadelelere harcandığını söyledi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik davalara verilen siyasi desteğin de bu nedenle zayıfladığını belirtti.

Kılıçdaroğlu ve ekibinin geri adım atması halinde bile iktidarın buna izin vermeyeceğini öne süren Çakır, “CHP içeriden işbirlikçilerin katılımıyla garip bir yere sürüklendi” ifadelerini kullandı.

Video deşifresi

CHP’de taraflar anlaşabilir mi? | Ruşen Çakır yorumluyor

Hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Dün atanan CHP’nin sözcüsü Müslim Sarı’nın açıklamasını duyunca “Yandık” dedim. O da ne? Haftaya salı günü grup toplantısında Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşacağını söyledi. Normal olanın bu olduğunu söyledi. Neden “Yandık” dedim? Çünkü salı günü Ankara’daydım, Özgür Özel’in grup konuşmasını izlemek için. “Böyle devam ederse her hafta gitmek zorunda kalmayız” diye düşünüyordum ama şimdi Kılıçdaroğlu’nun konuşacağının ilan edilmesiyle, haftaya salı günü orada bir karışıklık olma ihtimali yüksek ve dolayısıyla yine bize yol gözüküyor. Tabii bu arada bir şekilde sorun çözülebilir. Az bir ihtimal; çünkü ortada çok sorun var. Ortada karşılıklı, uzlaşmaz gibi görünen pozisyonlar var ama bir yandan da müzakere arayışları var. Cumhuriyet Halk Partisi’nin üç milletvekili; Engin Altay, Gürsel Erol ve Ali Öztunç ne yaptılar? Önce Kılıçdaroğlu ile görüştüler, sonra Özgür Özel ile görüştüler; bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Gazeteciler sorduğunda, yanılmıyorsam Gürsel Erol diyor ki: “İran savaşında, İran’la ABD bile müzakere yapıyor.” diyor. Şimdi tabii Allah söyletiyor; yani İran’ın ABD ve İsrail’le savaşı gibi bir olay aklına gelmiş. Tabii orada şöyle bir husus var: İran ile ABD arasındaki müzakerelerin önündeki en büyük engellerden birisi İsrail.

Şimdi burada da CHP’nin meselesi, sanki kendi iç meselesiymiş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Kim tarafından özellikle? Pazartesi günü nihayet konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından. “Bunun bizimle hiçbir şekilde ilişkisi yok” dedi, ki öyle değil; doğrudan bu siyasi iktidarın, Erdoğan’ın karar verdiği bir olay. Yani buradaki mesele CHP’nin iç meselesi değil. Dolayısıyla taraflar arasında birileri mekik diplomasisi yapıyor olabilir, birtakım tartışmalar yaşanıyor olabilir. Fakat burada önemli olan; kararı büyük ölçüde siyasi iktidar ve Erdoğan verecek. Bir de şöyle bir husus var tabii ki; Kılıçdaroğlu’nun tek dayanağı yargı. Yargı derken ne? Bağımsız bir yargıdan bahsetmiyoruz; tamamen siyasi iktidara bağımlı bir yargıdan bahsediyoruz. Kılıçdaroğlu’nun dayanağı o; o dayanağın dışında bir meşruiyeti yok. Neden yok? Seçim kaybetmiş, seçimin ardından kurultay kaybetmiş, kurultayın ardından yeni gelen yönetim çok olağanüstü bir yerel seçim zaferi elde etmiş. Tabii ondan sonra 19 Mart vesaire… Bütün bu süreçte, Kılıçdaroğlu’nun “Burası benim hakkım” diyebilmesi için elinde çok fazla argüman yok.

Dolayısıyla bu pazarlıklardan bir şey çıkma ihtimali… Daha doğrusu şöyle söyleyeyim: Siyasi iktidarı bypass ederek Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel’in CHP’nin geleceği konusunda bir mutabakata varması bana hiç gerçekçi gelmiyor. Nitekim olay dönüp dolaşıp bir kurultay, bir an önce kurultay meselesinde düğümleniyor. Salı günkü grup toplantısında neye tanık olduk? En çok atılan slogan, sadece “kurultay” diye bağırdı insanlar. Seçilmiş CHP yönetimi sürekli olarak kurultay çağrısı yapıyor, kurultay için bastırıyor, imzalar topluyor, şu oluyor, bu oluyor. Öteki taraftan da atanmış olan CHP’de de ‘‘Tedbir kararı olduğu için kurultay olmaz’’ gibi, hani mecbur, hukuki olan buymuş gibi bir şey var. Yani Kılıçdaroğlu anladığım kadarıyla kurultay istemiyor ya da kurultayı olabildiğince geç yapmak istiyor. Geç yaparken de bu arada CHP’de birtakım şeyleri değiştirmek, birilerini belki partiden atmak ya da birilerinin üyeliklerini askıya almak gibi birtakım niyetleri var belli ki.

Mustafa Balbay’ın söylediğine göre; “Bu öfke bir süre sonra, birkaç hafta sonra geçer” diyormuş. Emin değilim ama baktığımız zaman, CHP’nin apar topar atanan MYK’sına ya da CHP adına konuşan birtakım isimlere baktığımız zaman, çok da öyle “durun, hepimiz kardeşiz!” politikası izlediklerini söylemek mümkün değil. Öteki tarafta ise, Özgür Özel ve destekçileri tarafında ise çok büyük bir öfke var. Özgür Özel salı günü çok öfkeliydi konuşmasında. Her ne kadar “gün öfke günü değil” dediyse de öyleydi ve orada insanlar aynı şekilde çok ciddi bir şekilde kendilerini ihanete uğramış hissediyorlardı. Dolayısıyla bu ikilinin anlaşabilmesi… Tabii ki sıradan CHP üyeleri, CHP’ye oy vermeyi düşünen insanlar bu olayın bir an önce kapanmasını isteyebilirler. Fakat şu hâliyle, eldeki verilerle baktığımız zaman bu müzakere girişimlerinden — müzakere demiyorum — bir şey çıkması çok gerçekçi gözükmüyor bana.

Mesela ne oldu? İşten o kadar insanı attılar, hem de tazminatsız bir şekilde attılar. Bunun üzerine gösterilen tepkilerden sonra basın sözcüsü Atakan Sönmez demiş ki — Fatih Altaylı da bunu yazdı, görmüşsünüzdür — “Bakacağım, inceleyeceğim; haksızlık yapıldıysa telafi edeceğim.” Şimdi, bu kişi kimdir? Herhangi bir seçilmişliği yok, parti yöneticisi değil vesaire. Kılıçdaroğlu tarafından atanmış birisi ve orada yıllarca emek vermiş insanların hayatları için çok önemli bir kararı, gayriadil bir kararı alıyorlar ve ondan sonra çok küstah bir ifadeyle “Bakacağım, edeceğim” diyorlar, “Durun bakalım” diyorlar. Yani orada çok basit bir şekilde “Siz kim oluyorsunuz?” hatta kibarlığa da gerek yok, “Sen kim oluyorsun?” demek gerekiyor. Ki aynı kişi hakkında, Cumhuriyet Gazetesi‘nin yargıyla uğraştığı en kritik dönemde internetten elde ettiği gelirleri kendi hesabına aktardığı ve bu yüzden işten çıkarıldığı bilgisi gündeme düştü. Bunu dile getiren isimlerin hepsi, Cumhuriyet Gazetesi eski yöneticilerinin hepsi açık açık adlarıyla bu olayı anlatıyorlar vesaire.

Yani sonuçta, arınmaktan bahseden; kendi belediye başkanlarını, belki milletvekillerini bir şekilde iktidarın — “iktidarın” diyelim, evet — ve iktidar medyasının kullandığı argümanlarla hedef gösteren, hatta daha ötesinde, “FETÖ’cülükle” suçlayan bir yapının bir anlaşmaya razı olacağını sanmıyorum. Olabildiğince uzatmaya çalışacaklardır ve tabii tam da iktidarın istediği olacak. Bu arada CHP’nin enerjisi — özellikle seçilmiş CHP’yi kastediyorum tabii — bu işe gidecek, başka şeylerle uğraşamayacak. Geçen bahsettim; pazartesi günü İBB davasında milletvekilleri yoktu çünkü başka işleri vardı. Davanın etkisi ya da davaya gösterilen etki azalacak; herkes CHP konuşacak, tam iktidarın istediği olay bu. Eğer kazara burada Kılıçdaroğlu ve, ekibi diyeceğim artık, neyse, bir şekilde geri adım atmaya yönelirlerse, iktidarın buna izin vermeyeceğini de rahatlıkla söyleyebiliriz. Sonuçta CHP, içeriden iş birlikçilerin katılımıyla, aktif ve heyecanlı katılımıyla garip bir yere sürüklendi. Buradan çıkma konusunda başarı, birlikte olabilecek gibi gözükmüyor. Burada Özgür Özel ve onu destekleyen seçilmiş CHP’nin, atanmışları bir şekilde iyice etkisizleştirmeleri yaşanırsa, belki CHP’nin önü iyice tekrar açılır. Aksi takdirde, “Bizimle hiçbir alakası yok” diyenlerin ellerini ovuşturarak, çekirdeklerini çitleyerek büyük bir keyifle izledikleri, karşılıklı atışmalarla geçen, enerjisini ve zamanını oraya hasreden bir CHP ile devam ederiz.

Bugünün ithafına geçmeden önce, dün kaybettiğimiz Reha Muhtar’a buradan rahmet dileklerimi dile getiyorum. Bambaşka yerlerdeydik bu meslekte ama tanışırdık. Yani insan olarak çok yakın tanımıyordum ama tanıdığım kadarıyla değişik birisiydi, bambaşka birisiydi. Medyada gazetecilik adına yaptıkları genellikle gülerek, kimi zaman öfkeyle hatırlanıyor ama kendince bir marka yaratmış birisiydi. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum.

Ama bugünün ithafı bir büyük şaire, Turgut Uyar’a… Yani böyle baktığı zaman insan, bu fotoğrafa mesela baktığı zaman bir sinema oyuncusu gibi birisi. Çok sessiz, sakin, çekingen birisi olduğunu söylüyorlar ama çok iyi şair olduğu muhakkak. 1927 doğumlu. Aslında ilkokuldan itibaren şiir yazmaya başlamış; sonra roman yazmaya kalkmış, yarıda bırakmış ve şiire tamamen kendini vermiş, hayatı şiirle geçmiş birisi. “Büyük Saat”, tüm şiirlerinin toplandığı bir kitap. İkinci Yeni tabii ki ve diğer İkinci Yeniciler, ki daha önce mesela Edip Cansever’den bahsettim. Böyle ortamlarda hep zaten bir arada olurlarmış; o yılların, 60’lı yılların diyelim daha çok, sanatçı-edebiyatçı takımı rakı masalarında… Bir tanesi Edip Cansever mesela, gözlüklü olan. Tomris Uyar tabii ki…

Tomris Uyar; Turgut Uyar’ın 1969’da evlendiği denemeci, öykücü… Şiir yazdı mı Tomris Uyar, bilmiyorum. Bir de çocukları var. Onun da adı Hayri Turgut Uyar. Onunla yapılmış bir röportaj okudum, çok çok hoşuma gitti. Oğulları İTÜ’de bilgisayar hocası ve aynı zamanda İTÜ Radyo’da “Kış Bahçesi” diye bir jazz blues programı yapıyormuş, bir başka akademisyen arkadaşıyla birlikte. O, annesini babasını o kadar güzel anlatmış ki… Aslında iki farklı insandan bahsediyor ama birbirini seven iki insandan bahsediyor. Çok etkileyici. Evet, ben Turgut Uyar’ı, Edip Cansever’i ve diğerlerini; tabii ki biz “toplumcu gerçekçi edebiyat-sanat” dediğimiz için bu tür şeylere biraz burun kıvırırdık. Ama mesela ‘‘Dünyanın En Güzel Arabistanı’’; bir kere başlı başına çok güzeldir. Yani “Böyle bir şiir kitabı adı olur mu?” diyorsunuz. Bunların hepsini okuduğumda “Evet, gerçek şiir bunlar” demiştim. O zamana kadar okuduğumuz şiirlerin aslında başka bir şey olduğunu düşündüm, hepsi olmasa da tabii ki. Mesela bir Nâzım falan bambaşka bir yerde ama İkinci Yeni’nin ne kadar iyi bir şey olduğunu, edebiyatta Türkiye’de nasıl bir çığır açtığını Turgut Uyar’dan da çok ciddi bir şekilde görmüştüm.

Çok zorlanarak ilk başta okuduğunuz ya da benim okuduğum ama sonra çok, nasıl söyleyeyim, heyecanlandıran şiirler yazan birisi. ‘‘Kayayı Delen İncir’’, yanılmıyorsam tam cezaevindeyken çıkmıştı. Kitapları olabildiğince hızlı ediniyorduk çünkü siyasi kitap sokmak yasaktı. Onun için de biz kendimizi iyice edebiyata vermiştik; edebiyat dergilerini takip ediyorduk, oralarda da çok okumuştum. Turgut Uyar 1985’te, 58 yaşında hayatını kaybetmiş. Kendisi gerçekten Türkiye’de… İnsan böyle insanlardan bahsederken bugünkü Türkiye’ye; yani ne diyeyim, dünkü yayında biraz dedim, bazı izleyicilerimiz “kötümser olma” dediler ama yani Turgut Uyar’ların, Tomris Uyar’ların, Ülkü Tamer’lerin, Edip Cansever’lerin, Ece Ayhan’ların yaşadığı bir dönemden sonra Türkiye böyle dönemleri edebiyatsız, sanatsız, anlamsız, saçma sapan siyasi kavgalarla falan geçiren bir ülke haline geldi. Neyse, onların döneminde de vardı tabii ki siyasi kavgalar ama şu hâlde yaşadıklarımız, hele şu anda CHP’nin içerisinde yaşanan bu son olay, herhâlde artık dibin dibidir diyorum. Çok da uzatmayayım. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş