Dani Rodrik: “Kimse bu salgının önceden sahip olduğumuz eğilimleri tersine döndürmesini ya da değiştirmesini beklememeli”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Harvard Üniversitesi’nden politik ekonomi profesörü Dani Rodrik, Project Syndicate için kaleme aldığı yazıda ülkelerin koronavirüs salgınıyla başa çıkma süreçlerini ve salgının uzun vadede küresel siyasete yapacağı etkileri değerlendirdi. Yazının çevirisini sizin için paylaşıyoruz.

Krizler iki farklı biçimde gelir: Kimsenin olmasını beklemediği için tamamen hazırlıksız yakalandıklarımız ve gelecekleri kesin olduğu için önceden hazırlıklı olmamız gerekenler. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, ortaya çıkacak felaketin sorumluluğundan kaçmak için ne derse desin, bu ikinci kategoride değerlendirebileceğimiz bir kriz. Her ne kadar koronavirüsün kendisi yeni ve salgının zamanlaması önceden tahmin edilememiş olsa da, uzmanlar bu tip bir salgının yaşanabileceğini gayet iyi biliyorlardı.

SARS, MERS, H1N1, Ebola ve diğer salgın hastalıklar geçmişte bize somut sinyaller yollamıştı. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 15 yıl önce salgınlara verilecek küresel cevapların çerçevesini revize ederek 2003’te SARS’ın yarattığı krizde anlaşılan bazı eksiklikleri gidermeye çalışmıştı.

2016 yılında da Dünya Bankası, büyük sağlık krizlerinde düşük gelirli ülkelere yardım sağlamak için Pandemi Acil Finansman Tesisi’ni devreye soktu. En çok göze çarpan şey ise, koronavirüs Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkmadan sadece birkaç ay önce, ABD hükümetine gelen bir rapor Trump yönetimini uyararak yüzyıl önce ortaya çıkan ve dünya çapında tahmini olarak 50 milyon insanı öldüren influenza gibi bir salgın hastalığın gelmekte olduğunu belirtiyordu.

Tıpkı iklim değişikliği gibi, Kovid-19 da gerçekleşmeyi bekleyen bir krizdi. ABD’nin krize cevabı da başlı başına bir felaketti. Trump, krizin şiddetini haftalarca görmezden geldi. Enfeksiyonlar ve hastaneye kaldırılan insan sayıları artmaya başlayınca, ülke kendini test kiti, maske, solunum cihazı ve diğer tıbbi malzemelerin ciddi ölçüde eksik olduğu bir krizin içinde buldu.

ABD yönetimi, DSÖ tarafından sağlanan test kitlerine herhangi bir talep göstermedi ve kendi güvenilir test kitlerini de üretemedi. Trump, özel üreticilerden tıbbi malzeme talep etmek için kendi otoritesini kullanmayı reddetti, hastaneleri ve eyalet yetkililerini sağlık ekipmanlarını elde etme konusunda rekabet etmeye zorladı.

Testleri yaygınlaştırmada ve sokağa çıkma yasaklarını uygulamadaki gecikmeler Avrupa’ya da pahalıya mal oldu. İtalya, İspanya, Fransa ve Birleşik Krallık bunun bedelini ağır ödedi. Doğu Asya’daki bazı ülkeler, salgına onlardan çok daha iyi tepki verdi. Güney Kore, Singapur ve Hong Kong yaygın test yapma, vakaları izleme ve sert karantina politikalarının kombinasyonlarıyla hastalığın yayılmasını kontrol etmiş gibi görünüyor.

Salgın süresince, ülkelerin içinde de bazı ilginç zıtlıklar ortaya çıktı. Kuzey İtalya’daki Veneto, testleri yaygınlaştırmasıyla ve daha erken uyguladığı seyahat yasaklarıyla, kendisine çok yakın olan Lombardiya’dan çok daha iyi bir salgın yönetme performansı gösterdi. ABD’de de, birbirlerine komşu olan Kentucky ve Tennessee eyaletleri, ilk Kovid-19 vakalarını aynı gün içinde bildirdi. Mart ayı sonunda, Kentucky’deki vaka sayısı, Tennessee’deki vaka sayısının sadece dörtte biri kadardı çünkü Kentucky eyaleti olağanüstü hal ilan ederek sıkı önlemleri alma konusunda çok daha hızlı davrandı.

Bununla birlikte, kriz çoğunlukla, farklı ülkelerdeki idarelerin kendilerine has yönetim biçimlerinden dolayı tahmin edilebilecek şekillerde ortaya çıktı. Trump’ın krizi yönetmedeki yetersiz, yanıltıcı ve kibirli yaklaşımı kimse için sürpriz değildi ve her zaman olduğu kadar ölümcüldü. Aynı şekilde, Brezilya’nın kibirli ve kurnaz başkanı, Jair Bolsonaro, salgının yarattığı riskleri küçümsemeye devam etti. Öte yandan Güney Kore, Singapur ve Tayvan gibi yerlerde, büyük kamuoyu desteği altında görev yapan hükümetlerin de salgına oldukça hızlı ve efektif bir şekilde yanıt vermeleri şaşırtıcı değil.

Çin’in tepkisi ise tipik bir Çin tepkisiydi: virüsün yaygınlığı hakkındaki bilgi akışının engellenmesi, yüksek derecede sosyal kontrol ve sonunda tehdit açığa çıkınca ülkedeki kaynakların devasa bir biçimde seferber edilmesi. Türkmenistan yönetimi “koronavirüs” kelimesinin kullanılmasını ve toplu alanlarda maske kullanılmasını yasakladı. Macaristan’da ise Viktor Orban, parlamentoyu süresiz bir şekilde askıya alarak kendisine bazı acil durum yetkileri tanıdı ve iktidardaki gücünü artırarak krizden faydalanmış oldu.

Salgının yarattığı kriz, ülkelerin farklı siyasi yapılarının baskın özelliklerini bariz bir şekilde ortaya koydu. Aslına bakılırsa, kriz süresi boyunca her ülke kendilerinin abartılı birer versiyonları haline gelmiş durumda. Bu da, krizin küresel politika ve ekonomide, pek çok kişinin beklentisinin aksine daha az dönüm noktası getireceğine işaret ediyor. Yani krizin dünyayı bambaşka bir yörüngeye sokmak yerine, zaten var olan bazı eğilimleri yoğunlaştırması daha olası.

Yaşadığımız mevcut kriz gibi önemli olaylar kendi “doğrulama yanlılıklarını” ortaya koyuyor. Koronavirüs felaketinin kendi dünya görüşlerimizi doğrulama ihtimali yüksek. Ve uzun zamandır beklediğimiz, gelecekteki ekonomik ve siyasi düzenin başlangıç işaretlerini bu krizde görebiliriz.

Böylece, daha fazla devlet ve daha fazla kamu malı isteyenler, krizin inançlarını haklı çıkardığını düşünecekler. Ve önceden hükümetlere kuşkuyla yaklaşanlar da aynı şekilde kendi görüşlerini doğrulama şansı bulacaklar. Daha fazla küresel yönetim isteyenler, güçlü bir uluslararası kamu sağlık yapısının salgının verdiği zararları azaltabilecek olduğunu öne sürecekler. Ve daha güçlü ulus devletler isteyenler, DSÖ’nün salgına cevap verme konusunda bazı yanlışları olduğunu belirtecekler.

Kısacası, Kovid-19 önceden sahip olduğumuz eğilimleri tersine döndürmeyecek ya da değiştirmeyecek. Neoliberalizm yavaş yavaş ölmeye devam edecek. Popülist otokratlar daha da otoriterleşecek. Ulus devletler kendilerini bulmaya çalışırken hiper küreselleşme kendini savunmaya devam edecek. Çin ve ABD çarpışma rotalarına ilerlemeye devam edecekler. Ve sol, seçmenlerinin çoğuna hitap eden bir program tasarlamak için mücadele etmeyi sürdürürken ulus devletlerde oligarklar, otoriter popülistler ve liberaller arasındaki savaş daha da yoğunlaşacak.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus