Şeniz Bayır yazdı: “Hocaların ve kocaların insafına bırakılan biz 28 Şubat’lı kadınlar, şu an başlarını açan kadınların toplumun insafına bırakılmasını istemiyoruz”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

“Uzun zamandır yazmayı düşündüğüm ancak hep ertelediğim ‘Hocalarla kocaların insafına bırakılmak’ adlı yazıyı, Ruşen Çakır’ın ‘Dün baskılara rağmen başörtüsü takma ile bugün çıkarmanın gerisindeki motivasyon büyük oranda birbiriyle benzeşiyor‘ videosunu izledikten sonra artık ertelemeden yazmaya karar verdim” diyen doktora öğrencisi ve edebiyatçı Şeniz Bayır’ın yazısını yayımlıyoruz.

Öncelikle belirtilecek ilk konu özetle şudur ki başörtüsü “sorununun” çözülmüş olması, başörtüsünü; başörtülü kadınlar, örtüsünü çıkarmayı veya örtünmeyi düşünen kadınlar, bütün bu kadınlarla birlikte/muhatap olan erkekler ve nihayetinde bütün toplum için sorun olmaktan “kurtaramamıştır.”

Bu kısımdan itibaren yazının yukarıdaki iki kısa girişin açımlaması olduğunu belirtmek isterim.

İlk kısım, başörtüsü “sorununun” çözüldüğü zamanlara denk gelen bir meseledir. Zira okul bitirebilme şansını yakalamış biz geçkin kızların okulu bitirebilme pratiğini doğrudan etkilemiştir. Üniversitelere başörtüsü ile girmemize izin verilmiş olması; okula/derslere devam etme zorunluluğu, hocaların akıllarında yer ettiğiniz devlet/düzen vs. açısından sakıncalı imajınız, en yakınınızdaki kişinin hem maddi hem manevi yardımı/desteği olmadan (bu çokluk eşlerimiz / kocalarımız oluyor) bitiremeyeceğiniz gerçeğini (çünkü yol, kalacak masrafından çocukların bakımına kadar geniş bir yelpazede planlamayı gerektiriyordu) değiştirmiyordu. Büyük davalar için mücadele ederken böylesi küçük engellerin / masrafların / ayrıntıların / pürüzlerin düşünülmesi dahi utandırıcı gelebilir ama büyük büyük adamların büyük büyük sorunları çözerken bu sorunları bizzat yaşayan küçük küçük insanlar için çıkan küçük küçük sorunları bilmemeleri normaldir. Hocalar ve kocaların tavırları okullarımızı bitirebilmemizi veya bitiremeyişimizi etkiledi.

O dönem, kocalarının insafına kalmış arkadaşlarımın okulu yukarıdaki “küçük” sebeplerden bitiremediğini bildiğim birçok hikâye var. “Bu yaştan sonra bitirince ne yapacaksın, sanki çalışacak mısın?” diyen, olaya kuru bir işlevsellikle yaklaşan kocaların nasıl bir ayak bağı olduğunu da ekleyelim o dönem başörtüsünü bizim için katmerli bir soruna dönüştüren etmenlere. Aynı şekilde hocalar sizi, dersi protesto edişinizle, eylemlere katılmış olmanızla hatırladı ama sınavda sorumlu olduklarınıza uzak oluşunuzu (uzak bırakan sebepleri), 28 Şubat dönemi kırptıkları puanlarımızın diploma notumuzu, ortalamamızı, o notlarla başvuru yapacağımızı (akademik kariyer için bunlar önemli kriterlerdir), derslere devam etmemizi zorunlu kılmasalardı daha çok kişinin okulunu bitirmesinin kolaylaşacağını unuttu.

Çok uzatmadan diyeceğim şu: sorunun çözülmesi bizim sorunlarımıza yenilerini ekledi ve okula dönme / bitirebilme şansını kullanamayanların acısını katmerledi. Birilerinin insafına bırakılmak ilk defa karşılaştığımız bir durum değildi (çünkü  28 Şubat döneminde ismimizi yönetime bildirip bildirmemek, tutanak tutmak gibi işler de kısmen keyfi olabiliyordu ve birilerinin insafına bağlıydı). Meselenin duygusal dozunu melodrama çevirmek gibi bir niyetim olmadığından bu kısma yazdıklarımı sınırlı bırakıyorum -ki yıllar sonra okulu bitirmek için döndüğümüzde, arkadaşlarımızda ve bende bütün yaşananlara rağmen dışardan bakanların anlamadığı/anlamlandıramadığı bir hayat neşesi vardı-.

Açan / açmakta / açacak olan arkadaşlar

İkinci kısım, örtünürken neden örtündüğünü bilen, okulu bırakırken neden bıraktığını bilen kızlar olarak açan / açmakta / açacak olan arkadaşların da neden yaptıklarını bildiklerine dair duyguyu (tam ifade edecek kelimeyi bulamadım ama kesinlikle hüsn-ü zan değil) sadece o duyguyu biliyoruz.

28 Şubat döneminde başörtüsünü açmama kararı alanlar; maşa, örgüt üyesi, projenin parçası vs. olarak değerlendirildi. Kimse bu kararın, içimize sinen en iyi yol ve eylem olduğunu anlamak istemedi. Şu an olanlar için beslediğimiz duygunun; açma eylemini gerçekleştiren kadınların içlerine sinen, vicdanlarını rahatlatan (içleri ile dışları arasında bir paralellik kurma çabası olarak) eyleme dair farkındalık olduğudur.

Artık neyi, neden yaptığımız konusunda değerlendirilmekten ve yorumlanmaktan, açıklama yapmak zorunda olmaktan yorulmuş kadınlar olmak istemiyoruz. Herkes için bir zaman kaybı. Tüm bu değerlendirmeler, kadınların özelde ise başörtülü kadınların (geçmiş, şimdi ve gelecekleriyle) sorun olmaya devam ettiğini gösteriyor. Bu sorun olma hali, çalışma/eğitim hayatında başörtülü yer almanın –var olmanın değil- ötesinde bir durumdur ve hâlâ normalleşemediğinin göstergesidir.

Hocaların ve kocaların insafına bırakılan biz 28 Şubat’lı kadınlar, şu an başlarını açan kadınların toplumun insafına bırakılmasını istemiyoruz. İnsaf için TDK “acımaya, vicdana ve mantığa dayanan adalet” diyor.

Biz de soruyoruz –bir zamanlar mağduru edildiğimiz- hangi acıma, vicdan, mantık?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus