Noam Chomsky, İlerici Enternasyonal’in açılışında konuştu: “İnsanlığın kaderini küresel sınıf mücadelesinin sonucu belirleyecek”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Üyeleri arasında dünyaca ünlü dilbilimci Noah Chomsky, eski Yunanistan Maliye Bakanı Yannis Varoufakis ve gazeteci-yazar Naomi Klein’ın da bulunduğu İlerici Enternasyonal, “dünyayı dönüştürmek ve ilerici güçlerin ortak bir vizyon etrafında birlikte hareket etmesi için gerekli koşulları yaratmayı ve dayanışmayı güçlendirmeyi hedeflemek” üzere 31 farklı ülkeden 50’yi aşkın temsilciyle 2020 yılının Mayıs ayında kuruldu.  

18 Eylül Cuma günü açılışı yapılan İlerici Enternasyonal’in etkinliğinde Noam Chomsky de bir konuşma yaptı. Konuşmayı Boran Şahindal’ın Türkçe çevirisiyle sunuyoruz.

‘’Birkaç hafta içinde iki büyük emperyal gücün had safhada bir krizine tanık olacağız’’

Olağanüstü bir zamanda bir araya geliyoruz. İnsanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş, hem felaketlere gebe hem de daha iyi bir geleceğe dair umutların ışığını taşıyan bir anda. İlerici Enternasyonal’in, tarihin hangi yöne doğru akacağını belirlemede önemli bir rolü olacak.

Çok ciddi krizlerin iç içe geçtiği ve insanlığın kaderinin tehlikede olduğu bir zamanda buluşuyoruz. Önümüzdeki birkaç hafta içerisinde modern çağın iki büyük emperyal gücünde krizin had safhaya ulaşacağına tanık olacağız.

Dünyanın önündeki en büyük üç problem artan nükleer savaş tehlikesi, çevresel felaket tehlikesi ve demokrasinin gerilemesi. Sonuncusu kulağa yersiz gelebilir ancak öyle değil. Gerileyen demokrasi, bu korkunç üçlemenin önemli bir kolu. İlk iki tehlikeden kurtulmak için tek umut, vatandaşların müzakere, politika oluşturma ve doğrudan eylem süreçlerine katıldığı, yaşayan bir demokrasidir.

‘’Trump’ın son hamlesi koltuğu bırakmaması olabilir’’ 

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın son hamlesi 3 Kasım’da düzenlenecek seçimlerin sonuçlarından memnun olmazsa makamını bırakmayabileceği konusunda bizi uyarmak oldu. Bu tehdit yüksek mevkilerde son derece ciddiye alınıyor. Örneklendirmek gerekirse, son derece saygı duyulan iki emekli üst düzey askeri komutan, ABD Genelkurmay Başkanı Mark. A Milley’e yazdıkları açık mektupta, seçimi kaybetmiş “kanunsuz bir başkanın” makamını bırakmayı reddedip, Portland’da seçilmiş yetkililere tepkili olan halkı terörize etmek için gönderdiği paramiliter birliklerin benzerlerini yardıma çağırması durumunda, orduyu görevlendirmesinin Milley’in anayasal görevi olduğunu hatırlattı.

Ülkenin refahını önemsiz görüp kendine yeni yollar açmak, dünyayı domine eden bir megalomanyak için yeterli değil. Trump bir kez daha, hak ettiğini düşündüğü takdirde anayasayı umursamayıp bir kez daha başkanlık yapmak için “pazarlık yapacağını” açıkladı.

‘’Trump yargıyı, kendi politikalarını koruyacak aşırı-sağcı genç hukukçularla dolduruyor’’

ABD’nin dördüncü başkanı James Madison, özgürlüğün bekası “parşömen bariyerlerle” garantiye alınamaz uyarısında bulunmuştu. Kağıtta yazan kelimeler yeterli değildir. Bunlar temelini iyi niyet ve genel görgü kurallarından alır. Bunlar, Trump ve dünyanın en büyük danışma kurulunu “zavallı bir şakaya” dönüştüren suç ortağı Senatör Mitch McConnell tarafından paramparça edildi. 

ABD Senatosu’nun lideri Mitch McConnell, Başkan Donald Trump ile birlikte.
(Fotoğraf: Getty Images)

Trump ve McConnell’ın tek dertleri zenginlere hediyeler dağıtıp, yargıyı baştan aşağı gerici ajandalarını bir nesil koruyabilecek kadar aşırı-sağcı genç hukukçuyla doldurmak. Bunu yaparken de “Halk ne ister?” ve “Dünyanın hayatta kalmak için neye ihtiyacı var?” gibi sorunları umursamıyorlar. Bu ikilinin öncülüğündeki Cumhuriyetçi Parti’nin zenginlere hizmetkârlığı rezil bir durum ve açgözlülüğü ön plana çıkaran neoliberal standartlar göz önüne alındığında oldukça dikkat çekici. 

Vergi politikası konusunda ise uzman ekonomistler Emmanuel Saez ve Gabriel Zucman bu konunun geçerli bir izahını sundular. 2018 yılında, bir Trump-McConnell yasama zaferi olan vergi dalaverelerini takip eden dönemde, milyarderler son yüzyılda ilk defa metal işçileri, öğretmenler ve emeklilerden daha az vergi ödeyip yüz yıllık “maliye tarihini” silip attılar. Bu, egemen doktrinde “özgürlük” diye geçen ve sınıf savaşında onlar açısından son derece etkileyici bir zafer.

‘’İnsanlık bu ‘kurumsal kötülük’le daha fazla hayatta kalamaz’’

Dünyanın önde gelen iklim bilimcileri, iklim değişikliği konusunda bizi “Telaşlanın” şeklinde uyardığında felaket tellallığı yapmıyorlar. Kaybedecek zaman yok. Çok azımız üstüne düşeni yapıyor ve daha da kötüsü dünya, gerekli adımları atmayı reddetmekle kalmayıp, kasten felakete gidişi hızlandıran liderler topluluğuyla lanetlenmiş durumda. Beyaz Saray’daki “habis” ise bu kriminallikte açık arayla lider.

Sadece hükümetler değil. Aynı şey fosil yakıt endüstrisi, onları finanse eden büyük bankalar ve ABD’nin en büyük bankasından sızmış olan bilgi notundaki kelimelerle, “insanlığın bekasını” tehlikeye atmaktan yarar sağlayan diğer endüstriler için de geçerli.

İnsanlık bu kurumsal kötülükle daha fazla hayatta kalamaz. Krizi yönetmek için gerekli olan araçlara sahibiz. Ancak çok zamanımız yok. İlerici Enternasyonal’in başlıca görevlerinden birisi paniklememizi ve ona göre hareket etmemizi sağlamaktır.

‘’Kötülüklerin kökeni 40 yıl önce dünya halklarına yapılan neoliberal saldırıya uzanıyor’’

Eski ABD başkanlarından Ronald Reagan göreve başlarken yaptığı konuşmada, devletin “problemin kendisi” olup çözüm olmadığını söylerken kararların bir nebze de olsa halkın kontrolünde olan hükümetlerden üzerlerinde halkın hiçbir kontrolü olmayan ve tek sorumluluğu kendini zenginleştirmek olan özel güçlere verilmesi gerektiğini ima ediyordu. 

Muhafazakâr eğilimleriyle bilinen iki siyasetçi, İngiltere’nin ilk kadın başbakanı Margaret Thatcher ve 40. ABD Başkanı Ronald Reagan yan yana. (Fotoğraf: Getty Images)

Bize toplum denilen şeyin yalnızca insanların içinde hayatta kalmaları için ortalığa salındığı bir piyasa olduğunu ve onlara kendilerini tahribata karşı korumaları için yardımcı olacak hiçbir örgütün olmadığını anlatan Margaret Thatcher ise başka bir figürdü. Reagan ve Thatcher yönetimleri, takdire şayan bir tutarlılıkla, katı sınıf iktidarının önündeki en büyük engel olan emek hareketini yok etmek için birlikte harekete geçtiler.

‘’Kurtarıcı gibi görünenler, kötü durumun sebeplerini göçmenler ve diğer ön yargılar olarak gösterecekler’’

Sonuçlar öngörülebilirdi. Bunlardan birisi halkın çoğunluğu için durgunlukla birlikte servetin keskin bir şekilde kümelenmesi ve bunun bir siyasi yansıması olarak demokrasinin altının oyulmasıydı. ABD’deki etkisi, şirketlerin işleyişi denetimsiz kaldığında beklenecek sonuçların ortaya çıkacağını açıkça gösterdi. Bundan 40 yıl sonra bugün, nüfusun yüzde 0,1’i toplam servetin yüzde 20’sine, yani Reagan seçildiği zamankinden iki kat fazlasına sahip. 

Reagan “vergilendirme soygundur” şeklinde bir neoliberal doktrinini benimseyerek daha önce etkili yaptırımlarla yasaklanıp men edilmiş vergi cennetlerine ve tabela şirketlerine bir kapı açtı. Bu durum, en zenginlerin ve şirketlerin, halkı ortaya çıkan devasa vergi kaçakçılığı endüstrisiyle hızla soymasına imkan tanıdı. Bu küçük bir değişim değil. İşin boyutu onlarca trilyon dolar seviyesinde, bu durum neoliberal doktrin dünyaya yerleştiğinden beri devam ediyor.

Olumsuz ekonomik göstergeler, etkili propaganda sayesinde pek göz önünde olmuyor. Bütün bunlar, kurtarıcı taklidi yapıp sizi arkanızdan bıçaklayacak olan ve sizin bu halinizin sebebini göçmenlerde, siyahlarda, Çin tehdidi veya diğer önyargılarda -kim uyarsa onda- bulacak demagoglar için faydalı bir ortam sunuyor.

‘’Birbirlerine karşı mücadele veren iki gücün, salgın sonrası ortaya çıkacak resme dair farklı beklentileri var’’

Bu tarihi anda karşımızda olan temel sorunlara dönersek, bunların hepsi “enternasyonal sorunlar “ve iki farklı enternasyonal yapı bunlara karşılık vermek için kuruluyor. Bunlardan birisi bugün yola çıkıyor: İlerici Enternasyonal. Diğeri ise Trump’ın Beyaz Sarayı’nda şekillenmeye başlayan ve dünyanın en gerici devletlerini içeren bir “gerici enternasyonal”.

Bu ikinci enternasyonal yapı, Bolsonaro’nun Brezilyası’yla birlikte diğer birkaç farklı örneği içeriyor. Ortadoğu’daki başlıca üyeleri ise Körfez’in aile diktatörlükleri, Mısır’ın tarihinde en acısı denebilecek Sisi’nin diktatörlüğü ile sünmüş ve zalim bir işgalin öngörülen sonucu olarak uzun zaman önce sosyal demokrat köklerini yok sayıp aşırı sağa yönelen İsrail. İsrail ile Arap diktatörlükleri arasında uzun zamandır süren sessiz ilişkileri resmileştiren mevcut anlaşmalar, bu gerici yapının Ortadoğu ayağını sağlamlaştıran bir adım. “Efendilerinin” ayaklarına kapanmayan ve gücü olmayanların kaderini yaşayan Filistinliler ise tam yüzlerinin ortasına bir tekme yedi.

Doğuya bakarsak, doğal olarak buradaki aday Başbakan Modi’nin Keşmir’i ezerken seküler demokrasiyi tamamen yıkıp ırkçı Hindu bir yapıya dönüştürdüğü Hindistan. Avrupa’da ise Orban’ın Macaristan’daki “illiberal demokrasisi” ve diğer yerlerdeki benzer yapılar sayılabilir. Bu gerici enternasyonal yapı, güçlü küresel finans kurumları tarafından da destekleniyor.

Bu iki enternasyonal yapı dünyanın büyük bir kısmını kapsıyor. Biri devletler seviyesinde, diğeri ise halk hareketleri. Her biri, geniş toplumsal güçlerin temsilcisi ve salgından sonra ortaya çıkacak büyük resme dair çok farklı beklentileri var. 

Bu güçlerden biri uzun zamandır faydasını bir hayli gördükleri neoliberal küresel sistemin daha yoğun gözetim ve denetim içeren, çok daha şiddetli bir versiyonunu inatla inşaa etmeye çalışıyor. Diğeri ise adalet ve barış dolu bir dünya isterken, enerji ve kaynakların küçük bir azınlığın talepleri yerine insan ihtiyaçlarına yönlendirilmesinden yana. Bu, birçok karmaşık boyuta ve ilişkilere sahip olan bir çeşit küresel sınıf mücadelesi. Eğer insanlık deneyinin kaderinin bu mücadelenin sonucuna bağlı olduğunu söylersek hiç de abartmış olmayız.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus