ABD’li düşünür ve tarihçi Timothy Snyder: Kongre baskınından sonra gelişen süreçte, ABD’nin önündeki yol uçurum mu yoksa demokrasi mi?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Amerikalı yazar, düşünür ve tarihçi Timothy Snyder, 9 Ocak tarihinde The New York Times gazetesinde yazdığı makalesinde, Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) 6 Ocak günü düzenlenen Kongre baskınının nedenlerini inceledi. ABD’nin geldiği noktayı, teorik, ahlaki ve tarihsel bir çerçevede anlatan Snyder, Trump’ın kışkırttığı Kongre baskınındaki şiddeti “Büyük Yalan” teorisi üzerinden açıkladı ve şöyle dedi: “Eğer gelecekte bir demokrasiye sahip olmak istiyorsak, o zaman yalanları değil gerçekliği önemsediğimizi göstermeliyiz.” 

Timothy D. Snyder

“On Tyranny” (Tiranlık Üzerine) başta olmak üzere birçok kitabın yazarı, Orta ve Doğu Avrupa tarihi ve Holokost (Yahudi Soykırımı) konularında uzmanlaşmış olan ABD’li tarihçi Timothy D. Snyder, 9 Ocak tarihinde The New York Times gazetesinde “American Abbys” başlıklı bir makale kaleme aldı. Synder makalesine, Başkan Donald Trump’ın dört yıl içinde nasıl çalıştığını, Amerikan siyasi yapısındaki post-truth (hakikat sonrası) kavramının yerini ve Amerikan tarihindeki ırkçılığı anlattı, Cumhuriyetçi Parti’nin, Trump’ın seçimi kaybetmesinin öncesinde ve bunu izleyen süreç sonrasında nasıl ikiye bölündüğünü gözler önüne serdi. 6 Ocak’taki Kongre baskınının nedenlerini tarihsel bir bakış açısı ile okumak gerektiğinin altını çizen Snyder, bundan sonraki süreçte neler olabileceğini ve Amerika’nın önündeki yolları da değerlendirdi.

“Cumhuriyetçi Parti’nin içinde iki farklı kanat var, iki kanat da 6 Ocak’taki Kongre baskınına dek Trump’ı destekliyordu”

Seçim sonucunun inkârında sorumluluğun sadece Trump’ta olmadığına değinen Synder, onu destekleyen ve bu kurgunun gelişmesine katkı sağlayan Cumhuriyetçi Kongre üyelerinin de Trump kadar suçlu olduğunun altını çiziyor. 

Trump, 2016 yılında kazandığında bile seçim demokrasisinin meşruiyetine asla inanmadı. Bu nedenle, 3 Kasım 2020’deki seçimleri kazandığını “yanlış” ve “kanıtsız” bir şekilde iddia etmesi ve insanların kendisine inanması şaşırtıcı değildi. Fakat şaşırtıcı nokta, Cumhuriyetçi Parti içindeki oyuncuların (sistemi oyalayacak olanlar) ve kırıcıların (sistemi kırmayı hayal edenlerin) da ellerinde kanıt olmamasına rağmen farklı nedenler ile Trump’ı desteklemesiydi. Snyder’a göre, farklı motivasyonlarla da olsa, bu iki grubun desteğinden güç alan Trump, destekçilerine Kongre binasına yürüyüş emri verdi ve seçilmiş kişiler – yani Temsilciler Meclisi üyeleri – üzerinde baskı kurdu. Ancak 6 Ocak’taki Kongre baskını, Cumhuriyetçi Parti içindeki sözkonusu gruplar arasında bölünmeyi güçlendirdi. Oyuncular, artık oyunseverliklerini gizleyemedikleri için Trump’ı desteklemeyi bırakırken; Josh Hawley ve Ted Cruz başta olmak üzere on senatör ise Trump’a koşulsuz şartsız destek vermeye devam etti.

“Trump, ABD’nin post-truth başkanıdır”

İnsanların hakikatten vazgeçtiği zaman gücü karizmatik bir lidere aktardığının altını çizen Snyder, Trump’ın bir post-truth başkan olduğunu söylüyor. İnsanların temel gerçekliklerini unuttuğunu ve bu yüzden temel gerçeği bulacak ve savunacak kişi ya da kurumları kaybettiklerini söyleyen Snyder, bu durumun hukukun üstünlüğünün, sivil toplumun ve basının önemini de bulanıklaştırdığını belirtiyor. Gerçeklerin ortada olmadığı bir yerde, Trump’ın bu sayede “tek hakikat kaynağı” olarak davranmasının çok normal olduğunu dile getiren Snyder, Trump’ın yarattığı “sahte haber” söylemini de bu konu ile ilişkilendiriyor. 

“Tarihteki faşist liderler gibi Trump da sahte haber terimini kullandı”

Geçmiş hakkında bilgi sahibi olmanın, günümüzde fark edilmeyen unsurları fark etmek, kavramsallaştırmak ve gelecekte yaratabileceği ihtimaller hakkında bilgi sahibi olmak açısından çok önemli olduğunun altını çizen Snyder, ekim ayında Trump’ın davranışlarını gözlemlediğini ve bu davranışların bir darbe habercisi olabileceğini söylediğini hatırlatıyor. Snyder bunun gerekçesi olarak da, “günümüzün geçmişi tekrar etmesi değil, geçmişin bugünü aydınlatması” olgusunu gösteriyor.

Tarihteki diğer faşist liderler gibi, Trump’ın da sahte haber söylemini kullandığını söyleyen Snyder, bu noktada örnek olarak Naziler’in “yalancı basın” söylemini veriyor. Fakat tarihte bu kadar çok yalan söyleyen bir lider olmadığının da altını çizen Snyder, Trump’ın yalanlarının kümülatif olduğunu ve insanların her söylenen yalana inanmasının Trump’ı tek adam rejimine doğru sürüklediğini de belirtiyor.

Trump’ın orta büyüklükte de birkaç yalan söylediğini dile getiren Snyder, yalanları Hannah Arendt’in “gerçekliğin dokusu” olarak adlandırdığı olgu ile bağdaştırıyor. 21. yüzyılda filizlenen otoriterlerin olmazsa olmazı haline gelen orta büyüklükteki yalanların, Polonya ve Macaristan’da da sıklıkla kullanıldığını anımsatıyor.

Trump’ın en büyük ve iddialı yalanı

Trump’ın başkanlık seçimlerini kazanma argümanı, ülkenin meşruiyetine, genel olarak Amerikan tarihine ve siyasetine de zarar vermesi nedeniyle “büyük ve iddialı bir yalan” olarak kategorize ediliyor. Trump’ın iddiaları delil eksikliğinin yanı sıra, seçimlerin başkana karşı hileli olduğu ancak aynı partinin senatörlerine ve temsilcilerine karşı hileli olmaması açısından da mantık dışı. Bu asılsız iddialara inanmanın, seçim sürecine dahil olan herkese geniş bir güvensizlik duymak anlamına geldiğinin altını çizen Snyder, bu nedenle bu durumu bir komplo teorisi olarak adlandırıyor. 

Komplo teorisinin de Trump’ı güçlü gösterdiğinin altını çizen Snyder, Trump’ın Demokratlar’a, Cumhuriyetçiler’e, derin devlete, sübyancılara ve satanistlere karşı direniyor gibi gözüktüğünü belirtiyor. Trump’ın teorisindeki dikkat çekici bir noktanın da ırkçılık olduğunu belirten Snyder, seçimlerde Afro-Amerikalı insanların oy kullanmasını önleme çabalarına rağmen, seçim sahtekârlığının siyah insanlar tarafından beyaz insanlara karşı işlendiğinin altını çiziyor.

Makalesinde “1877 Uzlaşması”na da değinen Snyder, 1877 yılından bu yana birtakım ciddi değişiklikler olduğunu da belirtiyor. Örneğin Snyder, 1877 yılında ırksal eşitliği destekleyenlerin Cumhuriyetçi kanat ve apartheid rejimi isteyenlerin Demokratlar olduğunu söylerken, şimdi ise devrin değiştiğine işaret ediyor. Cumhuriyetçiler’in şimdilerde beyaz ırkın partisi haline gelmesini eleştiren Snyder, Demokratlar’ın ise daha “catch-all” (toplayıcı) bir partiye dönüştüğünü ve toplumun her kesiminden oy alabildiğini söylüyor. 

Peki, ABD’nin önündeki yol ne? Bundan sonraki dört yılda ABD siyasetini neler bekliyor?

Bu noktada Snyder, Trump’ın da bir kırıcı olduğunu belirterek sözlerine başlıyor. Sistemi kendisine hizmet etmek adına kırdığını, bütün insanları kendine inandırdığını fakat kurumları yalanlarına inandıramadığının altını çizen Snyder, bundan sonra Amerikan siyasetinin nereye doğru evrileceğini de tartışıyor. 

Kongre baskınından sonra açıklamalarda bulunan ve “barışçıl yollar” ile koltuğunu teslim edeceğini açıklayan Trump, konuşmasında yine seçim kurgusunu tekrar etmişti. Snyder’a göre bu durum, “insanların uğruna canlarını feda ettikleri kutsal bir dava” olarak görülmeye başlandığı için sürekli tekrar edilen bir olgu haline dönüşmüş durumda. Bu yüzden Snyder, Trump, Cruz ya da Hawley gibi siyasetçilerin ABD siyasetinde boy göstermesinin ve bu komplo teorisi mitolojisinde yuvarlanmasının, 2024 yılında ABD’yi daha büyük bir şiddete götürebileceğine dikkat çekiyor.  

“Demokrasi, herkesin eşitliğini sağlamaktır”

Snyder 6 Ocak’taki Kongre baskınının, hukukun üstünlüğünü önemseyenler için bir uyarı, önemsemeyenler için bir ders olduğunu belirtiyor. Önümüzdeki dört yıl içinde şiddeti büyütmek istemeyen ve Trumpizm’in sona ermesini isteyenler için tek yolun “seçimle ilgili gerçeği söylemek” olduğunu söyleyen Snyder, ABD’nin yalancı bir iktidardan ayrıldığı zaman büyük bir yalandan kurtulamayacağını da ayrıca belirtiyor. Bu süreçte, gerçeği yaymak için silinen bütün kurumların yeniden çoğaltılması adına çalışmalar yapılması, Trump döneminde yeniden inşa edilen ırkçılığa son ın düzeltilmesi gerektiğini ve geçmişe kulak vermenin önemini anlatan bir çağrıda bulunuyor. 

Tarihi okumanın ve öğrenmenin günümüzdeki riskleri görmede ve gelecekteki olasılıkları tespit etmede çok önemli olduğunu söyleyen Snyder, demokrasi tanımını da yeniliyor. Demokrasi, Snyder’a göre ırk hakkında büyük ya da küçük yalanlar söylemek, bazı kesimlerin oylarını büyütürken diğer kimselerin oylarını küçültmek hatta görmezden gelmek, sistemi bozmaya çalışmak ya da oyun oynamak değil, herkesin eşitliğini göz önünde bulundurarak kabul etmek, dinlemek ve oylarını sağlamaktır. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus