Spektrum (12) – Karanlık bir geçmişle yüzleşmek: Kanada’da kilise okullarının bahçelerinde yüzlerce çocuğun cesedi bulundu

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope’un her hafta dünya gündemini meşgul eden bir konunun enine boyuna incelendiği podcast programı Spektrum’un 12. bölümünde bu hafta, Kanada’da eski yatılı kilise okullarının bahçesinde bulunan toplu mezarları inceledik. Bu dehşet verici olayın arkasında ne var? Cesetler kimlere ait? Mezar taşları neden kaldırıldı? Okuldan kurtulanlar neler anlatıyor? Kanada hükümetinin özrü neyi değiştirecek? Papa neden özür dilemiyor? Kanada, “ilk ulus” diye anılan yerli halkı yok etmeye çalışan bir ülke olarak mı bilinecek? Bu bölümümüzde bu sorulara yanıt aradık. 

Medyascope’tan herkese merhaba. Spektrum’un 12. bölümünde yeniden Kanada’ya uzanacağız. Kanada, eski yatılı kilise okulları uygulaması ve bu okulların bahçelerinde bulunan toplu mezarlar ile dünyanın ilgisini üzerine çekmiş durumda. Kanada’da eskiden yerli çocukların asimilasyonu için kullanılan bir Katolik okulunda 751 mezar bulundu. Geçen ay başka bir eyalette de benzer bir yatılı okulun yakınlarında 215 çocuğun ceset kalıntıları bulunmuştu.

Bu dehşet verici olayın arkasında ne var? Cesetler kimlere ait? Mezar taşları neden kaldırıldı? Bu okuldan kurtulanlar neler anlatıyor? Kanada hükümetinin dilediği özür neyi değiştirecek? Papa neden özür dilemiyor? Kanada, “ilk ulus” diye anılan yerli halkı yok etmeye çalışan bir ülke olarak mı bilinecek? 

Bugünkü bölümümüzde Kanada’da yerli topluluklara karşı uygulanan kültürel soykırımın hikayesini anlatmaya çalışacağım. Ben Senem Görür, Spektrum’a hoşgeldiniz.

Jonnish Saganash’ı götürmeye geldiklerine, Saganash sadece beş yaşındaydı. 1954 yılıydı ve Kanada hükümeti Saganash’ı, kendi halkından yüzlerce kilometre uzakta, Ontario’daki bir yatılı okula göndermişti. Okulda “eğitim” görmeye başladıktan sadece bir yıl sonra, romatizmal ateş ile hastalandı ve ailesinden uzakta öldü. Okulun yakınlarındaki işaretsiz bir mezara gömüldü. Kanada´da iki aydır, bu acı verici anıları geri getirecek olaylar yaşanıyor. 

Kanada’da eskiden yerli çocukların asimilasyonu için kullanılan Katolik okullarından birinin bahçesinde 751 mezar daha bulundu. Daha diyorum, çünkü ilk değil. Mayıs ayının sonlarına Kanada’nın British Columbia eyaletinde geçmişte yerlileri asimile etmek amacıyla kullanılan bir yatılı okulun bahçesinde ilk kez ceset kalıntılarına rastlanmıştı. O gün 215 çocuğun ceset kalıntıları bulunmuş ve bulunan bu toplu mezar 1978 yılında kapatılan Kamloops Yerli Yatılı Okulu’nun bahçesindeydi. 

Çocukların nasıl, ne zaman ve hangi koşullarda öldüğü ya da öldürüldüğü yerel yetkililer tarafından araştırılmaya başlanmış, Kamloops kentindeki yerlilerin lideri Rosanne Casimir, ulaştıkları ön bilgiler sonucunda ölen çocukların okul kayıtlarına geçmediğini belirtmişti. 

Mezarların kime ait olduğu ile ilgili açıklamaları ülkedeki yerli gruplardan biri yaptı ve ceset kalıntılarının okul çevresinde yapılan incelemeler sırasında tarama radarları ile tespit edildiğini söylemişti. Şef Casimir, hem ölen çocukların kaydının tutulmadığını hem de bazı cesetlerin üç yaşında çocuklara ait olduğunu belirtmişti.

Sonrasında yetkililer, çocuklarını bu okullara göndermiş ailelere ulaşmaya çalışmak adına birtakım çalışmalar yapmaya başlamış ve toplu mezarlar ile ilgili bir ön rapor hazırlığına girişmişti ki ikinci ve daha büyük bir toplu mezar ile karşılaştılar. 

Birkaç gün önce karşılaşılan bu toplu mezarda da 751 kişinin isimsiz mezarı bulunmaktaydı. Bir başka yerli grup da yaptığı açıklamada bulunan bu toplu mezarın, bugüne kadar bulduklarının en büyüğü olarak nitelendirmiş ve tüm Kanadalılar’ı bu zorlu süreçte yerli gruplara destek olmaya çağırmıştı. 

Ben toplu mezar diye anlatıyorum fakat bölgede bulunan yerlilerin lideri, yaptığı açıklamada, “Burası toplu mezar değil, bunlar isimsiz mezarlar” ifadelerini kullanmıştı. Hatta mezar yerleri için işaretler olması gerektiğini belirten liderler, mezarlığı yöneten Roma Katolik Kilisesi’nin 1960’larda mezarlardaki işaretleme noktalarını kendi elleri ile kaldırdığını söylemişti. 

Peki bu asimilasyon politikası nereden geliyor? İsimleri olmayan ve yaşları üçten başlayan bu çocuklar neye kurban gitti? Şimdi bunu anlatalım.

Kanada’da 19. yüzyıldan 20. yüzyılın sonuna kadar Amerika yerlileri, Inuitler ya da Metislerin çocukları, hükümet ve dini yetkililer tarafından yönetilen ve bu çocukları asimile etmeyi misyon olarak edinmiş yatılı okullara gitmeye zorlanıyordu. 251 çocuğun mezarlarının bulunduğu Kamloops Yatılı Okulu, bu okulların en büyüklerinden biriydi. Okul, Katolik yetkililerce 1890 yılına doğru açılmıştı. 1969 yılında merkezi hükümetin kontrolüne geçen okul, ancak 1978 yılında kapanmış ama o güne kadar “hizmet” vermişti. 

1863 ve 1998 yılları arasında ailelerinden, evlerinden ve arkadaşlarından koparılan ve Katolik misyonerlerce yönetilen bu okullara yerleştirilen çocukların sayısı yaklaşık 150 bindi. Bu çocuklar, sadece ailelerinden, dillerinden ve kültürlerinden uzaklaşmamış, birçoğuna okullarda bulunan öğretmenler ve görevliler tarafından cinsel istismar ve fiziksel taciz uygulanmış, açlık ve soğuğa mahkûm edilmişti.

2008 yılında yayımlanan bir raporda da sayıları 150 binden fazla olan bu çocukların hiçbir zaman bu okullardan kendi evlerine dönemediğinin göstergesiydi. 

215 cesetin kalıntılarının bulunmasından sonra, bu okullardan sağ olarak kurtulanlar yaşadıklarını şöyle anlattı: 

“Gerçekler ortaya çıkmadan uzlaşma da olmaz. 215 çocuk gerçekleri ortaya çıkardı. Oradaki psikolojik ve zihinsel istismarın, özsaygım ve kimliğim üzerinde çok travmatik etkileri oldu. Çünkü size şöyle şeyler söylüyorlardı: ‘Sen günahkârsın. Pis bir yerlisin. Hiçbir işe yaramazsın’. Küçük bir kıza bunları söylerseniz dokuz yıl boyunca sonuçları iyi olmaz. Oradan çıktığımda özsaygım çok, çok azdı. Oraya gittiğimde Kızılderili dili konuşuyordum. Çıktığımdaysa sadece İngilizce konuşabiliyordum. Kendi dilimi bilmiyorum. Duyma güçlüğü yaşıyorum, kafama aldığım darbeler yüzünden, işitme cihazı kullanıyorum. Her türlü istismara maruz kaldık. Kendi dilimizi konuşursak dayak yiyorduk.” 

Kanada Başbakanı Justin Trudeau, ülkesinde bulunan toplu mezarlar ve o dönem hakkında “Kanada tarihinin en karanlık dönemlerinden biri” demiş ve yerlileri asimile eden bu sistemden ötürü özür dilemişti. Trudeau, “Tabii ki, biliyoruz yatılı okullar daha büyük bir sömürge sisteminin sadece bir parçasıydı. Geçmişte ve bugün yapılan yanlışların düzeltilmesinde hâlâ sona yakın değiliz” demiş ve bu okulları yıllarca yöneten Katolik Kilisesi’nin sorumluluğu üstlenmesini söylemişti fakat işler Trudea’nun beklediği gibi gitmeyecekti.

Özür dileyen sadece şimdiki başbakan değildi. 

Dönemin Kanada Başbakanı Stephen Joseph Harper da, 2008’de yatılı kilise okullarında yaşanan yerli katliamları için devlet adına özür dilemiş ve aynı yıl “geçmişle yüzleşmek” adına bu trajedinin tüm boyutları ile ortaya çıkarılması için Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu kurulmuştu. 

Hayatta olan altı bin mağdurun tanıklıklarına başvuran komisyon, çalışmalarını 2015 yılında tamamlayarak hükümete dört bin sayfalık yeni bir rapor sunmuştu. Raporun bulgularından sonra Kanada hükümeti, söz konusu okullarda taciz ve işkencenin yaygın olduğunu, öğrencilerin anadillerini konuştuğu için dövüldüğünü ve kötü muamele ile baş başa kaldığını kabul etmişti. Hatta bu yaşananları devlet eliyle gerçekleşen “kültürel bir soykırım” olarak tanımıştı. Komisyon, hükümete de sorunun çözümü ile alakalı 94 maddelik tavsiyeler sunmuştu. 

O dönem, kilise okullarında hayatını kaybeden çocukların sayısı dört binden fazla olarak belirtilmişti fakat komisyon raporunda da belirtildi ki çoğu ölümün kilise ve yönetim tarafından resmi kayıtlara geçirilmemesi nedeniyle ölü sayısı altı bine yakındı. 

Yerli grup, Kanada’daki hükümet yetkililerinden özür almış olsa da bir kişinin daha özrünü bekliyor. O kişi de, Papa. Yerli grupların liderleri yaptıkları açıklamalarda, mezarların kime ait olduğunu gösteren mezar taşlarının “Katolik Kilisesi temsilcileri” tarafından kaldırıldığını belirtiyor ve bunun Kanada’da suç olduğunu dile getiriyor. 

Fakat Papa Francis, yerlilerin ve Kanada hükümetinin beklediği özürden imtina etti. 215 çocuğa ait ceset kalıntılarının bulunmasından sonra “ıstırap duyduğunu” belirten Papa, yerlilerin kültürlerine ve haklarına saygı gösterilmesi gerekliliğini vurguladı. Vatikan’daki son ayinde bu konuya da değinen Papa, Kanadalı siyasetçiler ve Katolik liderlerin okul bahçesinde bulunan cesetler ile ilgili gerçeği açığa çıkarması için işbirliği içerisinde çalışmasını vurguladı. Papa, geçmişin acılarının yaralarının sarılmasını istedi. 

Çok büyük bir travma yaşadığını ve Kanada’daki yerli halklar ile aynı duyguları da paylaştığını vurgulayan Papa, “Mezarların buluşması, geçmişin acısını ve ıstırabını daha da artırıyor. Bu zor anlar, hepimiz için sömürgeci modelden uzaklaşmamız konusunda aynı zamandan güçlü bir hatırlatmayı zorunlu kılıyor. Kanada’nın kız, erkek bütün çocuklarının haklarının ve kültürel değerlerinin tanınmasında diyalog ve karşılıklı saygı içinde yan yana yürümemiz gerektiğini ortaya koyuyor” dedi. Tüm bu cümlelerine rağmen Papa, yerlilerin ve Kanada hükümetinin beklediği “Katolik kilisesi adına” özür ifadelerini kullanmamıştı. 

Okuldan kurtulan kişiler ve yerli halk artık sadece Papa’nın özrünü beklemiyor, özür ve sempatiden daha fazlasını yani adaleti görmek istiyor. Kanada’da 751 kişinin keşfi ile bulunan mezar sayısı yaklaşık bine ulaştı, yerli halk ve uzmanlar arama yapmaktan vazgeçmeyeceklerini şu sözleri ile belirtti: 

“Her konut sitesinde bir arama yapacağız. Tüm sanatoryumları, hastanelerini, insanların istismar edildiği ve öldürüldüğü tüm siteleri arayacağız. Ölen, devlet eliyle öldürülen, kiliseler tarafından öldürülen halkımızın, çocuklarımızın hikayelerini anlatmaya devam edeceğiz. Durmayacağız.”

Bu küçük çocuklar, saygı ve değer görmeden, bir tören dahi düzenlenmeden toprağa gömüldü. Hayatta kalanlar ise yaşadıkları travmayı nesillerden nesile aktardı. Birçoğu alkol ve uyuşturucu bağımlısı oldu. Dahası yatılı okuldaki deneyimlerini, çok uzunca süre, yalnız başlarına taşıdı. Yaşadıklarını aileleri, çocukları ve hatta kardeşleri ile paylaşmadı. 21. yüzyıldayız, hâlâ duyulmamış hikayeler var. Bu Kanada halkına kendileri ve geçmişleri ile yüzleşmek adına tarihi bir fırsat sunuyor. Geçmişle yüzleşme Kanada özelinde, tüm dünya ülkelerine lazım.

Böylece dünyanın dört bir yanında yaşanan gelişmeleri yakından takip etmeye, hem Spektrum’da hem de Medyascope ekranlarında sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz.

Böylece, Özgün Özgül ile birlikte hazırladığımız 12’nci Spektrum’un da sonuna geldik. 

Haftaya yeni bir bölümde yeniden görüşmek dileğiyle,

Hoşça kalın. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus