Ahmet Altan’ın Libération ile söyleşisi: “Bedenim hapisteydi, ruhum değil”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Fémina Edebiyat ödülünü alan Hayat Hanım (Madame Hayat) romanı bir hücrede yazıldı.

Edebiyat yoluyla gerçekten nasıl firar edilebilir? Türk yazar Ahmet Altan’ın Fémina Yabancı Roman Ödülü’ne lâyık görülen son kitabı Hayat Hanım bu tasallut altında yazılmış. Türkiye’de yayımlanmamış olan önceki kitabı Dünyayı Bir Daha Göremeyeceğim’de (Je ne reverrai plus le monde, Actes Sud, 2019), İstanbullu yazar cezaevi yaşamından parçalar anlatıyordu. Bir yıl sonra, yüksek güvenlikli bir hapishanenin dört duvarı arasında yazılmış alev alev bir romanla döndü. Varoluşun saçmalığından kurtulmak için edebiyata sığınan sınıf düşmüş bir genç adam olan Fazıl, yaşamla da ölümle de alay eden, keyfîlik, tehditler ve bunalımlarla yüce bir kolaylık içinde yüzleşen olgun yaşta bir kadınla karşılaşır. Hayat Hanım (Madame Hayat, bkz.: ) bir aşk romanı olduğu kadar, şairlerin hapse atıldığı bir dünyada özgürlüğün değeri üzerine bir fabl aynı zamanda. Geçen Nisan ayında hapisten çıkan Ahmet Altan’la Fransız gazetesi Libération’un İstanbul muhabiri Anne-Sophie Faivre Le Cadre’ın yaptığı söyleşiyi Haldun Bayrı çevirdi.

Hayat Hanım nasıl oluştu?

Cezaevindeyken hücremi koyu dindar iki mahpusla paylaşıyordum. Sadece bazı kanalların izlenebildiği bir televizyonumuz vardı. Bunların birinde, yarı çıplak kadınların dans ettiği çok kötü kalitede bir program yayınlanıyordu. Hücre arkadaşlarıma, “Endişe etmeyin, bütün günahlar benim boynuma!” dedim. Ve o tuhaf, bilmediğim, sevmeyi öğrendiğim dünya beni çekmeye başladı. Bundan bir kitap yapma fikri, kendini bana bâriz bir şeymişçesine kabul ettirdi o zaman. Hayat Hanım böyle belirdi ve hapishanede onunla birlikte yaşamaya başladım.

Orada kantinden kalem, kâğıt ve defter satın alınabiliyordu; fakat not tutmak yasaktı. Yazdıktan sonra, notlarımı avukatıma okuyordum, o da onları yazıyor, bilgisayara geçiriyor ve bana tekrar okuyordu. Notlarım hapishane gardiyanları tarafından elimden alınabilirdi. Bütün yazma süreci boyunca bu tehdidin altındaydım.

Bir şafak vakti kardeşinizle beraber gözaltına alındığınızda, polise çay ikram ediyorsunuz ve onlara, “Rüşvet değil bu, içebilirsiniz” diyorsunuz. Bundan yarım asır evvel babanızın benzer koşullarda telaffuz ettiği bir cümle. Türkiye’de bütün aydınlar hapishaneden geçmek zorunda mı?

Türkiye’de yazar olmak, tüm riskleri almaktır. Mesleğin bir parçasıdır bu. Elli yıl önce, şafak vakti babamı almak için geldiklerini gördüm. Sonra kardeşimle benim sıram geldi. Burada yazar olduğunuz zaman, suçlanmak, gözaltına alınmak oyunun bir parçası oluyor. Yazmaya başladığım zaman bunu kabul ettim. Yakınmıyorum bundan.

Son romanınızın anlatıcısı, sayfalar ilerledikçe özgürlüğünün azaldığını görüyor; otoriter ve haşin bir rejimle karşı karşıya. O zaman da, özgürlüğünü ve kimliğini ona geri verebilen tek güce, edebiyata teslim ediyor kendini gözü kapalı. Edebiyatın bizi kurtarabildiğini düşünüyor musunuz?

Başka seçeneğim yok. Edebiyat beni hapishanenin gerçekliğinden ve baskılarından korudu. Edebiyata ve hayal gücüne inanıyorum. Hayal gücü bize duvarlar aştırıyor. Bunu tecrübe ettim. Edebiyat olmasa, yazı olmasa, hayal gücü olmasa, hücrede beş yıl kalınca solar gidersiniz. Bir şeye kanaat getirdim: Bir durum ne kadar zor olursa olsun, sözcüklerin gücüyle firar etmek her zaman mümkün. Edebiyat beni kurtardı, edebiyat beni özgürleştirdi. Onun sayesinde, hücremin dibinden aralıksız yolculuklara revan oldum. Edebiyata şükranım hiç bitmeyecek.

Hapishanede, yazma arzunuz hiç kaçmadı mı?

Fırtına durumunda sığınılacak bir limandır edebiyat. Hapiste yazmayı hiç bırakmadım. Yazının katkısı olmasa, cezaevi tecrübem çok daha zorlaşırdı. Onun sayesinde, bu tecrübeyi eğlenceli bir şeye çevirdim. Yazar olmak şizofren olmaktır. Var olmayan kimseleri işitirsiniz, var olmayan kimseleri görürsünüz, onlara hayat verirsiniz. Şizofreniyle yazı arasındaki sınır çok hassas. Hücremde, Fazıl ile Hayat Hanım’ın seslerini işiterek güldüğüm oluyordu. Bedenim hapisteydi, ruhum değil. Yazar olmak sizi her tür fâciadan, her tür tehditten koruyabilir. Yazar olmak size kuvvet verir. Kendinizi edebiyata verdiğiniz zaman, hiç kimsenin size dokunamayacağını bilirsiniz. Sizi hapse atabilirler, hatta sizi öldürebilirler, dokunulmaz kalırsınız. Yazının dünyadaki en büyük güç olduğuna inanıyorum. Sizi umutsuzluktan ve kapanmışlıktan kurtarır. Beş yıl hapsedildikten sonra, üç kitap yazmış mutlu bir insan olarak çıktım cezaevinden.

Ülke topraklarından ayrılma yasağınız sürse de, geçen Nisan ayında hapisten çıktınız. Cezaevi tecrübenizde sizi en çok etkileyen anınız nedir?

Hapse girişinden hemen sonra, babam orada geçirdiği zaman üzerine bir kitap yazmıştı: Bir Avuç Gökyüzü. Bu kitabın adını ancak kendim de demir parmaklıklar ardına düştüğümde anladım. Kapatıldığınız ufacık hücrenin dibinden gökyüzünün ancak bir parçasını görebiliyorsunuz. Ve gökyüzünü özlüyorsunuz. Hapishanenin baş kurallarından biri, dünyayla ilgili her şeyi unutmaktır; yoksa çıldırırsınız. Bazen kendi kendime, gerçekten hapsedilmiş miydim diye soruyorum. Orada geçirdiğim günlerden neredeyse her şeyi unuttum. Fakat orada karşılaştığım kimseleri asla unutmayacağım. Çünkü masumlardı ve özgür olmayı hak ediyorlardı. Onların hâlâ orada olduklarını bilmek beni fena ediyor. Düşüncelerini, acılarını, günlük yaşamlarını biliyorum. Elbette oradan çıktığımda yaşamın ufak zevklerine –mesela konyağa, gastronomiye– kavuşmak çok sevindirdi beni. Ama yarı buruk bir sevinç bu; zira aklım hep parmaklıkların ardında kalan bütün o masumlara gidiyor.

Önceki kitabınız Dünyayı Bir Daha Göremeyeceğim Türkiye’de yayımlanmadı. Hayat Hanım ise kısa süre önce yayımlandı. Sizin için anlamı ne bunun?

Bu beklenmedik yayımlanmada bir değişimin simgesini görmek gerek. Ülkemde yayımlanmamak gerçekten tuhaf, ama milliyetçiliğe de sınırlara da inanmıyorum, hele edebiyat söz konusu olduğu vakit. Tabii ki ülkemde okunmak isterim. Fakat uluslardan ziyade dünyaya inanıyorum ben. Her yazar için, edebiyattan başka ülke yok.

Ahmet Altan,  Madame Hayat, çeviren: Julien Lapeyre de Cabanes, Actes Sud «Lettres turques», 267 s., 22 € (ebook : 16,99 €) Hayat Hanım, Everest Yayınları, 2021.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus