Parke taşlarının, Arnavut kaldırımlarının geride kaldığı günlerde bahar klasiklerini Ardenler haftasıyla kapattık. Amstel Gold Race, La Fleche Wallonne ve Liege-Bastogne-Liege yarışlarıyla tamamladığımız Arden klasiklerini, Medyascope Spor’dan Ceyda Akbulut anlattı.
Arden klasiklerine giriş

Arnavut kaldırımları, yağmur, çamur, patlayan lastikler, atan zincirler, tutkulu taraftarlar, ikonik meskenler… Bisikletin tek günlük klasikleri akla direkt bunları getiriyor. Büyük turlar öncesi alanının uzmanları, dayanıklı dağcıların aksine biraz daha geniş gövdeleri ve kalın bacaklarıyla birer birer zafer alıyor buralarda.
Havalar ısındıkça yaklaşan büyük turlar öncesi klasikçiler dinlenmeye geçerken dar omuzlu ince bacaklılar ise yollara düşüyor. Taşlı klasikler bitiyor, tırmanılmaya başlanıyor. Bisikletin bu iki ayrı alanı arasında kurulan köprüyü ise Arden klasikleri oluşturuyor.
Ardenler haftası peş peşe koşulan Amstel Gold Race, La Fleche Wallonne ve en eski klasik Liege-Bastogne-Liege’den ibaret. Klasikçilerin kendileri adına yılın en önemli dönemini kapatırken son kilometrelerini koştuğu, tırmanışçıların ise büyük turlar öncesi yavaş yavaş son formlarını yakalayıp bir nevi gövde gösterisi yaptığı hafta olarak anılan, Hollanda’da başlayıp Doğu Belçika’da biten tek günlük meydan okumalar bunlar.
Bu sene de bol hikâyeli üç güne konu oldular.
Amstel Gold Race: Sprint resitali
Arden klasikleri açılış yarışına girerken başrol Mathieu van der Poel’du. Bu sene koştuğu altı ağır top tek günlük klasiği süpüren dünya şampiyonu burada da kendini denemek istiyordu. 2019’daki galibiyetini de perçinlemeyi amaçlıyor olabilirdi. Sonrasında Paris’e kadar planı tam olarak belli değildi, dinlenmeye geçecekti. İnce tırmanışçılar karşısında şansı büyük gözükmüyordu ama son yıllarda yaptıklarına en yakından tanık olmuş meslektaşlarından tutun, kilometrelerce mesafe uzaktan bizlere kadar akıllarda “acaba mı” sorusu vardı. İtiraf edelim, heyecan dolu haftaya bu tip bir kuşkuyla girmek keyif vericiydi.
Erkekler yarışında dokuz kişilik bir ön grup, sprint ustaları olmayan günün sprinterleriyle galibi belirledi. Mathieu ön grupta yer almamıştı, hemen arkadan gelen pelotonun içindeydi.
Klasik sezonunu şanssız kapatan Visma’nın alçak gönüllü lideri Tiesj Benoot, Tadej Pogacar öncesi çok zengin bir kadroyla Arden haftasına başlayan Emirates’in formda İsviçrelisi Marc Hirschi ve hem taşların hem de tepelerin uzmanı Tom Pidcock, sprintin önündeydi. Kazanan Pidcock oldu, Britanyalı bisikletçi bitiş çizgisinde bekleyen minik köpekleriyle galibiyeti kutlayıp onu bekleyen soğuk çarşambayı beklemeye koyuldu.
Kadınlar yarışında günü toplu sprint belirledi. 2023’teki dominasyonlarına kıyasla, ilk Paris-Roubaix zaferlerine rağmen klasik sezonunu harika geçirmeyen ekip SD Worx, pelotonun gücünü anlayınca galibiyet için anahtarı en hızlı isimleri Lorena Wiebes’e emanet edip onun adına çalışmaya koyuldu.
Günün sonunda son yılların en hızlı ismini finiş çizgisinin biraz ilerisinde gözyaşları içinde gördük. Bisikletin bazen kaçınılmaz olan belalarından biri onun da başına gelmişti. Çizgiyi geçerken gidonu bırakarak erken sevinmiş, her zerresinden deneyim ve meziyet akan tüm zamanların en iyisi Marianne Vos ise son anda bisikletini öne atarak galibiyeti Hollandalı genç vatandaşının elinden almıştı. Bir daha aynısını yaşamayacağına emin olduğumuz -ya da umut ettiğimiz- Wiebes büyük bir ders almıştı. Takım arkadaşları onu teselli ederken Vos da her zamanki olgunluğuyla bisiklette böyle şeyler olabileceğini söyleyip sayısız ödüllerine birini daha eklemiş oldu.
La Fleche Wallonne: Soğukla ve geçmişle mücadele
Yazarın kişisel notunu eklersek Arden klasiklerinin en iyi yarışı hafta ortasında koşulan Fleche Wallonne’dur. Parkur kısa tepelerden oluşan olağan bir yolun sonunda çıkılan duvardan ibarettir. O duvarın ismi Mur de Huy’dur, en hızlı çıkanlar da burayı favorisi belirleyen yazarın kalbinde birer birer kendine yer bulur.
Duvara gidilen yolda bu sene bazı engeller yok değildi. Hatta bu engellerin sonucu belirlediğini söylemek daha doğru olur. Yarış gününün başrolü herhangi bir sürücü değil, hava durumuydu. Neredeyse fırtınaya dönüşen havada koşulan güne erkekler pelotonu hazırlıksız yakalanmış; karla karışık yağmur ve rüzgâr birleşince yağmurluğunu giymeye fırsat bulamayan sürücüler soğuğun ortasında kalmıştı.
Dün bir ara fırtınaya dönüşen havada koşulan Fleche Wallonne’u erkeklerde 175 bisikletçiden sadece 44’ü bitirebilmiş. Norveç takımı Uno-X’in tüm sürücüleri yarışta kalmış.
— cey (@ceydakbulut8) April 18, 2024
Hipotermi geçirenler vardı, görüntüler biraz can sıkıcıydı. pic.twitter.com/EQ5we6YJ1k
Güne favori olarak başlayan Mattias Skjelmose ve Tom Pidcock gibi isimler yürüyemeyecek ve parmaklarını oynatamayacak vaziyette yarışı terk etmek zorunda kalmıştı. Zor durumdaki bisikletçileri takımlarından önce gören yerel halk sıcak çay ve kazaklarla yardıma koşmuştu. O günün akşamında sıcak duşlarını almış ve eski vücut ısısına kavuşmuş sporcular sosyal medya hesaplarını teşekkür mesajlarıyla doldurdu.
Öbür taraftan, hipotermi geçiren sürücülerin dışında bir şekilde devam eden bir bisiklet yarışı da vardı. Güne 175 bisikletçiyle başlayan peloton, Mur de Huy’u bu isimlerin sadece dörtte biriyle kapatabilmişti. 2024’ün ilk ayında dünyanın öbür ucunda sıcak bir Mount Lofty tırmanışını en önde bitirip ter ve gözyaşlarıyla takım arkadaşlarını kucaklayan Stevie Williams, aylar sonra buz gibi Mur de Huy’u da ilk sırada bitirdi. Yine gözyaşları ve bu sefer soğuk teriyle galibiyeti kutlarken gözler fırtınasına devam eden, dumanlı nefeslerini görebildiğimiz kadın pelotonuna çevrildi.
Dondurucu soğuğa rağmen erkeklerin yakalandığı yoğun yağışa sadece ucundan değen kadınlar pelotonu, Mur de Huy girişine toplu halde geldi. Artık tam o sırada akıllarda hava durumu değil, geçmişine meydan okuyan bir sporcunun hikâyesi vardı.

Polonyalı sürücü Kasia Niewiadoma, kadın bisikletini takip eden hemen hemen herkesin yakından tanıdığı biri. Onu hep rekabet ederken görürüz, çoğu kez tırmanışlarda ilk atağı o yapar, gerilemez, ancak günü de en önde bitirmez. Son yıllarda yirmiyi aşkın podyumuyla istikrarın kitabını yazmış bir bisikletçi kendisi. Fakat bu istikrarı yaklaşık beş yıldır herhangi bir galibiyetle taçlandıramıyordu. Buz gibi bir Mur de Huy zirvesine kadar…
Tırmanış ustaları Demi Vollering ve Elisa Longo Borghini’nin önünde uzun yılların ardından zafer gören Niewiadoma, bitişin ardından yere yığılmış ve mutluluktan ağlamıştı. Yanına gelen takım arkadaşlarının, galibiyeti aldığını öğrendiklerinde verilen tepkiler ve kucaklaşmalar onunla empati kurabilmemiz için yeterliydi.
Buz gibi başlayan gün, en sonunda Niewiadoma’nın sıcacık ve samimi açıklamasıyla kapandı:
“Umarım bu zaferle, uzun süredir hayallerinin peşinden koşan birçok insana ilham olmuşumdur. Çoğu kez başarısız oldum, çok fazla hayal kırıklığı tattım ama inanmayı asla bırakmadım. Umarım bu yarışı gören her insan hayalleri için yılmadan çabalamaya devam eder. Çünkü ödül orada bizi bekliyor.”
Liege-Bastogne-Liege: Güç ve taktiğin harmanı
La Doyonne, yani klasiklerin en eskisi, yılın dördüncü anıtsal klasiği ve Arden haftasıyla birlikte bahar klasiklerini de kapatan yarış, bisikletin en zorlu meydan okumalarından biri. Kazanmak için bacaklarınızdaki gücün her zerresini kullanmalı ve mümkün olduğunca akıllı olmalısınız. Dünya şampiyonumuz Mathieu van der Poel, yarışı en güçlünün kazanacağını ve taktiğin burada pek önemli olmadığını söylemiş olabilir. Siz gelin bunu bir de Grace Brown’ın rakiplerine anlatın! Oraya sonra geleceğiz tabii, önce erkekler yarışındaydık.
Tadej Pogacar’ın Giro d’Italia öncesi son durağında üçüncü Liege galibiyetini alması beklenen bir durumdu. Beklenmeyen ise formda bacaklara karşı görece daha rahat zafer elde etmiş olmasıydı. Evet, bu aralar uzun menzilli resitallere alışkınız. Ancak inanın veya inanmayın, pelotonda en güçlüye birkaç dakika daha tutunacak isimler vardı.
Bitime 100 kilometre kala pelotonun ortadan bölünmesine sebep olan kaza, öndekilerin arayı açmasına arkadakilerin de farkı kapatmak için ekstra efor sarf etmesine sebep oldu. O sırada bisikletiyle cebelleşen Tom Pidcock’tan takım arabasından malzemeler almaya tek başına gitmeyi tercih eden Mathieu van der Poel’a kadar birçok favori sürücü geride kalmıştı.
Yarış öncesi taktik meselesini biraz geri planda tutan dünya şampiyonu, aynı Tadej Pogacar gibi pelotonun önünde kalmayı tercih edip takım arkadaşlarının ona bakmasına izin vermesi gibi bir plan yapsaydı, belki de beklediğimiz rekabeti biraz olsun izleyebilirdik. Tabii ki işin içinde şans faktörünün yer aldığını da söylememiz gerek, ancak en önde el üstünde tutulan Pogacar’ın planı oldukça mantıklıydı kabul edelim.
Mathieu’nün önde kalıp kalmaması sonucu değiştirir miydi bilemeyiz, Tadej Pogacar çok güçlüydü. 100 saniyelik bir farkla finişi geçtikten sonra, yarışı kız arkadaşı, Jayco takımının yol kaptanlarından Urska Zigart’ın iki sene önce kaybettiği annesi için koştuğunu söyledi. O gün onun için Liege-Bastogne-Liege’den çekilmişti, bugün de yine onun için bu yarışı kazanıyordu.
Pogacar’ın arkasından sevilen Fransız Romain Bardet gelmişti. Deneyimli bisikletçi son yıllarını modern yamyamlarla mücadele ederek geçirmenin verdiği duygusal yorgunluğun verdiği psikoloji ve kariyerindeki en iyi anıtsal klasik yarışı derecesini almış olması sebebiyle olsa gerek gözyaşlarına boğulmuştu. Onun da gerisinden gelen grupta Mathieu van der Poel üçüncü sırayı almıştı. Podyum, iki mekanik adamın arasındaki gözü yaşlı bir emekçiyle sergilendi.

Podyum seremonisinin ardından kavuşabildiğimiz kadınlar yarışı, uzun süre son derece güçlü bir kaçış üçlüsünün galibiyet kovaladığı dakikalar izletti. Kaçış yakalandı ama yine de o üçlüden biri kazandı. Sebebi, kusursuz taktikti.
Deneyimli Avustralyalı Grace Brown, sezon başı yol bisikleti izlemeyi özlemiş ve yarışlara pür dikkat başlamış her iki teker tutkununun yakından tanıdığı bir isim. Yanlış anlaşılmasın, onu sezonun diğer bölümlerinde de sık sık izleriz ancak genellikle Avustralya yarışlarında başroldedir. Orada o kadar harika sürer ki, sezonun geri kalanında da bir sürü yarış kazanmasını bekleriz. İstikrarlıdır, her bisikletçinin hayallerini süsleyen birçok madalyası olmuştur. Ancak çoğu kez en büyük yarışın en iyisi olmaz.
Liege-Bastogne-Liege’de iki kez ikinci sırayı elde etmiş olan Brown bu sene, isminin başına getirdiğimiz “deneyimli” sıfatı vasıtasıyla geliştirdiği taktiğini, güçlü bacaklarıyla birleştirdi. Bu sefer en büyük yarışın en iyisi olmayı başardı.
Pelotonun en güçlüleri Vollering, Longo Borghini ve Niewiadoma ile tırmanışları aynı hızda çıkamayacağının bilincinde olan Avustralyalı sürücü, çareyi kaçışa girmekte bulmuş, büyük isimler onu yakalayınca tutunup sprintte ustaları avlamayı başarmıştı. Günün sonunda güç kadar taktiğin de önemini vurgulamış oldu.
…
Hızlı bacaklar, hayal kırıklıkları, soğuk günler, geçmişle yüzleşmeler, güç ve taktiği harmanlamalar derken yoğun bir sekiz günü geride bıraktık. En sonunda bahar klasiklerine bir kez daha drama dolu Arden haftasıyla veda etmiş olduk.
Yazan: Ceyda Akbulut
Editör: Doğa Üründül


