Günümüzde kadınların evlenememesi için o kadar çok neden var ki, saymakla bitmez. Güncel, modern ve moda gerekçeler, kızların evlenmemesi için ortaya çıkmış sanki.
Kadınlara sürekli telkin edilen ve kadınların hayatî önemle benimsedikleri “modaya uygun giyinme, güzelliğine önem verme, iş hayatına atılma, okumuş kız olma, tuttuğunu koparacak kadar kişilik sahibi olma, erkeklerden çekinmeme, onlarla rahat görüşme, iş yerinde yükselme” gibi hedefler, kadınların evlenme şansını artıracağı yerde, neredeyse azaltıyor.
Oysa, güzel giyinmek, güzelliğine önem vermek, okumak, kişilik sahibi olmak gibi özellikler gerçekten de kadınların hakkı ve bunlar kadını kadın yapan unsurlar. Kaldı ki, kadınlar bütün bunları beğenilmek, ileride mutlu bir yuva kurmak için yapıyor.
Erkekler de o kadınları bakımlı oldukları, güzel giyimleri, akıllı oluşları yönüyle beğeniyorlar. Hatta arkadaş ve sevgili olarak onları tercih ediyorlar. Ama iş evlenmeye gelince iş biraz değişiyor.
Belki, o kadınlarla evlenmeye cesaret edemiyorlar. Bir takım korkular, kompleksler daha baskın çıkıyor. Elbette kendilerine göre gerekçeler var ama günümüzün kızları çoğu yönden erkeklerden daha cesur, daha rahat. Onların cesur ve rahat oluşları erkek milletini ürkütüyor.
Çocukluğumda bizim memlekette güzelliği dillere destan Emine adında bir kız vardı. İstanbul’da okuyup gelmiş, üniversite bitirmişti. 1970’lı yılların ortasında, bizim ilçede öyle bir kız görülmemişti. Kısa kollu ve etek giyen Emine’nin sokakta yürümesi âdeta bir olaydı. Sanki sinema sahnesinden çıkıp gelmiş bir Türkan Şoray yürüyordu.
O yürürken, peşinden beş-on kadar erkek takip ederdi. Biz küçük olduğumuz için o erkek ordusuna gülerek bakardık. Beş-on tane erkeğin bir kızın peşinden yürümesi pek komikti. Herkes Emine’ye hayrandı. Ama o kız evlenemedi.
Belki o dönemin anlayışıyla o kıyafetteki kızlara başka gözle bakmanın tesiri vardır ama asıl neden hiç kimse onunla evlenmeye cesaret edememişti.
“O kadar güzel kız insanın başına dert olur” diye düşünenden tutun, “Yahu o üniversite bitirmiş kız, biz onunla ne konuşabiliriz, nasıl anlaşabiliriz?” diye kendine lâyık görmeme duyguları erkeklerde hâkim olduğu için Emine ile evlenen olmamıştı.
Onu isteyenler olmuş, onları da zamanında Emine kendine göre gerekçeler öne sürüp kabul etmemiş. Pek çok aile ise, oğullarının o kızla evlenmelerine karşı çıkmış. “Oğlum o kız süs bebeği gibi, ne bizi sayar, ne de seni. Hem elini bir işe de sürmez, sana yemek pişirmez, çamaşırını yıkamaz” demiş bazı aileler.
Belki o dönem itibariyle, Emine’nin durumu ‘zamana uygun’ düşmediğinden, sahip oldukları özellikler yine o dönemin erkeklerine ve ailelerine biraz fazla geldiğinden bu evlenememe olayı yaşandı.
Ama bu durum günümüzde çok da değişmiş değil. Şimdi Emine’nin o yıllarda çok açık görülen kıyafetleri artık sıradan, normal hale geldi. Günümüzde plaj kıyafetiyle sokaklarda gezen kızlar, kadınlar var. Hele göbeği açık kıyafet giymek son birkaç yılda en hızlı yayılan moda haline geldi. Şimdi kızların çoğunun dudakları yanakları botokslu. Emine ablanın giyimi, bugünkülerin yanında kapalı gibi kalır.
Fakat kılık kıyafet o kadar olmasa da, kızların kimi özellikleri erkekleri ürkütmeye, korkutmaya devam ediyor. Hem mesele sadece kılık kıyafet olsa, kapalı kızlar evlenememe problemi yaşamazdı. Günümüzde ister açık, ister kapalı olsun kızlarda genel anlamda evlenememe sorunu var.
Kızlar sahip oldukları artı özellikleri nedeniyle erkekleri ürküttükleri için bu sorunu yaşıyorlar. Çok güzel, çok akıllı, çok rahat kızlar, erkek psikolojisine rahatsızlık veriyor. Erkeklerin mantığına, psikolojisine, evlenmek istememelerine ayrıca değinmek gerekir.

Kızlar nasıl erkek istiyor?
Kızların evlenememe probleminin tek suçlusu erkekler değil. Kızların da bu konuda yanlışları var. Onlar da, kendi etraflarında bir sürü engeller örüyorlar. Her kızın mutlaka beğeneni, taliplisi oluyor fakat bazı kızlar, “daha yakışıklısını, daha zenginini” bulmak adına kendisini beğenenlerin bir takım kusurlarını bularak, yeni adayları bekliyorlar.
Kızlar evlilik konusunda, genelde mütevazi konuşurlar. “Bana değer versin, yeter” derler. Ama çoğu gerçekte, “kendisine değer verene, pek de değer vermezler.”
“Zenginlik, yakışıklılık önemli değil, insan olsun” diyenler bile, öncelikle o özelliklere bakarlar.
Konuşulduğunda çok mütevazi de olsalar, genelde evlenecekleri erkek konusunda, yüksek beklentilere sahiptirler. 1. Varlıklı birisi olacak. (Mutlaka evi, arabası ve en az 150-200 bin maaşı olmalı.), 2. Yakışıklı olacak. (Film yıldızlarını aratmamalı.), 3. Zeki ve esprili olacak. (Cem Yılmaz gibi güldürebilmeli.), 4. İyi bir insan olacak. (Eşinin her dediğini yapmalı.), 5. Eşine yardımcı olacak. (Mutfağa girmeli ve en azından salata yapmalı.), 6. Gözde bir mesleği olacak. (Doktor, mühendis, şirket yöneticisi vb.)
Bu örnekler daha da çoğaltılabilir. Kızlar bunların hepsi olmasa bile en azından ilk dört maddenin bir arada olmasını istiyorlar. Yani hem zengin, hem yakışıklı, hem espritüel, hem de iyi bir insan olacak koca bekliyorlar. “Durumu ne olursa olsun âşık olduğum, sevdiğim kişi olması önemlidir” diyen pek yok. Aşk denilen şey ortadan kaybolmuş sanki.
Güncel, modern gerekçeler hem kızları, hem erkekleri evlilik konusunda etkiliyor.
Meselâ bunların başında kariyerine uygun görmemek geliyor. Yaptıkları iş bazıları için çok önemlidir. Genç yaşta evlenip, iş hayatını, kariyerini riske atamaz. Evleneceği erkek hem kariyerine uygun olmalı, hem de hemen evlenmemeli. En azından üç-beş yıl evliliği düşünmemeli.
Aynı şekilde okumuş kızlar da öyle. Üstelik okumuş kızlar, zamanımızda erkeklerden daha çok. Kızlar erkeklere nazaran daha çalışkan oldukları için, çoğunlukla akranları erkeklerden önce eğitimini tamamlıyor. Hatta eğitimini tamamlamakla kalmıyor, işini de eline alıyor. Çünkü yine günümüzde kızların iş bulması erkeklere göre daha kolay. Şirketlerin genelinde kızlar daha çoğunlukta bugün.
Halkla İlişkiler, Sekreterler, Banka Memureleri, Devlet Daireleri, Televizyon Kanalları, Gazeteler, Okullar, Hastaneler, Tekstil Firmaları, Bujiterler, Giyim Mağazaları, Marketler vs gibi meslekleri ve kurumları düşünürsek, çalışma hayatında bayanların çoğunlukta olduğunu görürüz.
Ben bu evlenememe problemini ilk kez bir bankada fark etmiştim. Bankada, Bankanın müdürü, 2 memur, 2 hizmetli ve 1 güvenlik görevlisi hariç, geri kalan hepsi bayandı. Yani 6 erkek, 24 bayan çalışıyordu bankada. 24 bayanın 2’si evli, 5’i dul, 17 bayan ise bekârdı.
Sanırım stajyer veya yeni işe girmiş 18-20 yaşlarında iki-üç genç kız var. Onların dışındakiler, 22-40 yaşları arasında. Hemen hepsi son derece şık giyinen, saçlarını sarıya, kızıla boyatan, ağızları iyi lâf yapan, çoğu uzun tırnaklı, güzel ve gösterişli kişiler. Müdürle yaptığım bir sohbette bunları öğrenince pek şaşırmıştım. Müdüre göre onların çoğu sosyal statüsüne uygun erkek bulamadıkları için ya da kariyeri kafaya taktıkları için evlenememişti. İlginç bir laf söylemişti: “Hepsinin sevgilisi var ama evleneni yok.”
Sonra çalıştığım kurumlarda da aynı şey olduğunu gördüm ve pek şaşırdım. O zamana kadar hiç dikkatimi çekmemişti. Çoğu muhafazakâr olan kızlar da, onca güzelliklerine, şık kıyafetler giymelerine rağmen bankadakilere benzer sebeplerle evlenmemişlerdi.
Sosyal statüye uygun eş bulma hayali taşıyanların çoğu bugün emeline kavuşamıyor. Bu hedefinden taviz vermediği için, rakipleri kızlarla çekişmek gerekiyor. Bu meseleden dolayı evlenemeyen kızların sayısı pek çok.

Güzelliğine denk bulamayanlar
Bazı kızlar Allah vergisi bir güzelliğe sahip oluyorlar. Bu kızların pek çok seveni, ilgileneni oluyor. Başta kızların kendisi olmak üzere, ailesi bu güzellikten dolayı hiçbir erkeği, aileyi kendine uygun görmüyorlar.
Gerçi bu kızların genelde, beklentilerine uygun taliplisi çıkıyor. Kimisi güzel evlilik de yapıyor. Ama bazı kızlar, güzel oldukları halde, ya ahlâki sorunlardan, ya ekonomik nedenlerden veya ailenin hırslı oluşundan gibi sebeplerle evlenmekte zorluk çekiyor.
Bazı evlenenler de, tamamen maddî değerlendirme yaptığı için, kötü evlilik yaşıyorlar. Genelde bu tarz evlilikler çoktur. Bu yüzden, “Güzel ama bahtsız” gelinlerin sayısı pek çoktur.
“Güzel ama bahtsız” kızların sayısı da çoktur. Güzelliğine uygun ve denk erkek bulacağız diye, kimseyi beğenmeme, hep daha iyisi gelir diye bekleme yüzünden, pek çok fırsatları kaçırırlar. Yine de güzel oldukları için, geç zaman da olsa evlenme şansına sahiptirler. Ama bu evlilik, “evde kalmama” ve “kız kurusu olmama” evliliğidir.

Hep daha iyi kısmetim çıkar diye umanlar
Bu da çok yaygın olan bir evlenememe sebebi. Kariyer ve sosyal statü takıntıları olan, güzelliğinden dolayı seçemeyenler de bu sınıfa girer. Ama daha iyi kısmetim çıkar beklentisi çok geniş yelpazeye yayıldığı için, günümüz kızlarının en büyük evlenememe sebeplerindendir.
Önlerine bir sürü kısmet çıkar ama onlar “daha iyi kısmet nasıl olsa gelir,” diye değerlendirmez, zaman geçip kısmetler gelmediği zaman da, “Ne kısmetsizmişiz,” derler.
Ondan sonra da kısmet açtırma büyüleri yaptırmaya cincilere, falcılara koşarlar. Türbelere, dilek ağaçlarına gidip çaput bağlarlar. Eyüp Sultan, Oruç Baba, Zuhurat Baba gibi türbeler bunlarla doludur. Hele Ramazan ayının ilk günü Topkapı’daki Oruç Baba türbesi son birkaç yıldır mahşeri kalabalıklara şahit olmaktadır. O mahşeri kalabalığın çoğu ya kısmet açtırmak, ya da çocuklarının olması için gelenlerdir.
Kızlar erkeklere, erkekler kızlara güvenemiyor
Günümüzün en yaygın evlenememe sebeplerinden biri de, kızların erkeklere güvenememesidir. Nasıl günümüz kızlarına güvenemeyen erkekler varsa, erkeklere güvenemeyen kızlar da vardır. Sayıları da küçümsenmeyecek kadar çoktur.
Onlara göre erkeklerin çoğu aldatmaya müsait yapıdadır. Zaten medyada bu konu sık sık gündeme geldiği gibi, çevrelerinde de bu tür olayların çok olduğunu sık sık duymaktadır. Üstelik televizyon dizilerinin çoğunluğu hep aldatma üzerine olduğu, Esra Erol-Müge Anlı programlarında genelde aldatma olayları işlendiği için, insanlar “aldatmayan insan yok demek ki” anlayışına sahip oldular.
Günümüzde çoğu insan bunu kanıksamış olsa da, bazılarının idealinde eli başka bir ele değmemiş, gözü başka bir göze bakmamış koca veya kız vardır ve zamanımızda böylesini bulmanın çok zor olduğunu düşünürler.
Yakın çevrelerindeki erkekleri tanıdıkları için, onlardan gelen teklifleri reddederler. Tanımadıkları bir erkeğe ya da tavsiye edilen damat adayına ise şüpheyle bakarlar.
Bu kızlar, ahlâki değerlere çok önem verdikleri gibi, ilk aşk, ilk sevilen olmayı da önemserler.

Özgür yaşamak istediği için evlenmeyenler
Büyükşehirde yaşayan bazı okumuş kızlar ve erkekler özgür yaşamayı tercih ettikleri için evlenmeyi düşünmezler. Bir kişiye bağlı kalmayı aptallık olarak görürler.
Onlara göre hayat kısa, dünya gelip geçicidir. Bu yüzden, onlara göre bu ölümlü dünyada istediği erkekle veya aynı anda istediği kadar erkekle gününü gün etmek varken, sadece bir erkeğe bağlı kalmanın âlemi yoktur.
Bu kızların anlayışı, aslında son zamanlarda baş gösteren evlenmeyen erkeklerin anlayışıdır. “Nikah, evlilik gibi şeylere ne gerek vardır, hayatını yaşa, gününü gün et” havasındadırlar. Bunların ekonomik durumları çoğunlukla iyi durumdadır, hiçbir sıkıntıları yoktur. Gözüne kestirdiğiyle günübirlik ilişkiler yaşarlar.
Bu yüzden, bu anlayışta olan kızlar “evlenmeyen kızlar”dır. Evlenememeleri, evlenmek istemeyişlerindendir ve son yıllarda hızla çoğalmaktadır.

Dindar ailelerin kızları ve erkekleri
Dindar erkek ve kızlar da, kız-erkek ilişkileri ve evlenememe problemi konusunda büyük sorunlar yaşıyorlar. Genelde dindar insanların bu konularda fazla problem yaşamadığı düşünülür.
Dini hassasiyetlerden dolayı ailelerin daha anlayışlı olduğu, evliliğe teşvik edildiği ve dindar bir eş adayı bulunup başkalarına nazaran daha kolay evlenildiği gibi bir yargı var. Fakat son dönemlerde dini hassasiyet taşıyanlarda da büyük sıkıntılar yaşanıyor. Zira, geçmişte ihlaslı, anlayışlı, kanaatkar, tevekküllü bir anlayış hâkimken, son dönemlerde dindar ailelerde de dünyevileşmeye rağbet var.
Aileler evlenme aşamasında mal mülk, altın, bilezik, ev eşyası, ev ve araba kavgaları yapabiliyor. Dindar ailelerde de yanlış evlilikler, boşanmalar artıyor.
Bugünlerdeki kuşak, açık kızları aratmayacak kadar girişken, atak ve yine açık kızlar kadar gösterişli. Başları örtülü ama kıyafetlerin şıklığı, renkliliği bazen çok açık kızdan daha göze çarpıcı. Dolayısıyla en az açık kızlar kadar erkeklerin ilgisini çekebiliyorlar. Erkeklerle görüşüyorlar, arkadaşlık yapıyorlar, bazıları flört ediyor.
Bugünkü kapalı kızların çoğu, dini hassasiyetlerinden dolayı değil, açık kızlar neden evlenemiyorsa aynı sebeplerle evlenemiyorlar.
Kapalı kızlar, elbette dindar erkekleri ilk başta tercih ediyorlar ama onlar bununla yetinmiyorlar. Dindar erkek, aynı zamanda okumuş olacak, zengin olacak, film yıldızı gibi yakı-şıklı olacak, ailesiyle oturmayacak, evi arabası olacak vs vs.
Geçenlerde tanıdığımız bir hoca âdeta isyan ediyor, “Bütün dindar kızlar evde kalsın!” diye kızıyordu. Tanıdığı bir erkek için birkaç dindar ailenin kapısını çalmışlar. Çok iyi tanıdığı, muhabbet ettiği aileler, “Arabası olmalı, evi olmalı, maaşı yeterli değil, zengin olmalı” gibi gerekçelerle kızlarını hocanın deyimiyle “pırlanta gibi dindar erkeğe” vermemişler. Her şey dört dörtlük olsun istiyorlarmış. Kızların yaşı 25 civarındaymış oysa. “Evde kalsınlar da görsünler” diyordu hocamız.

“Güzele bakmak sevaptır, evlenmek sakıncalıdır”
“Güzelin talihi yok” diye meşhur bir söz vardır. Hatta pek çok şarkı, türkü ve şiirde buna benzer sözler yer alır. “Allah insana çirkin şansı versin” sözü de hayli yaygındır.
Pek çok atasözleri ve deyimler gibi, o sözlerde de gerçeklik payı bulunuyor. Gerçekten de güzelliklerinden dolayı evlenemeyen kızlar var.
Genelde güzellerin evlenememe problemi fazla yoktur. Ancak çok seçici olduklarından, hep daha iyisini aradıklarından bazılarının evlenme zamanı geçer. Bu sefer evde kalma korkusuyla hiç de kendisine yakışmayan, uygun olmayan kişilerle denizin yılana sarılması gibi evlenirler. Kimileri de evlenemezler.
Denize düşenin yılana sarılması gibi evlilik yapanlar için söylenir, “Güzelin talihi yok”, “Allah insana çirkin şansı versin” sözleri. Zamanında uygun adayları kaçırıp, eve dünür gelmez olunca, o saatten sonra bulabildiği erkekle evlenince ve güzelliğine denk olmayınca halk arasında bir takım sözler dolaşır. Dedikodular kulaktan kulağa gezer durur.
“Görüyor musun Aslı’yı, dünya güzeliyim diye kasılıp duruyordu, kimseleri beğenmiyordu. Ama ne oldu, tipsiz bir adama varmak zorunda kaldı.”
“Ya Ayşegül? Güzelim kızı annesi harcadı. Yıllarca onca zengin istedi, daha zengini gelsin diye beklediler. Sonunda kızı öküz gibi bir adama verdiler. Adam ondan on yaş büyük. Her gün de dövüyormuş kızı. Boşuna dememişler armudun iyisini ayılar yer diye.”
“Şu çirkin, sıska Nazmiye, mühendis Rıfatla evlenmiş. Delikanlı da pek iyi, anlayışlı. Allah insana çirkin şansı versin derler ya, doğru gerçekten.” gibi sözler ederler.
Bunların dışında, çok güzel kızların evlenme şansının az olduğu görüşünde gerçeklik payı da var gibi. Gerçekten de günümüzde çok güzel kızlar bazı erkekleri ürkütürler.
“Bu kadar güzelliği yanımda taşıyamam” duygusu, “Güzele bakan çok olur, bunu kaldıramam” korkusu erkeklerde yaygın fobilerdir.
Bir de, bazı erkeklerin mantığına göre “Güzele bakmak sevaptır” ama “evlenmek sakıncalıdır.” Bu anlayışta olan erkekler, sadece güzelliğiyle ön planda olan kızlara gelip geçici ilgi duyarlar, “onlarla sadece gönül eğlendirilir” düşüncesi taşırlar.
Evlilik düşüncesinde ciddi olan bazı erkeklerin gönlünde, “İyi aile kızı, hem güzel, hem masum, hem de dindar” olan kızlardır. Bu yüzden sadece güzelliğiyle ön planda olan ve yine bu güzelliğiyle herkesi reddedip duran kızları evlilik için pek düşünmezler. Özellikle de makyaj güzeli kızları.

Burcuna uygun sevgili bulamayanlar
Günümüzde burçlara takıntılı kızların sayısı hayli çok. Geneli, “Fala inanma falsız da kalma” anlayışındayken, bazı kızlar burçlara hayatî derecede önem verirler. Neredeyse yaşamlarını burçlara göre tanzim ederler. Oysa erkekler pek burçlara takılmazlar.
Tanıştıkları erkeğe ilk sordukları sorulardan biridir, hangi burçtan olduğu. Karşısındakinin burcunun özelliklerini sayarlar, uygun burç değilse, “Burcumuz uyuşmuyor, seninle anlaşamayız” derler.
Gazetelerde, dergilerde yer alan burçları iyi takip ederler. “Bugünkü falınız” köşelerinin de sıkı takipçisidirler. Diyelim ki burcu uyuştuğu halde, görüştüğü biri var. Bir zaman burcunda ya da falında, “Sevdiğinize dikkat edin. Bugünlerde başkalarıyla ilgileniyor” şeklinde bir yazı görsün, o gün sevdiklerinin burnundan getirirler, “Gerçek mi, doğru mu, beni kiminle kandırıyorsun?” diye sorarlar.
Bazıları burca kendini çok kaptırdığı ve onlara inandığı için, “Sen böyle böyle yapıyormuşsun, bugünkü falımda yazıyordu” deyip ayrılırlar.
Bu denli burç ve fal takıntısı olan kızların sayısı ne orandadır bilemem ama bu yüzden sık ayrılanlar ve evlenemeyen kızlar gerçekten var.
Taliplerinden elektrik alamayanlar
Son zamanların moda deyimi, “elektrik alamadım” sözü. Televizyonlarda yayınlanan, “Biz Evleniyoruz”, “Gelinim Olur musun?” gibi programlarda, yarışmaya katılan gelin adayları kızlar, yarışmaya katılan damat adayı erkeklerle görüştüklerinde eğer bir şey hissetmiyorlarsa, arkadaşlarına “Ben elektrik alamadım” diyorlardı.
Gerçi sonunda, yarışmaya katılan kızlarla, erkekler, illâki bir süre sonra elektrik alışverişi yapıyorlar ve bir hafta içinde birbirlerini deli gibi severek, ev, araba ve para ödülünü kazanmak için yarışıyorlardı.
Yarışmanın sonunda bir çift, kayınvalde adaylarıyla ve rakipleriyle büyük mücadeleler verdikten sonra birinci oluyor, ödülleri alıp evleniyorlardı. Ama kısa sürede kavga ederek boşandılar.
Bu yarışmalardan sonra, “elektrik alamama” sözü özellikle kızlar tarafından tutuldu ve yaygın bir şekilde söylenir oldu.
Elektrik alamama, günümüzün en moda evlenememe sorunlarından biridir.
Yaş farkı kızların aleyhinde olması
Erkek ve kızlar arasında fazla görülmeyen ama aslında esas dengeyi bozan başka bir olay var. Kız ve erkeklerin yaş orantıları. Kızlar normalde kendi yaşının üstünde erkeklerle evlenmeyi tercih ediyorlar. Ama 25 yaşına kadar evlenmeyi düşünmeyen kızların sayısı çok.
Burada ortaya çıkan problem şu:
Kendisini evlenmeye hazır hisseden 25 yaş ve üstü kızların, evlenebileceği erkek yaşı genelde 27-30 cıvarları. Fakat 30 yaşına geldiği halde evlenmemiş erkek sanıldığı kadar çok değil. Çoğu evli veya ayrılmış durumda.
Evlenmemiş ya da ayrılmış olan 30 yaş grubu erkekler ise, genellikle 20’li yaşlarda olan kızlarla evlenmek istiyor. Böyle olunca, kızların genelde 25 yaşından yukarısı erkeklerin gözünde ıskartaya çıkmış durumda oluyor.
Hele 25 üstü, özellikle 27’den 30’lara ulaşan ve günümüzde artık bu yaşları da aşan kızların durumları çok zorlaşıyor.
Diyelim ki, 30 yaşında bir kız doğal olarak 30 yaş ve üstünde bir erkekle evlenmek durumunda ama o yaşlardaki erkek, eğer hâlâ bekârsa veya ayrılıp boşanmışsa kendi yaşıtını değil, 20-25 yaşlarındaki kızları tercih ediyor; 25 yaşından sonrakileri pek düşünmüyor.
Bu durum çok farkına varılan olay değil ama yaşayanlar biliyor ve evlenememek olayının en temel problemlerinden biri.
Bunun dışında bugün yaşanan en büyük gerçek: Sevgili çok, eş yok!














