İsa Hafalır yazdı: Bilincin mi, maddenin mi zor problemi var?

Felsefe tarihinde bazı sorular var ki, cevap arayışının kendisi cevaptan daha öğretici denilebilir. “Bilinç nedir?” sorusu bunlardan birisi. Bilinç (burada bilinci “qualia,” yani iç deneyim manasında kullanıyorum), yüzyıllardır düşüncenin en kaygan zemini: herkesin doğrudan deneyimlediği ama kimsenin tanımlayamadığı bir şey.

Nöronların ateşlendiği, beyin bölgelerinin birbirine sinyal gönderdiği, kimyasal süreçlerin sayısız kombinasyonla işlediği bir sistemin, nasıl olup da “bir şey olmanın nasıl bir şey olduğu” hissini doğurduğunu bilemiyoruz. İşte bu soruya, David Chalmers “bilincin zor problemi” ismini vermiş.

İsa Hafalır yazdı: Bilincin mi, maddenin mi zor problemi var?
İsa Hafalır yazdı: Bilincin mi, maddenin mi zor problemi var?

Chalmers, 1995’te yayımladığı ünlü makalesinde bu ayrımı ilk kez sistematik biçimde formüle etmişti. Ona göre zihnin “kolay problemleri”, beynin bilgi işleme süreçleriyle ilgili: algı, hafıza, dikkat; ve bunların bilinç denilen subjektif deneyimle nasıl korelasyonunun bulunduğu. Bu problemler, yeterli teknoloji ve nörolojik bilgiyle çözülebilir nitelikte, en azından teorik olarak. Ancak “zor problem” başka bir şey. Ne kadar karmaşık olursa olsun hiçbir sinirbilimsel açıklama, deneyimin öznel doğasını —yani qualia’yı— açıklayamaz. Kırmızıyı görmenin, acıyı hissetmenin, sevdiğini özlemenin “nasıl bir şey olduğunu” bilimsel olarak tarif etmek mümkün değildir.

Bilim, tanımı gereği, nesnel olana yönelir. Ölçülebilir, gözlemlenebilir olgularla ilgilenir. Oysa bilinç, öznel bir fenomen: sadece yaşayan, hisseden bir varlık tarafından deneyimlenebilir. Bu nedenle Chalmers, bir bakıma, en gelişmiş beyin tarayıcılarının bile bilincin kendisine değil, yalnızca onun “yansımasına” bakabildiğini söyler.

Fakat burada farkına varmadığımız bir varsayım gizli: Bu açıklama, “madde”yi zaten var kabul ediyor. Bilincin madde içinden nasıl doğduğunu anlamaya çalışıyor, ama maddenin kendisinin “nasıl var olduğunu” sormuyor. Yani, Chalmers bilincin zor problemine işaret ederken, farkında olmadan maddenin zor probleminin kapısını kapatıyor.

İşte tam burada devreye Rupert Spira giriyor. Spira, bilincin fenomenolojisini kadim öğretilerle birleştiren, Batı metafiziği ile Doğu mistisizmi arasında köprü kuran bir düşünür. Onun temel iddiası şu: Bilincin zor problemi yoktur, çünkü bilinç zaten tek gerçekliktir. Zor olan, bilincin değil, maddenin problemidir. “Maddenin zor problemi,” maddenin bilinçten nasıl çıktığını, hatta onun ötesinde var olup olmadığını sorar.

Spira’nın bakışına göre, biz evreni, sanki bilinç dışı bir maddeden oluşuyormuş gibi varsayarak inceliyoruz. Oysa bu “madde”ye dair tüm bilgimiz ve verimiz, bilincin içindeki deneyimlerden gelmekte: gördüğümüz renkler, duyduğumuz sesler, dokunduğumuz nesneler… Bunların hepsi bilincimizde beliriyor. Dolayısıyla, madde dediğimiz şey, zaten bilincin kendi içinde algıladığı bir görünümden ibaret. Daha doğrusu, maddenin o görünümden başka bir şey olduğuna dair bir delilimiz yok.

Spira’nın bu bakışı, bilimi değil, bilimin ontolojik önkabullerini sorguluyor. Spira, maddenin “bilinçten türediğini” savunmuyor; daha radikal biçimde, bilincin dışında hiçbir şeyin var olduğuna emin olamayacağımızı söylüyor ve hatta maddeyi varsaymamızın gereksiz olduğunu iddia ediyor. Bu bakışa, “metafiziksel idealizm”in bir versiyonu diyebiliriz, ancak bu bakış saf bir soyutlama değil: çünkü bu argümanlar doğrudan deneyimin kendisine dayanıyor. Zira herkes, dış dünyayı değil, sadece dünya deneyimini bilmekte. Deneyimin dışında bir evren tasavvuru, yalnızca düşüncenin bir kurgusu.

Bu noktada, iç deneyim sorgulamaları, felsefe ve mistisizm birbirine yaklaşıyor. Kadim öğretiler, “kendini bil” derken tam da bunu kastediyor zannımca. Kendini bilen, bilincin kaynağına döner; o kaynakta ne “ben” ne “dünya” vardır; yalnızca farkındalık vardır. İbn Arabi ve takipçilerinin “Vahdet-i Vücud” (varlığın birliği) argümanı, Meister Eckhart’ın “bizimim özümüzle Tanrı’nın özü aynı özdür” sözü, Upanişadların “Atman Brahman’dır” öğretisi, Spinoza’nın tek tözü Tanrı-Doğa’sı… Hepsi aynı hakikatin farklı dillerde ifadesi kanımca: Bilinç ve madde, özde bir ve aynıdır.

İsa Hafalır yazdı: Bilincin mi, maddenin mi zor problemi var?

O halde “bilincin zor problemi” ile “maddenin zor problemi” aynı aynanın iki yüzü gibi diyebiliriz. Birinde, maddenin var olduğunu varsayıp nasıl olup da bilinci ürettiğini sorarız. Diğerinde, deneyimlediğimiz bilincin üzerinde nasıl olup da madde örüntülerin ortaya çıktığını. Her iki durumda da gizem, “nasıl” sorusundan çok, “kimin için” sorusunda bence. Kim deneyimliyor? Kim soruyor?

Baştaki sorumuza geri dönelim: Bilincin mi, maddenin mi zor problemi var?

Belki de ikisinin de yok. Belki “zor” olan tek şey, en bariz olana, kim deneyimliyor sorusunu sorarak “kendimizin farkında olan farkındalığa” bakmayı unutmuş olmamızdır.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.