Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, 2025’in üçüncü Enflasyon Raporu sunumunda bu seneki gıda enflasyonunun sebeplerinden biri olarak zirai donu göstermiş:
“Gıda grubunda, zirai don hadisesine rağmen enflasyonda yavaşlama görüyoruz. Zirai don, meyve fiyatlarını yılın ilk yarısında olumsuz etkilese de sebze fiyatlarındaki olumlu seyir bu durumu kısmen dengeledi.”
Karahan şöyle devam ediyor:
“Bu dönemde diğer gıda grubundaki yavaşlama da destekleyici oldu. Gıda fiyatlarında iklim koşulları etkili olmaya devam ediyor. Son aylarda artan sıcaklıklara paralel olarak bazı bölgelerde kuraklığın belirginleştiğini görmekteyiz. Bitkisel üretim tahminleri gerek zirai don hadisesi gerekse artan sıcaklıklara bağlı olarak rekolte kayıplarına işaret etmekte. Belirginleşen kuraklığın önümüzdeki dönemde gıda fiyatları üzerinde yukarı yönlü riskleri artırdığını değerlendiriyoruz.”

Karahan’ın bu sözlerinin yanlış olmadığını ama esas sorunu perdelemekten başka bir işe de yaramadığını düşünüyorum.
Türkiye’de gıda enflasyonunun sebebi zirai don mudur?
Yooo. Şayet zirai don olmasaydı, enflasyon bugünküne nazaran çok daha düşük mü olacaktı?
Olmayacaktı, pek bir şey değişmeyecekti.
Esas sorun mevsim şartlarında değil çünkü. Zira sorun bundan ibaret olsaydı, mevsimin beklendiği gibi geçtiği bir dönemde ihracat fırlasa bile tezgâhlarda bir bolluk, bereket görmek gerekecekti.
Türkiye’de tarımın esas sorunu, diğer bütün alanlarda olduğu gibi aşırı verimsizliktir. Zaten veriler iç içe geçen kaplar gibidir; misal hukukun üstünlüğü ya da basın özgürlüğü endekslerinde bu seviyedeyseniz, verimli bir ekonominiz olması da mümkün değildir. Verimsiz bir ekonomik düzende, tarımdan verim almak da ancak mevsim şartlarına bağlıdır. Yağmur yağarsa iyi olur, don olmazsa iyi olur… Ama 21. yüzyılda, gelişmiş bir ekonomide böyle tarım olmaz.
En basit örnek, yüzölçümü açısından Hollanda ile Konya’yı mukayese etmek. Hollanda’nın bir senelik tarımsal ihracatı kabaca 130 milyar Euro — bunun 42 milyarı Hollanda’da üretilen ürünlerden, kalanıysa başka ülkelerde üretilen malların Hollanda üzerinden piyasaya sunulması yoluyla elde edilmiş. Hollanda ile hâlâ ovanın sulama projesini tartıştığımız Konya’yı mukayese etmek ne yazık ki mümkün değil; dahası, Türkiye bile bu mukayesede geri kalıyor ve bunun sebebi ne zirai don ne de mevsim şartları.
Geçen hafta, Mesele Ekonomi kanalında konuşan Prof. Bilge Yılmaz da fındık ve süt üzerinden ekonomik verimsizliğin tarımsal boyutuna dikkat çekiyordu. Bilge Yılmaz, dünyada bir numaralı üreticisi olduğumuz fındığı bile, böyle giderse, birkaç on yıl içinde ithal etmek durumunda kalacağımızı ifade etti. Türkiye senelerdir alışageldiği şekilde fındık üretiyor ama bir türlü verimi artırmaya yönelik bir çalışma yapmıyor. Amerika ise bu arz kıtlığına son vermek için akademiyi işin içine katmış, Oregon’a yatırım yapmış ve şimdilerde üretimi katlayarak artıyormuş.

Bizim tarımın yapısal sorunlarından biri de arsanın bölünmüş olmasıdır. Tarım arazisi toplulaştırmasının bugüne dek yapılamamış olması, verimli üretimin önündeki en büyük engellerin başında geliyor. Türkiye’nin ortalama tarım işletme büyüklüğü Avrupa Birliği’nin üçte biri, Amerika’nın ise onda biri. E buradan da verim ekonomisi çıkmıyor.
Mesele sadece üretimin miktarı değil, tabii ki fındığın kalitesi de çok önemli. Amerika bu konuda da bilimi devreye sokmuş. Dünyanın en kalitelisi olarak bilinen Giresun fındığını eli kulağında üretmeyi başaracaklar. İşte o anda, maliyetleri bize nazaran çok daha düşük kalacağı için dünya piyasasını ele geçirecekler. Bir zaman gelecek, Giresun’da bile insanlar fındık toplamayacak, çünkü uğraşmaya değmeyecek; onun yerine marketten bir paket Amerikan fındığı satın alacaklar.
Bilge Yılmaz’ın dikkat çektiği bir diğer verimsizlik de hayvancılık sektöründeydi. Süt üretimindeki hali pürmelalimizi anlatırken aslında bir hayal âleminde yaşadığımızı olanca berraklığıyla ortaya koydu. Güya üretiyoruz; ama kendimizi tarımı bilimle buluşturan ülkelerle mukayese edince görüyoruz ki buna üretim falan denemez. Kaynağı ziyan ediyoruz. Aynı hayvandan biz bir birim süt elde ediyorken, başkaları beş birim elde ediyor.
Ayrıca, biz teknolojideki gelişmeyi tarımsal üretimle buluşturamadığımız için sütün şekeri azalıyor, kalitesi düşüyor, belli standartları korumak zorlaşıyor. Bütün bunların üstüne bir de markalaşamamayı ekleyin. Misal, rokfor ya da konyak, Fransa’nın tarımsal ihracatına olağanüstü bir değer katarken biz tekel olduğumuz fındıkta bile marka değiliz.
Seneye zirai don olmayabilir. Ama bunun enflasyon üzerindeki etkisi beklenenden çok daha düşük kalacaktır. Zira Türkiye’nin gıda enflasyonunda AB standartlarını yakalayabilmesi için diğer alanlarda da aynı seviyeyi hedeflemesi ve ona uygun bir planlama doğrultusunda çalışması gerekir. Hukuk olmasın ama gıda enflasyonu düşük olsun ya da gazeteciler tutuklansın ama ekonomide verim artsın, demenin bir geçerliliği yok.














