Kürt siyasetinde tırmanan tartışma: Vitrin ile mutfak arasındaki makas

Nevroz kutlamaları Türkiye’nin farklı bölgelerinde büyük bir coşkuyla kutlanırken bazı meydanlarda verilen mesajlar Kürt siyasi hareketi için yeni bir dönemin ve tartışmaların habercisi oldu. Özellikle iktidarın “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı sürecin başlamasıyla beraber DEM Parti’nin siyasetine ve kadrolarına yönelik bazı eleştirileri dile getirilirken yeni bir parti kurma ve kadrolarda değişikliğe gitme ihtimali giderek artıyor.

Munzur Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Kemal Özcan, bu tartışmalarla ilgili olarak PKK nedeniyle yaklaşık 10 sene cezaevinde kalan ortaokul mezunu bir kişiyle görüştü ve onun duygu ve düşüncelerini “Mutfak Manifestosu“ başlığıyla yazıya döktü.


Newroz 2026 bu yıl birçok merkezde renkli görüntülere sahne oldu. Ortadoğu’da son yaşanan olayların etkisini de hesaba kattığımızda Kürt halkının genelinde Newroz’a büyük bir ilgi ve katılımın olduğu gözlendi. Özellikle Türkiye’de gelişen İmralı sürecinin olumlu etkileri sayesinde bu yılki Newroz kutlamaları gerginlikten, taşkınlıklardan uzak bayram tadında geçti diyebiliriz.

Nevroz

Newroz kutlamaları denince akla ilk gelen merkez Amed oluyor. Amed, her sene olduğu gibi büyük bir Newroz’a ev sahipliği yaptı.

Kitlenin kalabalığı ve coşkusunun yansıra, ilk defa Newroz sahnesinde verilen siyasi mesajlar mitinge damga vurdu. Örgüt ve Öcalan mesajını eski İmralı sekreteryasından iki arkadaş okudu. Kurucu Önderlik mesajı, sürecin ruhuna uygun bir evrenselliğin Ortadoğu coğrafyasındaki yerelliğine somutlandı. Örgütün mesajı ise, ilk defa kamuoyuna açık olarak, bir savaşın işaretini verdi: “Yarattığınız değerlerin üzerinden bireysel ikbal peşinde koşanlar, sert kayaya çarpacaktır. Söz veriyoruz, buna müsaade etmeyeceğiz”.

Kürt siyasi hareketi tarihinde ilk defa Amed Newroz alanında parti içi sınıf mücadelesinin ilanı yapıldı. Bu; vitrin ile mutfak arasında açılan makasın nasıl kapatılacağına ilişkin ciddi bir tartışmayı gündeme getirecektir.

“DEM yerine yeni bir parti kurulacak

Ankara’nın Meclis koridorlarına hapsolmuş, halk ile bağı kopmuş elitist siyasi temsiliyetin yakın zamanda tasfiye edilmesi kaçınılmazdır. Bu konformist yapıyı, uzun yıllar zindanlarda mücadeleyi omuzlamış kadroların inisiyatif alarak taban ile sentezlenecek bir yapıya evirmesi bekleniyor. Pasif/edilgen ve merkez siyasete yakın duran, yıllardır temsiliyet makamlarını ipotek altına alan “vekiller” ve belediye başkanlarının önümüzdeki seçim sürecinde tasfiye olacakları anlaşılmaktadır. Yakın bir süreçte DEM Parti yerine bir partinin kurulması da bekleniyor.

İmralı sekreteryasından arkadaşların Newroz sahnelerinde verdiği mesaj nettir. “Bu işin omurgası da mutfağı da denetçisi de biziz. Bize rağmen kimse bir şey yapamaz.”

Halktan ve değerlerden kopuk liberal DEM seçkinlerinin nasıl bir direnci sergileyeceği ise önümüzdeki günlerde netleşecek.

Ok yaydan çıktı… Bu iddialı söylemin sahipleri, ya eski yapıya benzeşip siyaseten silikleşecekler ya da hareketin özneleri olarak yaşanacak gelişmelere yön tayin edeceklerdir. Bu arkadaşlar belli ki tabandan yükselen şikâyetleri dinlemiş. Özellikle vekil ve belediye başkanlarının yaptıkları yolsuzlukları araştırmış olarak bu sonuca ulaştıkları anlaşılıyor.

20 yıllık pratik sorgulanıyor

Değişime direnen statükocu bir yapı var. Son yirmi yıllık pratik sorgulanıyor. Özellikle seçim stratejileri ve kurulan pragmatist ittifaklarla oluşan popülizm, harekete ciddi zararlar verdi. Bu yüzden yasal-siyasal alana müdahale kaçınılmaz oluyor.

Kurucu Önderlik savaş/isyan örgütünü feshedip yerine çözüm örgütünü kurmaya çalışırken, bu yasal alana biçilen rol ve misyonun gereklerini yerine getirecek inşacı yeni kadrolara ihtiyaç var. Bunlar mevcuttur, fakat atıldır. Fiilen tasfiye hâlindedir.

Yeni dönemin görev ve sorumlulukları mevcut yapı ile yerine getirilemez. Halkın kendisini katmadığı ve izleyici olduğu bir durum söz konusudur. Bu durum Önderliğin müzakere masasındaki elini zayıflatıyor. Kürt halkını “sıfırdan” örgütlemenin yolu, oluşan tahribatların ve erozyonların giderilmesine bağlıdır.

İsyan örgütü feshedildi. İsyan ile inkâr aşıldı, varlık meydana çıktı. Halen eski yöntem ve söylemlerde ısrar eden statükocu güçler, sürecin hayli gerisinde. Bahçeli “İmralı’nın statüsü ne olacaktır?” diye Meclis’te haykırırken, bu yapı hâlâ “sayın Öcalan’a özgürlük” ile Türk milliyetçi dinamiğini kışkırtmakla meşgul. Oysa Bahçeli’nin bu şiarıyla en azından 50 vekilin Meclis’te üç gün oturması, Öcalan’ın statüsü için tarihi bir hamle olmaz mı? Bu bulunmaz fırsat neden kimsenin aklına gelmiyor?

Milliyetçi yaklaşım sorunu çözemez

Merkezi bir yapının varlığıyla doğan isyan örgütü kendi yapısını, karşıtının oligarşik yapısına benzeterek inşa etti. Başkanın bahsettiği kastık elit yapı budur. Kürt halkının özgürleşme arayışını devletleşmede gören milliyetçi yaklaşım, sorunu çözemez. Aksine yeni katliam ve boğazlaşmalara kapı aralar. Başkan bunun aşılmasını, ortak-vatan ve Demokratik Cumhuriyet’te bir ortaklaşma ile öngörüyor. Devlet yerine, her yerelin devlete alternatif olmadan kendi kendilerini yöneteceği ademi merkeziyetçi bir sistem…

Bunun klasik adının özerk veya federal olmasına gerek yoktur. AB yerel yönetimler yasası üzerindeki şerhin kaldırılması yeterlidir. Anayasada düzenlenecek vatandaşlık tanımı ise, sorunun hukuki boyutunu çözer. Başkanı anlamak ve uygulamakla, yeni dönemin kadro gücü açığa çıkacaktır.

Devletin alışılagelmiş güvenlikçi politikaları, hâlâ sorunun çözümü önünde temel engeldir. Ama bu süreçte bütün ödevleri devlete yükleyen ve sorumluluktan kaçan yasal örgütlenme, çözümün önündeki en acil engel hâline gelmiş durumdadır.

Kurucu Önderliğin mücadelesi Kürtlere statü kazandırmak değil. Varlığı korumak ve ileriye taşımaktır. Günün birinde Türk devletinin Kanuni Sultan Süleyman çizgisine evrileceğini bilmektedir. Kanuni Kürtlere ilişkin şunu demiştir: “Kürtler bu imparatorluğun etten kalesidir.”

Özellikle gündelik politika üreten kurumlar ile ideolojik yapılar arasındaki işleyişin ne olması gerektiği ile ilgili, Önderliğin somut önerileri vardır. Demokratik Bölgeler Partisi’nin (DBP) kuruluşu, ideolojik kurum olarak tasarlanmıştı. Başkan konuya açıklık getirmiş, örneklendirerek Hz.. Ali dönemindeki Şura’nın ve Osmanlı’daki Şeyhülislam’ın incelenmesini önermişti.

İktidar odaklarındaki güç zehirlenmelerinin önüne geçmek, denetimlerini sağlamak ve bu yapıları hesap verebilir çizgiye çekmek için, bir Hakikat ve Erdem kurumuna ihtiyaç vardır.

DBP, kadro için bir eğitim ve öğretim alanı olarak sahaya sürülmüştü. Siyasi alanda faaliyet yürüten kurumların kadro ihtiyacını nitelikli ve inançlı bireylerle doldurması bekleniyordu. Fakat kastlaşan iktidar elitleri, bu alanı kuşatarak yer-kapmaca savaşları sahasına çevirdiler. Kurumları, bireyler arası kaotik bir mücadeleye çektiler.

Yasal alanın halk nezdindeki meşruiyeti darbe aldı

Kurumlar arası yaşanan iktidar savaşları yüzünden, yasal alanın halk nezdindeki meşruiyeti ve güvenilirliği ciddi anlamda darbe aldı. Sorunları çözmesi ve toplumsal ihtiyaçları gidermesi beklenen kurumlar, siyasi ikbal peşinde koşanların zıplama tahtası oldu.

Başkan Apo’nun işaret ettiği entelektüel kurumlaşma ihtiyacı, dün olduğu gibi bugün de zaruretini ve aciliyetini dayatmaktadır. 30 yıllık zindan çıkışlıların şu aşamada bu açığı kurumsal düzeyde kapatmaları çok zor görünüyor. Kurumlaşmadan ziyade, bir nevi siyasi komiser ya da müfettiş gibi durdukları gözden kaçmıyor.

“30 yıllıklar” denilen kadrolar, bir elin parmak sayısını geçmiyor

Halk nezdinde beklenti çıtasını çok yükselttiler. Gözle görülür ve hissedilir güven verici bir pratik sergilememeleri durumunda yaşanacak olan hayal kırıklığı, telafisi mümkün olmayan bir kaosa neden olacaktır. Ayrıca ‘30 yıllıklar’ denilen bu kadrolar da, bir elin parmak sayısını geçmiyor. Birçoğu cezaevi çıkışında çiçekli davul-zurnalarla karşılandıktan sonra, kaderleriyle baş başa bırakılarak unutulmaya terk edildiler.

Sekreteryadan iki arkadaşın şansı, İmralı’dan tahliye olmuş olmalarıdır. Önderliğin vekili konumunda muamele görmeleri, ellerini bir nebze güçlendiriyor. Fakat iki çiçek ile baharın gelmeyeceğini, bu hareketin tecrübeleri ve birikimleri iyi bilir: “Hayaller, ütopyalar, programlar ne kadar değerli ve doğru olursa olsun; onun kadrosu, çalışma tarzı, eylem tarzı olmadan hepsi suya yazılmış bir yazı gibidir.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.