İktidar da DEM Parti de, sürece dair atılan her adımda, CHP’nin denklemde yer almasını önemsiyor. Ana muhalefet partisinin dahil olduğu bir sürecin daha güçlü bir meşruiyet zemini yaratacağı düşünüldüğünde iktidar açısından anlaşılır olan bu tutum, muhalif bir parti olan DEM Parti merkeze oturtulduğunda mercek altına alınmayı hak ediyor. Nedeni de çözüm süreci konusunda CHP’den koşulsuz destek bekleyen DEM Parti’nin, bir yılı aşkın süredir CHP’ye ve CHP’li belediyelere yönelik operasyonlara karşı sergilediği sınırlı, mesafeli ve temkinli tutumun dikkat çekmesi.

- Gürkan Çakıroğlu yazdı: Devamız üçüncü yol, derdimiz DEM Parti
- Meclis’te 23 Nisan resepsiyonu: Erdoğan ve Özel yan yana gelmedi, süreç mesajları öne çıktı
- Tuncer Bakırhan’dan Erdoğan’a: “Barış ona vurulacak mührü bekliyor, mühür sizdedir”
Parti, CHP ile ilişkilerinde ne açık bir karşıtlık sergiliyor ne de siyasi baskı ve operasyonlarla karşı karşıya olan ana muhalefet partisine güçlü ve doğrudan bir destek veriyor. Mitinglerde görünür bir varlık göstermemesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasının takibinde sınırlı ve/veya sembolik bir temsiliyetle yer alması bu tabloyu pekiştiriyor.
Kendisi de muhalefette konumlanmasına rağmen, muhalefete yönelik siyasi baskıları öncelikli gündem maddesi haline getirmemesi ya da bu konuda kısa süreli tepkilerle yetinmesi de dikkat çeken bir diğer unsur. Nitekim bir yılı aşkın süredir CHP ve CHP’li belediyelere yönelik operasyonlara karşı mesafeli tutum, düzenlenen mitinglere verilen sembolik destek ve İBB davasına yine sembolik olarak birkaç kez heyet gönderilmesi bu çerçevede değerlendirilebilir.
DEM’in Silivri ziyareti: Verilen mesaj, verilmeyen fotoğraf
22 Nisan’da Edirne’den başlayıp, Silivri’de sona eren ziyaretler, bu denge siyasetinin somut bir örneği olarak öne çıkıyor. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ile CHP Genel Başkan Yardımcıları Gül Çiftci ve Sezgin Tanrıkulu’nun katılımıyla gerçekleşen ziyarette, TİP Genel Başkanı Erkan Baş ve Meclis’te grubu bulunmayan diğer sol partiler de yer aldı.
Ziyaret kapsamında Selahattin Demirtaş, Selçuk Mızraklı, Can Atalay, Tayfun Kahraman ve Osman Kavala’yla doğrudan değil, avukatlar aracılığıyla temas kuruldu; verilen mesajlar kamuoyuna bu yolla aktarıldı. DEM Parti, CHP, TİP, EMEP ve diğer sol partilerden oluşan heyet, Edirne ve Silivri cezaevleri önünden iktidara; sürece ilişkin acil somut adımlar atılması, Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanması ve tutuklulukların sona erdirilmesi çağrısında bulundu.
Programa göre açıklamaların ardından bir heyetin İBB duruşmasını izlemesi planlanıyordu. Siyasi beklenti, Tuncer Bakırhan’ın da bu heyette yer alması yönündeydi. Üstelik o sırada Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan savunma yapıyordu.
Beklendiği gibi olmadı. TİP Genel Başkanı Erkan Baş ve EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan’ın yer aldığı heyette Bakırhan yoktu. Oysa gözler Tuncer Bakırhan’daydı. Zira TİP ve EMEP’in süreci zaten yakından takip ettiği biliniyor ve DEM Parti adına eş genel başkan düzeyinde bir katılımın işaret edeceği siyasi anlama ayrı bir önem atfediliyordu.
Bakırhan ise açıklama sonrasında, duruşma salonuna geçmeden yerleşkeden ayrıldı. Parti yetkilileri programın önceden planlandığını ve temsili katılımın sağlandığını ifade edebilir. Ancak siyasi bir partinin başkanlık düzeyindeki temsilinin, başlı başına bir mesaj içerdiği dikkate alındığında Bakırhan’ın duruşma salonuna girmesi de önem kazanıyordu, girmemesi de.
Dahası, Edirne yolunda Bakırhan’a yöneltilen sorulara verdiği yanıtlar da bu tabloyu tamamlıyor. Daha önce duruşmaya katılmadığını, ancak partili heyetlerin davayı takip ettiğini ifade etti. Nitekim duruşmayı izleyen gazeteciler de DEM Parti’nin birkaç kez heyet gönderdiğini teyit ediyor. Hatta aynı gün DEM Parti milletvekili Cengiz Çiçek ile İl Eş Başkanı Çınar Altan da duruşma salonundaydı. Ancak eş genel başkan düzeyindeki katılım olmadı.
Sonuç olarak, verilmesi kadar verilmemesi de anlam taşıyan bir fotoğraf ortaya çıktı. Zira siyaset, yalnızca verilen mesajlar üzerinden değil, verilmeyen fotoğraflar üzerinden de okunur.

Denge siyaseti
Ortaya çıkan tablo şu yorumu beraberinde getiriyor: DEM Parti, sürece ilişkin başlıklarda CHP’nin denklem dışında kalmasını istemiyor; ancak CHP’ye yönelik operasyonlar karşısında kendisini denkleme dahil etmeyip siyaseten daha sınırlı ve temkinli bir tutum sergiliyor.
Bu durum, partinin farklı siyasi aktörlerle ilişkilerini dengeli bir zeminde yürütme çabası olarak yorumlanabilir. Ancak bu denge arayışı, aynı zamanda “mesafeli destek” ya da “sınırlı dayanışma” algısını da güçlendiriyor.
İktidarın İmralı heyetine biçtiği rol ile DEM Parti’ye yüklediği rol farklı olduğu gibi, DEM Parti’nin de iktidar ve muhalefete atfettiği rollerin farklılaştığını söylemek yanlış olmaz. Parti, deyim yerindeyse bıçak sırtı bir denge siyaseti izliyor.
Nitekim Bakırhan’ın Ankara’ya dönüşünün ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hitaben kullandığı “Mühür sizdedir” ifadesi de bu çok katmanlı yaklaşımın bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.
Öte yandan DEM Parti ile İmralı heyetinin iktidarla kurduğu ilişki de iktidar-muhalefet dengesi üzerinden şekilleniyor.
Parti, bir yandan kamuoyunda farklı değerlendirmelere konu olan ve iktidarın “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı süreçte İmralı heyeti aracılığıyla yer alırken, diğer yandan iktidarın hedef aldığı CHP ile temasını sürdürüyor.
Dikkat çekici olan ise şu: Pervin Buldan ve Mithat Sancar’ın doğrudan CHP ile; DEM Parti eş genel başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları’nın ise doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan ile sınırlı temas kurması. Bu durum, iki farklı hat üzerinden yürüyen bir siyasi ilişki biçimine işaret ediyor.
Sonuç: Aynı anda birden fazla ilişki kurma siyaseti
Tüm bu tablo, DEM Parti’nin farklı aktörlerle aynı anda ilişki kurabilen çok boyutlu bir siyasi strateji izlediğini gösteriyor. Bu yaklaşım, değişen siyasi koşullara göre pozisyon alma esnekliği sağlıyor.
Ancak aynı esneklik, dışarıdan bakıldığında belirsizlik ya da mesafe olarak da algılanabiliyor.
Sonuç olarak DEM Parti, ne tamamen bir tarafın yanında konumlanıyor ne de diğerinden kopuyor. Bu durum kısa vadede bir manevra alanı yaratıyor. Ancak uzun vadede nasıl bir siyasi karşılık üreteceği, Türkiye siyasetinin önümüzdeki dönemde en çok tartışılacak başlıklarından biri olmaya aday görünüyor.














