Ankara Devlet Tiyatroları Şinasi Sahnesi 36’ıncı Ankara Film Festivali’nin ödül törenine bir kez daha ev sahipliği yaptı. Ben de merakla sonuçları bekliyorum. 13-21 Kasım tarihleri arasında düzenlenen festivalde gazeteci olarak iki günlük akreditasyonum vardı. Ama onca film izledikten sonra töreni takip etmemek olmazdı. Ulusal Uzun Film kategorisinde yarışan bütün filmleri izledim. Kısa filmlerden izlediklerim oldu. Belgesellerden sadece Çayan Demirel ve Ayşe Çetinbaş’ın yönettiği “Kardeş Türküler ile 30 Yıl”ı görme şansım oldu.

Ödül alacak filmler kadar sahneye çıkacak sanatçıların mesajlarını da merak etmişimdir, her daim. Öncelikle “Tavşan İmparatorluğu”… Evet, çok sevdiğimi yazmıştım. Yanılmadım. En iyi film ödülünü aldı. Ama aynı zamanda Onat Kutlar En İyi Senaryo Ödülü ve FİLM-YÖN En İyi Yönetmen Ödülü’nü de (Emime Emel Balcı ile) aldı.
Yönetmen Seyfettin Tokmak haliyle sahneye birkaç defa çıktı. Senaryo ödülünü sinema yazarı Seçil Büker’den aldı. Ödül takdim edilmeden önce Büker, kendinden söz etmeyi ihmal etmedi. Artık “sinemada yaşlılık” üzerine çalıştığını ve yaşlıların uğradığı ayrımcılıktan söz etti. Bütün salonu sosyal medya hesaplarını takip etmeye davet etti. Seyfettin Tokmak, Onat Kutlar adını taşıyan bir ödülü almaktan mutluluk duyduğunu söyledi. Seçil Büker’den de söz etmeyi ihmal etmedi. Büker’in on yıllar önce yazdığı film çözümlemelerini hatırlattı. Büker, ileri birkaç adım atarak Tokmak’ın elinden tuttu. Sahnede o samimiyeti izlemek güzeldi.

Tokmak, asıl mesajını En İyi Film Ödülü’nü aldıktan sonra verdi. “Tavşan İmparatorluğu”ndaki Musa’ya gelene kadar çok çocuk tanımıştı. Tanıklıklarının zorluğunu anlattı. Tokmak, ne zaman bu zorluğu hissetse Yaşar Kemal’i düşünerek bu yükün altından kalktığını söyledi.
Hakkında yazmaya fırsat bulamasam de “Aldığımız Nefes” doğaya ve çocuk dünyasına dair meselesi olan bir filmdi. Mahmut Tali Öngören En İyi İlk Film Ödülü’ne layık görüldü. Filmin başrol oyuncusu Hakan Karsak da En İyi Erkek Oyuncu Ödülü aldı. Karsak’ın sahnede hüzünlü bir sesle söyledikleri dikkate değerdi.

“Biz 10 yaşındaki Esma’yı düşünerek, onun hayalini anlatmaya çalıştık. Ama Rojin anlatamayacak, Narin anlatamayacak, Özgecan anlatamayacak” diyerek, ülkemizde çocuk ve kadın katliamlarının altını bir kez daha çizdi.
Emine Emel Balcı’nın “Buradayım, İyiyim” filmini Adana’da izlemiştim. Balcı’nın En İyi Yönetmen Ödülü almasını önemsiyorum. Kadınların mücadelesine dair sözü güçlü olan bu filmin iki ödülle bir daha gündeme gelmesine de ayrıca sevindim.
“Kardeş Türküler ile 30 Yıl” belgeseline dair yine Medyascope‘ta bir yazı yazmıştım. Açıkçası 30 yıllık yakın tarihimiz içinde hayata dokunan müzik insanlarına dair bu belgeselin ödül almasını umut etmiştim. Festivalde izlediğim tek belgeseldi ve En İyi Belgesel Ödülü aldı. Kardeş Türküler’in barış ve kardeşlik ısrarını hiçbir zaman akıldan çıkarmamak adına belgeselin daha geniş kitlelere ulaşması gerektiğini düşünüyorum.
İzmir Sinema Ofisi’nin de desteklediği ve büyük ölçüde İzmir’de çekilen Semih Gülen-Mustafa Emin Büyükcoşkun imzalı “Atlet” filmi birkaç nedenle tutmadığım bir çalışmaydı. Ayrı bir yazı konusudur. Ancak, hakkını teslim etmek gerek ki müziği başarılıydı ve filmin müziğini icra eden Eylül Deniz Keleş En İyi Özgün Müzik Ödülü’nü aldı. Film, kurgu (Semih Gülen – Arda Çiltepe) ve görüntü (Ayşe Alacakaptan) alanında da en iyi ödülü aldı. Filmde genç bir halterci rolünü oynayan Sevda Baş da En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü aldı.
Festivalde hikaye örgüsünü sevdiğim ve güçlü bir roman gibi izlediğim Ziya Demirel’in yönettiği “En Güzel Cenaze Şarkıları” SİYAD En İyi Film Ödülünü, Çağdaş Ekin Şişman da filmdeki performansıyla En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü’nü aldı. Ben ileriki zamanlarda bu filmin daha çok konuşulacağı kanaatindeyim.
Bir festival böyle bitti. Şimdi dönüp Seyfettin Tokmak’ın andığı Yaşar Kemal’e bir daha bakma vakti. Onun anlattığı çocukları hatırlamakta ve onlardan bir şeyler öğrenmekte fayda var.
Notlar… Notlar… Notlar…
Festivalde hiç ödül almayan filmlerden biri Hasan Tolga Pulat’ın “Parçalı Yıllar” filmi oldu. Doğrusu konusuna bakınca heyecan duyduğum filmin özellikle diyaloglarındaki didaktik yön, izleyici olarak beni alabildiğine zorlamıştı. Türkiye’nin ve sinemamızın çok önemli bir dönemini konu edinen filmin böyle bir hikayeyi mesaj vermek kaygısıyla heba ettiğini söylemem gerek.
Festivalin Ankara Filmleri kategorisine bakamamış olmayı kayıp olarak görüyorum. Ankaralı yönetmen Erhun Altun’un VEKAM Ödülü alan “Bir Tutkunun Hikayesi” şimdiden bana merak oldu. İzleyeceğim.














