CHP’nin İmralı’ya gitmeme kararının ardından DEM Parti İmralı Heyeti üyesi ve TBMM Başkanvekili Pervin Buldan sosyal medyada “Ana muhalefet partisi DEM Parti’dir. Nokta.” dedi ama gelen tepkiler üzerine bu paylaşımını sildi. Buldan’ın bu çıkışı DEM Parti’nin CHP’nin kararından duyduğu memnuniyetsizliğin en net dışavurumuydu. Peki DEM Partililer CHP’ye kızmakta haklı mı? CHP’nin İmralı kararını yanlış bulan birisi olmakla birlikte DEM Partililerin CHP’ye kızmaya hakları olduğunu düşünmüyorum.

Topluma değil devlete bakmak
Öncelikle DEM Parti bir yılı aşan şu süreçte hiç de başarılı bir performans sergilemedi. Çünkü Öcalan’ın kendi tabiriyle “norm devlet”, bizim bildiğimiz dilde “derin devlet” ile görüşmesinin her şeye yeteceğini düşündüler. Gücünü çok dinamik bir toplumsal hareketlilikten alan bu partinin sadece devlet ile bu işin hallolacağını düşünmesi, toplumu, özellikle Kürt olmayan kamuoyunu fazla önemsememesini anlamak mümkün değil.
Bildiğiniz gibi Medyascope süreci en yakından takip eden, haberleştiren ve farklı görüşleri tartıştıran bir mecra olarak öne çıktı. Bu hiç de kolay olmadı. Özellikle sürece karşı olan veya başarılı olamayacağını düşünen kişi ve çevrelerin sert eleştirilerine maruz kaldık. İlginç olan bu süre zarfında DEM Parti’den gazetecilik faaliyetlerimizi kolaylaştıracak bir destek görmememizdir. Bir DEM Parti kurmayının mealen “Bu sürecin toplumsallaşması çok da gerekmiyor, Öcalan ile devlet çok iyi götürüyorlar” demiş olmasını asla unutmayacağım.
Öcalan’ın söylediklerini anlamamak
Halbuki Öcalan’ın, farklı heyetlerle yaptığı görüşmelerin sızan notlarını okuduğumuzda -son dönemdeki görüşmelerin notları, alınan olağanüstü önlemlerle sızmaz oldu ki bunun süreç için hiç de iyi bir şey olduğunu düşünmüyorum- sürecin toplumsallaşması konusunda öneri, uyarı ve talimatlarını görüyoruz.
Ancak DEM Partililer Öcalan’ı kızdıracak yanlışlar yapmamak için pek bir şey yapmama gibi o bildik stratejiyi benimsemiş görünüyorlar. Eminim Öcalan da bu durumdan rahatsızdır.
Bahçeli’yi aşamamak
Bu süreç önce MHP lideri Devlet Bahçeli, ardından Abdullah Öcalan ile birlikte anılıyor. Bahçeli’nin 1 Ekim 2024’ten bu yana, kendisini ve partisini riske atarak söyleyip yaptıkları hepimizi şaşırtıyor, özellikle Kürtler tarafından yakından izlenip takdir ediliyor.
Peki bu süre zarfında DEM Parti’nin önde gelen isimleri, kendileri için riskli olmakla birlikte, hepimizi şaşırtacak ve Kürt olmayan kesimler tarafından yakından izlenip takdir edilecek ne yaptılar? Benim aklıma herhangi bir örnek gelmiyor.
CHP’ye gereken önemi atfetmemek
Bir önceki çözüm sürecinde PKK’nın üst düzey isimleri Duran Kalkan, Murat Karayılan ve Cemil Bayık ile yaptığım söyleşi ve sohbetlerde CHP’ye -ki o dönem sürece oldukça mesafeliydi- çok önem atfettiklerini görüp şaşırmıştım. Daha sonra bu tutumun, Öcalan dahil PKK kurucu kadrolarının siyasallaştığı 1970’li yılların başlarında Bülent Ecevit CHP’sinin “solcu” imajıyla ilişkili olabileceği sonucuna varmıştım. Ama sanki bundan da öte bir durum söz konusuydu: Cumhuriyetin kurucu partisiyle geç kalmış bir mutabakat arayışındaydılar.
Bugün Öcalan’ın da, kuşkusuz MHP ve AKP kadar olmasa da CHP’ye hayli önem verdiğini, “CHP olmasa da olur” gibi bir tutum benimsemediğini biliyoruz. Fakat DEM Parti’nin bu konuda İmralı ve Kandil’in beklentilerini yerine getirebildiğini söylemek mümkün değil.
Bahçeli ve Erdoğan’ı ürkütmemek
Sürecin “bekası” uğruna, Bahçeli ve Erdoğan’ı ürkütmemek adına DEM Parti’nin 19 Mart sürecinde CHP’ye “çok aktif” bir destek vermediğini, veremediğini biliyoruz. Bununla birlikte iki parti arasında düzenli iletişim mekanizmaları olduğunu da biliyoruz. Nitekim tabandan gelen onca baskıya rağmen CHP TBMM Komisyonu’na katılma kararı aldı.
İlginç olan komisyon toplantılarında bazı DEM Partili üyelerin her vesileyle CHP’yi eleştirdiğini duyuyoruz. Evet bu süreçte CHP’yi eleştirmekten kolay bir şey yok ve CHP’nin de eleştirilecek yönleri çok. Fakat gerek komisyonun kurulması, gerek İmralı’ya heyet gönderilmesi kararlarının alınmasını geciktirenin Erdoğan olduğu ortada.
DEM Parti, Erdoğan ve Bahçeli’yi dokunulmaz kılıp oklarını esas olarak -belki de sadece- CHP’ye yöneltme tavrından vazgeçmezse sürecin başarıya ulaşmasını boşuna bekleriz.












