“Muhafazakâr mahallede estetik ve sanat açmazı nereden geliyor?” başlıklı videoda, Tarık Çelenk’in konuğu sanat tarihçisi ve gazeteci Şule Demirtaş Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan mimari kırılmaları, muhafazakâr toplumda sanatsal üretim eksikliğini, hamilik geleneğinin çöküşünü değerlendirdi.
Sağduyu’nun bu bölümünde Tarık Çelenk’in konuğu Şule Demirtaş oldu. Muhafazakâr kesimde kültür-sanat üretiminin beklenen seviyeye ulaşmamasının tarihsel bir sorun olduğunu belirten Demirtaş, artan ekonomik ve siyasi güce rağmen zihniyetin değişmediğini söyledi. Demirtaş şöyle devam etti:
“Kültür sanat konusunda muhafazakâr kesimde hiçbir zaman beklediğimiz bir çıtaya ulaşılamadı. Hatta 18-19. yüzyıldan sonra gerilemeye, kendi özgünlüğünden sıyrılmaya başlayan bir muhafazakâr sanat algısı görüyoruz.”
Şule Demirtaş bunun yalnızca siyasi iktidar dönemlerine göre değişen bir sorun olmadığını, muhafazakâr kültürün estetikle kurduğu mesafeden beslenen köklü bir zihniyetin sonucu olduğunu söyledi.
Şerif Mardin’in mahalle kavramına atıfla, muhafazakâr camianın içe kapanma ve kendine yeterli olma duygusunun kültürel üretimi tamamen tıkadığını vurgulayan Demirtaş, “Mahalle denen olgu, ilerlemeyi ve tekâmülü bir kenara bırakalım, kendi sanatsal heyulasını oluşturmayı bile başaramayan bir yoksunluğa dönüştü” dedi.
Demirtaş, sanat tarihinin müfredattan çıkarılmasının nesiller boyunca boşluk yarattığını belirterek, “Benim öğrencilik yıllarımda sanat tarihi vardı ama bugün müfredatta yok. Çocuklara estetiği öğretmezseniz asıl çürüme başlar” diye konuştu.

“Türkiye’de hamilik sınıfı yok oldu”
Şule Demirtaş, sanat üretimi gibi sanatı koruyan hamilik sınıfının da ortadan kalktığını söyledi:
“Bu ülkenin çok yüklü meblağlara sahip insanları var. Önceliklerinin hiçbir zaman sanat olmadığını biliyoruz. Bir hami kültürü yok oldu. Medici ailesi İtalya’yı Rönesans’a taşıdı, bizde ise birkaç koleksiyoner dışında sanat hamiliği neredeyse bitmiş durumda.
Tarık Çelenk’in “Cumhuriyet mimarisinde kopuş yaşandı mı?” sorusuna Demirtaş, “Cumhuriyet ile beraber milliyetçilik akımının etkisiyle yeni bir öz arayışı doğdu ama burada bir kırılma yaşandı. Binalar İtalyan ve Macar mimarlara verildi. Sonra Brütalist akıma savrulduk. Hilton, Boğaz’ın ilk görünüş hattını bozan bina değil midir? Bu savrulmuşluk hiç bitmedi” yanıtını verdi.
“Ayasofya’yı Fatih Sultan Mehmet görse üzülürdü”
Şule Demirtaş 2020’de Ayasofya’nın ibadete açılmasından sonra yazdığı eleştirel yazı nedeniyle ağır bir linç kampanyasıyla karşılaştığını hatırlatarak şunları söyledi:
“Ayasofya’yı ziyaret ettiğimde çok üzüldüm. Çok katmanlı bir tarihe sahip 1500 yıllık yapı. Ben böyle bir mirasa çorap kokusu sinmiş bir görüntü yakıştıramadım. Fatih Sultan Mehmet görse üzülürdü. Bu durumu yazdım ve kıyamet koptu ama sonunda restorasyona girdiler.”







