Sağduyu’nun bu bölümünde Tarık Çelenk’in konuğu olan kültür tarihçisi Mustafa B. Bozkurt, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte tarikatların, dergâhların ve tasavvuf çevrelerinin kent kültürü, elit üretimi ve siyasal dönüşüm içindeki rolünü değerlendirdi.
Sağduyu’nun bu bölümünde kültür tarihçisi Mustafa B. Bozkurt Osmanlı’dan günümüze kent kimliğinin oluşumunda tarikatların ve dergâhların etkisini Tarık Çelenk’e değerlendirdi. Bozkurt, tarikatların, günümüzdeki kitle örgütleriyle karıştırılmaması gereken, sınırlı ama kültürel üretim merkezleri olduğuna dikkat çekti.
Bozkurt, bugün tarikat ve cemaat kavramlarıyla anlaşılan yapılarla Osmanlı’daki dergâh geleneği arasında tarihsel bir kopuş olduğunu söyledi. “Bu yapıların temel işlevi, doğrudan iktidar üretmek değil. Müzikten edebiyata, şehir estetiğinden siyasal meşruiyete kadar uzanan bir kültürel ve entelektüel elit yetiştirmekti” diyen Bozkurt sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bugün tarikatlar ve cemaatler dediğimiz zaman, çok geniş kitlelere hitap eden, büyük ekonomilere hükmeden yapılardan bahsediyoruz. Fakat Osmanlı’da tarikat dediğimiz şey bugünkü formlardan tamamen farklıdır. Bunlar elitlere hitap eden yapılar değil, elit üreten yapılardı. İnsanlar zaten elit olarak bu dergâhlara girmiyordu; bu dergâhlara giriyor ve Osmanlı’nın en üst kültürünü orada ediniyorlardı.”
Osmanlı’nın tarikatlarla ilişkisi
Mustafa B. Bozkurt, Osmanlı’nın kuruluşundan itibaren tarikatlarla kurduğu ilişkinin yalnızca dini değil, aynı zamanda siyasal ve kültürel bir bağ olduğunu vurguladı.
Osmanlı hanedanının meşruiyet anlatısının dahi dervişler üzerinden kurulduğunu hatırlatan Bozkurt, Osman Gazi–Şeyh Edebali anlatısının sembolik önemini dikkat çekti. Bu ilişkinin yalnızca bir menkıbe olmadığını öne süren Bozkurt, genişleme sürecinde tarikatları bilinçli biçimde kullandığını söyledi:
“Osmanoğulları bir hane olarak en başından itibaren derviş zümreleriyle iç içedir. Kurucu mitin kendisi bile bir dergâhta geçer. Osmanlı gittiği her yerde, Balkanlar’dan Kudüs’e kadar, kendi kültürünü tekke ve zaviyeler aracılığıyla yaymıştır. Mevleviliğin sınırları Osmanlı sınırlarıyla neredeyse bire bir örtüşür. Halvetilik Afrika içlerine kadar yayılmıştır. Bu tesadüf değildir.”
Devlet, tarikat ve denetim
Mustafa B. Bozkurt, Osmanlı’nın tarikatlara karşı ne tamamen baskıcı ne de sınırsız özgürlükçü bir politika izlediğini, aksine son derece pragmatik bir denge kurduğunu belirtti. Özellikle mehdilik ve kutupluk iddialarının devlet için kırmızı çizgi olduğunu söyleyen Bozkurt, “Osmanlı’nın yaklaşımı şuydu, kendi mekânında istediğini düşünebilirsin, istediğin gibi inanabilirsin ama bu iddialar kamusallaştığı anda mesele olur. Mehdilik, kutupluk gibi iddialar toplumsallaştığı zaman devlet mutlaka müdahale etmiştir. Ancak bu müdahaleler çoğu zaman bireysel kalmış, kitlesel bir tasfiyeye dönüşmemiştir” diye konuştu.







