Fransız sinemasının efsane isimlerinden Brigitte Bardot (91), sinemayı erken yaşta bırakmasının ardından hayvan hakları aktivizmiyle öne çıktı. Fakat aşırı sağcı siyasetçilere verdiği destek; göçmenler, Müslümanlar, LGBTQ+’lar ve aşılar hakkındaki açıklamaları, Bardot’nun kamusal mirasını Fransa’da derin biçimde tartışmalı hâle getirdi. Peki Brigitte Bardot nasıl hatırlanacak?
Brigitte Bardot, 20. yüzyılın en tanınan sinema yıldızlarından biri olarak küresel bir şöhrete ulaştı ancak oyunculuğu bıraktıktan sonra kamusal alandaki varlığı, filmlerinden çok hayvan hakları mücadelesi ve giderek sertleşen siyasi ve toplumsal çıkışlarıyla anılır oldu.
Bardot, hayvan hakları konusunda yarattığı etki ile aşırı sağ siyasete verdiği destek ve nefret söylemi gerekçesiyle aldığı mahkûmiyet kararları arasında şekillenen çelişkili bir miras bıraktı.
Brigitte Bardot nasıl hatırlanacak? Gelin hep birlikte bakalım.

Sinemadan çekilmesi ve hayvan haklarına adanan bir hayat
Bardot, sinema kariyerinin zirvesindeyken, henüz 39 yaşındayken oyunculuğu bıraktı ve Fransa’nın güneyindeki Saint-Tropez’ye çekildi.
“Güzelliğimi ve gençliğimi erkeklere verdim. Bilgeliğimi ve tecrübemi hayvanlara vereceğim” dediği bu çekilme, aynı zamanda hayatının geri kalanını belirleyecek hayvan hakları mücadelesinin başlangıcı oldu.
1970’li yılların sonlarında fok avlarına karşı düzenlenen protestolara katılan Bardot, 1986 yılında Brigitte Bardot Vakfı’nı kurarak hayvanların korunmasını kurumsal bir zemine taşıdı. Vakıf, evcil hayvanlara yönelik şiddetin önlenmesi, barınakların desteklenmesi, kısırlaştırma programları ve hayvan ticaretine karşı kampanyalar yürüttü.

Dünya liderlerine; Romanya’daki köpek itlafı, Faroe Adaları’ndaki yunus avları ve Avustralya’daki kedi katliamları gibi konularda çok sayıda protesto mektubu gönderdi.
İslam ve Yahudilikte hayvanların yemek için kesilmesine karşı çıktı.
Bardot, Temmuz 2024’te de AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a bir mektup yazarak, sokak hayvanları ile ilgili yasa teklifinin geri çekilmesi çağrısı yapmıştı.
Hatta Jacques Charrier ile evliliğinden olan oğlu Nicolas yerine “küçük bir köpek” doğurmayı tercih edeceğini söyleyince, oğlu, Bardot’ya manevi tazminat davası açtı.

Bardot’nun hayvan hakları savunuculuğu, Fransa’da ve uluslararası alanda hayvan refahının kamusal bir mesele olarak görülmesine katkı sundu. Medyanın ilgisini kullanarak hayvanlara yönelik şiddeti görünür kılması, birçok kişi tarafından hayvan hakları hareketinin yaygınlaşmasında önemli bir kırılma noktası olarak değerlendirildi.
Aşırı sağ siyasete açık destek
1990’lı yıllardan itibaren Bardot’nun siyasi pozisyonu daha görünür hâle geldi. 1992’de, aşırı sağcı Ulusal Cephe’nin (Front National) kurucusu Jean-Marie Le Pen’in eski danışmanı Bernard d’Ormale ile evlenmesi, bu yönelimin sembolik adımlarından biri oldu.

Bardot, uzun yıllar Jean-Marie Le Pen’i destekledi, daha sonra partinin liderliğini devralan Marine Le Pen’e açık destek verdi. Ulusal Cephe’nin Ulusal Birlik (Rassemblement National) adını almasının ardından da bu desteğini sürdürdü.
Göç karşıtı politikalar, “ulusal kimlik” ve “Fransa’nın geleceği” başlıklarında aşırı sağ söylemi benimsediğini kamuoyuna açık biçimde ifade etti.
Daha sonraki yıllarda, ırka dayalı nefreti yaydığı gerekçesiyle birçok kez yargılandı.
Nefret söylemi ve mahkûmiyetler
Bardot’nun kamuoyunda en sert tepki çeken yönü, Müslümanlar, göçmenler, LGBTQ+’lar ve bazı topluluklar hakkında yaptığı açıklamalar oldu.
1997 ile 2008 yılları arasında Bardot, Fransa’da beş kez nefret söylemi ve ırkçı kışkırtma suçlarından para cezasına çarptırıldı.
Bu davalar arasında Müslümanları “ülkeyi yok eden bir nüfus” olarak tanımladığı ifadeler ve Fransa’nın denizaşırı toprağı Réunion Adası sakinleri için kullandığı “vahşiler” ifadesi de yer aldı. Mahkemeler, Bardot’nun açıklamalarının ifade özgürlüğü sınırlarını aştığına hükmetti.
Aşı karşıtlığı ve bilimle çatışma
Bardot’nun tartışmalı mirasının bir diğer boyutu ise aşılar ve modern tıp uygulamalarına yönelik açıklamaları oldu. Özellikle Fransa’da zorunlu aşı uygulamalarına karşı çıkan Bardot, devletin aşı politikalarını bireysel özgürlüklere müdahale olarak niteledi.
Koronavirüs salgını sırasında aşı kampanyalarına mesafeli duran Bardot, aşının zorunlu hâle getirilmesini eleştiren açıklamalar yaptı.
Uzmanlar, Bardot’nun popülerliğinin aşı tereddüdünün yüksek olduğu bir dönemde yanlış bilginin yayılmasına katkı sunabileceği uyarısında bulundu. Bardot ise bu eleştirilere rağmen geri adım atmadı ve aşı konusundaki tutumunu “kişisel vicdan meselesi” olarak savundu.

LGBTQ+, feminizm ve #MeToo karşıtlığı
Bardot, son yıllarda feminizm ve #MeToo hareketine yönelik açıklamalarıyla da gündeme geldi. Kendini feminist olarak tanımlamadığını söyleyen Bardot, #MeToo hareketini eleştirdi, cinsel saldırı suçlamalarıyla yargılanan bazı erkek oyuncuları savundu.
Eşcinsel ve translar hakkında kullandığı ifadeler ise özellikle son kitabı Mon BBcédaire’de yer aldı ve geniş tepki çekti.
Eşcinseller için “popolarını sallayan, küçük parmaklarını havaya kaldıran ve kastrato sesleriyle o iğrenç heteroların kendilerine yaşattıkları hakkında inleyen”ler olarak nitelendirdi.
Bardot, defalarca yalnızca hayvan hakları mücadelesiyle hatırlanmak istediğini dile getirdi. Nitekim hayvan refahı alanında yarattığı etkinin, Fransa’da kalıcı bir iz bıraktı.
Ancak aşırı sağ siyasete verdiği uzun süreli destek, göç ve İslam karşıtı söylemleri, aşı karşıtlığı ve nefret söylemi nedeniyle aldığı mahkûmiyetler, bu mirası kaçınılmaz biçimde gölgeledi.








