Evet, 45. İstanbul Film Festivali’nde eserleri izlemeye başladık. Her ne kadar yarışan filmleri seyretmeye ağırlık verme planım varsa da, başıma gelenlerin çok da kötü olduğunu söyleyemem. Festivalin seçkisi duyurulduğundan bu yana adından söz ettiren “Üçüncü Katta Cinayet” filminden söz etmek istiyorum.
Fransız yönetmen Rémi Bezançon’un yazıp yönettiği filmin 2026 yapımlı olduğunu belirtelim. Filmin adındaki mesaj peşinen bir polisiye anlatı içinde olacağımızı söylüyor. Ancak yönetmen bundan daha fazlasını yapıyor. Mizah, romantizm ve gerilimi bir arada sonuna kadar taşıması filmin en büyük başarısı olarak görülebilir.
“Üçüncü Katta Cinayet” aslında edebiyat, sinema ve tiyatro disiplinlerini birbirine bağlayan bir yerden konuşuyor. Ama esasında filmin bir Hitchcock selamlaması olduğunu söyleyebiliriz. Filmin baş oyuncuları olarak Laetitia Casta (Colette), Gilles Lellouche (François), Guillaume Gallienne (Yann) öne çıkıyor.

Sinema akademisyeni Colette tiyatro oyuncusu olan karşı komşusu Yann’in eşini öldürdüğünden şüphelenir. 18’inci yüzyıl ve öncesi dönemleri anlatan polisiye romanlar yazan eşi François önceleri bu düşünceye yakın durmaz. Ancak sonraları eşinin takibine kendi de dahil olur ve bundan keyif almaya başlar.
Komşuları William Shakespeare’in Hamlet’ini sahneye koymaktadır. Tüm komşuları da bu kötü gösteriye davet eder. Shakespeare’in bu ünlü eserinin tekrardan öteye gitmeyen bu sahnelenmelerine gönderme yapan filmde, baskın olan düşünceyi ve hayatın içinde kendini hissettiren sanatın Hitchcock aracılığıyla sinema olduğunu bize sezdirir. Ancak, büyük sinema ustasının film boyunca yönetmenin temel malzemesi ve yol göstericisi olduğunu da söylemek gerek.
Gerilim onda nerede başlar, tempo nasıl düşer?
Colette’in dersleri içinde de dolaşan kamera Hitchcock sinemasının özelliklerini ayrıntılarla ama seyirciyi sıkmadan yansıtıyor. Hitchcock, çiftler arasındaki yakınlaşmayı nasıl sağlar, gerilim onda nerede başlar, tempo nasıl düşer? Dedektiflik titizliğinde hareket eden çiftin yol göstericisi Hitchcock’tur.
Filmde öne çıkan üç karakterin aynı masada sinema konuştuğu sahne ise yine atıf yapılan yönetmenin merkezde olduğu bir kesittir. Bu bölüm sayesinde anlarız ki, herkes aynı kişiyi rehber edinir ama üçünün de söz cambazlığına koşan yine Hitchcock’tur. Her üç kişi de öğrenmek istediği gerçeği en sevdiği Hitchcock filmi üzerinden örnek verir.
Filmin bazı sahneleri neredeyse tamamen Hitchcock filmlerindeki gerilim akışının neredeyse aynısı olsa da yönetmenin çağımızı hatırlatacak bağlamları atlamadığını görüyoruz. En önemlisi tez Hitchcock’u doğrulayacak mıdır? Dedektiflik peşindeki çiftin motivasyonunun bu olduğunu söyleyebiliriz.
Tabii yönetmen Shakespeare’i de harcamaz. Hamlet her ne kadar kötü sahnelense de gerçeğin ortaya çıktığı an da tiyatro sahnesidir. Bekletilemeyen ve kumandasız sunulan tiyatro temsili o anda neyi ortaya koyarsa o alkışlanacaktır ya da protesto edilecektir. Yann’in bedava davetiye duyurularının bile kurtaramadığı oyun, gerçeğin cenginde büyük alkış alacaktır.
Tiyatronu yalınlığı, sinemanın derinliği ve yazarlığın bunlardan beslenen yanıyla izleyiciyi sürükleyen bir film izliyoruz. Üstelik bu sanatlara dair nutka gerek duymadan.
Filmin sonunu merak edenler ayrıca galayı da takip edebilir. Zira daha festivalin başında sayılırız. Herkese iyi seyirler.
- Alfred Hitchcock’un renkli çektiği tüm filmler, beyazperdede gösterilecek
- Işın Eliçin yazdı: Benim adım Memet
- Usta oyuncu Norman Lloyd, 106 yaşında hayatını kaybetti: “Modern film tarihinin bir sesi varsa, o Norman Lloyd’a aittir”
- Murat Yetkin yazdı: Trump ve Putin’in “General Mazlum” ilgisinin gerçek nedeni
- Mazlum Kobani’ye SİHA saldırısı: Ölü veya yaralı yok







