İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale Yarışması’nda yer alan yapımlardan biri de Pınar Yorgancıoğlu’nun yönettiği bir ilk film olan “Karanlıkta Islık Çalanlar”. Medyascope için yazı yazmıyor olsaydım da sanırım adındaki çoklu çağrışımdan ötürü bu filmi izlemeye giderdim. Filmin Atlas Sineması’nda yapılan gösteriminde filmi izledim. Adındaki çağrışımın zenginliğinin filme yansımış olmasına da doğrusu sevindim. Yanılmamak ne olursa olsun iyi bir şey!
- Mazlum Vesek yazdı | Kısa filmlere bir bakış: Yerçekimi ne zaman hükümsüzdür?
- Mazlum Vesek yazdı | Çöp deryasında yıkanan hayatlar: Ölü Köpekler Isırmaz
- Mazlum Vesek yazdı | Yakında ama uzak olanlar: Bağlar, Kökler ve Tutkular
İnsan bir yandan da merak ediyor elbette. Karanlıkta çalan ıslıklar acaba kimi, neyi çağıracak? Kaos mu, isyan mı, korku mu? Neyi izleyeceğiz acaba? Atlas Sineması’ndaki gösterimin filmin Avrupa prömiyeri olduğunu da belirtelim.

Yönetmen Pınar Yorgancıoğlu filmden önce sahneye çıkıp kısa bir selam verdi. Heyecanlı ve esprili. Genç bir yönetmen olarak başladığı filmin yolculuğuyla ilgili vardığı yaşı anlatırken kendisi gülüyor, salonda kahkahalar ve alkışlar bir arada yükseliyor.
Türkiye sineması kentli aileleri anlatmayı seviyor. “Karanlıkta Islık Çalanlar” da öyle. Pınar Yorgancıoğlu ve Emre Gülcan’ın birlikte yazdıkları hikâyeyi izlenir kılan unsurun metnin beslendiği kaynaklar olduğunu baştan söylemek gerek. Sadık Hidayet’ten Schopenhauer’a birçok edibe atıflar var filmde. Diğer yandan filmin karakterlerinin hafızasına uygun olarak konuşturulmaları var ki, tarih öncesi zamanı bile aktardığını görüyoruz.
Söz konusu aile ve bireylerin bu kurum içindeki çelişki ve çatışmaları olunca ister istemez son dönemde bu konuya eğilen yapımlar hakkında da düşünüyorsunuz. Pişmanlıklar, anlamsız ve sonuçsuz eve dönüşlerle ilgili sayısız film izledik son dönemde. “Karanlıkta Islık Çalanlar” çeşni olarak mizahı tercih ediyor ve eleştirisini de tespitini de bu yolla aktarıyor. Doğrusu bunalımlı tipler perdede bu yöntemle daha çekilir oluyor!
Aile dedik, evet… “Kolay” ailesinden evin kızı Toprak (İnci Sefa Cingöz) başarılı olmakla alışkanlıkları arasında gidip gelen bir kişilik. Yazar Anne Suzan (Hülya Gülşen) övünecek bir şeyler peşindedir ki kızı Toprak’ın başarısı kendisi için büyük kıvanç olabilir. Doğa Tarihi Müzesi’nden emekli baba Melih (Müfit Kayacan) kiraya vereceği bir evle uğraşıp dururken hayalet ağırlamaya başlar.
Filmin özel konukları ise güvercinler. Yönetmenin onları hikâyeye dahil etme başarısı ve onları anlamlarına göre “oynatmış” olması filmin en renkli sahneleri içinde yer alıyor. Ancak yönetmen, seyirciyi metafizik unsurların peşinden bir yere kadar sürüklüyor. Uyanıkken görülen suretlerin ve düşlerin gerçeklikle olan bağını da ortaya koymaktan çekinmiyor. Kişilerin kendilerine ve etrafına biraz bakması bunun için yeterlidir.
Emekli baba Melih’in kendisinden bir konuşma istendiğinde dilinden dökülen cümleler, on yıllardır onunla çalışan insanların ilgisini hemen kaybedebilir. Ancak bastığımız zeminin milyonlarca yıllık geçmişinden ve fosillerin hikâyelerinden söz etmek filmin meramını en güçlü anlattığı sahnelerden biri olduğunu da görmezden gelemeyiz.
Genç Toprak’ın anlatacak bir başarı hikâyesi olması adına vuku bulmamış bir şeylerin peşinden sürüklenmesi ise kent yaşamındaki sıkışmışlık ve yabancılaşmanın ifadesi. Güvercinlerin doğal davranışları ise başarısızlık ve sonraki adım için belirleyici olacaktır!
Filmde meslek erbabının davranışları da insan ilişkileri üzerine öğretilmiş olanı tersyüz etmeye yönelik olduğunu düşündürüyor. Zira insan nerede ve ne yapıyor olursa olsun zaafları ve gündelik gündemiyle vardır.
“Karanlıkta Islık Çalanlar” eğlenceli temposu ve edebî arka planı güçlü bir hikâyeye sahip. Karanlıktaki ıslığın bize neler ulaştırdığına her izleyen kendi karar verecek elbette. Kendi adıma bir daha Sadık Hidayet’in Kör Baykuş’unu okumanın zamanı geldiğini bana düşündürdü.
Film sonrasında yönetmen Pınar Yorgancıoğlu’yla birlikte sayısı otuzu bulan ekip sahneye çıktı. Festival boyunca gördüğüm en kalabalık film ekibi olarak not ettim. Film öncesinde heyecanlı ve eğlenceli olan yönetmen tarzını sürdürüyordu. Seyirciyle ekibin birlikte eğlendiği, bol sorulu bir buluşma izledik. Salonda film ekibi dışında da sinema dünyasında hatırı sayılır bir kalabalığın gösterime ilgi gösterdiğini söylemek yerinde olur.













