Bu yazıya oturduğumda Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu tür kriz anlarında genellikle yaptığı gibi herhangi bir değerlendirme yapmamıştı. Zira, her ne kadar bir süredir araya mesafe koymaya çalışsa da Nicolás Maduro’nun dünyadaki az sayıda “dost”larından biriydi. Öte yandan Donald Trump ile benzer, belki de daha ileri bir dostluğa sahip olduğunun ısrarla altını çiziyordu.
Ama daha önemlisi pazartesi günü (yarın) Trump ile çok kritik bir görüşme yapacaktı. Masada Gazze’nin yeniden inşasına dahil olma, Ukrayna-Rusya arasında arabuluculuk ve tabii ki Suriye olacak.

Erdoğan’ın, Trump tarafından tam bir şova dönüştürülmüş olan Maduro operasyonunu alkışlaması tabii ki beklenemez. Diğer yandan bu operasyona yönelteceği herhangi bir eleştirinin, yılbaşına Netanyahu ile girmiş olan Amerikan başkanını Gazze ve Suriye konusunda Ankara’nın istemediği kararlar almaya sevk etme ihtimali hiç yabana atılamaz.
Mehmet Uçum’dan “haydut devlet” suçlaması
Öte yandan Erdoğan’ın hukuk başdanışmanı Mehmet Uçum “Maduro’ya Karşı İşlenen Suç!” başlıklı uzun değerlendirmesinde önce “Maduro olayı emperyalist saldırganlıkların haydut devlet yöntemleriyle de yapılabileceğini gösteren vahşi örneklerden biridir” dedi ve sonra devam etti: “Maduro olayı uluslararası hukukun, uluslararası kurumların ve BM’nin tamamen sıfırlandığını bir kez daha ortaya koyan bir suç eylemidir. Yani görünürdeki uluslararası sistemin emperyalist suçlarla tamamen tasfiye edildiği bir kez daha anlaşılmıştır.”
Başdanışman bunu Erdoğan’ın bilgisi ve onayıyla mı kaleme almıştır bilemeyiz. Fakat her ne kadar o uzun metinde bir kere bile ABD ve Donald Trump dememiş olsa da Amerikan yönetimi mesajı muhakkak almıştır. Cevap verip vermeyeceğini zamanla görürüz.
Bahçeli’den 15 Temmuz benzetmesi
İktidarın küçük ortağı MHP’nin lideri Devlet Bahçeli ABD ve Trump’ı alenen ve sert bir şekilde eleştirmekten çekinmedi. Bahçeli’nin CNN Türk’e yaptığı açıklamanın, “ABD’nin bugün Venezuela’da yapmış olduğu askeri müdahale ile devlet başkanı Nicolas Maduro’yu iktidardan hukuksuz ve haksızca uzaklaştırma girişimi bizim tarafımızdan bilinen ve tanıdık bir komplodur” diye başlayıp olayı 15 Temmuz 2016 darbe girişimine benzetmesi son derece manidar:
“Türkiye’de 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ eliyle gerçekleştirilen kalkışmada Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan Marmaris’te bulunurken, doğrudan kendisine yönelik sergilenen aşağılık girişimdeki yöntemle, bugün Maduro’yu hedef alan yöntem birbirinin aynısıdır. 15 Temmuz 2016’da Türk Milleti’nin iradesi ile netice alamayan ABD, bugün Venezuela’da benzer bir girişimde bulunmuştur.”

“İç cepheyi tahkim”
11 Eylül 2001 saldırısı küresel sistemi derinden sarsmış ve “dünya düzeni” yeniden şekillenmişti. O tarihte saldırıya uğrayan ABD, bugün saldırgan rolünü büyük bir keyifle üstleniyor ve görüldüğü kadarıyla kimse kendisine karşı durmuyor ya da duramıyor.
Böyle başlayan 2026’nın dünyanın dört bir tarafında yeni çatışmalar, savaşlar, işgaller, haydutluklara ev sahipliği yapacağı muhakkak. Türkiye’nin bütün bu risklerden azade olacağını düşünmek saflık olur. Bu bağlamda yeni çözüm süreci için zikredilen “iç cepheyi tahkim” hedefinin ciddiyeti ve aciliyeti ortada. Fakat başta Erdoğan olmak üzere siyasi iktidarın kutuplaştırmayı tırmandırmadan vazgeçmemesi, 19 Mart sürecinin devam etmesi bu hedefe ulaşmayı zorlaştırmaktan öteye imkansız kılıyor.
Erdoğan Trump’ın dostluğuna güvenmek yerine ülkenin tamamının rızasını hedeflemesi gerekiyor ama galiba bu tren çoktan kaçtı.














