DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, barış sürecinin Meclis’te somut adımlarla ilerlemesi gerektiğini vurguladı; ABD’nin Venezuela hamlesini ve Suriye’deki gelişmeleri sert sözlerle eleştirdi.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında Türkiye ve dünya gündemini değerlendirdi.
Hatimoğulları sözlerinin başında gazeteci, yazar Hüseyin Aykol’u anarak, “Büyük bir acıyla sarsıldık. Sevgili dostumuz, yoldaşımız Hüseyin Aykol’u kaybettik. Hüseyin Hoca Kürt Özgürlük Hareketi’nin Türkiye Devrimci Hareketi’yle buluştuğu bir kesişim noktasıydı. O sadece bir köprü değildi. Özgür basının da çınarıydı, emektarıydı. Onu saygıyla, minnetle anıyorum” ifadelerini kullandı.
Barış ve demokrasi çağrısı yapan Hatimoğulları, konuşmasında şunları kaydetti:
Barış sürecinde belirsizlik eleştirisi
Kürt meselesinde tarihi bir eşikten atlandı diye ifade ettik. Evet, iktidar ve devlet 2025’teki bu gelişmelere yakışacak adımları ve toplumsal beklentileri ne yazık ki henüz karşılayamadı. Artık adım atma zamanı. Barışı gerçekleştireceğimize, demokrasiyi bu topraklara armağan edeceğimize yürekten inanıyoruz. Kendimize güveniyoruz ve bizler bu güvenle 2026’ya adım attık ve bu yıl bizler biliyoruz ki bu anlamıyla hepimize çok büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir.
2026’da barış ve demokrasiyi eşzamanlı büyütme ile karşı karşıyayız. Türkiye’de yaşanan temel sorun; barış için ortaya çıkan tarihsel imkan somut siyasal ve hukuki adımlarla karşılık bulmuyor. Süreç belirsizliklerle yönetiliyor. Zamana yayılıyor. Bu barışı ilerletmiyor. Barış açıklık, cesaret ve kararlı bir irade ister. DEM Parti olarak şunun altını ısrarla çiziyoruz. Barış süreci belirsizliğe terk edilemez, zamana yayılamaz, başka siyasal dosyaların gölgesine sıkıştırılamaz. Bu süreç niyet beyanıyla değil, Meclis’ten geçecek bir demokratikleşme ve barış paketiyle ilerleyebilir. Yapılması gerekenler somut. İlk etapta hızlıca bazı adımların atılması gerekiyor. Çok söyledik, çok tekrar ettik. Tekrar etmeye de devam edeceğiz. Sayın Abdullah Öcalan’ın özgür iletişim ve haberleşme koşulları sağlanmalıdır.
Demokrasi için Meclis vurgusu
Komisyonun Kürt meselesini bütün boyutlarıyla çözemeyeceğinin zaten hepimiz farkındayız ama komisyon Kürt meselesini şiddet zemininden hukuki ve siyasi zemine çekebilecek adımların atılmasını sağlamakla yükümlü zaten. Bunun için ilk elden PKK’ye ve sonuçlarına ilişkin özel bir yasa çıkarılmalıdır. Kayyım rejimi derhal son bulmalıdır. Ahmet Türk’ün beraatine rağmen hala Mardin’de kayyımın görev süresinin uzatılmış olması bu sürecin ruhuna ters düşmektedir. Demokratik entegrasyon yasası çıkarılmalı. İnfaz hukukunda kapsamlı, adil, eşitlikçi düzenlemeler yapılmalıdır. Siyasi tutsaklar derhal serbest bırakılmalıdır. Bu komisyon bunun için çalışmalıdır. Meclis bunun için çalışmalıdır.
“200 yıl önceki Monroe Doktrini’ne dönüş”

Geçtiğimiz cumartesi günü başlayan ABD’nin Venezuela’ya saldırıları, kullandığı yöntemler Uluslararası hukuku hepten tanımaması, 21. yüzyılda emperyalizmin gelebileceği sınırları göstermektedir.
Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun yatağından kaçırılıp alıkonması hiçbir devletin, siyasetçinin ve halkın güvende olmadığının en çarpıcı kanıtıdır. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Uluslararası hukuku tanımayan bu korsanvari tutumu asla kabul etmiyoruz.
Venezuela’da yaşananlar, ‘uyuşturucuyla mücadele’, ‘narkoterör’, bu söylemlerle meşrulaştırılmaya çalışılıyor ama gerçekte hedeflenenin ne olduğunun farkına varılmalıdır. Burada hedeflenen rejim değişikliğini, özellikle Çin-Rusya nükleer güçlerini kırmak, İran’a mesaj vermek, enerji denkleminde ve çok kutuplu hale gelen yeni dünya düzeninde ABD’nin kendi üstünlüğünü tahkim etme adımları olarak görmek gerekiyor.
Yani hedef bir kuşatma stratejisidir. Şimdi de ABD; Grönland’ı, Kolombiya ve Küba’yı benzer bir kuşatmayla tehdit etmektedir. ABD’nin son Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi 200 yıl önceki Monroe Doktrini’ne dönüşü işaret etmektedir.
Tehdit dili eleştirisi
Sayın Öcalan’ın yılbaşı arifesinde Suriye’ye yönelik çözüm, barış ve kardeşlik ekseninde çok önemli bir mesajı yayınlandı. Üzerinden saatler geçmeden Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler tehditler savurdu. Biz bir kez daha diyoruz ki bu tehdit dilinden vazgeçin. Bu süreç tehditle, tehdit dilini öne çıkartarak ilerletilebilecek süreçler değil. Suriye halklarının bize ihtiyacı var, tehditlere değil. MHP yöneticilerine de buradan sesleniyorum, tehdit dili bölgeye barış getirmez. Artık silahların değil, diyaloğun konuştuğu bir döneme ihtiyacımız var.
Önceki gün geçici Şam Yönetimi, Özerk Yönetimle bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmenin konusu entegrasyon sürecini müzakere etmekti. Bu toplantılardan bir çözüm çıkmasını umut ediyoruz. Sayın Öcalan’ın dediği gibi Türkiye bu anlamıyla kolaylaştırıcı, yapıcı, diyaloğa açık bir rol üstlenmelidir. Unutmayalım ki Suriye sadece Arapların değildir. Suriye; Arapların, Kürtlerin, Dürzilerin, Ermenilerin ve çok farklı halklardan ve inançlardan insanlara ev sahipliği yapan bir coğrafyadır. Suriye’de yeniden bir kaos ve karmaşanın olmamasının en önemli yolu Suriye’nin demokratikleşmesinden geçer. Türkiye’ye de düşen görev bu anlamıyla buna destek olmaktır.
“Esas tehlike IŞİD”
Suriye’den Türkiye’ye uzanan esas tehlike görülmelidir ve esas tehlike IŞİD’dir. Yıllarca IŞİD konusunda bu kürsülerden uyarılarımızı yaptık. Yıllardır yapıyoruz. Yalova’daki çatışmada hayatını kaybeden polislere ben buradan bir kez daha rahmet diliyorum. Ailelerine başsağlığı diliyorum.
Şunu hatırlatmak istiyorum. 10 Ekim Gar Katliamı, Suruç, Reyhanlı, Antep düğün katliamı ve daha nicesi hakkıyla soruşturulsaydı, hakkıyla bunların üzerine gidilseydi bir yargılama yapılsaydı, bugün IŞİD’in bu şekilde Türkiye’nin dört bir yanında üslerini görmeyecektik, bu engellenecekti. Ama ne yazık ki, bilerek ve isteyerek bunun önü açıldı. Bunun önünün bilerek ve isteyerek açıldığının da belgeleri mevcuttur. Mahkeme tutanaklarında, itirafçıların belgelerinde mevcuttur.
IŞİD bölgedeki bütün halkların başına gelmiş en büyük belalardan biridir. Türkiye’de IŞİD örgütlenmesinin hortlaması, Suriye’deki gelişmelerden de bağımsız düşünülemez. Hortlaması veya hortlatılması Suriye’deki gelişmelerden bağımsız düşünülemez. Kürtlere teslim olmayı dayatanlar o bölgedeki IŞİD’in varlığını görmezden gelemez, ona göre tutum almalıdır. Bakın Suriye’de Kürtleri tehdit etmek IŞİD’i cesaretlendirmektedir. Ankara şunu görmeli, Kuzey ve Doğu Suriye Türkiye için bir beka sorunu değil, IŞİD karanlığına karşı en güvenli duvardır.”








