İran’da ekonomik krizle yeniden alevlenen protestolar, ülkenin modern tarihinde defalarca tekrar eden bir tabloyu hatırlatıyor. 1979 İran İslam Devrimi’nden bu yana İran’da sokaklar, farklı taleplerle ama benzer baskı yöntemleriyle karşı karşıya kalan toplumsal itirazlara sahne oldu.
İran’da 28 Aralık 2025’te riyalin rekor düzeyde değer kaybetmesiyle başlayan ve kısa sürede ülke geneline yayılan protestolar, yalnızca güncel bir ekonomik krizin sonucu değil. Bu dalga, İran’ın modern tarihinde defalarca görülen, bastırılan ama bütünüyle ortadan kaldırılamayan sokak hareketlerinin son halkası olarak öne çıkıyor.
Devrime giden 1978 protestolarından 1999 öğrenci eylemlerine, 2009 Yeşil Hareket’ten 2019’un “Kanlı Kasım”ına ve 2022’deki Mahsa Amini protestolarına uzanan çizgi, İran’da sokakların nasıl bir siyasal göstergeye dönüştüğünü ortaya koyuyor.
Bu haberde, İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bugüne İran toplumuna ve siyasetine damga vuran büyük protestoları hatırlatıyoruz.
Devrime giden yol: 1978 protestoları
İran’da sokak hareketlerinin modern dönemdeki en belirleyici örneği, 1979 İslam Devrimi’ne giden süreçte yaşandı.

1978’in başında Kum’da Ayetullah Humeynî’yi hedef alan bir gazete yazısının ardından başlayan gösteriler, güvenlik güçlerinin müdahalesi ve yaşanan ölümlerle birlikte hızla yayıldı.
İran’daki “40 günlük yas” geleneği, her kaybın ardından yeni protestolara dönüştü. Bu dalga Tebriz, Yazd ve Tahran’a ulaştı.
Üniversite öğrencileri, ruhani liderler, pazar esnafı ve sanayi işçileri giderek daha geniş biçimde sürece dahil oldu. Özellikle petrol işçilerinin grevleri ve kamu çalışanlarının iş bırakması, 1978 sonbaharında ülkenin ekonomik ve idari işleyişini neredeyse felç etti.

Aylar süren kitlesel eylemler ve grevlerin ardından Şah Muhammed Rıza Pehlevi 16 Ocak 1979’da ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Şah’ın gidişiyle monarşi sona erdi, İslam Cumhuriyeti kuruldu. Devrim sürecinde birlikte hareket eden pek çok muhalif ise kısa sürede sistem dışına itildi.
Kadınların itirazı ve zorunlu başörtüsü: 1979-1990’lar
Devrimin hemen ardından sokaklara yansıyan ilk büyük itiraz kadınlardan geldi.
Ayetullah Humeynî, 7 Mart 1979’da işyerlerindeki tüm kadınlar için zorunlu örtünme emrini verdi ve “çıplak” olarak nitelediği kadınların işyerlerine ve devlet dairelerine giremeyeceğini açıkladı.
Kadınlar için zorunlu örtünme kararı alınmasının ardından, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Tahran’da binlerce kadın yürüyüş düzenledi. Başlangıçta sembolik olan eylemler, kısa sürede yeni rejimin dayattığı toplumsal düzenlemelere karşı kitlesel protestolara dönüştü.
Kadınların başörtüsü zorunluluğuna, kamusal alandaki cinsiyet ayrımına ve kültürel kısıtlamalara yönelik itirazları, rejim destekçisi grupların saldırıları ve güvenlik baskısıyla bastırıldı. Başörtüsü zorunluluğu zamanla yasal bir zorunluluk haline geldi. Ancak bu süreç, İran’da kadın hakları etrafındaki gerilimin on yıllar boyunca kapanmayacak bir fay hattı oluşturmasına yol açtı.

Reform umudunun dağılması: 1999 öğrenci protestoları
Temmuz 1999’da reform yanlısı Selam gazetesinin kapatılması, İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı en ciddi toplumsal meydan okumalardan birini tetikledi.
Tahran Üniversitesi öğrencileri, basın özgürlüğü ve adalet talebiyle barışçıl gösteriler düzenledi. 9 Temmuz gecesi öğrenci yurduna yapılan sert polis ve milis baskını, protestoların Tahran sokaklarına ve ardından diğer şehirlere yayılmasına yol açtı.

Göstericiler sansürün kaldırılmasını, sorumluların yargılanmasını ve siyasal reform talep ederken, güvenlik güçleri ve rejim yanlısı milisler yüzlerce öğrenciyi gözaltına aldı.
Kısa sürede bastırılan bu protesto, reformcu Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi döneminde sistem içi değişim umutlarının sınırlarını açık biçimde ortaya koydu.
“Oyum nerede?”: 2009 Yeşil Hareketi
2009’daki cumhurbaşkanlığı seçimleri, İran tarihinde benzeri az görülen kitlesel bir itiraz dalgası yarattı.
Mahmud Ahmedinejad’ın tartışmalı biçimde yeniden seçilmesinin ardından milyonlarca kişi “Oyum nerede?” sloganıyla sokaklara çıktı. Reformcu aday Mir Hüseyin Musevi’nin kampanya rengi olan yeşil, hareketin simgesine dönüştü.

Haftalar süren barışçıl gösteriler, Besic milisleri ve güvenlik güçlerinin sert müdahalesiyle bastırıldı. Onlarca kişi hayatını kaybetti, binlerce kişi tutuklandı.
Felsefe öğrencisi Nida Ağa Sultan’ın sokakta vurularak öldürülmesi, hareketin sembolü haline geldi.
O dönem başta Hamaney olmak üzere çok sayıda yetkili, protestolardan “dış güçler”i sorumlu tuttu. İran bu dönemde internette kısıtlamalarla tanıştı.
Yeşil Hareket seçim sonucunu değiştiremedi ancak İslam Cumhuriyeti’nin meşruiyetine ciddi bir darbe vurdu ve sonraki protestolar için güçlü bir hafıza bıraktı.
Ekonomik kriz ve “Kanlı Kasım”
2017’nin son günlerinde Meşhed’de başlayan protestoların merkezinde bu kez açık biçimde ekonomik talepler vardı. Hayat pahalılığı, işsizlik ve yolsuzluk kısa sürede rejim eleştirisine dönüştü. Protestolar 100’den fazla kente yayıldı.
Kasım 2019’da akaryakıt fiyatlarına bir gecede yapılan yaklaşık yüzde 200’lük zam, İran’ın yakın tarihindeki en kanlı protesto dalgasını tetikledi. Devlet, interneti büyük ölçüde kesti; güvenlik güçleri gerçek mermi kullandı. Uluslararası insan hakları örgütlerine göre yüzlerce kişi öldürüldü, binlerce kişi gözaltına alındı. Bu dönem, ekonomik gerekçelerle sokağa çıkanların dahi ağır bir baskıyla karşılaşabileceğini gösterdi.
“Kadın, Yaşam, Özgürlük!”: Mahsa Amini protestoları
Eylül 2022’de 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin “örtünme kurallarına uymadığı” gerekçesiyle ahlak polisi tarafından gözaltına alınması ve gözaltında kaybetmesi, İran’da uzun süredir biriken öfkenin ülke çapında patlamasına yol açtı.

“Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganı, zorunlu başörtüsüne itirazın ötesine geçerek temel haklar ve özgürlükler talebini simgeledi.
Aylar süren protestolarda yüzlerce kişi hayatını kaybetti, on binlerce kişi gözaltına alındı. İdamlar ve ağır cezalarla bastırılmaya çalışılan bu dalga, rejimin toplumsal meşruiyetini derinden sarstı. Buna rağmen hareketin etkisi silinmedi, gündelik hayatta süren sessiz itirazlar kalıcı hale geldi.
Son protesto dalgası, riyalin sert değer kaybı, yüzde 50’ye yaklaşan enflasyon ve hızla artan hayat pahalılığına tepki olarak başladı. Tahran’da esnafın kepenk kapatmasıyla fitillenen eylemler, kısa sürede üniversitelere ve büyük kentlere yayıldı. Ekonomik talepler hızla siyasi sloganlara dönüştü.
Güvenlik güçlerinin sert müdahaleleri, internet kısıtlamaları ve toplu gözaltılar yeniden devreye girdi. İnsan hakları örgütlerine göre onlarca kişi hayatını kaybetti, binlerce kişi gözaltına alındı. Hükümetin sınırlı ekonomik önlemleri ve diyalog çağrıları ise protestocular tarafından yetersiz bulunuyor.
İran’da protestoların tarihine baktığımızda sokak hareketleri farklı dönemlerde farklı taleplerle ortaya çıktı. Ancak ortak bir çizgi dikkat çekiyor: Talepler çoğu zaman genişleyerek siyasal düzenin tamamını hedef alıyor, devletin yanıtı ise büyük ölçüde güvenlikçi oluyor. Protestolar bastırılıyor fakat onları doğuran ekonomik, siyasal ve toplumsal sorunlar çözülmeden kalıyor.
Bugün İran’da yaşananların bir değişime yol açıp açmayacağını söylemek zor. Ancak 1978’den bugüne uzanan bu uzun protesto hattı, sokakların İran siyasetinde geçici bir istisna değil, kalıcı bir gösterge olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.








