İran’da haftalardır süren protestoların arkasında yıllardır biriken derin bir ekonomik kriz yatıyor. Riyalin çöküşü, yüksek enflasyon ve yaptırımların yarattığı darboğaz, İran İslam Cumhuriyeti’nin ekonomik taşıyıcılığını ciddi biçimde zorluyor.
İran’da aralık ayının son günlerinde başlayan ve kısa sürede ülke geneline yayılan protestoları asıl tetikleyen ekonomi oldu.
Başkent Tahran’daki Kapalı Çarşı esnafının kepenk kapatarak sokağa çıkması, yalnızca anlık bir tepki değil; uzun süredir derinleşen bir geçim krizinin dışavurumuydu.
Ulusal para birimi riyalin tarihi dip seviyelere gerilemesiyle birlikte, gıda, ilaç ve enerji gibi temel kalemler geniş toplum kesimleri için karşılanamaz hale geldi. Öğrenciler, küçük esnaf ve maaşlı çalışanlar protestolara katılırken, ekonomik talepler kısa sürede rejim eleştirisine dönüştü.

Bu yönüyle bugünkü tablo, İran’da ekonominin artık yalnızca sosyal refah değil, siyasal istikrar meselesi haline geldiğini gösteriyor.
Peki İran ekonomisi nasıl çöktü?
Riyalin çöküşü, enflasyon ve günlük hayat
İran ekonomisindeki krizin en somut göstergesi, para birimindeki sert değer kaybı.
Gayriresmi piyasalarda dolar kuru 1,47 milyon riyali aşarken, riyalin yalnızca son bir yıldaki değer kaybı yaklaşık yüzde 80’e ulaştı. Euro ve sterlin de benzer biçimde tarihi zirvelerde işlem görüyor.
Uluslararası Para Fonu’na (IMF) göre İran’da yıllık enflasyon 2025 itibarıyla yüzde 42 seviyesinde. Ancak gıda enflasyonu bunun çok üzerinde seyrediyor. Bazı temel ürünlerde fiyat artışları yüzde 70’i aşarken, kimi kalemlerde yüzde 110’a varan zamlar rapor ediliyor. Bu tablo, gelirlerin yerinde saydığı bir ortamda hane halkının alım gücünü hızla eritiyor.
Yerel medyada daha önce yayımlanan veriler, nüfusun yaklaşık yarısının günlük 2 bin 100 kalori standardının altında beslendiğini ortaya koymuştu. Son kur şoku ve fiyat artışlarıyla birlikte bu durumun daha da ağırlaştığı ifade ediliyor. Ekonomistler, mevcut tabloyu “kur şoku ile kronik enflasyonun birleşimi” olarak tanımlıyor. Bu kombinasyon, bireylerin ve işletmelerin en temel ekonomik kararları bile alamaz hale gelmesine yol açıyor.
Yaptırımlar etkili ama tek başına yeterli mi?
İran ekonomisi onlarca yıldır yaptırımlar altında. 1979’dan bu yana uygulanan kısıtlamalar, özellikle nükleer program gerekçesiyle 2000’li yıllarda ağırlaştı. 2015 nükleer anlaşması kısa süreli bir rahatlama sağlasa da, Donald Trump’ın 2018’de anlaşmadan çekilmesiyle yaptırımlar yeniden sertleşti.
Buna rağmen, İran’daki ekonomik çöküş yalnızca dış baskıyla açıklanmıyor.
Döviz piyasasındaki karmaşık sübvansiyon sistemi, belirli aktörlere ucuz döviz erişimi sağlarken geniş toplum kesimlerini bu mekanizmanın dışında bırakıyor. Bu yapı, yaygın yolsuzluk ve rant iddialarını besliyor.
İran kamuoyunda giderek daha sık dile getirilen “yaptırım vurguncuları” kavramı, krizin yalnızca dış kaynaklı olmadığına dair güçlü bir algıyı yansıtıyor. Birçok İranlı, bazı yetkililerin ve onlara yakın çevrelerin yaptırımlar sayesinde ithalat–ihracat, petrol ticareti ve finansal ağlar üzerinden doğrudan kazanç sağladığına inanıyor. Bu değerlendirme, yalnızca sokakta değil, devlet içinden gelen açıklamalarda da zaman zaman kabul görüyor.
Petrol geliri var, büyüme yok
İran dünyanın en büyük petrol ve doğal gaz rezervlerinden birine sahip. Buna rağmen enerji gelirleri, toplumsal refaha dönüşmekte zorlanıyor. Resmi veriler, ülkenin son beş yılda petrol ve enerji ihracatından yaklaşık 193 milyar dolar kazandığını gösteriyor. Ancak aynı dönemde İran ekonomisinin toplam büyüklüğü ciddi biçimde küçüldü.
Gayrisafi yurt içi hasıla, 2010’da yaklaşık 600 milyar dolar seviyesindeyken, 2025 itibarıyla 356 milyar dolar civarına geriledi. Bu çelişki, sorunun kaynak eksikliğinden ziyade kaynak kullanımına işaret ettiğini gösteriyor.
Yeni mali yıl için hazırlanan bütçe taslağı da bu tabloyu destekliyor. Petrol gelirlerinin sınırlı bir bölümü sivil harcamalara ayrılırken, askeri ve güvenlik kurumlarının bütçedeki payı yüzde 16’yı aşıyor.
Dini kurumlara aktarılan kaynakların ise, merkezi hükümetin petrol gelirlerinin neredeyse yarısına yaklaştığı belirtiliyor. Buna karşılık, vergi gelirlerinde yüzde 60’ın üzerinde artış öngörülüyor. Bu da yüksek enflasyon ortamında yükün giderek daha fazla hane halkına bindirileceği anlamına geliyor.

Kapalı Çarşı’dan sokaklara: Ekonomik tepkiden siyasal isyana
Bugünkü protestoları önceki dalgalardan ayıran en önemli unsur, çıkış noktasının doğrudan ekonomi olması. Daha önce toplumsal ya da siyasi olaylarla tetiklenen eylemler, bu kez hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısıyla başladı.
Kapalı Çarşı esnafının döviz dalgalanmalarına karşı iş bırakması, kısa sürede öğrencilerin, küçük işletmelerin ve farklı şehirlerdeki yurttaşların katılımıyla genişledi. Ekonomik sloganlar hızla siyasi taleplere evrildi. Rejimin tamamını hedef alan söylemler yeniden sokaklarda duyulmaya başladı.
Siyaset bilimcilere göre bu geçiş tesadüf değil. Yaşam maliyetleri artarken gelirlerin ve istihdam güvencesinin geride kalması, ekonomik hoşnutsuzluğu hızla siyasi öfkeye dönüştürüyor. Bu durum, kamuoyunda devletin sorunları yönetme kapasitesine duyulan güvenin ciddi biçimde aşındığını gösteriyor.
Ekonomik kriz neden bu kez daha tehlikeli?
Bugünkü ekonomik tabloyu daha kırılgan kılan unsur, iç kriz ile dış baskının aynı anda yoğunlaşması. Protestolar sürerken ABD Başkanı Donald Trump’tan gelen doğrudan tehditler ve Venezuela’da Nicolás Maduro’ya yönelik saldırı, Tahran üzerindeki baskının yalnızca ekonomik değil, jeopolitik boyutlar da kazandığını ortaya koydu.
Haziran 2025’te İsrail ve ABD’nin İran’ın nükleer ve savunma altyapısını hedef alan saldırıları, ülkenin askeri ve teknolojik kapasitesine ciddi zarar verdi.

Aynı dönemde İran’ın bölgesel ağı da zayıfladı: Suriye’de Beşar Esad düştü, Lübnan’da Hizbullah’ın üst kadrolarının hedef alındı ve İran’ın Venezuela gibi uzak ortaklarla kurduğu ekonomik-finansal hatların daraldı. Bu da Tahran’ın manevra alanını iyice sınırladı.
Bu gelişmeler, İran ekonomisinin uzun yıllar boyunca yaslandığı “dış tamponların” büyük ölçüde aşındığını gösteriyor. İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney döneminde inşa edilen yaptırım aşma mekanizmaları ve bölgesel nüfuz yatırımları, kısa sürede ağır darbeler aldı. Bugün rejimin, ekonomik krizi dış politikada kazanımlarla telafi etme imkânı geçmişe kıyasla çok daha zayıf.
İran ekonomisi artık taşıyamıyor
İran hükümeti, döviz sübvansiyonlarını kaldırma ve düşük gelirli haneler için kupon benzeri destekler sağlama sözü veriyor ancak uzmanlar, bu adımların kısa vadeli rahatlama sağlayabileceğini, yapısal sorunları çözmeye yetmeyeceğini düşünüyor.
İran’da yaşananlar, yalnızca bir ekonomik durgunluk değil; devletin kaynakları topluma dönüştürme kapasitesiyle halkın beklentileri arasındaki makasın ne kadar açıldığını gösteriyor. Bu makas kapanmadığı sürece, protestolar bastırılsa bile ekonomik hoşnutsuzluğun yeniden sokaklara taşınması ihtimali güçlü kalmaya devam edecek.
Kaynak: BBC, DW, Iran International








