Selim Kuneralp yazdı: İran’da İslam Cumhuriyeti’nin sonu geliyor mu?

Yeni yıla hızlı girdik. Bu hafta İran mı Ukrayna mı üzerinde dursam diye düşünürken, geçtiğimiz Cumartesi sabahı ABD’nin, daha doğrusu Trump’ın Venezuela diktatörü Maduro’yu paketleyip kaçırması olayıyla uyandık. Bu konu halkımızı usandıracak kadar irdelendiği için şimdilik kenara bırakıyorum. Nasılsa Maduro’nun kaçırılmasıyla iş bitmeyecek, konu daha uzunca bir süre dünyayı meşgul edecek; zira birçok başka şey gibi Trump’ın Maduro sonrası Venezuela’yı ayağına dolaması çok muhtemeldir.

Ukrayna’yı da şimdilik kenara bırakmak mümkün. Maduro operasyonuna Venezuelalıların kendileri dışında en sevinen kişi galiba Ukrayna’nın kahraman lideri Zelenskyy oldu. Olay sonrasında yüzünde mutlu bir ifadeyle verdiği demeçte, Trump’a gelecek hedef olarak ismini vermeksizin Putin’i göstermişti. Trump’ın Putin’i benzer bir operasyonla toplayıp onun için tevkif müzekkeresi çıkaran Uluslararası Ceza Mahkemesine (UCM) teslim edeceğini sanmıyorum. Ancak Maduro’nun en büyük destekçisi Rusya’nın eli kolu bağlı bir şekilde olayı izlemesi, buna karşılık ağır eleştirilerde bulunması ve BM Güvenlik Konseyini beyhude bir toplantıya davet etmesi, Trump’ı kızdırmaya yetmiştir. Ukrayna için olumlu olan, Maduro sonrasının Trump’ı bir hayli meşgul etmesi sonucunda iktidara geldiğinden bu yana yaptığı şekilde Zelenskyy’ye kabul edilmesi mümkün olmayan bir çözüm dayatma gayretlerine vaktinin kalmamasıdır. Ayrıca Rusya Venezuela’da aldığı darbenin karşılığını başka yerlerde aramaya kalkarsa bu da ABD ile ilişkilerinin bozulmasına yol açar ve tabii bu da Zelenskyy’nin işine gelir. Bu konuyu da ileride ele alabiliriz.

Selim Kuneralp yazdı: İran’da İslam Cumhuriyeti’nin sonu geliyor mu?

Dönelim İran’a. Doğrusu bu ülkeyi çok iyi tanıdığımı söylemem. Tahran’a birincisi daha çok genç memurken Şah zamanında, ikincisi de yıllar sonra Cumhurbaşkanı Gül’e refakaten yaptığım iki ziyaretim oldu sadece. İlk ziyaretimde daha 24 yaşındayken zamanın Başbakanı Amir Abbas Hoveyda’nın verdiği çok küçük bir yemeğe dâhil olmuştum. O zamana kadar değil kendi başbakanımla aynı masada yemek yemek, yüzünü bile görmemiştim. Hoveyda’nın ben dâhil konuklarıyla tek tek ilgilenmesi üzerimde derin bir etki bırakmıştı. Bu davetten dört yıl sonra Cenevre’de görevliyken akşam Fransız televizyon haberlerini izlerken Hoveyda’nın hapishane hücresinde yere çömelmiş bir şekilde bir Fransız gazetecinin ona sorduğu, Şah’ın işlediği suçlar hakkında ne düşünüyorsunuz gibi insanlığa yakışmayan sorularına muhatap olduğuna, midem kalkarak şahit olmuştum. Ertesi gün kurşuna dizildiği haberi geldi. Gazetecinin Uluslararası Gazeteciler Birliğinden bu röportaj için bir uyarı aldığını memnuniyetle görmüştüm. Ne yazık ki parlak bir kariyer yapmasına engel olmadı.

O zamanlar tanıdığım genç İranlı diplomatlar, ortalama Türk Dışişleri memurundan daha iyi eğitimli, çoğunlukla Batı üniversitelerinde en az iki dil öğrendiklerini, ellerindeki maddi imkânların bizden çok daha geniş olduğunu imrenerek izlerdim. İran, 1970’li yılların başında petrol fiyatlarının fırlaması sayesinde hızla gelişen bir ülkeydi. Silahlı kuvvetleri de ABD’nin desteğiyle aynı hızla güçleniyordu.

Şah bu hızlı gelişmeye Beyaz Devrim demişti. Türkiye’nin üç katı daha büyük bir yüzölçümüne sahip olan ülkeyi hızla 20’nci yüzyıla taşımak istiyordu. Altyapı yatırımları ilerliyor, her taraf bir inşaat şantiyesi hâlini alıyordu. Tabii bu servet, birçok petrol zengini ülkede görüldüğü gibi dengeli bir şekilde dağıtılmıyor, yolsuzluk ileri düzeylere ulaşıyor ve yavaş yavaş halkın tepkisini uyandırıyordu. Nitekim devrimden sonra Şah’ın kendi ailesi dâhil İran’ın eski elitleri, dışarıya kaçırdıkları paralarla başta Kaliforniya olmak üzere birçok yabancı ülkede hâlâ konforlu bir hayat yaşamaya devam ediyorlar.

Şah’ın diğer bir özelliği ise, belki eğitiminin bir kısmını İsviçre’de almış olması nedeniyle din ve molla sınıfına mesafeli olmasıydı. Bu, babasından kalma bir yaklaşımdı aslında. Rıza Şah’ın 1930’larda camilerden halıları kaldırıp, Batı kiliselerinde olduğu gibi halkı oturdukları sandalyelerde namaz kılmaya zorladığı da olmuştu. İslami takvim kaldırılmış, yerine İran’ın çok eski tarihini yansıtan bir takvim kabul edilmişti. Şah’ın eşi başta olmak üzere tüm yakın çevresindeki kadınların başı açık, Avrupa ve Amerika modalarını yakından takip eden kıyafetler giydikleri zamanın fotoğraflarında görülmektedir.

Ekonomik dengesizlikler, muhalefetin oluşmasına yol açmıştı. Ancak muhalefet tek vücut değildi. Sol muhalefet de Komünist Partisi Tudeh ve İslami sosyalist denebilecek başka akımlar arasında bölünmüştü. Mollalar da uzun bir süre radikal Humeyni ile daha ılımlı Şeriatmedari arasında bölünmüştü. Humeyni bir ara Bursa’ya sürgüne gönderilmiş, ancak ülkemizde o zamanlar sıkı bir şekilde uygulanan kıyafet kanunu cüppe giymesine izin vermediği için Irak’ın Necef kentine geçmişti.

Selim Kuneralp yazdı: İran'da İslam Cumhuriyeti'nin sonu geliyor mu?
Selim Kuneralp yazdı: İran’da İslam Cumhuriyeti’nin sonu geliyor mu?

Şah’ın en büyük hatası

Şah’ın büyük hatası, Irak diktatörü Saddam’a baskı yaparak Humeyni’nin ülkesinden çıkarılmasını sağlamak olmuştur. Humeyni’nin ilk tercihi Suriye’ye geçmekti. Ancak onun parlamasında baş rolü oynayan, sonradan kısa bir süre Dışişleri Bakanlığı yapan, arkadan da uzun süren bir dönem hapiste yatan danışmanı İbrahim Yezidi, onu Fransa’ya iltica etmeye ikna etti. Orada kendisine konan siyasi faaliyet yasağına uymayan bir şekilde yabancı basına demeç veriyor, kasetlere uzun ve sanırım anlaşılması pek kolay olmayan vaazlar dolduruyor ve bunları bir şekilde İran’a yollayıp reklamını yapıyordu. Amerika’da yetişmiş bir doktor olan Yezidi’nin başarısı, Batı basınına Humeyni’nin ılımlı bir lider olacağı ve dış dünyayla geçinebileceği mesajını aşılamasıydı. 2017 yılında İzmir’de ölüm döşeğindeyken Yezidi, tekrar yapılacak olsa bunları yapar mıydınız sorusuna kesin bir ret cevabı verecekti.

Humeyni, Paris civarındaki köyde örümcek ağlarını Yezidi dışındaki, daha çok sol kökenli destekçilerinin yardımıyla örerken, Şah gittikçe artan ve ülkeye yayılan bir sokak muhalefetiyle uğraşıyordu. İki önemli handikabı vardı. Birinci ve belki en önemlisi, hızla bozulan sağlık durumuydu. Sonradan lenf kanseri olduğu duyulan, başlangıçta eşinden dahi gizlediği hastalığı gerekli tedaviyi görmüyordu. Neticede melekeleri de zayıflıyordu. Nitekim sürgüne gittiği Ocak 1979’dan ancak bir yıl ve birkaç ay sonra vefat edecekti.

Selim Kuneralp yazdı: İran'da İslam Cumhuriyeti'nin sonu geliyor mu?
Selim Kuneralp yazdı: İran’da İslam Cumhuriyeti’nin sonu geliyor mu?

İkinci handikabı, kararsızlığı ve halkın gittikçe artan tepkisine karşı kaba kuvvete başvurma konusundaki isteksizliğiydi. Ordu komutanları onu zecri tedbir almaya ikna etmeye çalışmış, ancak buna yanaşmadığı için ülkenin birçok kentinde baş gösteren gösteri ve grevlerin bastırılması mümkün olmamıştı. Şah, geç kalınmış birtakım reformlarla –İslami takvime geri dönüş gibi– ve sık sık başbakan değiştirerek halkı teskin etmeye çalışmış, ancak fırtına kontrolden çıkmıştı. Çok güvendiği ordu, göstericiler ile Şah’ın hükümeti arasında tarafsız kalacağını ilan ettikten sonra yapacak bir şey kalmamıştı. 16 Ocak 1979 günü, bir daha geri dönemeyeceğini bildiği ülkesinden ayrılmıştı.

Humeyni 15 gün sonra ülkeye döndüğünde, bir din adamından beklenmeyecek bir şiddet ve gaddarlıkla, ayrıca Yezidi’nin verdiği sözlere de uymayarak, on binlerce insanın yargılanmadan katline yol açmış, bunun için de din adamlarını kullanmıştı. Sonrası malum. İran, dış dünyadan kopuk bir İslami rejim altında 47 yıldır yaşıyor. Dünyada benzeri olmayan bir şekilde ülkenin mutlak hükümdarı, kaydı hayat şartıyla belirlenen bir dinî lider; ancak onun onayladığı kişiler arasından halk tarafından seçilen ve ona tabi olan, düzenli bir şekilde değişen bir cumhurbaşkanınca yönetiliyor. 87 yaşına gelmiş mevcut dinî lideri Hamaney’in halefiyet sorunu, rejimin en öncelikli konularından biridir.

Selim Kuneralp yazdı: İran'da İslam Cumhuriyeti'nin sonu geliyor mu?
Selim Kuneralp yazdı: İran’da İslam Cumhuriyeti’nin sonu geliyor mu?

İran bugün dünyanın en zengin petrol ve gaz kaynaklarına sahipken, yanlış politikalar ve özellikle nükleer enerji programının barışçıl olduğuna uluslararası toplumu ikna edememesi nedeniyle ambargolara maruz bırakılmış, halkın da gittikçe fakirleşmesini önleyememiştir. Diğer taraftan, aynen Şah zamanında olduğu gibi ülke serveti bir elitin elinde yoğunlaşmıştır. Şah’ın zenginleri yerine, Devrim Muhafızlarının başrolde olduğu yeni bir tabaka oluştu. Bunlar tabii rejimin devamından yana.

Ancak zaman zaman yine de kısa süreli ayaklanmalar oldu. İranlı Kürt 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin Eylül 2022’de kıyafet kurallarına uymadığı için “ahlak polisi” tarafından yakalanıp dövülmesi sonrasında ölmesi üzerine İran’ın birçok şehrinde ayaklanmalar meydana gelmiş, bunlar en az üç yüz kişinin katline yol açmıştı. Devrim Muhafızları, Şah’tan farklı olarak halkın üstüne ateş açmaya ve katliamlarda bulunmaya çekinmemişlerdi. Daha önce 2009, 2017-18, 2019’da çıkan ayaklanmalar da kanlı bir şekilde bastırılmıştı. 2022’de halkı ve özellikle kadınları tatmin etmek arzusuyla ahlak polisi dizginlenmeye, başı açık kadınlara müdahale etmemeye başlanmıştı. Ne gariptir ki ülkemizde kadınların bir kısmı örtünmek için sonunda başarılı bir mücadele verirken, din tahakkümünden bıkan İran’da tersi olmaktadır.

Bilindiği gibi enflasyonun %40’lara ulaşması üzerine 28 Aralık’ta yeni gösteriler başladı. İktidarın tepkisi Merkez Bankası başkanını değiştirmek oldu. Arkadan her vatandaşa aylık 8 dolara tekabül eden bir ödeme yapmayı taahhüt etti. Tabii bunlar yetersiz kaldı. Aynen 1978’de olduğu gibi gösteriler ve grevler dalga dalga yayılmaya başladı. Şikâyetler başlangıçta ekonomik mahiyetteyken, yavaş yavaş rejim değişikliğine doğru yönelmeye başladı. 1978’de “Şah’a ölüm” diye bağıran göstericilerin çocukları artık “Hamaney’e ölüm”, hatta gitgide artan sayılarla da Şah’ın oğlu, Amerika’da yaşayan Prens Rıza Pehlevi’yi kastederek “Yaşasın Şah” diye bağırmaktadırlar. Güvenirliği tartışılabilir bir kamuoyu yoklamasına bakılırsa, Pehlevi alternatifler arasında en popüler potansiyel lider gözüküyor. Oğlu olmadığı, kızlarının da taht iddiası olamayacağı, yakın erkek akrabalarının hepsi de yabancılarla evli olduğu için monarşinin tekrar kurulması gibi bir iddiası bulunamayacağından, tek amacının İran’ın demokrasiye geçiş lideri olmak istediğini söylüyor. Geçen gün X üzerinden halkına gönderdiği çağrıyı, İran’da internet kesilinceye kadar milyonlarca insanın izlediği anlaşılmaktadır.

İran’ın, Şah’ın son zamanlarını andıran bir hâli yok değil. Dinî lider sadece yaşlı değil, aynen Şah gibi önemli sağlık sorunlarıyla mustarip. Hatta geçen yazki İsrail-ABD hava saldırısından sonra işlerden çekildiği de iddia edilmektedir.

Selim Kuneralp yazdı: İran'da İslam Cumhuriyeti'nin sonu geliyor mu?
Selim Kuneralp yazdı: İran’da İslam Cumhuriyeti’nin sonu geliyor mu?

Ancak en büyük fark, rejimin Şah’tan farklı olarak halkın üzerine ateş açmaya çekinmemesidir. Kesin rakamlar belli değil. Ancak her gün yeni kayıplar veriliyor. Bugün itibarıyla 40 civarında oldukları iddia ediliyor. Şimdiki hâlde bu katliamlar gösterileri sonlandırmaya yetmemiş gibi gözüküyor. Her cenaze töreni yeni gösterilere imkân veriyor. Bazı duyumlara göre Moskova’dan gelen bir uçak, Hamaney’i oraya götürmek için Tahran Havaalanı’nda bekliyor. Şüphe yok ki İran’da rejimin değişmesi, Esad ve Maduro’dan sonra Putin için büyük bir darbe teşkil eder.

Bir ihtimal, ambargoların kalkmasını ve halkın refahının artmasını sağlamak amacıyla mollaların nükleer enerji programını denetime açmak ve böylece silah üretiminden vazgeçtikleri mesajını verme yoluna gitmeleridir. Bunu yapacak cesaretleri olur mu, bilemiyorum.

Dolayısıyla rejimin akıbetini belirleyecek olan yine silahlı kuvvetlerin tutumu olacaktır. Konvansiyonel ordudan ziyade, hem ekonomik hem siyasi bakımdan güçlü olan Devrim Muhafızlarıdır. Bunların havluyu atarak iktidarı Prens Rıza Pehlevi’ye teslim etmelerini beklemek ham hayal olacaktır. Rejim değişirse bu ancak Devrim Muhafızlarının iradesiyle İslam Cumhuriyeti’ne ve mollaların tahakkümüne son verilmesiyle mümkün olur gibi geliyor. Kuvvetli ihtimal, bir veya birkaç generalden oluşan bir cuntanın ortaya çıkmasıdır. Böyle bir gelişme meydana gelirse, sokaklara çıkmaya tereddüt etmediğini tarihi boyunca ispatlamış İran halkını tatmin eder mi, hep beraber göreceğiz. 55 yıl kadar Pehlevilerin seküler diktatörlüğünden ve 47 yıllık mollaların İslami diktatörlüğünden sonra İran’a demokrasinin gelmesi güzel bir hayal olurdu.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.