Medyascope’un çiçeği burnunda programı Rivayet Muhtelif’in ilk bölümünde Hilmi Hacaloğlu’nun konuğu İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Hakan Güneş’ti. İkili tarihsel arka planını da gözeterek İran’da aralık ayının son günlerinden beri devam eden protesto gösterilerini konuştu.
Doçent Hakan Güneş, 3 bin yıllık tarihi bulunan İran’ın çok uzun yüzyıllardır Rusya ve Türkiye ile birlikte Ortadoğu’nun en köklü geleneğe sahip ülkelerinden biri olduğunun altını çizdi.
“ABD, İran’da sürdürülebilir istikrarsızlık istiyor”
1979’daki halk hareketinin Şah Rıza Pehlevi’nin ülkeden ayrılmasına neden olduğunu belirten İran uzmanı, 47 yıldır ülkeye hâkim olan İslam Cumhuriyeti’nin 2009’dan beri üç farklı dönemde protesto dalgalarıyla yıprandığını ifade etti.

Hakan Güneş, “İran toprakları ta Büyük İskender döneminden beri biraz büyümüz biraz küçülmüş ama binlerce yıldır aynı yerde duruyor. Pehlevi döneminden beri en dar sınırında konsolide oldu. Bugün bölünme senaryoları konuşuluyor. Bence bölünme değil de federalleşme ihtimali daha yüksek. Parçalanma bilimsel titizlikle düşündüğümde yüzde 10 ihtimal. Zira büyük güçler, açık konuşayım Amerika tam bir bölünmeyi istemiyor. İsteseydi Kuzey Irak’ta referandumu desteklerdi ama yapmadı. Ben bunu ‘sürdürülebilir istikrarsızlık’ olarak tanımlıyorum” dedi.
Değişimi talebini yönetmeye kim aday?
Şah rejimi 1979 yılına giderken ülkede ciddi baskı ve şiddet olmasına rağmen TUDEH, Halkın Mücahitleri, Halkın Fedaileri gibi örgütlerin liderlik ettiğini hatırlatan Doçent Güneş, şimdi bu örgütlerin halkta güçlü bir karşılık üretmemesinden kaynaklandı ciddi bir liderlik eksikliği olduğu kanaatinde:
“İran sosyalist hareketi hayli zayıfladı ve büyük ölçüde dışarıdaki küçücük arkadaş halliceler. On binlerce sosyalist öğrenci var, çok net. Hani eylemlerdeki şarkılarından anlaşılıyor. Halkın Mücahitleri, 1979’da hem milliyetçi hem sosyalist hem seküler hem muhafazakar-dindar böyle acayip bir örgüttü. Şimdi onlar da bir rol almaya çalışıyorlar ama çok zayıflar. Yepyeni bir dinamik var, bir tür Trumpizme benzeyen şahcılık. Aşırı sağcı, maço, saltanatçı örgütlü olmaktan çok söyleme yaslanan bir dinamik. Peki değişim talebini yönetmeye aday kim var? Bana kalırsa Reformcular”.

İran, Gorbaçov’unu mu arıyor?
Reformcuların iktidarı devralabileceği ihtimali bir süredir İran’ı izleyen analistler tarafından dillendiriliyor. Genelde bu kesim için eski Cumhurbaşkanları Hasan Ruhani, Muhammed Hatemi, eski Meclis Başkanı Ali Laricani önde gelen reformcular olarak adlandırılırken Hakan Güneş bu isimlerin yanında eski Başbakan Mir Hüseyin Musavi, 2011’den beri ev hapsinde olan eski Meclis Başkanı Mehdi Kerrubi’yi de ilave ediyor:
“Bu reformcular hanesi geniş. Yani bir dönem cumhurbaşkanlığı yapmış, bir dönem devrim muhafızlarını yönetmiş isimler var. Kerrubi ve Musavi gibi Humeyni’nin yanı başından çıkanlar da dahil olmak üzere birçok kişi bu işim böyle gitmeyeceğini, devleti bir teokratik şeriat devleti olarak korumamak gerektiğine inanan muhafazakar liberal çevreler var. Reformcuların işbirliği potansiyeli yüksek. Aralarına iç mücadele de olur. Ama yerleşik yapıyı devralma olasılıkları da hayli güçlü. Muhafazakâr kanadı da devşirebilirler. Böyle Gorbaçov gibi bir şeyi zayıf görmüyorum”.








