Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi beş yılı anlattı: “Bu mücadele beni politik bir öznenin parçası yaptı”

Boğaziçi Üniversitesi direniş sürecinin tanıklarından bir Boğaziçi öğrencisi, direnişin yalnızca bir itiraz değil, üniversite kültürünü, akademiyi ve öğrencilerin politik özneleşmesini şekillendiren kalıcı bir kırılma yarattığını söylüyor.

Haber: Zeynep İdil Çakır

Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi direnişin beş yılını anlattı
Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi direnişin beş yılını anlattı

Boğaziçi Üniversitesi’nde AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından yapılan rektör atamalarına karşı 2021’de başlayan ve aradan geçen beş yıla rağmen etkisini sürdüren direniş, öğrencilerin üniversiteye ve siyasete bakışını köklü biçimde dönüştürdü. Sürecin tanıklarından olan ve ismini vermek istemeyen bir Boğaziçi Üniversitesi yüksek lisans öğrencisi, direnişin kendisi için yalnızca bir itiraz değil, aynı zamanda politik bir öğrenme alanı olduğunu söyledi.

Üniversite hayatının büyük bir kısmı direnişin gölgesinde geçen öğrenciye göre, bu süreç bireysel tepkilerle sınırlı bir konumdan çıkıp dünyayı dönüştürme iddiası olan politik bir özne hâline gelmesini sağladı. Türkiye’de ve dünyada yaşanan gelişmeleri daha bütünlüklü kavrayabilmesini ise direniş sırasında edinilen deneyimlere ve yürütülen tartışmalara bağlıyor…

Medyada anlatılanlarla kampüste yaşananlar arasında uçurum vardı”

Direnişin ilk günlerinde kamuoyuna yansıyan tabloyla kampüste yaşananlar arasında ciddi bir kopukluk olduğunu belirten öğrenci, direnişteki öğrencilerin kendi medya araçlarını oluşturarak yaşananları birinci elden aktarmaya başladığını hatırlatıyor ve bu durumun iktidar tarafından karşı hamlelerle bastırılmaya çalışıldığını söylüyor.

Paylaşılan ham görüntülere karşı montajlı videolar servis edildiğini, öğrencilerin haksız ve suçlu gösterilmeye çalışıldığını belirten öğrenci, Boğaziçi’nin tarihsel olarak sahiplendiği değerlerin “marjinal” ilan edilerek üniversitenin toplumdan soyutlanmak istendiğini vurguluyor. Bu söylemleri üretenlerin zamanla iktidarın rıza üretme mekanizmalarına dönüştüğünü de ekliyor.

Melih Bulu – Naci İnci farkı: “Asıl tahribat ikinci dönemde yaşandı”

Öğrenci, Melih Bulu dönemini liyakatsizlik ve beceriksizlikle özdeşleştirirken, bu durumun öğrencilerin bir araya gelmesinin görece kolaylaştırdığını söylüyor. Naci İnci döneminin ise çok daha tehlikeli olduğunu vurguluyor.

Boğaziçi’nin içinden gelen bir akademisyen olarak göreve başlayan İnci’nin, üniversite kültürünü tanımasına rağmen bu kültürü hedef alan sistemli müdahalelerde bulunduğunu belirten öğrenci, okulun kurumsal yapısına asıl kalıcı zararların bu dönemde verildiğini ifade ediyor.

Ruşen Çakır yorumladı: Boğaziçi direnmeye devam ediyor hâlâ!

Akademisyen kıyımı ve akademik boşluk

Direnişe destek veren akademisyenlere yönelik soruşturmalar ve sözleşme fesihlerinin öğrenciler üzerinde doğrudan etkileri olduğunu söyleyen öğrenci, lisans hayatı boyunca birlikte çalışmak istediği hocaların okuldan uzaklaştırıldığını aktarıyor.

Zamanla çalışmak istediği alanlarda ders verecek hoca bulamaz hâle geldiğini, gelen hocaların ise, dışarıdan rektörlük tarafından getirilen akademisyenler için kullanılan “paraşüt hocalar” olduğunu belirten öğrenci, bu alanların liyakatsiz atamalarla doldurulduğunu aktarıyor ve ekliyor:

“Akademisyenlere yönelik bu uygulamalar, bende mücadeleyi sürdürme sorumluluğunu daha da artırdı.”

Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi direnişin beş yılını anlattı

Kulüpler, otosansür ve kampüs hayatının sönmesi

Öğrenciye göre kulüplere yönelik müdahaleler özellikle LGBTİ+ hakları ya da sermaye karşıtı söylemler gündeme geldiğinde yoğunlaştı ve bu baskılar sonucunda kulüpler varlıklarını sürdürebilmek için otosansüre yöneldi.

Kampüs yaşamının ise büyük ölçüde yok olduğunu belirten öğrenci, silahlı polislerin beklediği kapılardan geçmenin ve kampüs içinde sivil polislerle karşılaşmanın eğitimin doğasına aykırı olduğunu ve buna alışamadığını ve alışmak istemediğini vurguluyor ve ekliyor:

“Bir zamanlar gece gündüz yaşayan Güney Kampüs bugün neredeyse tamamen sessiz.”

Bu hiçbir zaman normal olmamalı”

Altıncı yılında hâlâ bu koşullar altında eğitim görmek zorunda kalmanın yabancılaştırıcı bir etki yarattığını belirten öğrenci, yeni girişli öğrencilerin geçmişi bilmedikleri için bu durumu normal sanabildiğini, ancak “yaşayan bir kampüsün ne demek olduğunu hiç deneyimleyemediklerini” söylüyor.

Hafızada kalan an: Öğrencilerin karşısına çıkamayan rektör

Öğrencinin hafızasında en net kalan anlardan biri, Melih Bulu’nun öğrencilerin karşısına çıkıp soruları yanıtlamaya çalıştığı toplantı. Bu girişimin öğrencilerin yoğun tepkisi karşısında başarısızlıkla sonuçlandığını söyleyen öğrenci, bu olaydan sonra rektörlerin bir daha öğrencilerle kitlesel biçimde yüz yüze gelmediğini hatırlatıyor.

O anı hem güçlü bir duygusal dışavurum hem de önemli bir eşik olarak tanımlayan öğrenciye göre, Boğaziçi’nde öğrencilerle yönetim arasındaki iletişim kapısı da tam olarak o noktada kapandı.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.