Açık Oturum (509): SDG’nin tasfiyesi çözüm sürecinin önünü tıkar mı?

Açık Oturum’da Göksel Göksu’nun sorularını cevaplayan Edgar Şar, Yüksel Genç ve Sezin Öney, Suriye’deki gelişmeleri ve o gelişmelerin Türkiye’deki çözüm sürecine olası etkilerini değerlendirdi. Programda “SDG çözüm sürecinin itici gücü müydü, yoksa bu süreci iç politikadaki dengeler mi şekillendirecek?”, “Terörsüz Türkiye süreci şimdiden sonra nereye evrilecek?”, “Kürt siyaseti iç politikada da dar bir alana sıkışır mı?” sorularına cevap arandı.

“Travmatik bellek canlanıyor”

Bölgede söz sahibi bir aktör olma hazırlığı yapan YPG’nin pozisyonunun, vatandaşlık eksenine çekilmesi ile ilgili süreci değerlendiren Yüksel Genç, “Kürtler aldatıldığını düşünüyor mu?” sorusuna, “Bu vefasızlığın ortaya çıkardığı öfke ve yalnızlık travmasını, tarihsel yalnızlık travmasını canlandıran bir durum” cevabını verdi.

Yüksel Genç: “Türkiye ile Kürtler arasında çok güçlü bir güven yarılması var”

Yüksel Genç, yaşananların Türkiye’de yürütülen çözüm sürecine dönük ciddi bir güven yarılmasına yol açtığını söyledi:

“Başlayan çözüm süreci, şiddeti tümden reddederek, siyasal özne ve yasa içine alınmış tanınırlıklar üzerinden sürdürülebilirliğini tariflemeye ve programlamaya çalışan bir süreç Kürtler açısından. Bu yüzden iktidardan ve hükümetten farklı olarak adını ‘Barış ve demokratik toplum’ olarak ifade ettiler. Bu süreci başlatan ya da tetikleyen, motive eden ilk önemli neden olan Rojava ve Suriye’deki durum, halktaki güvensizliği doğrusu dibe çekti.
Şu anda Türkiye ile Kürtler arasında çok güçlü bir güven yarılması var. Bakın güven kırılmasından bahsetmiyorum. Çok taze bu yarılma.”

Genç, bu yarılmanın yol açtığı yaranın, ortaya çıkabilecek kardeşlik hukukunun neyi getirdiğinin görülmesiyle kapanacağını söyledi.

Açık Oturum (509): SDG’nin tasfiyesi çözüm sürecinin önünü tıkar mı?
Açık Oturum (509): SDG’nin tasfiyesi çözüm sürecinin önünü tıkar mı?

Sezin Öney de çözüm sürecinin devam edeceğini söyleyerek, sürece son noktayı yalnızca Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ya da Öcalan’ın koyacağını söyledi. Sürecin, müzakere ve operasyonların iç içe geçtiği bir hat üzerinden devam edeceğini belirten Öney, sürecin asıl hedefinin Kürt siyasi hareketini etkisizleştirmek olduğunu ifade etti.
Küresel konjonktürde sert güç politikalarının öne çıktığını ve Türkiye’nin bu tablodan bağımsız olmadığını belirten Öney, demokratik alanın hızla daraldığını savundu:

“Dünya çok sert bir dönemde. Güvenlik politikaları önde, herkes kendiyle baş başa.”

Suriye ve Türkiye’de benzer bir yaklaşım izlendiğini söyleyen Öney, iktidarların Kürt meselesinde siyasi muhatapları devre dışı bırakıp kültürel haklarla yetinen bir çizgiye yöneldiğini savundu:

“Biz siyasi gücü devreden çıkarıyoruz, halka hak veriyoruz diyen bir yaklaşım görüyoruz. Yoksa demir yumruk.”

Açık Oturum (509): SDG’nin tasfiyesi çözüm sürecinin önünü tıkar mı?
Açık Oturum (509): SDG’nin tasfiyesi çözüm sürecinin önünü tıkar mı?

Edgar Şar: “Çözüm sürecinin itici gücü Suriye değil, Türkiye’nin iç politik ihtiyaçları”

Siyaset bilimci Edgar Şar, rapor hazırlık aşamasına gelinen çözüm sürecinin temel motivasyonunun Suriye’deki gelişmeler değil, iktidarın iç politik dengeleri değiştirme ihtiyacı olduğunu söyledi. Şar’a göre Suriye’de yaşananlar süreci belirleyen değil, hızlandıran bir unsur:

“Ben bu sürecin itici gücünün iç politika olduğunu düşünüyorum. Suriye’de olup bitenler bu sürecin nasıl yürütüleceğini etkiler ama ana motivasyon iç politikadır.”

Şar, Esad’ın 2024 Aralık’ında düşmesinin süreci başlatmadığını, iktidarın bu adımları daha önce planladığını belirtti:

“Şu ya da bu şekilde iç politikada ve dış politikada olan dengeler iktidarı bir çeşit çözüm sürecine mecbur kıldı. Bahçeli’nin 180 derece dönüşünü de buna bağlıyorlar. Biz Suriye’de de Türkiye’de de bunu maksimum kazanç sağlayacak şekilde kullanmalıyız diye düşündüler. Dolayısıyla iktidar doğrudan masayı dağıtmaz, dağıtmayacaktır. O ihtiyaç ortadan kalkmış değil. Ama iktidarın süreci yönetim şekli, aktörlerden ne beklediği ve aktörleri nasıl yönlendirmek istediği ile ilgili fikirler veriyor. Öcalan’ın belli bir rol oynamasının Suriye için de, Türkiye için de anlaşılır yanları var. Fakat bunun ötesinde bir Öcalan merkezciliğiyle gitti bu proje. Yani Bahçeli için hâlâ da öyle gidiyor. Ben bunun iktidar açısından bir amacı olduğunu düşünüyorum, boşuna yapılmadığını düşünüyorum. Her şeyden önce İmralı’da olduğu için Öcalan, iktidarın beklentileriyle uyumlu olduğu oranda söylediklerinin öne çıkarılabileceği, olmadığı oranda geriye atılabileceği ve sadece Öcalan’ın iktidarın istediklerini söylediği oranda, kontrol edilebilir bir zeminde olduğu için.”

Öcalan’ın bu zemin nedeniyle sadece iktidarın istediği şeyleri söylüyormuş gibi bir görüntü oluşturma imkânı olduğunu vurgulayan Şar, “Dolayısıyla iktidar ‘Bakın, Öcalan tamamen bizim yanımızda, siz de onun yanına gelin’ diye kullanıyor bu zemini. Sürecin Öcalan merkezli gitmesinin en önemli sebebinin bu olduğunu düşünüyorum” dedi.

Açık Oturum (509): SDG’nin tasfiyesi çözüm sürecinin önünü tıkar mı?
Açık Oturum (509): SDG’nin tasfiyesi çözüm sürecinin önünü tıkar mı?

“İktidar masayı dağıtmaz ama yönetme biçimi her şeyi söylüyor”

İktidarın süreci tamamen sonlandırmayacağını savunan Şar, bunun nedenini “İktidar bu masayı dağıtmaz, çünkü buna hâlâ ihtiyacı var. Ama süreci nasıl yönettiği, aktörlerden ne beklediği ve kimi nasıl hizaya sokmak istediği çok şey anlatıyor” sözleriyle açıkladı.

Şar’a göre bu strateji yalnızca Türkiye iç siyasetiyle sınırlı değil:

“Öcalan merkezde tutularak Irak’ta Kandil’e, Suriye’de SDG’ye ve Türkiye’de DEM Parti’ye ‘Bakın Öcalan bunu diyor, siz uyacak mısınız?’ denebiliyor.”

Bu yaklaşımın en büyük sonucunun DEM Parti’nin paralize edilmesi olduğunu savunan Şar, partinin de bu durumu yeterince sorgulamadığını ifade etti.

Açık Oturum (509): SDG’nin tasfiyesi çözüm sürecinin önünü tıkar mı?
Açık Oturum (509): SDG’nin tasfiyesi çözüm sürecinin önünü tıkar mı?

“DEM Parti süreci toplumsallaştıramadı”

Şar, DEM Parti’nin iktidarla müzakereyi sürdürürken muhalif toplumsal kesimlerle bağ kurmakta başarısız olduğunu söyledi:

“DEM Parti bu süreçte muhalif tabanla konuşmak yerine onlarla kavga etti. CHP seçmeni, gençler ve Türkiye’nin gidişatından endişe eden kesimlerle diyalog kurulmadı.”

Bu durumun, sürecin toplumsal meşruiyet kazanmasını engellediğini vurgulayan Şar, CHP’yi de Kürt meselesinde daha aktif ve bağımsız bir hat kurması gerektiğini söyleyerek eleştirdi.

CHP’ye çağrı: “Kürtlerle ilişkiyi sadece DEM üzerinden kurmayın”

Şar, “CHP, DEM Parti ile iyi ilişki götürmeli ama Kürtlerle olan ilişkisini sadece onun üzerinden kurmamalı. Kendi kanalı da olmalı. CHP, Kürtlere ‘her istediğini yapamam ama güvenilir bir ortağım’ diyebilmeli. Bu hem Türkiye hem de Suriye için geçerli bir güvence olur” dedi.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.