Ruşen Çakır, Ahmet Turan Alkan’ın cenazesine katılım azlığını eleştirerek Türkiye’de aydınlara sahip çıkılmadığını belirtti. Çakır, Uğur Mumcu cinayetinin 33 yıldır aydınlatılmadığını hatırlatırken gazeteci Furkan Karabay’ın yeniden gözaltına alınmasını da eleştirdi.
Ruşen Çakır, yazar Ahmet Turan Alkan’ın cenaze töreninde yaşadığı hüznü paylaşarak Bursa’nın Nilüfer ilçesindeki Fatih Sultan Mehmet Camii’nde kılınan cenaze namazına çok az kişinin katıldığını söyledi. Çakır, Alkan’ı Türk sağının son dönemde yetiştirdiği en temiz aydınlardan biri olarak niteledi.
Çakır, 2016 yılında Alkan ile “Türk Sağı’nın Ölümü” başlıklı bir yayın yaptıklarını hatırlatarak şunları söyledi: “O yayından kısa bir süre sonra Ahmet Turan Alkan, Zaman Gazetesi’nde yazı yazdığı için sırf o nedenle içeri atıldı.”
Alkan, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında tutuklanarak 22 ay hapis yattı.

“Alkan ayakta durmayı başardı”
Çakır, Alkan’ın cezaevi sürecinde verdiği mücadeleyi şu sözlerle anlattı:
“22 ay boyunca ayakta durmaya çalıştı ve durdu, teslim olmadı, boyunu eğmedi.”
Alkan’ın cezaevinden çıktıktan sonra gönüllü bir inzivaya çekildiğini belirten Çakır, Alkan’ın ailesi ve çok yakınları dışında insan içine çıkmadığını, yazmadığını ve konuşmadığını aktardı.
Çakır, cenaze töreninde çok az sayıda kişinin bulunmasını eleştirerek yazar Sırrı Süreyya Önder’in cenazesiyle karşılaştırma yaptı. Çakır, “Sırrı’nın cenazesi çok kalabalıktı, çok nasıl söyleyeyim yani tarifi imkansız bir şeydi. Ahmet Turan Alkan’ın da bir o kadar hak ettiği bir cenaze töreni vardı ama olmadı” dedi.

“İnsanlar ürküyor ve korkuyor”
Çakır, cenaze katılımının az olmasının nedenlerini açıklarken insanların yaşadığı korku ve çekingenliğe dikkat çekti. Çakır, “Durup dururken 22 ay hapiste yatırılmış birisinin cenazesine gitmeye ürkenler var, o kadar değişik yerlerde bir kere ülkücü hareketi içerisinden sonra oradan bir şekilde mesafe koymuş” ifadelerini kullandı.
Çakır, Alkan’ın 1970’li yıllarda Ankara’da üniversite okuduğunu hatırlatarak ülkücü hareket içinden gelen bir isim olduğunu belirtti. Alkan’ın kuşağından ülkücülerin şu anda ülkenin dört bir tarafında önemli yerlerde bulunduğunu söyleyen Çakır, cenaze töreninde ülkücü camia içinden çok fazla katılım olmadığını vurguladı. Cenazede beraber hapse atılan isimler arasında Mümtaz’er Türköne ve Ali Bulaç’ın bulunduğunu belirtti.
“Uğur Mumcu cinayeti 33 yıldır aydınlatılmadı”
Çakır, gazeteci Uğur Mumcu’nun öldürülmesinin 33. yıldönümünü hatırlatarak 24 Ocak 1993’te Mumcu’nun kalleşçe katledildiğini söyledi. Çakır, “33 yılda ne biliyoruz Uğur Mumcu cinayeti hakkında? Ne aydınlandı? Birileri tutuklandı, mahkûm oldu ama hâlâ kim, neden vurdurdu Uğur Mumcu’yu?” diye sordu.
Çakır, Mumcu cinayetinin hâlâ aydınlatılmamasını şu sözlerle eleştirdi: “Türkiye’de Uğur Mumcu’nundan bugüne 33 yılda Türkiye’de gazeteciler bunu aydınlatamadı, değişik iktidarlar geldi, bunu aydınlatamadı ve orada ilk öldürülen gazeteci değil ve anladığım kadarıyla sonda olmayacak maalesef.”

“Bu ülke iyilerine sahip çıkmıyor”
Çakır, Türkiye’nin iyilerine sahip çıkmayan bir ülke olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “İyi olmak, başarılı olmak, bir şeyler yapmak, bu halk için bir şeyler yapmak, Türkiye’de kültüre, düşünce hayatına katkıda bulunmak, serinkanlı olmak, bunlar çok beğenilen şeyler değil maalesef, böyle bir durumla karşı karşıyayız.”
Çakır, gazeteci Furkan Karabay’ın önceki gece gözaltına alındığını söyleyerek Karabay’ın ev hapsiyle salıverilmesini “utanç verici bir durum” olarak niteledi. Çakır, “Niçin gözaltına alındı? Niçin yargılanacak? Çok saçma sapan gerekçelerle, sırf gazeteci olduğu için, daha önce de yazdıklarından, söylediklerinden dolayı yargılanmış” dedi.
Deşifre: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları. Evet, yayınımızın başlığı biraz hüzünlü: ‘‘Hüzün ki en çok yakışandır bize.’’ Devamı da, ‘‘Belki de en çok anladığımız.’’ Hilmi Yavuz’un yıllar önce yazdığı Nazım Hikmet şiiri. Hilmi Hoca tanımaktan çok mutlu olduğum ama çok kavga ettiğim bir isimdir. Ona da bir gün elbet bir yayını ithaf edeceğim ama bugün onun şiirinden bir dizeyi çalarak bu yayını yapıyorum. Bu şiiri cezaevinde okumuştum. Çok etkilenmiştim. Ve geçen perşembe günü Bursa’da Nilüfer’de Fatih Sultan Mehmet Camii’ndeki cenaze namazında tekrar aklıma geldi. Çünkü hazindi. Ahmet Turan Alkan’ın cenazesindeydik. Ahmet Turan Alkan’ı uzun uzun anlatmaya gerek var mı bilmiyorum. Kendisi, geçen yayını da ona ithaf ettim biliyorsunuz, Türk sağının son dönemde yetiştirdiği en temiz aydınlardan birisiydi ve kendisiyle 2016’da ‘‘Türk sağının ölümü’’ diye bir yayın yapmıştık Medyascope‘un ilk yıllarında. O yayından kısa bir süre sonra Ahmet Turan Alkan Zaman gazetesinde yazı yazdığı için, sırf o nedenle içeri atıldı darbe sonrasında ve 22 ay hapis yattı.
22 ay boyunca ayakta durmaya çalıştı ve durdu. Teslim olmadı, boyun eğmedi ve sonunda çıktıktan sonra da kendini gönüllü bir inzivaya çekti. Küskündü, hüzünlüydü. Çok değişik bir insandı Ahmet Turan Alkan. Geçen yayında ithafta da söyledim. Kendisiyle Sivas’ta tanıştığımda yazılarını biliyordum. O da beni az buçuk biliyordu. O zamandan beri birbirimizi çok iyi anlamıştık. Bir komünist, bir faşist; nasıl derseniz deyin. Ve bu kişi sırf bir gazetede yazı yazdığı için çile çekti. Kendi içine kapandı. Ailesi ve çok yakınları dışında insan içine çıkmadı, yazmadı, konuşmadı ve sonra hayata veda etti. Ve biz perşembe günü orada, Bursa’da öğle namazından sonra çok az sayıda bir kalabalıkla kendisini yolcu ettik. Bu çok hazindi. Tabii ki Bursa’da olmasının etkisi vardır ama bence esas mesele o değil. Yani şeyi hatırlıyorum İstanbul’da; Sırrı Süreyya Önder’in cenazesini hatırlıyorum. Sırrı Süreyya Önder, Ahmet Turan Alkan; bunlar son dönem Türkiye’de yetişmiş değerli isimler. Sırrı’nın cenazesi çok kalabalıktı. Yani tarifi imkansız bir şeydi. Ahmet Turan Alkan’ın da bir o kadar hak ettiği bir cenaze töreni vardı ama olmadı.
Neden olmadı? Çok nedeni var. Orada çok az sayıda kişiydik. Bursa’da olması tamam, ama pekâlâ insanlar onun gibi birisi için orada son görevini yapmaya gidebilirlerdi. Ama bir kere çok ciddi bir kırılganlık var işin içinde. Onun yaşadıkları var ve insanlar ürküyor. İnsanlar korkuyor. Bunu kabul edelim. Yani durup dururken 22 ay hapiste yatırılmış birisinin cenazesine gitmeye de ürkenler var. O kadar değişik yerlerde, bir kere Ülkücü Hareket içerisinden, sonra oradan bir şekilde mesafe koymuş ama en hareketli yıllarda, 70’li yıllarda Ankara’da okumuş, üniversite okumuş birisi olarak şu anda ülkenin dört bir tarafında onun kuşağından ülkücüler çok önemli yerlerdeler. Vardı ülkücü ama çok da fazla değildi. Beraber hapis yattıklarından Mümtaz’er Türköne, Ali Bulaç vardı. Onun dışında çok fazla yoktuk. Bu hazin bir durum. Çünkü bu ülke böyle bir ülke.
Bakın bugün neyin yıl dönümü? Büyük gazeteci, bence Cumhuriyet tarihinin, benim tanık olduğum Cumhuriyet tarihinin en büyük gazetecisi Uğur Mumcu’nun kalleşçe katledilmesinin yıl dönümü. 1993, 24 Ocak Uğur Mumcu katledildi. O zamandan bu zamana kaç yıl geçti? 33 yıl. Ne biliyoruz Uğur Mumcu cinayeti hakkında, ne aydınlandı? Birileri tutuklandı, mahkum oldu ama hâlâ kim, neden vurdurdu Uğur Mumcu’yu, öldürttü? Vurdurma da değil, büyük bir katliamdı yani suikast. Bilmiyoruz, bilemiyoruz. Bilmeye de aslında çok fazla cesaret edemedik sanki. Türkiye’de Uğur Mumcu’nun tam bugün, 33 yılda Türkiye’de gazeteciler bunu aydınlatamadı. Değişik iktidarlar geldi, bunu aydınlatamadı ve ilk öldürülen gazeteci değil ve anladığım kadarıyla son da olmayacak maalesef. Bu ülke böyle bir ülke. İyilerine sahip çıkmayan; çıkamayan değil, çıkmayan bir ülke. İyi olmak, başarılı olmak, bir şeyler yapmak, bu halk için bir şeyler yapmak, Türkiye’de kültüre, düşünce hayatına katkıda bulunmak, serinkanlı olmak; bunlar çok beğenilen şeyler değil maalesef. Böyle bir durumla karşı karşıyayız.
Şimdi ne oldu mesela? Önceki gece bizim arkadaşımız Furkan Karabay gözaltına alındı. Dün bütün gün onu takip ettik ve Furkan’ın ev hapsiyle tahliyesine sevindik. Bu aslında utanç verici bir durum. Yani niçin gözaltına alındı, niçin yargılanacak? Çok saçma sapan gerekçelerle, sırf gazeteci olduğu için… Daha önce de yazdıklarından, söylediklerinden dolayı yargılanmış ama dik durmuş, boyun eğmemiş genç kuşağın en parlak isimlerinden birisi. Ve sonunda ona yine ev hapsi cezası verildi. Tahliyesinden iki ay mı ne geçti en son çıkışından. İki ay bile değildir belki. Kendisi çıktıktan kısa bir süre sonra Aralık ortasında Medyascope‘ta çalışmaya başladı ve çok iyi işler çıkardı, çıkartacak da. Çünkü çok parlak, çok konuya hâkim ve işini seven ama ülkesini seven birisi. Ve tabii ki başına bir şeyler geliyor. Bakalım, inşallah en kısa zamanda ev hapsi de kalkar ama gazeteciliğini sürdürecek; cezaevindeyken de sürdürüyordu. Evet, bu biraz iç dökme gibi oldu ama böyle. Bu ülkede sadece gazeteciler değil, herkes hep böyle bedavaya yaşıyoruz. Yalnız bırakılıyoruz. Yalnız bırakılıyor insanlar. İnsanlar ürküyor, insanlar çekiniyor ve haksız da değiller ve sonuçta ülkenin üzerine kocaman bir hüzün düşüyor. Öyle diyelim.
Hilmi Yavuz’dan bahsettik ama bugünün ithafı Hilmi Yavuz’un da iyi tanıdığı bir isim: Şahin Alpay. Şahin Alpay aynı Ahmet Turan Alkan gibi, o da sırf Zaman gazetesinde yazı yazdığı için uzun bir süre hapis kaldı. Cezaevinden çıktıktan kısa bir süre sonra eşini kaybetti. Şahin abi anılarını yazdı biliyorsunuz. Şahin abinin hayatı bir ilginç; Robert Kolej mezunu, Ayvalıklı bir genç. Sonra Mülkiye’de okuyor Ankara’da ve Maocu oluyor. Maocu hareketin önde gelen isimlerinden oluyor. Sonra Filistin’de gerillalık bile yapıyor. Ondan sonra İsveç’te gönüllü bir sürgün hayatı ve bütün Maoculuktan, Marksizmden kopuş; sosyal demokrasiyi keşfediş, liberalizmi keşfediş. Türkiye’de TESEV’de, yani sosyal demokratların önde gelen vakıflarından TESEV’de ve Cumhuriyet Halk Partisi’nde birtakım sorumluluklar aldı ama esas olarak medyada gazetecilik yaptı, editörlük yaptı. Entelektüel bakış sayfaları ve bir ara hatta programı da oldu CNN Türk‘te yanılmıyorsam, bunları yaptı. Ve bizim Şahin abiyle tanışmamız onun Cumhuriyet gazetesi yıllarındadır. O zamandan beri hep birbirimize yakın olduk. Bana çok yardımcı oldu. Yazılarımın çıkmasında, kitaplarımın tanıtımında çok yardımcı oldu. Ben de onun entelektüel bakışlarına arada sırada katkıda bulundum.
Ve Şahin abi de tıpkı Ahmet Turan Alkan gibi, Mümtaz’er Türköne gibi, Mehmet Altan gibi, öyle çok isim var; Ali Bulaç gibi Fethullahçı olmayıp ama sırf Fethullahçıların yerlerinde yazı yazdıkları, program yaptıkları için cezalandırılan kişilerden birisi oldu. Biliyorum birçok kişi “oh oldu” diyor. Asla böyle bir şeyi kabul etmek mümkün değil. Hiçbir şekilde kabul etmek mümkün değil. Sonuçta yaptıkları tercihi; şu gazetede yazmak, bu televizyonda program yapmak diye eleştirebilirsiniz. Ama bu kişiler, bu aydınlar, ki Hilmi Yavuz da yazıyordu; o çok şükür cezaevine girmedi ama böyle örnekler var. Ve tabii burada hazin olan başka bir olay da şu: O gazetelerin, televizyonların üst düzey yöneticilerinin çoğu, hepsi değil ama çoğu yurt dışında. Nasıl olduysa gittiler, kaçtılar, ettiler ve onlar yurt dışında nasıl hayatlar yaşıyorlar çok da umurumda değil. Bazılarını biliyorum ama çok da umurumda değil. Ama onların geride bıraktığı insanlar çok acı çektiler, yoksunluk çektiler, mağdur oldular. Şahin abi de bunlardan birisiydi. Tıpkı Mümtaz’er gibi, Ali Bulaç gibi, Ahmet Turan Alkan, Mehmet Altan gibi. Bu da Türkiye’nin onlara ödettiği, durup dururken haksız yere ödettiği bedellerdendi. Neyse, Şahin Abi’ye buradan sevgilerimi ve minnet duygularımı iletiyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.







