“Cumhurbaşkanını tehdit” suçlamasıyla tutuklanan ve daha sonra tahliye edilen Fatih Altaylı geri döndü. Youtube kanalında 1 saat 38 dakikalık yayında yaşadığı süreci anlatan Altaylı, Enver Aysever ile İmamoğlu arasındaki el sıkışma polemiği hakkında da görüşlerini dile getirdi.

YouTube kanalında yaptığı konuşma nedeniyle 22 Haziran’da tutuklanan ve daha sonra tahliye edilen gazeteci Fatih Altaylı geri döndü.
Altaylı yayında, gözaltına alındığı günden bu yana neler yaşadığını anlattı. Altaylı, tutuklu gazeteci Enver Aysever ile İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu arasındaki “el sıkışma” polemiğiyle ilgili de görüşlerini dile getirdi.
Altaylı, cezaevinde kimsenin el sıkışamadığını belirtti, “Ben orada yedi ay kaldım hemen hemen. Kimsenin elini sıkmadım. Çünkü kimsenin elini sıkacak bir ortam oluşmuyor. Yani en fazla koridorda karşılaşıyorsunuz geçerken yan yana. Ki onu bile karşılaşmamaya gayret ediyorlar. Ve koridorda aranızda 4-5 metreden daha yakın bir mesafe olması mümkün değil. Ha avukat görüş kabinlerinde yan yana 11 tane kabin var. Orada birbirlerine küfür müfür olmuşsa, onu bilmem. Ben oradayken böyle bir şeye bizzat tanık olmadım ama ‘elini uzattı sıkmadım, elimi verdim almadı’ falan… Bunlar mümkün değil” dedi.
- Fatih Altaylı’nın koltuğu boş kaldı: Ekibi tutuklama kararını eleştirdi
- Gazeteci Fatih Altaylı tutuklandı
- Fatih Altaylı’dan cezaevinden ilk mektup: “Gençler bizim yerimize bedel öderken sessiz kalacak değiliz”
- Ruşen Çakır yorumladı: Fatih Altaylı niçin tahliye edilmedi?
- Fatih Altaylı tahliye edildi
Gözaltı ve tutuklanma sürecini anlatan Altaylı, herkesin saygı sınırları içerisinde hareket ettiğini söyledi, kötü muamele görmediğini belirtti, “Kötü muamele gördüğünü diye bileceğim bir veya iki kişi vardır, onlar da cezaeviyle alakalı değil” dedi.
Görüş günlerini “en kötü günler” olarak nitelendiren Altaylı, “Özgür insanın özgürlüğünden yoksun olması gerçekten çok vahim bir durum. Şu açıdan çok vahim bir durum: Mesela görüş günleri benim açımdan en kötü günlerdi. Niye en kötü günlerdi? İnsan sevdiğini görünce çok mutlu oluyor. Ama onun dışındayken, oradaki süreç içerisinde bir hafta boyunca sen neyden yoksun olduğunun aslında çok farkında değilsin” diye konuştu.
Günleri nasıl geçiyordu?
Her sabah 05:00’te kalktığını, kitap okumaya başladığını, 08:00’de ise sayıma katıldığını anlatan Fatih Altaylı, kaldığı hücreyi anlattı:
“Üst katta yatak var. Biraz daha dar orası. Yukarıda üç pencere var. Aşağıda tek pencere var. Aşağıda bir koridora bakan kapı var. Oradan yemekti, şuydu, buydu. Gelen giden oradan geliyor. Bir tane de avluya bakan kapı var, galiba 22 metrekareymiş. O 22 metrelik bir avlu var. O avluda işte yürüyorsun, hava alıyorsun. Bir de oraya açılan kapı var. O avlu da bir başka koridora açılıyor. Bir plastik masa var. Bir tane buzdolabı ve televizyon satın aldım. Kantin alışverişi yapmak mümkün. Pazartesi günleri bir hafta boyunca ne yiyip ne içecekseniz, kantinden ne ihtiyacınız varsa onları bir liste halinde yazıyorsunuz., kantinde 300 parça falan galiba şey var, ürün var Onun dışında da bir de manav ürünleri var.”
Her gün kaldığı odayı temizlediğini ifade eden Altaylı, “Her gün süpürüyorsun zaten. Haftada üç gün de paspasla temizliyordum içeriyi. Tabii kısa sapı var, uzun saplı vermiyorlar. Mesela bıçağın var. En adisinden meyve bıçakları var ya plastik renkli saplı falan, onun yarısı kesilmiş olarak e veriyorlar. Çatal hayatımda gördüğüm en ince tenekeden yapılmış çatal. Bıçaktan bile daha keskin. Sonra alışıyorsun. Bastırmamayı öğreniyorsun” dedi.
Cezaevinde çok fazla bilgi edindiğini dile getiren Fatih Altaylı, “Çetelerle ilgili inanılmaz şeyler öğrendim. Mesela hangi çete nasıldır, hangisi uyuşturucu kaçakçısıdır? Pek çok avukat anlattı bana. Timur Soykan’dan daha çok biliyorum ya da Murat Ağırel’den. Böyle enteresan bilgiler de oldu” diye konuştu.
Televizyonda ne seyrediyordu?
Fatih Altaylı televizyonda seyrettiklerini de anlattı:
“Televizyonda haberleri seyrediyorum sabahları falan böyle. Sonra baktım ki bu haber televizyonu seyretmek insanda bir ruhsal bozukluğa sebebiyet veriyor. Mesela dizi seyretmeye falan başladım. İşte Halef diye bir diziye taktım kafaya. Şimdi hâlâ seyretmek istiyorum Kadın programları seyretmeye başladım ve utanç duydum bazılarından. Gerçekten çok saçmaydı. Sonra normal haberler zaten o kadın programlardaki rezaletlikleri aratmayacak bir noktaya evrildi niyeyse. Sonunda bıraktım televizyon seyretmeyi, haber seyretmeyi bıraktım. Asabım bozuluyordu çünkü. Magazin programlarını seyredeyim dedim bir ara. Benim anladığım kadarıyla Türkiye’de magazin programı şöyle yapılıyor. Bir kişi var hepsini yapıyor. Bütün televizyon dağıtıyor. Aynı dil, aynı konular, aynı görüntülerde her şey aynı. Birisi TV8’de, birisi Kanal D’de, birisi ne bileyim Show TV’de falan ama hepsi aynı. Bir tek TV8’de sunan farklı. Çok daha iğrenç bir sunum var.”
Gezi Parkı davasından tutuklanan ve daha sonra serbest kalan Ayşe Barım’ı da gördüğünü söyleyen Altaylı, “Herkes çok korkuyordu Ayşe Barım orada ölecek diye. Çünkü haftanın birkaç günü yerde baygın bulunuyordu. Ben Ayşe Barım’ı dışarıda tanımazdım. Yani bir sosyal hayatta birkaç kere karşılaşmak dışında. Orada tanıdım kendisini. İşte nasılsın, iyi misin, sağlık falan filan. Bazen avukatlar vasıtasıyla birbirinizle haberleşebiliyorsunuz. Onun dışında çok fazla bir temas açıkçası ne mümkün ne mevzu bahis ne de böyle bir girişimde bulunabiliyorsunuz. Çünkü temas tamamen yasak yani” dedi.







