Hanefi Avcı ile söyleşi: “Terörün olmadığı ülkelerin ortak noktası demokrasi”

Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, PKK’dan devletin güvenlik politikalarına, JİTEM tartışmalarından demokrasi, hukuk ve güncel siyasete kadar pek çok konuda konuştu. Avcı, PKK’ya katılma nedenlerini anlamak için bölge koşullarını anlamak gerektiğini söyledi.

Haber: Emir Berke Yaşar

Hanefi Avcı ile söyleşi: "Terörün olmadığı ülkelerin ortak noktası demokrasi"

Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, Türkiye’nin son 40 yıllık güvenlik politikaları, terörle mücadele stratejileri ve devlet içi yapılanmalar masaya yatırdı. 1984’ten 1992’ye kadar Güneydoğu’da görev yapan Avcı, PKK’nın ortaya çıkışından JİTEM tartışmalarına, Susurluk olayından Gülen yapılanmasına kadar kritik dönemlere tanıklık etti.

Demokrasi, hukuk ve özgürlüklerin eksikliğinin şiddeti beslediğini savunan Avcı, devletin geçmiş hatalarından ders alması gerektiğini söyledi.

Avcı, insanların PKK’ya katılma nedenini anlamak için bölge şartlarını bilmek gerektiğini söyledi:

“Türk toplumu ve devlet kendi şartlarıyla kendi kendine soruyorlar. Bu nedene dağa çıkanların gözüyle, onların içinde yaşadığı duruma, düşüncelerine göre bakmak lazım. Güneydoğu’daki toplumsal şartların, toplumsal yapının kendileri üstündeki baskısını hissediyorlar. Kimileri bunu oradaki ağalık gibi feodal kavramların baskısı olarak hissediyor, kimileri bunu devletin baskısı olarak hissediyor. Bölge halkı mevcut durumdan memnun olmadıkları, onların bir takım siyasi, sosyal o taleplerine uygun bir ortam bulamadığı için böyle bir arayışı var insanların.

Dağa çıkanların kendi öğretilerine ve ifadelerine baktığınızda; hem devletin hem de toplumsal yapının insanlar üzerindeki etkisini görüyorsunuz. Kendilerince bölgenin sömürülmüş, geri kalmış, hak ve hukuku verilmemiş olduğunu düşünüyorlar. Dillerini konuşmalarına müsaade edilmediğini, altyapıların yapılmadığını söylüyorlar. Bu memnuniyetsizlik nedeniyle sorunların normal yöntemlerle çözülemeyeceğine inanıp böyle bir yola gitmişler.

Tabii bu 20 sene öncesinin durumu. Son zamanlarda ise sanki bu fikirlerin değiştiği kanaatindeyiz. Artık eskisi gibi şiddeti savunmuyorlar. Biraz daha demokratik bir cumhuriyette sorunların çözülebileceği anlayışı onlarda da var. Başlangıçta muhakkak bir devlet kuracağız kafası vardı. Ama şimdi gelinen nokta farklı. Son 15–20 Öcalan’ın yönlendirmesinden dolayı demokratik bir cumhuriyette beraber yaşanabilir düşüncesi var.”

Hanefi Avcı ile söyleşi: "Terörün olmadığı ülkelerin ortak noktası demokrasi"
Terörün olmadığı ülkelerin ortak noktası ne? | Hanefi Avcı anlattı

“Siyasi ve sosyal sorunlar ancak siyasetin kendi yöntemleriyle çözülebilir”

  • Bu sorunun siyasi yöntemlerle ve siyasi kurumlarla, askeriyeden bağımsız şekilde çözülmesi mümkün mü?

“Siyasi ve sosyal sorunlar ancak siyasetin kendi yöntemleriyle çözülebilir. Bu olay, sıradan bir asayiş olayı değil. Bu işin içinde siyasi ve sosyal talepler var. Eğer bu olay kitleselse, üç beş kişinin değil de geniş kitlelerin etrafında yürüyorsa, bahsedilen siyasal ve sosyal taleplerde kitleler ortaksa; bu durum ancak siyasetin yöntemleriyle çözülebilir.

Böyle bir sorunu salt askerî, polisiye ya da adli tedbirlerle çözmeye kalkmakla sorun çözülmez. Operasyonlar biraz zaman kazandırabilir. Ama sorunu kökünden çözemez. Şiddet kullananlara karşı devletin askerî gücü elbette olacaktır. Ama sorun sadece onların sorunu değil; geniş kitlelerin de sorunudur. O boyutuyla bu meselenin siyasi ve sosyal yöntemlerle, siyaset mekanizmasıyla çözülmesi gerekmektedir.”

“Birçok kişi batıya göç etmek zorunda kaldı”

  • Devlet ile PKK arasındaki çatışmaların en yoğun olduğu dönemlerde Güneydoğu’da günlük hayat nasıldı?

“Olayların başladığı 84 yılında çatışmalar ağırlıklı olarak Şırnak civarı gibi dar bir bölgede hissediliyordu. Zamanla Mardin’e, Bitlis’e, Diyarbakır’a doğru yayıldı. Ben 1984’ün sonunda bölgede göreve başladım ve 1992’ye kadar oradaydım. Ayrıldığım dönemde ağırlık yine Şırnak, Eruh, Pervari hattındaydı.

Esas yoğunluk belirli merkezlerdeydi. Bu durum güvenlik güçlerinin sert tedbirler almasına ve bölge halkının günlük yaşamının ciddi biçimde zorlaşmasına yol açtı. Uzun süreli kısıtlamalar, sokağa çıkma yasakları, seyahat sınırlamaları insanların hayatını doğrudan etkiledi.

1987’ye kadar sıkıyönetim, sonrasında olağanüstü hâl uygulandı. Bu dönemler son derece ağır geçti; sürekli bir tedirginlik hâli vardı. Bu nedenle birçok kişi batıya göç etmek zorunda kaldı, gidemeyenler ise çok zor şartlar altında yaşamaya devam etti.

Ancak son yıllarda, özellikle 2020’lerden sonra şartların ciddi biçimde değiştiğini gördüm. Son iki yılda bölgeye gittiğimde güven ortamının büyük ölçüde tesis edildiğini, sosyal ve ekonomik olarak önemli bir toparlanma yaşandığını gözlemledim.

Devletin kasıtlı olarak bir örgüt kurması gibi bir şey düşünülemez.

Asıl mesele, olaylara bakıştaki farklılıktır. Devlet içinde görev yapan bazı insanların olayları algılayış biçimiyle, sivil toplumda yer alan insanların ya da belli yapılara yakın kesimlerin bakış açısı arasında ciddi farklar vardır. Sorunun temel kaynağı da buradan doğmaktadır.

Ne tür tedbirler alınması gerektiği, nasıl önlenmesi gerektiği konusuna geçmeden önce, bu meselelere daha geniş ve sağlıklı bir perspektiften bakmak gerekiyor.”

Hanefi Avcı ile söyleşi: "Terörün olmadığı ülkelerin ortak noktası demokrasi"
Terörün olmadığı ülkelerin ortak noktası ne? | Hanefi Avcı anlattı

“Terörün olmadığı ülkelerin ortak noktası demokrasi”

Dünyada hiç terörle ya da benzeri toplumsal şiddet olaylarıyla karşılaşmamış ülkeler var. Bu ülkelerde ne anarşi var, ne terör, ne çatışma… Hayat akıyor. Bir de sürekli bu olayları yaşayan ülkeler var; sabahtan akşama operasyonlar, çatışmalar, krizler… Televizyonu açıyorsunuz, hep bunları görüyorsunuz.

Devletleri A’dan Z’ye sıralayalım. Dillerini, dinlerini, etnik yapılarını, yer altı ve yer üstü kaynaklarını yazalım. Sonra bakalım; terörün hiç olmadığı, insanların devletle ya da rejimle sorun yaşamadığı ülkelerde hangi ortak şartlar var. Aynı şekilde sürekli terör ve anarşiyle boğuşan ülkelerde hangi ortak eksiklikler bulunuyor?

Dünyadaki devletlerin hepsini karşılaştırdığınızda ortaya net bir tablo çıkıyor. Bu iş ne yer altı zenginliğiyle ne de ekonomik kaynaklarla açıklanabilir. Terörün olmadığı ülkelerin ortak noktası şudur: Bu ülkelerde demokrasi vardır ve göstermelik değil, kurumlarıyla ve kurallarıyla işler. Hukuk vardır; bağımsız, tarafsız bir yargı vardır. Özgürlükler geniştir. Devletin zorunlu olmadığı hiçbir alanda insanların özgürlüğü kısıtlanmaz. Eğitim sistemleri güçlüdür. Yolsuzlukla ciddi ve organize bir mücadele yürütülür. Bunlara ek olarak sayılabilecek birkaç temel şart daha vardır.

Bu tür huzuru ve barışı sağlamış ülkelerde mutlak güç sahibi iktidarlar göremezsiniz. Tam tersine, terörün kol gezdiği, her gün operasyonların yapıldığı ülkelere baktığınızda; demokrasi yoktur, hukuk yoktur, adalet yoktur. Bu unsurların zayıflık derecesine göre de şiddet artar ya da azalır.

Örneğin İsveç, Norveç, Finlandiya, Kanada… Bu ülkelerde terör yoktur. Buna karşılık terörün yoğun olduğu ülkelere baktığınızda özgürlük, demokrasi, eşitlik ve adaletin olmadığını görürsünüz. Demek ki bu olayları doğuran temel sebep; özgürlüklerin, hukukun, adaletin ve demokrasinin olmamasıdır.

Eğer siz hakkınızı hukuk yoluyla arayabiliyorsanız, mahkemeye gidebiliyorsanız, devlete karşı yasal yollar açıksa; bunu şiddetle aramanın bir mantığı yoktur. Ama kişi ya da gruplar kendilerini haklı hissedip başka hiçbir yoldan haklarını alamadıklarına inanırlarsa, son çare olarak şiddete yönelirler.”

  • 90’lı yıllara değinmişken JİTEM konusuna girmek istiyorum. JİTEM, üstünden yıllar geçmesine rağmen hâlâ tam aydınlanmadı, JİTEM olgusu neydi?

Terör olayları başlayınca, terörü önlemenin yolu olarak bir jandarma istihbarat birimi kuruldu. Devlet teşkilat kurarken kanunlara ve ilgili makamlara dayanır, ancak JİTEM jandarmanın kendi girişimiyle kuruldu. Teröre karşı kanunların yetersiz olduğu düşünülerek kanunları aşma zihniyeti benimsendi. Susurluk olayıyla birlikte JİTEM olayı gündeme geldiğinde, —herkesin bildiği teşkilatı— jandarma “Böyle bir teşkilat yok” diyerek reddetti. Devlet, kendi gücünü inkâr etti. Bir gazetecinin yazdığı kitapta JİTEM’e dair evraklar, belgeler yazılınca ortaya çıktı. Askerler o dönem sivil siyasetten güçlü olduğu için sivil siyaset üstüne gidemedi.

Asıl ilgi meselesi JİTEM’in kullandığı yol ve eylemdi. Devlet, terörle mücadele için kalifiye insan yetiştiremeyince, yaşanan terör olaylarına karşı bazı insanlar hukuk dışına çıktılar. Eğer mücadele edeceği gruba karşı devlet kendi personelini yetiştirmiş, eğitmiş, onlarla mücadele edecek vasıflı hâle getirmiş olsaydı, onlar gibi kimlikler oluşturabilecek, onlara karşı yapacak grupları oluştursaydı, olmazdı.

  • Kaçakçılığı anlatabilir misiniz?

Eğer bir ülkede ekonomik sistem sağlıklı kurulmamışsa, insanlar para kazanmak için her yolu dener. Vergi yükü adil değilse, bazı mallar arasında büyük fiyat farkları varsa, insanlar bunu kaçakçılıkla telafi etmeye çalışır.

Siz adil ve rekabetçi bir ihale sistemi kuramazsanız, insanlar ihale ve ruhsat ilişkileri üzerinden zenginleşmenin yolunu arar. Sigara ve alkol gibi ürünlere aşırı vergi koyarsanız, kaçak üretim ve kaçakçılık artar. Aynı durum bütün mallar için geçerlidir. Bir ürün Türkiye’de pahalı, başka bir ülkede ucuzsa, kaçakçılığı yapılır.

Bunun çözümü sadece polis değildir. Polis en son aşamadır. Eğitimden başlayarak, sosyal ve ekonomik tedbirlerle bu ortamı ortadan kaldırmanız gerekir.

Hanefi Avcı ile söyleşi: "Terörün olmadığı ülkelerin ortak noktası demokrasi"
Terörün olmadığı ülkelerin ortak noktası ne? | Hanefi Avcı anlattı

“Kurumlar harekete geçmedi”

  • Gülen yapılanması ile karşı karşıya nasıl geldiniz?

Görev yaparken, devletin güvenliğine karşı olan yapılara karşı önlem almaya çalıştım. Susurluk zamanında da böyleydim. Gülen örgütü de devletin içine sızıp ele aldığı güç ile ülkeyi zarara uğratmak istiyordu, o zaman bu duruma mani olmak istedim.

Önce devletin ilgili kurumlarını uyardım. Yazılı dilekçeler ve evraklar verdim, ancak bu kurumlar harekete geçmedi. O zaman hükümet, çok önemli görmedi bu meseleyi.

Devletin kurumları harekete geçmeyince Emniyet müdürüyken “Devlet harekete geçmiyorsa bu meseleyi halka duyuralım” diyerek Haliç’te Yaşayan Simonlar kitabını yazdım. Kitabın ilk bölümünde, bizden sonrakiler bizim dönemimizdeki hataları yapmasınlar diye anılarımı yazdım. İkinci bölümünde ise Türkiye’nin Gülen meselesinden büyük zarar göreceğine inanarak Gülen meselesine değindim.

Kitabı yazdığımda kendilerinin teşhir edilmesinden çok rahatsız oldular. Çünkü anlattıklarım doğruydu ve bunu kendileri de biliyordu. Önce şok geçirdiler, ardından beni tutukladılar. Daha sonra Ahmet Şık’ı da tutuklayarak basını susturmak istediler.

Bir süre sonra hükümetle de karşı karşıya geldiler. Hükümetin yenileceğini düşünmüşlerdi; hesapları tutsaydı başarılı olma ihtimalleri vardı. Hükümet yenilmedi ama az kalmıştı. 17–25 Aralık’ta zamanlamayı kaçırdılar, süreci erken başlattılar. 15 Temmuz’da da benzer bir hata yaptılar.

Şimdi sorulması gereken şu: Devlet bu süreçten gerekli dersi aldı mı? Benzer yöntemler neden hâlâ zaman zaman tekrar ediyor? O dönem tehlike görülebilirdi ve önlenebilirdi. Emniyet ve yargıdaki örgütlü kadrolar zamanında tasfiye edilseydi, kritik noktalardaki isimler yer değiştirseydi, bu noktaya gelinmezdi. Ama yapılmadı. “Ben her şeyi kontrol ederim” anlayışı hâkim oldu. Olayın nereye gittiği tam olarak kavranamadı.

Devlet güvenliğini ve ülkenin geleceğini tehdit eden sorunlar, bugün atılan küçük adımların yıllar sonra büyümesiyle ortaya çıkar. PKK meselesi de 1970’lerdeki emarelerden görülebilirdi. Akıllı devletler bu tür sorunlara önceden müdahale eder; edemeyenler ise ancak duvara çarptıktan sonra tepki verir ve bu da şiddeti büyüterek daha büyük sorunlara yol açar.

  • Yeşil’in yaşadığına dair bazı iddialar var, Yeşil yaşıyor mu ve kimdi?

Yeşil hayatta değil. 1998 itibarıyla yaşamadığı kanaatindeyim. Yaşadığına dair sağlam bir veri yok. Yeşil özellikle Güneydoğu’da faaliyet göstermiş, zaman zaman polisle, jandarmayla, askerle ve MİT’le birlikte hareket etmiş bir isimdi. Bu yapılarla ilişki kurarken sınırları aştı.

Kaçırılan ve öldürülen insanlar tek başına kaçırılıp öldürülemez; bu işlerin mutlaka birden fazla ayağı vardır ve kamu görevlilerinin koruması olmadan mümkün değildir.

Başlangıçta “vatan, millet” söylemiyle yola çıkanlar, zamanla bunu kendi menfaatleri için kullandı. Susurluk sürecine karışıp da gayrimeşru işlere bulaşmayan yoktur. Yeşil de böyleydi. Zamanla kontrolden çıktı, batı illerine geldi; yol kesme, adam korkutma, kaçırma ve para alma gibi her türlü suça karıştı. Geçmişi nedeniyle üzerine gidilemiyordu.

1997’de Susurluk olayları patlayıp soruşturmalar başlayınca, birlikte çalıştıkları onun konuşmasından korktu ve sonunda Yeşil’i ortadan kaldırdılar.

  • Cem Ersever nasıl öldürüldü?

Cem bu işler için uyarılarda bulunuyordu. Güneydoğu’da devletin çok şey kaybettiğini, yeterince mücadele edemediğini söylüyordu. Bölgedeki üst düzey görevlilerin yukarıya güven vermediğini, bu gidişle devletin ciddi bir sıkıntıya sürükleneceğini dile getiriyordu.

Ancak hukuk dışı yöntemlere ilk başvuranlar yine bölgedeki bazı yetkililer oldu. “Ülke korunacaksa her türlü yol mubahtır” anlayışıyla hareket edildi. Cem de bir süre bu yapının içindeydi ama zamanla bunlarla çelişir hâle geldi. Görevden ayrıldı, kitaplar yazdı, Güneydoğu’daki gidişatın ülkeyi felakete sürükleyeceğini anlatmaya başladı. Zamanla anlaşıldı ki Cem daha fazlasını da anlatacaktı. Bu da birçok ismin başını ağrıtacaktı. Bunun üzerine Cem’e karşı tedbir alındı; pusuya düşürüldü, kaçırıldı ve öldürüldü.

Ciddi bir soruşturma yapılmadı. Ne arama, ne yakalama, ne de gerçek bir tedbir vardı. Çünkü bu, tamamen devletin kendi içindeki insanlar tarafından yapılmış bir eylemdi. İyi bir soruşturma yapılsaydı pek çok şey çözülebilirdi ama bedeli ağır olacağı için çözülmedi. Benim inancıma göre bu üç kişi, devletin içindeki bazı unsurlar tarafından susturulmak amacıyla öldürüldü.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.