Gazeteci Ruşen Çakır, “Akın Gürlek ile yeni dönem: Sert başladı, sert sürecek” başlıklı yayınında, kamuoyu tarafından tartışılan pek çok davanın savcısı olan Akın Gürlek’in AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Yılmaz Tunç’un yerine Adalet Bakanlığı görevine atanmasını değerlendirdi.
Gazeteci Ruşen Çakır, Ankara’da gerçekleştirdiği Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) ziyaretinin ardından pek çok tartışmalı soruşturmayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak yürüten Akın Gürlek’in yeni Adalet Bakanı olarak atanmasını ve bu atamanın Türk siyasetine olası etkilerini değerlendirdi.
Ruşen Çakır, Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olarak atanmasının Meclis’te gerilime yol açtığını, CHP milletvekillerinin protestoları sırasında arbedeler yaşandığını hatırlattı. Çakır, CHP’nin bu atamayı kendisine yönelik yeni bir siyasi ve yargısal hamlenin işareti olarak değerlendirdiğini söyledi.
Yeni bakan Akın Gürlek’in geçmişte Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) yönelik operasyonlarda rol aldığını hatırlatan Ruşen Çakır, özellikle 9 Mart’ta başlayacak olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davası gibi süreçlerde yargıya olan baskısının artabileceği yönünde beklentiler bulunduğunu ifade etti.
“Gücünü Erdoğan’dan alıyor, siyaseten zayıf”
Ruşen Çakır’a göre Akın Gürlek’in asıl güç kaynağı AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Akın Gürlek’in Adalet ve Kalkınma Partisi teşkilatları içinde güçlü bir siyasi tabanı bulunmadığına dikkat çeken Çakır, bürokrasiden gelmiş olmasının Gürlek’i siyaseten zayıf kıldığını belirtti.
Bu durumun ilerleyen dönemde Akın Gürlek’i yalnızca Erdoğan’a dayanmak yerine farklı siyasi müttefikler aramaya itebileceğini ifade eden Çakır, iktidar yanlısı sosyal medya çevreleriyle ilişkilendirilmesinin ise bakanlık açısından olumsuz bir başlangıç olduğunu söyledi.

Süleyman Soylu benzetmesi
Ruşen Çakır, Akın Gürlek’in yükselişini eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile kıyasladı.
Süleyman Soylu’nun bir dönem Erdoğan’ın “prensi” gibi öne çıktığını, ancak zamanla siyaseten etkisizleştiğini hatırlatan Çakır, Akın Gürlek’in de benzer bir süreç yaşayabileceğini dile getirdi.
Ruşen Çakır, bu atamanın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan açısından yaklaşan seçimler öncesinde yargı üzerinden siyaseti şekillendirme hamlesi olarak görülebileceğini belirtti. Akın Gürlek’in göreve getirilmesini, siyasi engelleri ortadan kaldırmaya yönelik önemli bir “seçim yatırımı” olarak nitelendirdi.
Deşifre: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Salı ve çarşamba günü Ankara’daydım, Meclis’teydim. Bütün partilerin grup toplantılarını izledim. MHP yapmadı. Bütün partilerin liderleriyle en azından el sıkıştım, sohbet ettim. Yalnız bunlardan Erdoğan’ın elini sıkmam yeni bir lince neden oldu. Bu konuyu şimdilik konuşmayacağım ama bu konuda içimin rahat olduğunu herkese söyleyebilirim. Yanlış bir şey yok. Ama bunu muhtemelen yarın daha kapsamlı bir şekilde anlatacağım. Çünkü yoldaydım. Detaylara bakamadım. Kimler ne demişler tam da bilmiyorum. Yarına yapmayı düşünüyorum. Belki de hiç yapmam, bilmiyorum. Neyse… Akın Gürlek konuşmak istiyorum. Meclis’teki o yumruklaşmalar vesaireler olduğunda biz yoldaydık. Dönüş yolundaydık ama beklenen bir şeydi. Çünkü CHP tüm milletvekillerini olay yerine yani genel kurula çağırmıştı. Çünkü Akın Gürlek buraya geldiyse, adalet bakanı olduysa CHP’ye karşı yaptığı operasyonlar nedeniyle ve sayesinde oldu. Adalet Bakanı olduysa bundan sonra da özellikle CHP’ye yönelik operasyonların sürmesi belki yeni operasyonların yapılması için gelecek.
Yani ne olacak? Mart ayının 9’unda İBB davası başlıyor. Büyük dava başlıyor. Ben de sanığım biliyorsunuz. O davanın başından itibaren neyin nasıl olacağı, salonun durumu, şu bu, bütün teferruatlar Adalet Bakanlığı’nın uhdesinde. Tabii ki savcılıklar var ama bizzat Adalet Bakanı bunları bir kere düzenleyecek. Belli ki bu konuda birtakım hazırlıklar içerisindeler. CHP de herhalde kendince hazırlık yapıyordur. Çünkü bu dava Türkiye’nin gündemini uzun bir süre meşgul edecek ve bu davanın CHP’nin lehine gelişebilme ihtimaline karşı belli ki kamuoyunu yönlendirmek ya da ilgisini dağıtmak için yeni operasyonlar olabilir. Daha çok biliyorsunuz İstanbul merkezli operasyonlar oldu. İstanbul dışındaki operasyonlar çok kısmi oldu. Hatta İstanbul’daki operasyonlarda emniyetin katkısı da çok zayıf kaldı. Jandarmayla yaptılar. Şimdi daha ülke çapında birtakım operasyonlar olabilir, CHP’ye yönelik. Başka partilere yönelik olacağını sanmıyorum. CHP’ye yönelik birtakım şeyler olabilir. Ve Adalet Bakanı’nın çok yetkileri var, özellikle savcıların ve yargıçların konumları, atamaları, şunlar bunlar konusunda. Burada da kendince bir dizayn yapacaktır. Şimdiden hazırlığını yapmıştır.
Peki, Akın Gürlek bunu hangi güçle yapıyor? Erdoğan’dan aldığı güçle yapıyor. Onun dışında AK Parti teşkilatlarının ya da AK Parti yönetiminin Akın Gürlek diye bir ilgisi çok fazla yoktu. Mecburen yanında duruyorlar. Ama şunu biliyoruz ki her ne kadar bu hareket tek adam hareketine dönüştüyse de burada insanların, parti içerisinde teşkilatlardan gelen insanların böyle dışarıdan paraşütle gelen kişilere karşı hep bir mesafeli tavrı vardır. Bunu hiç akıldan çıkarmamak lazım. Mesela Ali Yerlikaya da dışarıdan gelen birisiydi. Gitmesine çok fazla parti içerisinde itiraz eden, üzülen olmamıştır. Ama Adalet Bakanı Tunç içeriden birisiydi ve devir teslim töreninde yaşananlar aslında bize biraz bir şeyleri gösterdi diye tahmin ediyorum. O koltukların boyu vesaire meselesi. Burada gücünü Erdoğan’dan alan ve yargı eliyle siyaseti dizayn etme, siyasetin alanını daraltma ve iktidarın önündeki siyasi engelleri yargı yoluyla elimine etme gibi bir görev üstlenen bir kişiyle karşı karşıyayız. Bunda başarılı olduğu ölçüde tabii ki Erdoğan nezdinde ve sistem nezdinde itibarı artacaktır. Ama bu başarının tek başına garanti olmadığını 19 Mart’ta gördük. 19 Mart bütün yapılan uygulamalara rağmen, operasyonlara rağmen özellikle ilk döneminde, ilk aylarda siyasi iktidarın aleyhine gelişti. Bunun önünü kesebilmek için üst üste operasyonlar oldu biliyorsunuz. Dalga dalga operasyonlar oldu ama bunlar bitmedi. Hâlâ mitingler sürüyor. Dün yine CHP yaptı. Yapmaya devam edecek. Mitingler eskisi kadar etkili mi değil mi meselesini artık Türkiye aşmış durumda. Çünkü her mitingin bir karşılığı var ve her mitingden iktidar rahatsız oluyor.
Bir diğer husus siyaseten zayıf birisinden bahsediyoruz. Bürokrasiden gelen, yargı bürokrasisinden gelen birisinden bahsediyoruz ve önü doğrudan tek adam tarafından açıldığı için hareket edebilmiş birisinden bahsediyoruz. Ama bakan olduğunuz zaman işin içerisine mecburen siyaset girecek. Bunları nasıl halledecek? Halledebilecek mi? Önünde çok engel çıkacağını tahmin ediyorum siyaseten ve bunları bir aşamadan sonra Erdoğan’la tek başına güvenerek değil, siyasi iktidar içerisinde kendine yeni müttefikler bularak aşmaya çalışması lazım. Yani tek adam olarak yola devam edemez. Kimleri yanına bulacak? Şimdiden görüyorum. İktidarın birtakım trollerinin hemen yanında yer aldığını görüyorum. Bu aslında onun için iyi bir başlangıç değil. Onların ipiyle inilebilecek çok fazla kuyu yok. Bakacağız, göreceğiz. Akın Gürlek’in bakan olmasıyla beraber, ki bu ne zamandır dile getirilen bir şeydi, aklıma hep Süleyman Soylu geliyor. Süleyman Soylu da bir şekilde Erdoğan’ın prensi gibi kabinenin en öne çıkan ismiydi ve domine ediyordu her şeyi. Hatta istifa etti. Affını diledi, pardon. İstifası da kabul edilmedi Erdoğan tarafından. Ama sonra ne oldu? Süleyman Soylu yok oldu. Şu anda Meclis İçişleri Komisyonu Başkanı mı ne, öyle bir şeyi var ama siyaseten bir etkisi kalmadı. Şimdi Akın Gürlek de bu kadar parlak başlayıp…
Şu anda kabinede akla gelen isim Hakan Fidan baktığımız zaman, başka da pek öne çıkan isim yok. Şimdi Akın Gürlek hep konuşulacak. Hep gündemde olacak. Konuşmayı sevdiğini biliyoruz. En son iddianame ile ilgili bir basın toplantısı yapıp orada anlatmak istemişti birtakım şeyler ama önüne engeller çıkartıldı. Konuşacak da ve o zaman işte gerçek hayatla tanışmış olacak. Süleyman Soylu’nun yaşadıklarından nasıl bir ders çıkartır, çıkartır mı, çıkartmaz mı bilmiyorum. Ama ilk gün ne oldu? Yemin töreni sert başladı. Çünkü CHP onun bakan yapılmasının kendilerine yönelik savaş ilanının yenilenmesi olduğunun bilinciyle hareket ettiler. Baştan itibaren ‘‘en iyi savunma saldırıdır’’ diyerek onun yemin etmesini engellemeye çalıştılar. Sonuçta yemini bir şekilde edebildi. Sert başladı, sert gidecek. Hakkında CHP’nin yönelttiği birtakım suçlamalar var biliyorsunuz. O suçlamaların cevabını da bakan olarak kendisi değerlendirecek. Tabii ki rafa kaldıracak. Ama yeni sert bir dönem ve tabii ki bütün bunlara yaşanacak ilk seçimi düşünerek bakmak lazım. Erdoğan belli ki tarihinin ne zaman olduğuna kendisinin karar vereceğini düşündüğümüz o seçimi Akın Gürlek gibi bir şahin yargı eliyle önündeki siyasi engelleri kaldırabilecek birisiyle yola devam etmek istedi. Dolayısıyla bu Erdoğan’ın en büyük seçim yatırımı olarak gözüküyor diyeyim. Şimdilik noktayı koyayım.
Peki bugünün ithafı kim? Dün Meclis’te kuliste otururken çok eskiden tanıdığım, Gelişim Yayınları‘nda ben Nokta Dergisi‘nde çalışırken tanıdığım Mustafa Özyürek ile karşılaştık. Mustafa Bey Deniz Baykal’ın en yakınındaki isimlerden birisiydi. Çok iyi bir insandı. Çok severim, sayarım. Çok güzel bir tesadüf oldu. ‘‘Ne arıyorsunuz burada?’’ dedim. Eski milletvekili, partide üst görevlerde bulunmuş birisi. Meğer dün Deniz Bey’in vefatının yıl dönümüymüş. Tabii bu kadar harala gürele içinde bunları unutmuştuk. Deniz Bey, 11 Şubat 2023’te, 84 yaşında hayatını kaybetti. 3 yıl olmuş. Şimdi Deniz Baykal’a ithaf ediyorum diye birileri kızabilir. Deniz Baykal CHP’de yıllarca başkanlık yaptı değişik dönemlerde. Toplam 15 yıl 8 ay yönetmiş CHP’yi. Deniz Bey’le gazeteci olarak çok tanıştık, çok el sıkıştık diyeyim hadi günün şeyiyle. Çok sohbetimiz oldu. Çok hoşsohbet birisidir. Çok birikimli birisidir. Şunu hiç unutmam: Rahmetli Şerif Mardin’in asistanıymış ve Türkiye’de ilk seçmen davranışları üzerine araştırma yapan siyaset bilimci. Ona üniversitede kalması için neredeyse yalvarmışlar ama o CHP’ye geçmiş. Hatta bir kitap çevirisi vardır siyaset bilimi üzerine. Erdoğan bir şekilde kitabı görüyor. Çevirenin Deniz Baykal olduğunu görünce ‘‘Ya bu kadar İngilizcesi var mı?’’ diye hayret etmiş. Gerçekten çok birikimli birisiydi. Çok hoşsohbet birisiydi. Meclis’in grup toplantılarının hemen hemen hepsinin ardından biz gazetecilerle beraber Meclis’teki odasında böyle 15-20 gazeteci birden olur sohbet edilirdi. Her şey konuşulurdu, çaylar içilirdi. Çok esprili birisiydi, hazır cevap birisiydi.
Bir anımı anlatayım. Çok anlattım ama bir daha anlatayım. Tarihini hatırlamıyorum ama Deniz Bey de benim gibi Galatasaraylı ve Galatasaray’ın başında Skibbe diye bir teknik direktör var ve işler çok kötü gidiyor ve herkes Skibbe’nin atılmasını istiyor. Orada birisi, bir gazeteci arkadaş Deniz Baykal’a dedi ki; ‘‘Efendim siz Galatasaraylı olarak Skibbe’nin gitmesini istiyor musunuz?’’ dedi. Deniz Bey orada bir başka gazeteci arkadaşa, kim olduğunu hatırlamıyorum maalesef, dedi ki; ‘‘O benden daha iyi Galatasaraylıdır. Ona soralım, bakalım o ne diyor.’’ dedi. O meslektaşım da aynen şu cevabı verdi; ‘‘Efendim ben kendimi çok iyi bir Galatasaraylı olarak görürüm. Teknik direktörümüz takımın başında olduğu müddetçe ben onun aleyhine tek bir kelime bile etmem.’’ dedi. Deniz Baykal’ın cevabı da aynen şu oldu; ‘‘Aa çok güzel. Hadi seni CHP’ye alalım.’’ dedi ve hep birlikte güldük. Tabii ki siyaseten Erdoğan’ın yasağının kalkmasına katkıları, şunlar bunlar bir yığın şey var ve başına gelen o kaset olayı var. Kaset olayını Mustafa Bey’le de konuştuk. ‘‘Olağanüstü kurultay için çok acele etti.’’ diyor. Neyse, bunların hepsi yaşandı geçti. Kendisini saygıyla ve sevgiyle anıyorum. Ama şunu söylemeden edemeyeceğim; maalesef kızı ne gerek varsa babasının adını iyi anmamamız için elinden geleni yapıyor diyeyim. Ama Deniz Bey’in artık böyle bir şeye müdahale etme imkanı yok tabii ki. Onu bir not olarak düşmeden edemeyeceğim. Her gördüğümde sosyal medyada yaptığı bir faaliyeti diyeyim, hep Deniz Bey için üzülüyorum. Eminim, eğer görüyorsa bunları, o da üzülüyordur diyorum. Noktayı koyuyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








