Mehmet Altan ile Türkiye’nin gidişatı (17): Akın Gürlek geldi, Mehmet Şimşek gider mi? | Epstein olayı bize neler söylüyor?

Ruşen Çakır ve Mehmet Altan Türkiye’nin Gidişatı’nın yeni videosunda hem yeni bakanları hem de küresel gelişmeleri değerlendirdi. Altan, yapay zekâ yatırımlarına dikkat çekerek “2025 yılında büyük teknoloji şirketleri yapay zekâ için 400 milyar dolar harcamış. 2030’da bu rakamın 5 trilyon dolara çıkacağı söyleniyor” dedi.

Türkiye’nin Gidişatı programının bu bölümünde yapay zekâ yatırımlarını da değerlendiren ve küresel çip satışlarının ilk kez 1 trilyon dolara ulaşmasının beklendiğini belirten Altan:

“Sanayinin yerini yapay zekâ etrafındaki sektör alıyor. Yeni bir çağ oluşuyor” dedi.

“İki buçuk milyon mail saklanıyor”

ABD’deki Epstein dosyasına ilişkin konuşan Altan, “Hepsini daha yayınlamıyorlar, orada kavga var. İki buçuk milyon mailin gizlendiği iddiaları var” dedi. Dosyanın siyasi boyutuna dikkat çeken Altan, “Amerikan Adalet Bakanlığı’nın yasa çıkarılmış olmasına rağmen iki buçuk milyon kadar maili sakladığı, Trump’ı sakındığı iddiaları var” ifadelerini kullandı.

Altan, Polonya Başbakanı Donald Tusk’ın açıklamasını aktararak şunları söyledi: “Epstein dosyasında Vladimir Putin ile ilgili binden fazla belge var. Rusya ile ilgili belge sayısı 9 binden fazla. Giderek daha fazla yorumcu bunun Rus istihbaratı tarafından hazırlanmış bir operasyon olduğunu düşünüyor.”

Dosyanın kapsamına dikkat çeken Altan, “Batı’nın etkili liderlerini ve dünyanın en büyük şirketlerinin yöneticilerini kaydetti ve filme aldı” dedi.

Akın Gürlek geldi, Mehmet Şimşek gider mi? (Video)
Akın Gürlek geldi, Mehmet Şimşek gider mi? (Video)

“Hukukun üstünlüğünde serbest düşüş var”

Altan, Türkiye’nin demokrasi ve hukuk göstergelerine ilişkin olarak “Demokrasi endeksinde 102. sıradayız. Hukukun üstünlüğünde 118’e düştük” dedi. Gelir dağılımına ilişkin de şunları söyledi: “En fakir yüzde 20, pastadan 6 dilim alıyor. En zengin yüzde 20, 48 dilim alıyor. Açlık sınırı 31 bin lira.”

Ekonomik tabloya dikkat çeken Altan, “Takibe düşen krediler 740 milyarı aşmış. Mehmet Şimşek’i görevden almak ok kurbağası zehri ile intihara benzer” dedi.

Akın Gürlek geldi, Mehmet Şimşek gider mi? (Video)

“Kapsayıcılık kalmadı”

Mehmet Altan, kabinedeki son değişikliklerin özellikle Adalet ve İçişleri bakanlıkları üzerinden devletin kapsayıcılığı tartışmasını yeniden gündeme getirdiğini söyledi. Altan, “İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı’ndaki değişimin, devletin en kapsayıcı ve vatandaşlarına en objektif davranma durumunda olması gereken bakanlıklar açısından önem taşıdığını” belirterek, “Bakan değiştiği vakit bu parlamento bu hale geliyorsa orada parlamentonun ve siyasetin kapsayıcılığının kalmadığını görüyoruz” dedi. Yeni Adalet Bakanı’nın “Vatandaş gelsin şikayetini bana anlatsın” sözlerine de tepki gösteren Altan, “Bir şey olabilir mi ya? Sen kuralları uygula” ifadelerini kullandı. Altan ayrıca Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmasının anayasal zorunluluk olduğunu hatırlattı.


Deşifre: Gülden Özdemir

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Profesör Mehmet Altan’la “Türkiye’nin Gidişatı”nın Şubat ayı yayınında karşınızdayız. Tabii Şubat deyince 2026’da diyelim çünkü bayağı bir oldu. Yılı devirdik çoktan. “Türkiye’nin Gidişatı” dedik Mehmet abi ama öncelikle hoş geldin. Önce bir şu dünyanın gidişatına bakalım. Epstein olayı. Eminim senin çok notun vardır. İddiaya göre bütün mailleri okumuşsun, notlar almışsın diyorlar.

Mehmet Altan: Hepsini daha yayınlamıyorlar. Orada kavga var. 2,5 milyon mailin gizlendiği iddiaları var. Ama bu mesele nedir? Belçika’da Avrupa Birliği tarım hikayeleri ile ilgili bir davete gitmiştim. Pedofili hikayeleri Belçika’da ayyuka çıkmıştı. Yani yıllar yıllar önce. Çok parlak bir milletvekilinden de bana bir randevu almışlardı. Parlamentoda hem yemek yedik hem ahbaplık ettik. Bana dedi ki: “Biz en yüksek Belçika olarak atom, nükleer güç, enerji kullanan bir ülkeyiz ve bu enerjiyi bu kadar zıplatan kömür değil, şu değil, bilmem ne değil; bu toplumu da parçalıyor. Yani enerji kaynaklarıyla toplum arasındaki ilişkiler bozuluyor.” vesaire. Sonra da bakan falan oldu. Yani bir şekilde kullanılan enerjinin çok nitelikli olmasını; toplumu bir taraftan geleneksel yapısından kopardığını, bozduğunu filan iddia ediyordu. Şimdi bu Epstein hikayesine geçmeden evvel bir iki bir şey söyleyeyim. 2025 yılında büyük teknoloji şirketleri yapay zeka için, yani geçen yıl, 400 milyar dolar harcamış. 2026 yılında bu keskin biçimde artacak deniyor. Yani 400 milyar dolarlık yapay zeka için harcanan para çok daha yükseklere gidecek. Ve öyle ki ön tahminlere göre 790 milyarlık bir bölümde bina yapımı, ekipman, teknoloji yani sanayinin yerine yapay zeka etrafındaki sektör alıyor. Ve çok ilginç bir rakam daha: Küresel çip satışlarının bu yıl ilk kez 1 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Yapay zekaya yönelik toplam sermaye harcamalarının 2030 yani 4 yıl içinde 5 trilyon dolara çıkacağı, yani bir taraftan bir başka çağ oluşuyor ve sırf bu rakamlar bile altyapısı şu bu filan bizim şeyin… Şimdi bu toplumları da altüst ediyor. Yani bütün ahlakını, ilişki biçimini, para kazanma düzenini… Sanayi döneminde Protestan ahlak varmış. Bu, bunu şekillendirmiş. Şimdi böyle bir ahlak da yok. Yani Protestan ahlak sanayileşmenin çimentosu. Şimdi böyle bir küresel ahlak da yok. Üretim disiplini de yok. Çünkü inovasyona dayalı filan, böyle bir darmadağın olan bir… Dünyanın hali deyince ilk önce ben bunu bir söyleyeyim istedim. Tabii bunu söyleyince Epstein’dan evvel bir şekilde Avcı Mehmet’i de hatırlatmak lazım. Avcı Mehmet deyince… Sen hiç Avcı Mehmet’ten söz ettin mi son 5 yıldır?

Ruşen Çakır: Yok.

Mehmet Altan: Eden duydun mu?

Ruşen Çakır: Sanki. Sen şimdi anlatınca “Aa bunu bana yine bir başkası söylemişti” diyebilirim. 

Mehmet Altan: Belki ben söylemişimdir. 39 yıl iktidarda kalıyor, Kanuni’den sonra en fazla. Anan var mı?

Ruşen Çakır: Yok.

Mehmet Altan: Ya değil mi? Demek ki iktidar böyle illaki buraya kök salayım bilmem ne filan… Harika bir hikayesi de vardır. Tarhuncu Ahmed Paşa geliyor ve sarayın gelir giderini dengelemeye çalışıyor. Asıyorlar. “Bu bizim harcamalara karışıyor” gibi filan. Yani bu siyaset meselesinde hiç anılmadan da gidiyorsun. Bu kadar yeryüzünün değişim noktalarında… Şimdi mesela bu çip, küresel çip satışlarının bu yıl ilk kez 1 trilyona ulaşacağı söyleniyor. Türkiye mesela bunun neresinde? Şunu da söyleyeyim sonra geçelim esas meseleye, sorduğun soruya. Mesela çok güzel bir örnek; bunu TÜSİAD’ın eski başkanı Orhan Turan hatırlatıp duruyordu. 2000 yılında bizim yüksek bilişim, yani 26 yıl önce, ihracatımız 1.6 milyar dolar. 1.6. Vietnam’ın kaç 2000 yılında? 500 milyon. Peki 2023 yılında, 23 yılda Vietnam 500 milyondan nereye gelmiş? 137 milyar dolara, sırf bilişim teknolojisi. Türkiye nereye gelmiş? 1.6 milyardan 2 milyara gelmiş.

Ruşen Çakır: Gerçekten mi?

Mehmet Altan: Vallahi. Onun için Avcı Mehmet’i daha çok hatırlıyorum. Bunu nasıl yapmış? Küresel gelişmeleri göz önüne alan bir eğitim düzenlemesiyle; dünyada durum budur. Bir de Vietnam deyince çok hoşuma giden bir hikaye daha var, onu da söyleyeyim. Mesela siyasette mutluluk hiç konuşulmuyor. Bir yılda Vietnam mutluluk endeksinde 33 basamak birden çıkmış. Mesela “Ben burada iktidar olursam halkın mutluluk endeksindeki yerini bir yıl içinde 33 basamak yukarı çıkaracağım” diye bir söylem duydun mu? Bunlar Avcı Mehmetler meselesi. Şimdi bu Epstein meselesinde tabii büyük bir kavga var. Yani bu olayın vahameti, rezaleti şusu busunun dışında aynı zamanda Amerika’da Kasım’da yapılacak seçimler, Cumhuriyetçiler, Demokratlar ve ayarları çok fazla bozan Trump’ı gönderme, göndermeme kavgalarıyla ilgili de bağlantılı. Benim izlediğim kadarıyla şu bu bilmem ne yani etrafında dolanan mailler de dahil, Amerikan Adalet Bakanlığı’nın yasa çıkarılmış olmasına rağmen 2,5 milyon kadar maili sakladığı, aynı zamanda Trump’ı sakındığı iddiaları var. Fakat olağanüstü tabii bu dijital dünyada Amerika’da da bir grup bunun üstünden yapay zekayla şununla bununla araştırma yaparak saklanan kesimleri bulmaya yönelik bir merkez kurdular. O da çok ilginç. Ama bu olağanüstü bir örgütlenme; yani buna iki şekilde bakılabilir. Bunların hepsi çok zengin, çok etkili ve hayatlarında sınır yok. Acaba bir can sıkıntısından sonra savrulmanın sınırları mı kalkıyor? Yani seni sen yapan değer yargılarının da parçalanmasına neden olan can sıkıntısı bir durum mu var? Ama bu kadar büyük organizasyon, bu kadar büyük iletişim, bu kadar her şeyin zapturapt altına kayda alınması ve böyle bir ilişki ağı… Bu konuda bana çok ilginç Polonya başbakanının açıklaması geldi. Şimdi Donald Tusk eskiden de Avrupa Konseyi başkanıydı. Diyor ki: ‘‘Epstein dosyasında Vladimir Putin’le ilgili binden fazla belge var. Rusya ile ilgili belge sayısı 9.000’den fazla. FBI, Epstein’ın Vladimir Putin’in servetinden bir kısmını yönettiği bilgisine sahip olduğunu söylüyor. Epstein’in tüm mesajlarını, e-postalarını ve belgelerini arşivlediği biliniyor. Videoları ve fotoğrafları da arşivledi.’’ Mesela enteresan bu çok. ‘‘Batı’nın etkili liderlerini ve dünyanın en büyük şirketlerinin yöneticilerini kaydetti ve filme aldı. Giderek daha fazla yorumcu ve uzman bunun Rus istihbaratı tarafından hazırlanmış bir operasyon yani ‘bal tuzağı’ olduğunu düşünüyor.’’ Yani Polonya devletinin istihbaratının da böyle bir yaklaşımı var. Bu da ilginç çünkü İsrail vesaire de deniyor. Ama bu ufak tefek bir adamın tek başına ne kadar büyük zengin, yetkili adam da olsa kurabileceği bir örgütlenme…

Ruşen Çakır: Orası kesin öyle. Şimdi olayın bir pedofili ve diğer bireysel yönlü yapılan partiler falan, o ayrı bir olay. Ama esas hikaye bence, beni en çok şey yapan, senin de bahsettiğin bu network yani bu şeyi kurmuş olması. Birbirinden farklı sektörler, siyasetçi, devlet yöneticileri, şunlar bunlar…

Mehmet Altan: Yok yok; düşünürler, akademisyenler…

Ruşen Çakır: Yani şöyle bir şey olabilir; o tür birisi “olabildiğince ülkeyi yönetenlerle tanışayım” isteyebilir. Clinton’la bilmem neyle falan.

Mehmet Altan: Siyasi etkiden yararlanayım.

Ruşen Çakır: Dünyanın her bir tarafındaki yöneticiyle tanışmak falan; nasıl bir motivasyonla olur bu?

Mehmet Altan: Bu network‘ü aşan bir kılcal damarla dünyanın bütününe yayılmış bir garip yapı. Bir de tabii bu kadınlara bakış açısından da dehşete düşüren bir şey gördüm. Diyor ki: “Vajinal yaşam destek sistemidir kadın.” Yani iğrenç bir kişisel, maço da değil, yani bir başka boyutu da var. Yani bu kadar iyi eğitimli, çok zengin, hayat görmüş falan gibi duran; ama çok ilkel bir yan cephesi de var bu resmin.

Ruşen Çakır: Neyse, pisliklerinde boğulsunlar diyelim. Münih Güvenlik Zirvesine göz attın mı? Sen öyle şeyleri seversin.

Mehmet Altan: Attım. Yakından izledim onları.

Ruşen Çakır: Şimdi orada çok şey konuştular ama beni en çok ilgilendiren kısmı Suriye Demokratik Güçleri’nin Komutanı Mazlum Abdi ile Dış İlişkiler Sorumlusu İlham Ahmed’in de orada olması, üst düzey kabul görmeleri ve Suriye Dışişleri Bakanı ile birlikte Amerikan Dışişleri Bakanı’yla aynı masada oturmaları. Başka toplantılar da olmuş ama… Yani şimdi biliyorsun ocak ayı başı itibarıyla Türkiye’de hâlâ böyle düşünenler var da “teröristler, bunlar zaten temizlendi, bilmem ne oldu” falan dendi ama şimdi baktığımızda bir entegrasyon süreci var ve bence en önemli hususlardan birisi şu: O Şam yönetimi SDG’yi Amerika’nın yardımıyla etkisizleştirmişti. Ama şimdi aynı Amerika Birleşik Devletleri SDG’yi bir şekilde yine önemli bir aktör olarak… Rubio’nun söyledikleri çok şey, böyle çok övüyor vesaire falan.

Mehmet Altan: Tabii tabii.

Ruşen Çakır: Şimdi bu iyi bir şey sanki ama sürdürülebilir mi bilmiyorum. Mesela Türkiye’de şöyle şeyler oldu görmüşsündür; Milliyet, Hürriyet gibi gazeteler Münih’teki Mazlum Abdi fotoğraflarını “Terör örgütü bilmem nenin terörist elebaşısına Macron sarıldı.” falan diye verdi. Şimdi çok rahatsız olmuşlar. Macron sarılıyor biliyorsun Mazlum Abdi’ye.

Mehmet Altan: Tabii tabii, gördüm.

Ruşen Çakır: “Nasıl yapar?” Bir diğer husus da, ben onu geçen pazar günkü yayında söyledim. Yani o masa var ya; Dışişleri Bakanı, Mazlum Abdi vesaire ve karşısında Rubio falan. O masanın Ankara’da kurulmuş olması gerekiyordu. Öyle değil mi? Hakan Fidan Mazlum Abdi’yle fotoğraf vermedi bugüne kadar, Rubio verdi.

Mehmet Altan: Tabii, harikasın. Tabii. Onlar Şara’yla… Mesela Şara terörist değil miydi? Şimdi bu böyle bir kafa, yani hukukun dışına çıktığın vakit… “Biz çok etkili olalım, bölgesel güç olalım, itibarımız olsun, dünya bize saygı göstersin ama demokrasi ve hukukla ilişkimiz olmasın” diye bir dünya yok. Bunu ne bağlamda söylüyorum? Yani bu senin işte söylediğin o gazeteler, ama yavaş yavaş devletin güvenlik sistemlerinin daha etkili olduğu kanallarda üslubun değiştiğini gördüm ben. Yani şimdi bu Münih Konferansı, ki bir 63 yıldır filan var, bu sene gerçekten diğerlerinin dışında bir özellikle toplandı. Mesela Japonya katılmıyordu, katıldı. Ama benim çok dikkatimi çeken şeylerden birisi, sadece Suriye’deki Kürt liderlere gösterilen itibar iadesi, işte o övgüler ve o saygı dışında mesela ilk defa bu toplantıya Avrupa Birliği Merkez Bankası katıldı. Dolarla euro arasında bir ikame meselesi de konuşuluyor Avrupa’da. Çünkü Trump’ın bu Amerika’nın kodlarıyla da çelişen iktisat kurallarıyla da çağın gelişimiyle de bağlantısız tavırları doların egemenliğini zedeliyor ve Avrupa Birliği Amerika sayesinde kendine gelmeye başladı. Şimdi ‘‘Acaba euro bunun ikamesi olabilir mi?’’ diye de düşünüyorlar. Kürt meselesinde durup dururken Suriye’de kapsayıcı olmak varken Kürtlerle inanılmaz bir kavgaya girişilmesinin çok kısa vadede duvara çarpmasıdır bu. Bir de bazı şeylere öyle bir baskı oluşturuyorlar ki bu mahalle baskısı, medya; “terörist, merörist” filan. Kardeşim, orası egemen başka bir devlet değil mi? Sen oraya gidiyorsun, bilmem ilahiyat fakültesi kuruyorsun, kaymakam atıyorsun, PTT kuruyorsun, bayrak kuruyorsun, kendi paranı… Bunu aynı şekilde Allah göstermesin birileri bizim buralarda yapmaya kalksa buna biz izin verir miyiz ya? Topluca ayağa kalkarız; olmasını engelleyecek en ileri derecede tüm gücümüzü sarf ederiz. Şimdi biz yapınca bunu şey yapıyorlar. Aynı zamanda sen başka bir yere ayar vermeye kalkarken üstelik bunu Şara üstünden savunuyorsun. Diğerine, dünyanın saygı göstermeye başladığı Kürt liderlere de bilmem ne, Şara’nın eski halindeki resmi yansıtıyorsun. Bizde ne eksik? Biz demokrasi endeksinde 102. sıradayız. Hukukun üstünlüğünde böyle serbest düşüşteyiz; kimse bizi tutamıyor. 118… Bu işler başladığında 117. sıradaydık, 118’e düştük. Ama çok başarılı olduğu bir şey var bugünkü mevcut durumun: Yolsuzluk algısı endeksindeki yükselişi. Bir yılda 17 basamak birden çıkıverdi. Yolsuzluklar ayyuka çıkmış vaziyette. Şimdi kendi ülkende hukukun, demokrasinin olmadığı, baskının arttığı… Tabii fukaralığı da söyleyeyim. Mesela gelir dağılımı ya; en düşük %26. Yani 100 dilimlik bir pasta var. En fakir 20 kişi 6 dilim alıyor. En zengin %20, 48 dilim alıyor o pastadan. Şimdi bunu düzeltemiyorsun. Bunu müstehcen bir şekilde düzeltmek istemiyorsun. Açlık sınırı; ancak ayakta kalmak, yaşar kalabilmek için yeme mecburiyetinin sınırı 31.000 lira. Yoksulluk, yani temel ihtiyaçlar da buna dair, 101.000 lira. Yönettiğin ülkenin böyle bir durumu var. Bu neden oluyor? Temel hak ve özgürlükleri yok sayıyorsun. Demokrasiyi, bilmem neyi… Bir de bunu yan ülkeye yansıtmaya kalkıyorsun. Dünya bakıyor; dört ayrı ülkede Kürtler var. Nüfus, halk. Bu sorun çözülmeden Orta Doğu sıkıntıdan kurtulamıyor. Halbuki bu dünyada bir taraftan Çin’le bir rekabet içinde Amerika; yani “bu yüzyılı kim belirleyecek” filan. Orta Doğu’da problem çözmek isteyince Kürt sorunu çözmeden olmaz. Şimdi anladığım kadarıyla işte özerklik bilmem ne, federasyon falan lafları olmasa da devlete entegre ederek bu sorunları çözmek istiyorlar. Bu Kuzey Irak’ta tamamlandı yani bir şekilde. Şimdi Suriye’de de buraya doğru gidiyor. Bunu öngöremeyen adamların olağanüstü bir ırk üstünden tahayyül yapması, bir ırkı alerjik — düşman dememek için alerjik diyeyim — ilan etmesi… Ya bu akla, mantığa sığacak bir şey değil. Aynı şey; işte din, ırk, mezhep üstünden siyaset yürütme, Sünni bir şey. Aynı zamanda Suudi Arabistan’ın Suriye üstündeki ağırlığını görememek, Şara üstünde görememek… İngiltere, Suudi Arabistan, Şara çizgisini izleyememek… Yani “öpelim, canım, bir tanem, sarılalım, namaz kılalım bilmem ne yapalım”la yürümüyor bu iş. Çünkü para veremiyorsun, paran yok. İflas etmiş vaziyettesin. Parayı Suudi Arabistan veriyor. Parayı o veriyorsa patron o. O ne istiyorsa onu yapıyor. Kürtlerin bir anlamda geriye doğru püskürtülmelerinin nedenlerinden biri de Suudi Arabistan’ın aslında Suriye’nin patronu olması ve o Sünni aşiretlerde egemen olması; bütün Suriye’nin ordusu, işte ne kadar orduysa o kimse vesaire neyse, onun parasını da Suudi Arabistan veriyor.

Ruşen Çakır: Şimdi seninle şeyi konuşacaktık biliyorsun; yeni bakanları. İki tane bakanımız oldu yeni: Adalet ve İçişleri. Ama tam buradan geçiş yapalım. Sabah Gazetesi de şimdi koroya katıldı. Mehmet Şimşek’in ipini çekiyorlar. Olur mu? Yapabilir mi Türkiye, Erdoğan? Yani çünkü bu hani senin benim “Mehmet Şimşek gitsin” dememiz gibi değil. Bu içeriden birileri, ki Sabah doğrudan hani damat şu bu falan… Bir şey var yani.

Mehmet Altan: Şimdi, onun nisbi olarak hukuk biliminin gereklerini uygulamaya çalışmasıyla bizim hukukun üstünlüğündeki serbest düşüşümüz birbiriyle ters geliyor. Yani en büyük faiz zıplamaları İstanbul’daki belediyeye karşı yapılan operasyonlarla birlikte oldu. Yani bir taraftan ne dedi geldiğinde Mehmet Şimşek? “İrrasyonalite dönemi. Akıl dışı ekonomik uygulamalar.” dedi. Bir bakan diğerinden — aynı hükümetin bakanları bunlar — bir öncekinden görevi devralırken “irrasyonalite, rasyonel olmayan davranışlar bitmiştir” diyor. Bu siyasal iktidarın iktisat kurallarının… Zaten mesela “Nas” diyorsun. Bu laik bir ülkede zaten söylenmez. İktisatta böyle bir şey yok. Aynı zamanda korumalı kur mevduatına davul zurna çalıyorsun, sonra hemen üstünü örtüyorsun. Ya akıl dışı işler oluyor burada. Şimdi rasyonaliteden kopalım. Bu Avrupa Birliği, dünya şu bu, bununla aynı zamanda bu anlattığım Vietnam örneğinde olduğu gibi gerçekten büyük bir dünya düzeyindeki kalkınmanın parçası olabilecek yapısal reformlar… O da yok. Ve yani Mehmet Şimşek’i göndermeye kalkmaları bizim artık topal hukuk bacağından da vazgeçip mabadımız üstüne “hukuk yok, ekonomi de yok” diye çok ağır, kalkamayacak bir şekilde oturmamıza neden olur.

Ruşen Çakır: Peki, Akın Bey’in sonunda bakanlık makamına gelmesi… Aslında hep söyleniyordu: Hazırlanıyor, oldu, olacak; oldu, olacak falan. Oldu. Bir de olur olmaz ATV‘ye çıkıp — ben vallahi katlanamadım ama — 4-5 saat konuşmuş. İzledin mi? Öyle birtakım başlıkları gördüm ama izleyemedim yani kusura bakmasın.

Mehmet Altan: Avcı Mehmet’ten boş yere başlamadım. Şimdi bu iktidar olunca o sırada çok seviniyor herhalde “iktidara geldik” vesaire diye insanlar. Bakan atanınca, milletvekili seçilince filan… Avcı Mehmet buranın tek padişahı. 39 yıl kimse almıyor etmiyor filan. Şimdi burada benim çok dikkatimi çeken hadise nedir biliyor musun? Türkiye sahiden acayip bir irtifa kaybetti. Bütün olması gereken değer yargılarını yok saydı. Sahiden utanmayı bitirdi, mahvetti. Zarafeti, şunu bunu… Yani Boğaziçi Üniversitesi’ni ortadan kaldırmak isteyen zihniyet ya da doktor dövmekle övünen bir zihniyetin bir devlet yönetme biçimi nedir diye zaman zaman soruyorum. Devlet o toplumun en büyük örgütü değil mi? Kural koyuyor, denetliyor. Silah tekeli var. Şimdi bu devlet ne yapıyor? Yasama, yürütme, yargıdan oluşuyor. Devletin silahla ilgili en önemli bakanlığı Savunma, İçişleri ve adaletle ilgili en önemli bakanlığı da vicdan, bilmem ne, eşitlik; Adalet Bakanlığı. Şimdi İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı’ndaki değişim; yani devletin en kapsayıcı ve vatandaşlarına en objektif davranma durumunda olması gereken bakanlıklarda bakan değiştiği vakit bu parlamento bu hale geliyorsa orada parlamentonun ve siyasetin kapsayıcılığının kalmadığını görüyorum. Beni dehşete düşüren bu. Yargı, hukuku öyle bir boğdu ki artık ne siyaset bu toplumun tümünü kapsayabiliyor ne devlet. O zaman devletin meşruiyeti, işlevi, manası; aynı zamanda da adalete olan güven, yargının durumu… Bu bir ülke için, bir toplum için bence son derece sakıncalı bir hal; işlevini bitiriyor demektir ya. Yani bir parlamentoda Adalet Bakanı’nın değişimi o parlamentoda böyle bir sahneye neden oluyorsa, o devletin kapsayıcılığı ve aynı zamanda da hukukun üstünlüğü bir laf değil. 118. sıraya düşmüşüm. Bir de mesela diyor ki: “Kapım herkese açık, mağdurlar söylesin.” Ya sizin mağdurlarınızı ben söylüyorum: Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulama anayasal zorunluluktur, 153. madde. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarını uygulamak mecburidir, Anayasanın 90. maddesi. Yargıtay zaten en üst ceza vesaire hukuku şu bu bütün mahkeme yargı sisteminin idari olmayan kısmının en üst kuruluşu. Bunlarla ilgili Anayasa Mahkemesi, AİHM ve Yargıtay’ın; devlet anayasayı yok saydığı için başı belaya girdiğini saptayan kararı var. Danıştay ilgilenmiyor. İşte yeni Adalet Bakanı hadi ne yapacaksa yapsın. İki şey daha söyleyeceğim.

Ruşen Çakır: Sen söylemeden önce şunu söyleyeceğim. Bu nedir ya: ‘‘İsteyen gelsin bana şikayet etsin.’’

Mehmet Altan: Böyle bir şey olabilir mi ya? Sen kuralları uygula. Ya başka bir şey söyleyeceğim. Şimdi, Hakim ve Savcılar Kurulu’nun başkanı değil mi?

Ruşen Çakır: Evet.

Mehmet Altan: O Hakim ve Savcılar Kurulu, Anayasa’nın 153. maddesini uygulamayan bir hakimi Yargıtay’a atadı. Halbuki ben 5 buçuk ay anayasayı yok sayarak beni içeride tutan 4 kişiden birisi olduğum için yeniden Anayasa Mahkemesi’ne başvurdum ve o Hakim Savcılar Kurulu’nun Yargıtay’a atadığı hakim benim Anayasa Mahkemesi kararımla suç işlediği tespit edilmiş bir hakim. Hadi ne yapacak? Laf ola beri gele ya.

Ruşen Çakır: Ama yani tekrar şeye geleceğim. Yani nasıl bir devlet? Ne büyüklük gösteriyor? Bakanlığın ilk gününde diyor ki: “Vatandaş şikayetini gelsin bana anlatsın.” Yani böyle bir şey olmayacağını zaten biliyoruz. Hani bir vatandaş gitsin…

Mehmet Altan: Türkiye bir algılarla yönetilme konusunda hep aynı şeyi yaptı ama sonuna geldi. Yani sen ekmek alamıyorsan, yumurta alamıyorsan… Niçin yürümez sana söyleyeyim: Son bir yılda kişi başına borç %42,5 artarak 135.000 liraya çıkmış. Takibe düşen, ödenmeyen krediler de 740 milyarı aşmış. Şimdi sen bana ne kadar algı, malgı bilmem ne filan… Ya bir de fiilen gör; işte anlatıyorum ben. Şimdi benim buna inanmam mümkün mü ya? Ben ne zaman inanırım? O Yargıtay’a atadığınız adamı oradan alırsınız. AYM, AİHM kararlarını, Yargıtay kararlarını Danıştay uygular. Birey olarak benim gibi binlerce insan var ya bu ülkede. Onlar bunu laf… Senin durumun, dosyan rezalet; hukuku uygulamadıkları halin duruyor ve birisi de geliyor bir şeyler anlatıyor. Ona kulak verir misin ya? Binlerce adam bundan muzdarip. Kim bana gelecek de tık tık tık… Bir tane bir adam vardı, ‘‘Dosyaları götürüp OHAL komisyonunda temizletiyordum’’ diyen.

Ruşen Çakır: Burada şöyle bir husus var, senin illaki dikkatini çekmiştir ama tekrar vurgulayayım: Bu son atamayla birlikte hükümette ya da kabinede — ne diyoruz artık ona — siyasi isim kalmadı. Biliyorsun son Adalet Bakanı partiden gelen bir isim.

Mehmet Altan: Bu söylediğin çok önemli bir şey.

Ruşen Çakır: Şimdi o da yerine şey oldu. Bütün herkes bürokrasiden geliyor.

Mehmet Altan: Üstelik de teknokrat. İşin gereğini herkesten fazla yapan, ki “anti-teknokrat, siyasi olmayan kabine” filan böyle bir laf bulmak lazım. Yani bu, ne yapılması gerektiğini bilip onları yapmayacak kişilerden ibaret manasına gelir. Çünkü Adalet Bakanlığı’nın durumu ortada. Hakim ve Savcılar Kurulu’nun başkanı… Şimdi o Hakim ve Savcılar Kurulu’yla ilgili olarak bizim davamızda bizim avukatımızın verdiği o kadar çok şikayet, soruşturma açılması bilmem ne dilekçeleri var. Bunlara cevap vermiyorlar. Yahut da mesela ben de 153. madde ile ilgili o ilgili yargı mensubuna gerekli soruşturmaları yapmalarını isteyen dilekçeler verdim ve bunların hiçbirisini yerine getirmediler. Siz şimdi yargı olarak hukuku boğarak bu hale getirmişsiniz. Nasıl olacak? Yani, yapılması gerekeni yapmama manasına “anti-teknokrat” diyorum. Yani enteresan söylediğin şey. 

Ruşen Çakır: Sen şimdi kendinden örnekler veriyorsun. Ben kendimi zor tutuyorum. Çünkü biliyorsun 9 Mart’ta başlayacak davanın sanıklarından birisi benim ve o kurulan kumpasın doğrudan sorumlusu oldu Adalet Bakanı. Şimdi gideceğim ben çat kapı “Ya bu gizli tanık ne ayak, nereden çıktı? Niye beni böyle şey yapıyorsunuz?” ya da “Benim yaptığım yayınlar hoşunuza gitmemiş olabilir ama niye suçmuş gibi gösteriyorsunuz?” mu diyeceğim? O da bana dinleyip not alıp…

Mehmet Altan: Benim anlattığım aynı zamanda bu hukuksal aşamalardan geçtikten sonra yapılanın mağduriyet olduğunu ortaya koyuyor ve onu uygulamıyor.

Ruşen Çakır: Ben sana şeyi söylemiyorum. Hayır, ben de şimdi burada doğrudan olayın sorumlusu…

Mehmet Altan: Evet, evet. Yani laf ola beri gele.

Ruşen Çakır: Yani benim şikayetim o.

Mehmet Altan: Hayır, o süreçlerden geçmiş ve mağduriyete uğramış bir adamın hukuken yerine getirilmesi gereken işlemlerini yapmıyor adam. Senin meselene, “Dava yeni başlıyor ama bu bir rezalettir” demene hiç aldırmayacaktır. Yani bir manası olmayan bir süreç.

Ruşen Çakır: Aldırmayacaktır da şunu kaçırıyorsun: Doğrudan o yaptı bunu.

Mehmet Altan: Bir de böyle bir mesele var. 

Ruşen Çakır: Olay o yani. Doğrudan o yaptı. Kimi kime şikayet ediyorsun yani? Neyse. Bereket Epstein’imiz yok. Temiz ülkeyiz. Yerli ve milli… Belki bir yerli ve milli Epstein çıkar.

Mehmet Altan: Uyuşturucu korkunç.

Ruşen Çakır: Değil mi?

Mehmet Altan: Yani Türkiye’nin aslında özgür bir medyası olsa ve şu anda Türkiye’nin içinde bulunduğu resmi gerçek olarak yansıtsa… Mesela bir cümle olarak söylüyorum ya; diyorum ki, takibe düşen krediler 740 milyar. Bankadan aldığı krediyi ödeyemeyen adamın durumu, uyuşturucu müptelası çocukların durumu, işsizler, yoksullar… Aynı zamanda ne diyorum? Diyorum ki; gelir dağılımından nüfusun %20’si 6 dilim alabiliyor. Şimdi onların hali, bilmem 20.000 lirayla geçinmeye çalışan emekli memurlar… Halbuki ne diyorum? Açlık sınırı 31.000 lira. Açlık sınırının altında geçinmeye çalışan emekliler; 5 milyon bunlar ya. Yani şimdi böyle bir resmi, biz sürekli siyaset konuşup esas bir şeyi gizliyoruz. Esas resmi gizliyoruz yani. Ve bunun üstünde durulmuyor. Her gün mesela mazot fiyatlarına bakıyorum ben; yani köylü, tarım falan vesaire, benzin fiyatları. Başka bir tablo, pek rastlamadığım bir tablo. Bir de sen diyorsun ki “Mehmet Şimşek’i götürecekler.” Yani bu ok kurbağası zehiriyle intihara benzeyen bir durum. Bir de Gümrük Birliği var ya mesela. Gümrük Birliği meselesi… Şimdi Adalet Bakanı falan diyorsun ya. Yani benim gördüğüm şu; çağ bütün bu karmaşa içinde çok emin, sağlam hamlelerle ilerliyor. Onun için bu sohbete başlar başlamaz yapay zeka altyapı yatırımları artıyor diyorum. Bu sanayinin, ekonomideki sanayi payının yerini alıyor. Aynı zamanda bu küresel çip, aynı zamanda bu yapay zekanın artık bilgisayarın yerini alması, bununla kurulmakta olan yeni bir dünya ve buna uygun olarak sosyal yapıların teşkilatlanması… Yani Avrupa Birliği şu anda dünya nüfusunun dörtte birini kendi serbest ticaret anlaşmasının içine koydu. Dünyanın dörtte biri serbest ticaret anlaşmasına Avrupa Birliği’nin başkanlığında dahil oldu. Yani hem Latin Amerika hem Hindistan ve bunlar “Made in Europe” yani her şeye kendi kaşelerini bastığı an Türkiye’nin bütün bu ‘‘bana değmeyen yılan bin yaşasın’’ üslubunu bozabilecek geliri, giderini, ihracatını, ithalatını, mevcut gelirini de imha edecek bir büyük tehdit. Onun için şimdi bu bizim tuzu kuru zenginler bu Gümrük Birliği’ndeki ve dünyadaki gelişmeden çok rahatsızlar. Bu yapısal değişimlerle ilgili lobi yapmıyorlar ama Gümrük Birliği’nin kendi lehlerine değişmesini istiyorlar. Gümrük Birliği’nin değişmesi için Avrupa Parlamentosu burada temel haklar, hukuk öneriyor. Burada da büyük bir çatışma var. Yani sen Mehmet Şimşek’i görevden alırsın da bu Avrupa Parlamentosu… Ve para… Deliriyor değil mi? Bu yeni dönem etkin olanlarının tek tapındığı şey varmış: Beleş para. Şimdi o para, ithalat, ihracat vesaire deyip gelme ihtimali ortadan kalkma eşiğinde. Bu ancak hukuka geri dönüş, temel hak; Avrupa Parlamentosu’nun altını çizdiği gibi. Onun için onlar olmadığı için de Gümrük Birliği’ni tazelemiyor ve yenilemiyor. Gidiyor Hindistan’la yeni anlaşma yapıyor. Latin Amerika’yla yapıyor. Türkiye’ye kulağını kapıyor. Neden? İstediği yerden çok uzakta. Şimdi bu sıkışıkları çözme, bu aynı zamanda bir dekompoze olma hali, dağılma hali. Yani bu dünya kendi gittiği yolu belirginleştirip kaostan kurtulmaya çalışırken Türkiye bu yolun dışında dekompoze olma, bir çözülme, dağılma dönemini yaşıyor. Onun için hep “Balkan Savaşları, Balkan Savaşları” diyorum ve mantığını da anlatıyorum.

Ruşen Çakır: Şimdi bitirirken, sen hep “çip” diyorsun. Ben bir ara şey yapmıştım, Türkiye’yi terk eden orta sınıflarla röportajlar yapmıştım. Dünyanın dört bir tarafından insanlar beni buldular, öykülerini anlattılar. Bir tane çok çarpıcı bir öykü vardı. Ülkesinin adını söylemeyeyim, kendisi şey olmasın; Avrupa’ya yerleşmiş bir genç araştırmacı. Uzmanlık alanı çip ve Türkiye’de bir kamu kurumunda çalışıyormuş bir dönem. Bayağı bir bu konuda çalışan böyle iddialı kurumlardan birisinde. Ama mobbinge uğramış, çünkü eşcinsel. Ve gitmiş. Yani gitmiş ve orada bayağı iyi bir hayatı var ve çip işine yoğunlaşıyor. Avrupa Birliği kapsamındaki bir projede çalışıyor. Ve en büyük isteği ne biliyor musun? Bir gün Türkiye’ye gelip, hani Türk filmlerinde yoksul ama gururlu bir genç adam var ya; gidip onların karşısına çıkıp “Siz benim değerimi bilmediniz” demekmiş. Çok hazin bir öykü yani. Şimdi sen diyorsun ya “Çip, dünya bilmem ne…”

Mehmet Altan: Şimdi aynı zamanda Türkiye’nin böyle bir kulağı, bir algısı, bir dünya okuması falan yok. O bir siyasal iktidar; mevcut yapıdan gitmemek ve hazineye çökmek üstüne bir dövüş var burada. Anlıyor musun? Şimdi bu aynı zamanda Bloomberg‘de pazar günleri, aslında bir İngiliz belgeseli, bir haftalık program, “Geleceğin Kısa Tarihi” diye programın adı. Bütün dünyada bu yeni çağı ören yenilikleri… Programcı gidiyor bütün dünyayı turluyor geliyor. Mesela ne bileyim bu hafta bu yapay zeka şununla bununla felç hastalarının nasıl eskiye oranla çok daha hızlı iyileştirildiğini anlatıyordu ve ne bileyim geçenlerde 2000 yılında kurulmuş bir beste, müzik sistemi 1000 yıl boyunca çalacak ve hiçbir yerde kendini tekrara düşmeyecek. Yani 21. yüzyılı biz çok derinlemesine algılamıyoruz. Gencecik bir Hollandalı çocuk dalışa gitmiş Kaliforniya’da. Bakmış bu dünyanın başının belası plastik; okyanusun dibinde plastikten geçilmiyor ve bir sistem geliştirmiş ve Hollanda’da büyük bir destek bulmuş. Böyle yavaş yavaş büyük bir ağ, hortum vesaire gibi bir şey düşün; geniş bir şey. Hem balıkların bu plastiğe rastladığında hava almalarını sağlayan bir kaçış şeyi oluyor hem de bütün plastikleri topluyor ve bu plastiklerden okyanusları arındırmaya olanak sağlayacağını söylüyor. Bir anda konu değişiyor. Bir anda yeryüzünün nereye gittiğini görüyorsun. Bir anda Türkiye’nin bunlardan ne kadar uzakta ve ne bileyim tatsız olduğunu görüyorsun. İyi olur inşallah.

Ruşen Çakır: İşimiz Allah’a kaldı. Evet, “Türkiye’nin Gidişatı” dedik. Dünyayı da konuştuk tabii ki. Mehmet Altan’a çok teşekkürler.

Mehmet Altan: Ben teşekkür ediyorum.

Ruşen Çakır: Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.