Selva Demiralp ile söyleşi: İran savaşının Türkiye ve dünya ekonomisine etkileri

İSTANBUL (Medyascope) – Ruşen Çakır konuğu Prof. Dr. Selva Demiralp ile “İran savaşının Türkiye ve dünya ekonomisine etkileri neler?” sorusunu değerlendirdi. Demiralp savaşın etkilerinin çok katmanlı ve birbirini besleyen bir yapıya sahip olduğunu vurguladı.

Videonun özeti ve bilmeniz gerekenler

  • Prof. Dr. Selva Demiralp, İran savaşının Türkiye ve dünya ekonomisine etkilerini değerlendirdi.
  • Savaşın etkileri; enflasyon, bütçe açığı ve cari açık olarak Türkiye’yi üç kritikal kanaldan etkiliyor.
  • Enerji fiyatlarındaki artış, maliyetleri yükselterek enflasyonu artırıyor ve bütçe açığını büyütüyor.
  • Türkiye’deki sermaye çıkışı son 25-30 milyar dolar civarında; bu durum dolar talebini artırıyor ve Türk lirası üzerinde baskı oluşturuyor.
İran savaşının Türkiye ve dünya ekonomisine etkileri
İran savaşının Türkiye ve dünya ekonomisine etkileri

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşın küresel ölçekte açtığı ekonomik krizi Prof. Dr. Selva Demiralp, Ruşen Çakır’a anlattı. Savaşın ekomonik etkileri arasında enerji boyutuna dikkat çeken Demiralp şu değerlendirmeyi yaptı:

“Dünya petrolünün üretildiği bir vanayı düşünelim ve o vananın bir anda kapandığı bir noktaya geldik. Bunun çok ciddi ekonomik etkileri var. Petrol arzının azalması demek fiyatların fırlaması demek. Çok basit bir mantık aslında. Arz azalırsa fiyat artar ama burada petrol kayısı gibi bir ürün değil, çok daha kritik bir üretim aramalı. Pek çok üretimde kullanılan bir girdi. Dolayısıyla onun fiyatı arttığı zaman sadece petrol değil, onu kullanarak üretilen bütün ürünlerin maliyetleri de artar. Bu da doğrudan enflasyona yansır.” 

Türkiye ekonomisinde üçlü baskı

Enerji fiyatlarındaki artışın Türkiye’yi üç kritik kanaldan etkilediğini vurgulayan Demiralp, “Türkiye özelinde baktığımızda üç tane birincil etki görüyoruz. Birincisi enflasyon. Çünkü maliyetler artıyor ve bu doğrudan fiyatlara yansıyor. İkincisi bütçe açığı. Çünkü biz petrol fiyatlarındaki artışın vatandaş üzerindeki etkisini azaltmak için eşel mobil sistemi uyguluyoruz. Bu da vergi gelirlerinden feragat etmek anlamına geliyor ve bütçe açığını büyütüyor. Üçüncüsü ise cari açık. Türkiye enerji ithalatçısı bir ülke ve petrol fiyatları ne olursa olsun almak zorundayız. Fiyat arttıkça ithalat faturası büyüyor, bu da cari açığı artırıyor” dedi.

Selva Demiralp savaşın finansal piyasalarda ciddi dalgalanmalara yol açtığını belirtti:

“Piyasalarda çok ciddi bir oynaklık var. İktisatçıların ‘roller coaster’ dediği bir durum yaşıyoruz. Sürekli iniş çıkışlar var. Çünkü çok büyük bir belirsizlik söz konusu. Hiçbirimiz bir gün sonra ne olacağını bilmiyoruz. Bir gün barış mesajları geliyor, borsalar yükseliyor. Ertesi gün bu mesajların doğru olmadığı ortaya çıkıyor, borsalar tekrar düşüyor. Gerçekten çok ciddi bir belirsizlik ortamı var.” 

Bu belirsizliğin yatırımcı davranışlarını da doğrudan etkilediğini, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde sermaye çıkışının hızlandığını vurgulayan Demiralp, “Savaşın başından beri yaklaşık 25-30 milyar dolar civarında Türkiye’den sermaye çıkışı olduğunu görüyoruz. Bu kısa vadeli sermaye. Yabancı yatırımcı geliyor, Türk lirasını dolara çevirip çıkıyor. Bu da içeride döviz arzını azaltıyor ve kur üzerinde ciddi baskı yaratıyor” diye konuştu.


Videonun deşifresi: Gülden Özdemir

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Neredeyse bir ay oldu; İran savaşı, ABD, İsrail saldırılarıyla başlayan savaş ve tüm dünyayı yakından ilgilendiriyor. Tabii ki öncelikle ABD, İsrail, İran, Körfez ülkeleri ama tüm dünya ve bunun çok ciddi ekonomik maliyeti var. İşte bunu, savaşın ekonomik maliyetini Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Selva Demiralp ile konuşuyoruz. Selva, merhaba.

Selva Demiralp: Merhaba. İyi yayınlar.

Ruşen Çakır: Sağ ol. Şimdi 3. Dünya Savaşı oldu, olacak vesaire deniyor ama şu haliyle bile yaklaşık bir ay içerisinde çok büyük etkileri oldu bunun. Ama tabii ki biz daha çok savaşı konuşuyoruz. Fakat ekonomi deyince birden fazla ayakta çok ciddi bir şekilde etkilenme var. Sen bir tablo hazırladın arkadaşlar, onu da göstersinler. Bu tabloda sırayla gidelim. Birincil etki enerji fiyatları. Endüstriyel girdiler ikinci etki. Sonra küresel risk ve belirsizlik diye devam eden bir şey. Bunların mümkün olduğu kadar hepsinin üzerinden gidelim istiyorum. Öncelikle daha çok bildiğimiz bir husus enerji fiyatları ve zaten Hürmüz Boğazı meselesinde de hep bunu görüyoruz. Burada ne oldu tam olarak?

Selva Demiralp: Şimdi tabii dünya petrolünün üretildiği bir vanayı düşünelim ve o vananın bir anda kapandığı bir noktaya geldik ve bunun çok ciddi ekonomik etkileri var. Ama esas soru belki de bu savaş planları yapılırken, bu savaşa başlanırken bunlar düşünülmemiş miydi? İran’ın elindeki çok kritik bir silah olan Hürmüz Boğazı silahını kullanmayacağı mı düşünülüyordu? Şu anda Amerika basınında özellikle hep üzerinde konuşulan konu; ‘‘Bunu biliyorduk da niye biz bu savaşa girdik? Amerika’nın bir ordu açısından, yani savaş üstünlüğü açısından İran’a üstünlük sağlaması zaten bilinen bir şeydi. Ama biz bunu ne maliyetine yaptık?’’ soruları çok ciddi bir şekilde tartışılıyor. Evet, yani sonuçta petrol üretiminin durması, çünkü Hürmüz Boğazı’nın kapanması demek depolama kapasitelerinin de etkilenmesi sebebiyle artık şu an itibarıyla biz üretimin de etkilendiği noktaya geçtik. Arz açısından çok basit, hiç iktisat eğitimi almamış bir insanın bile aslında çok basit bir mantıkla anlayabileceği bir şey bu. Bir ürün düşünün; işte pazarlarda her sene konuşuyoruz. Mesela bir don olayı olduğu zaman diyoruz ki kayısı fiyatları artıyor. Neden? Çünkü arz azaldığı zaman talepte bir değişiklik yoksa o zaman azalan kayısı arzı kayısı fiyatını artırır. Burada da o mantıkla hareket ediyoruz. Bir anda petrol arzının azalması ki petrol kayısıya göre çok daha kritik olan bir üretim ara malı, pek çok üretim için kullanılan bir girdi. Onun azalması demek bir anda petrol fiyatlarının fırlaması demek. Petrol fiyatlarının fırlaması demekse o hazırladığım tabloda da gördüğümüz doğrudan enflasyona ben o tabloda bir ok çizdim. Çünkü eğer sizin önemli bir girdinizin fiyatı artıyorsa onu kullanarak ürettiğiniz tüm ürünlerin de maliyetleri ve fiyatları bir anda artacak. İlave olarak Türkiye özelinde ben bir tane çizgiyi de o petrol fiyatlarından, birincil etkilerden bütçe açığına çizdim. Çünkü neden? Türkiye’de biz global petrol fiyatlarındaki artışın Türkiye’de enflasyonist etkilerini baskılamak amacıyla eşel mobil sistemine geçtik. Yani bu da petrol üzerinden alınan verginin şu anda feragat edilmesi anlamına geliyor. Ama onun yapılması da bütçe açığının artması anlamına gelecek. Yani oradaki iki birincil etkilerde çizdiğim ok; bir tanesi bütçe açığının artması eşel mobil üzerinden, ikinci ok enflasyonun artması ve üçüncü oku da cari açığa getirdim. Çünkü neden? Sonuçta bizim cari açığın en önemli bileşeni zaten ticaret açığımız, yani ihracatımız ve ithalatımızın değeri arasındaki fark. Türkiye enerji ithalatçısı bir ülke ve petrol ve doğal gaz fiyatlarının artması… Bizim bunları içeride üretme gibi bir alternatifimiz olmadığı için biz her ne fiyat olursa olsun almak durumundayız. O da ithalatın değerinin artması ve cari açığın büyümesi anlamına geliyor. Dolayısıyla üçüncü oku da cari açık üzerinden gösterdim. Yani birinci etkiler ekonominin üç kritik bileşeni olan bütçe açığı, enflasyon ve cari açık üzerinden maalesef bizi çok olumsuz etkileyecek.

Ruşen Çakır: Burada şunu merak ediyorum. Biliyorsun bu savaş başladığından beri özellikle sosyal medyada acayip enformasyon ve dezenformasyon yağıyor. Şimdi petrol fiyatlarındaki bu yaşananlar birilerini mahvederken birilerini de ihya ediyor değil mi?

Selva Demiralp: Tabii, orada petrol ihracatçısı mısınız ithalatçısı mısınız, o önemli. O açıdan bakacak olursak özellikle dün Amerikan medyasında, CNN‘de son haber olarak veriyorlar; mesela İran’a yönelik yaptırımların kaldırılıyor olması, İran’ın sonuçta artan petrol fiyatları ile birlikte sattığı petrolden daha fazla bir gelir elde etmesi anlamına gelecek. Şimdi Amerikan medyasında bunu düşünelim ne şekilde tartışıldığını. Diyorlar ki “Biz bu ülkeyle bir savaşa girdik, petrol fiyatları yükseldi. Bir de bu zamana kadar koyduğumuz yaptırımları da kaldırdık. Sanki onlara bir ödül veriyoruz.” Ondan sonra onlar aldıkları ekstra gelirle, ki 14 milyar dolar civarında bir ek gelir kazanacağını hesaplamışlar, ‘‘Bu da 400.000 kadar drone anlamına gelecek. Bu dronelar da gelip bizi vuracaklar.’’ diyorlar. Şimdi kara harekâtından bahsediliyor. ‘‘Bizim oraya gönderdiğimiz askerleri, bizim onlara ödediğimiz ilave yaptırımlardan gelen parayla mı bizim askerlerimizi öldürecekler?’’ diyorlar. Gerçekten Amerika’da kızışmış durumda, çok ciddi bir tepki var. Ama bakacak olursak da mantık belli. Trump’ın açıklamalarına baktığınız zaman ‘‘sistemi biraz daha yağlandırmak istiyorum ki çarklar daha kolay bir şekilde dönsün’’ diye kendi seçmenine bunu anlatmaya çalışıyor ama pek alıcısı yok argümanın şu anda.

Ruşen Çakır: Şimdi petroldeki, bu enerji fiyatlarındaki hareketliliğin doğrudan sanayiye şuraya buraya etkileri hepsi bir yana, bir de finansal piyasalara çok büyük etkisi var herhalde değil mi? Mesela Türkiye’de sıradan insanlar bir dönem altın aldı, sonra koşa koşa altın sattı. Şimdi geçen ben Ankara’da gördüm yine kuyruklarda; yani bu kendi halindeki insanların buna verdiği tepki. Mesela Trump’ın iki gün mühlet verip sonra bunu arttırmasının da özellikle ABD’de borsayı falan düşünerek yaptığı söyleniyor. Çok ciddi altüst oluşlar yaşandı mı finansal anlamda ve iş kızışırsa bu çok daha büyük boyutlara gelebilir mi?

Selva Demiralp: Gelebilir. Gerçekten piyasalar şu bir aydır çok ciddi bir oynaklık gösteriyor. İktisatçıların çok kullandıkları bir tabir vardır; o lunaparklardaki hızlı tren, “roller coaster” şeklinde iner çıkar, iner çıkar. Piyasalarda gerçekten ona benzer hareketler görüyoruz. Çünkü çok ciddi bir belirsizlik var. Şu anda hiçbirimiz çok net bir şekilde bir gün sonra ne olacağını, savaşın ne şekilde nereye evrileceğini bilmiyoruz. Ama gördüğümüz şu; piyasaların çok ciddi tepkiler verdiği günlerin ardından geri adım attığını, adeta bir barış güvercinine dönüşüp “İran’la konuştuk, her şeyi hallediyoruz” minvalinde sözler sarf ettiğini, hemen bunun sonrasında Amerikan borsalarının tekrar yükselmeye başladığını ama aradaki saat farkından dolayı İran tarafı uyanıp da “Hayır öyle bir konuşma yok” şeklinde bir açıklama getirdikleri zaman da tekrar borsaların çakıldığını görüyoruz. Çok ciddi bir belirsizlik gerçekten. Gerçekten bir gün sonrayı bilmiyoruz dedim fakat şunu da biliyoruz: “TACO” denen “Trump Always Chickens Out” şeklinde bir tabir var. Yani Trump iş hadi hadiye geldiği zaman geri adım atar piyasalarda, finansal piyasalarda tabirinin kısaltması bu. Şimdiye kadar bunu gördük ama İran tarafının ayaklarını çok sıkı bastığını ve Trump’ın o zayıf noktasını bilip oradan özellikle vurduklarını görüyoruz. Yani Trump’ın Amerikan ekonomisinde oluşacak bir hasarı yumuşak karnı olduğu için bütün bu celallenmeleri, atıp tutmaları iş hadi hadiye gelip de “Peki ekonomiye ne oluyor?” noktasında, ekonomiyi korumak için geri adım attığını gören İran’ın dün vermiş olduğu demeç çok ilginçti. Bir kere demiş ki “Bizim gibiler, sizin gibilerle hiçbir zaman anlaşma masasına oturmayacaktır. Bunu bilin. Ne geçmişte ne gelecekte böyle bir şey olmayacak.” demişler. Ve savaşın bitmesi konusunda da “Amerika’nın ekonomisini acıttıktan sonra yani siz bunun maliyetini kendi ekonominizde gördükten sonra bu savaş bitecek” diyorlar. Dediğim gibi, elini çok akıllıca kullanıyor İran. Yani o Hürmüz Boğazı’nı, orayı kapatmasının tüm dünya ekonomisini nasıl etkileyeceğini… Yani “Tamam bizim üzerimize bombalar yağıyor. Siz bunu uzaklarda bir ülkede neler oluyormuş diye televizyonlarınızı açıp izleyebilirsiniz. Bu size çok bir anlam ifade etmez. Film izler gibi izliyorsunuz ama ne zaman ki gidip de arabanıza bir benzin doldurduğunuz zaman onun fiyatının hafta hafta arttığını göreceksiniz. İşte o zaman anlayacaksınız ne yaptığınızı.” şeklinde. Yani buradan ekonomik etkilere genel olarak bağlayacak olursak bir kere çok büyük bir belirsizlik. Belirsizlik ve buna biz arz yönlü stagflasyonist şok diyoruz. Yani arzı azaltan, bir taraftan büyümeyi azaltıp bir yandan enflasyonu artıran bir şok. O zaman ne yapıyor mesela büyük merkez bankaları? Geçen hafta Fed’in toplantısı vardı. Bir dakika, biz bir önümüzü görmemiz gerekir. Bir sonraki adımda Fed’in bu sene belki iki tane faiz indirimi beklenirken şimdi bir anda piyasalar “Yok, faiz indirimi hiç olmaz. Hatta bir sonraki adımı faiz artışı olur” demeye başladılar. Neden? Çünkü eğer enflasyon varsa o kadar para bolluğunun olmadığı bir evreye geçmeniz gerekiyor. Çünkü ancak para musluğunu kısarak enflasyonist baskıları söndürebiliyorsunuz. Ama bu tamam, Amerikan ekonomisinde daha yüksek enflasyon, petrol fiyatlarındaki artış ve bu artışın üretim maliyetlerinin artışıyla birlikte bir büyümede yavaşlama anlamına gelir. Genel olarak tüm dünyada bu anlama gelir. Peki Türkiye’de ne anlama gelir? Türkiye’de bunun ötesinde bir kere biz sermaye girişine çok bağımlı bir ülkeyiz. Şimdi Fed’in ya da büyük merkez bankalarının kendi paralarını daha cazip hâle getirmesi faizi artırarak; o zaman gelişmekte olan ülkelere değil o ülkelere paranın kaçması anlamına gelecek. Bir de tabii ki güvenli liman arzusu var. Genelde risk olduğu zaman güvenli liman neresiyse para oraya yöneliyor; ana vatanına gidiyor. Ki bunun etkilerini hemen gördük zaten. Savaşın başından beri 25-30 milyar dolar civarında Türkiye’den sermaye çıkışı var.

Ruşen Çakır: Yabancı sermaye çıkışı.

Selva Demiralp: Evet, yani bu kısa vadeli zaten. Türkiye’de uzun süredir uzun vadeli, biz iktisatçıların arzu ettiği “gelsin de bu ülkede yatırıma dönüşsün” şeklinde bir sermaye görmedik. Gördüğümüz sermaye Türkiye’deki işte yüksek faiz ortamında hani biraz da bir istikrar varsa gelip bizim borsamıza ya da tahvilimize giren bir paraydı. Ama dediğim gibi yani 25-30 milyar civarında bir sermaye çıkışı var. Peki bu ne anlama geliyor? Sermayenin çıkması demek yabancının elindeki tahvili, borsa hisse senedini satıp Türk lirasını da dolara çevirip dolarını da alıp çıkması demek. Bir anda içerideki dolar arzı azalınca kur üzerindeki baskılar artıyor. Fakat bizim genel seçim sonrasındaki politikalarımız birinci derecede finansal istikrar odaklı. Çünkü malum Eylül 2021 sonrasındaki politikalar Merkez Bankası rezervini büyük ölçüde yakıp yıktığı için, enflasyonu kontrolden çıkardığı için yeni politikalar ne dedi? “Bir şekilde biz rezervlerimizi tekrar oluşturalım. Bu kaçan sermayeyi geri getirelim.” Ama şimdi böyle bir baskı oluşunca ve programın bel kemiği de kurun istikrarlı olması üzerine kurulduğu için ister istemez Merkez Bankası o biriktirdiği rezervleri satmaya başladı ve o kaçan sermaye kadar Merkez Bankası rezervinin satıldığını gördük. İşte 33 milyar dolar civarında deniyor en son gelen rakamlara göre. Fakat bunun da bir sonu yok. Yani biz Amerikan Merkez Bankası değiliz, dolar basamıyoruz. Ve o biriktirdiğimiz rezervler zaten Eylül 2021 sonrasındaki negatife geçmiş rezervleri o ilmek ilmek, çok ciddi bir acı reçete pahasına biriktirdiğimiz rezervlerdi. İşte bir anda bir ayda 30 milyar gittiğini düşünün. Bu şekilde ne kadar gidebiliriz? Yani bir 15-20 milyar dolar daha satabilir mi Merkez Bankası? Satarsa gerçekten çok kritik düşük seviyelere ineceğiz. İşte orada da böyle bir şokla içerideki dengelerin hiç de güzel olmadığı bir noktada yakalanmış olmanın maalesef azizliği diyeceğiz ona.

Ruşen Çakır: Şimdi şöyle de bir husus var tabii; Türkiye savaşın yanı başındaki bir ülke üstelik ve savaştan doğrudan etkilenen bir ülke. Bazıları dolaylı etkileniyor ama bir de diyelim ki işin büyümesi durumunda Türkiye’ye göç hareketleri olabilir, şu olabilir, bu olabilir ve bütün bunların getirdiği bir ekstra yük var. Ve dolayısıyla Türkiye bir an önce bu savaşın bitmesini ya da durmasını istiyor. Ama Türkiye’nin bu konuda yapabilecekleri sınırlı. Burada senin o tabloda sermaye çıkışlarının hemen altında söylediğin bir cari açık meselesi var. Bu cari açığı ben yıllardır duyarım. Önemli bir şey olduğunu bilirim. Şu anda bu savaş ortamında cari açık herhalde büyüyor, değil mi? Bu ne anlama geliyor? Bu da doğrudan enflasyonu tetikleyen bir şey mi? Ne oluyor?

Selva Demiralp: Gerçekten savaşın çok farklı kanallardan etkileri var. Onun için ben de kendi kafamı toparlamak için o tabloyu hazırlamıştım. Şimdi senin söylediğin iki ayrı boyut var Ruşen. Bir tanesi savaşın bizim bölgemiz üzerindeki doğrudan etkileri. Şimdi o küresel belirsizliklerden doğrudan büyüme üzerine bir ok geliyor. Onu kenarda sağdan görecek izleyiciler. Şimdi o şu anlama geliyor. Bir kere bizim bölgedeki turizm, yani senin de söylediğin gibi Türkiye’nin savaş ortamına çok yakın olması, yani sonuçta sınır komşumuz; çektiğimiz turizm hem o bölgeden hem de dünyanın geri kalanından… Sonuçta Ortadoğu, sonra komşular dendiği anda Türkiye’ye bakan bir turist iki kere düşünecektir gelme konusunda. Turizm gelirlerinde bir düşüş bekleniyor. İlave olarak o bölgedeki işte müteahhitlik, lojistik hizmetler gibi yaptığımız işlerde bir kayıp olacak. O iki. Üçüncüsü de ihracat, ihracatımızdaki azalma. Sonuçta yine o bölgeye yaptığımız önemli bir ihracat var. Dolayısıyla savaşın yarattığı risklerin büyüme üzerindeki etkileri var doğrudan; bu bir. İkincisi cari açık üzerindeki etkiler var. Yani cari açığı kabaca dış ticaret açığı olarak da düşünebiliriz. Bunun üzerine bizim yurt dışından aldığımız borçlar ve Türkiye’deki bulunan sermayenin net yatırım kârını da bir kenara koyarsak — yani “primary balance” deniyor ama çok daha kolay anlaşılabileceği kısmı dış ticaret açığı olarak düşünelim — işte orada petrol fiyatlarının artması ve bizim ithalatımızın artıyor olmasının cari açık üzerinde çok olumsuz bir etkisi var. Cari açığın bir de finansman bacağı var. Yani tamam, eğer bizim ihracattan elde ettiğimiz gelir ithalata ödediğimiz bedelden az olursa aradaki farkı dışarıdan aldığımız borçla ödemek durumundayız. Ama savaş ortamında hani biraz önce dedik ya Fed’in, Avrupa Merkez Bankası’nın daha şahin bir duruşa geçiyor olması dış borç maliyetini arttırıyor. Çünkü yurt dışındaki faizler arttığı zaman sizin de cari açığınız artmış, dışarıdan borç almanız gerekiyor; o borca ödeyeceğiniz olan faiz bedeli de artacak. Dolayısıyla tüm bunları değerlendirecek olursak evet, büyüme üzerinde bir maliyet anlamına gelecek. Türkiye’nin alternatif kaynakları ister istemez daha çoğunu borç ödemesine harcayacağı için kendi yatırımları için, kendi üretimi için daha az kaynağın geride kalması anlamına gelecek.

Ruşen Çakır: Bir de şu hususu biraz ele alalım istersen. Senin ikincil olarak söylediğin “endüstriyel girdiler” diye bir husus var. Bunu biraz açar mısın? Nasıl bir etkisi oluyor savaşın endüstriyel girdilere?

Selva Demiralp: Şöyle, onu da bu pandemi döneminden benzetmeyle anlatalım. Çünkü bu savaşa benzer büyük arz yönlü — stagflasyon diyoruz, teknik terim ama — bir şok en son ne zaman yaşamıştık? Pandemi döneminde yaşamıştık. Ne olmuştu pandemi döneminde? İşte bu virüsten dolayı kapanmalar olmuştu ve bu kapanmaların tedarik zincirleri üzerindeki etkilerini konuşmuştuk. Yani sadece belli bir ülkede belli bir ürünün üretiminin azalması değil; o ürünü ara malı olarak kullanan diğer sektörler, o ara malını ithal eden diğer ülkelerde de üretimin azalması, yani üretim zincirindeki aksamaların yayılması üzerine kurulu bir yapı var. Tedarik zincirlerinden kastettiğimiz bu. Şimdi evet, savaşın birincil etkisi petrol üretiminin azalması, Hürmüz Boğazı’nın kapanması ve mevcut petrolün de dünyanın geri kalanına dağıtılamaması ise; ikincil etkisi enerji yoğun olan diğer sektörlerin üretimlerinin de etkilenmesi. Onun da yine zaten bu bölgede oluyor genelde üretimi ki nedir bu sektörler? Özellikle işte petrokimya, gübre, alüminyum gibi sektörlerde görüyoruz. Bunun anlamı ne olacak? Şimdi Türkiye’yi düşünelim. Türkiye bölgeden önemli miktarda gübre ithal ediyor. Şimdi bizim büyüme rakamlarımızı düşünecek olursak ya da enflasyon rakamlarını; en önemli kalem nedir? Gıda enflasyonudur ya da büyüme bacağından bakacak olursak tarım sektörünün ciddi şekilde daraldığını görüyoruz son dönemde. Bir de bunun üstüne gübre fiyatlarındaki artış, gübre arzındaki azalışı etkileyecek olursa bunun Türkiye’deki gıda enflasyonuna, tarım sektörüne ciddi bir olumsuz şok olarak geldiğini görüyoruz. Ki bir de buradan gelen enflasyonist etkiler olacağını, buradan gelen cari açık üzerindeki etkiler olacağını da maalesef yabana atamıyoruz tabii.

Ruşen Çakır: Peki nasıl toparlayalım? Şimdi zaten şu anda bir aya yakın süre içerisinde bunun çok ağır ekonomik bedelleri oldu dünyaya ve Türkiye’ye. Daha çok Türkiye’de yoğunlaşarak, ne yapabilir? Yani savaş uzayacağa benziyor, hatta şiddetlenme ihtimali de var. Yani “müzakere” diyor Trump ama müzakere olmayabilir; olsa bile çok fazla bir şey çıkmayabilir vesaire. Ne yapabilir Türkiye ya da yapılabilecek bir şey var mı?

Selva Demiralp: Çok zor bir soru bu. Çok fazla yapabileceğimiz bir şey yok çünkü tamamen dışarıdan gelen bir şok. Bu tür durumlarda genellikle yapmamız gerekenler, bu şokla karşılaşmadan önce yapılması gerekenler. “Çatıyı yağmur yağmadan önce onarmak” şeklinde bir tabir var. Keşke bu savaşa makroekonomik dengelerimiz daha güçlü bir şekilde girebilseydik. Mesela Amerika’dan örnek verecek olursam; eğer bu enflasyonist şok üretimi ciddi bir şekilde yavaşlatırsa, Fed büyümeye odaklanıp, ‘‘Enflasyon artsa bile onu bir kenara koyayım. En fazla şu anda enflasyonum 3 diyorlar, çıksın çıksın 5’e çıkar. Ben şu anda büyümeye odaklanayım, faizleri biraz düşüreyim’’ deme lüksüne sahipler. Biz Türkiye’de %30 enflasyonla bu şokla karşılaştık. Yani Fed’in, Amerika’nın 10 katı yüksek bir enflasyonla… Bizde de zaten şöyle bir endişeden bahsediyor değilim; yani “Aman enflasyon daha da yükselecek, biz faizleri daha da yükseltelim” şeklinde bir endişeyle hareket ettiğini hiç zannetmiyorum Merkez Bankası’nın. Bizde finansal istikrar odağı var. Yani finansal istikrar bir kere darbe yerse onun çok daha yıkıcı bir etkisi oluyor. Onun için biz zaten enflasyonu düşünme lüksüyle hareket etmiyoruz. Sadece sermaye girişine çok bağımlı bir yapımız olduğu için, üretim yapımız daha düşük katma değerli bir üretim ve dışarıdan ara malı ithalatına dayalı bir üretim olduğu için ister istemez kuru stabil tutmamız gerekiyor. Ne yapmamız gerekir? Keşke üretim yapısını değiştirmiş olsaydık. Keşke dış şoklara, kur geçişkenliğine hassas bir üretim yapımız olmasaydı. Ama onları şu bir ay içinde, iki ay içinde yapabilmemiz zaten mümkün değil. Yani bunlar uzun vadeli; bugün yapacaksınız, beş sene sonra belki faydasını göreceksiniz. Şu anda sadece yapabildiğimiz, yapmamız gereken, yapabileceğimiz diyelim, bir krize dönüşmesini engellemek için bunu mümkün olduğu kadar sakin tutmaya çalışmak olacak. Ama bunun da maliyeti var, bu canımızı acıtacak; onu söyleyelim. Çünkü bunu nasıl yapıyorsunuz? O kemerleri biraz daha sıkarak yapıyorsunuz. Ancak sizin ülkenizde riskler zaten var, yabancıya da ‘‘Gel bizim ülkemize, savaşa rağmen gel’’ diyorsunuz. ‘‘Kendi risklerimizi azaltamıyoruz ama bari o riskin ötesinde daha cazip bir faiz vereyim ki size gelin bizim ülkemizi tercih edin’’ diyorsunuz. Ama bu faizin yükselmesi de üretim maliyetlerinin biraz daha artması anlamına gelecek maalesef. Yani keşke daha güzel şeyler söyleyebilseydim ama bu şartlar altında çok da yapacak bir şey yok maalesef.

Ruşen Çakır: Peki bitirmeden şunu da merak ediyorum. Savaşın tarafı olmayan iki tane ABD’nin karşısında güç var: Rusya ve Çin. Esas olarak da Çin. Bu savaşın sürüyor olması, başlaması ve sürüyor olması ayrı ayrı bu ülkelerin istediği bir şey mi yoksa onlar da bundan rahatsız mı?

Selva Demiralp: Yani tam bilemeyiz tabii ama ben ekonomik açıdan değerlendirdiğim zaman Rusya’nın sanki çok işine gelmiş gibi düşünüyorum. Çünkü malum Ukrayna Savaşı’ndan dolayı Rusya’ya da yaptırım uygulanıyordu ama şimdi o yaptırımlar da kaldırılıyor. Bu bir; onu zaten artı hanesine yazıyor. İkinci olarak Amerika’nın şu anda Ukrayna’ya vermiş olduğu destek, ordu açısından savaş desteğini düşünecek olursak şu anda o desteği alıp kendi savaşlarına, İran’a yönlendirecekler. O açıdan da Rusya’nın açısından çok büyük ekmeğine yağ sürülüyor diye düşünebiliriz. Çin açısından düşünecek olursak Çin’in çok hoşuna gideceğini zannetmiyorum. Gerçi Çin çok enerji bağımlısı bir ülke değil; o nedenle petrol fiyatlarındaki artıştan çok fazla etkilenmeyecektir ama neticede Çin’e giden aktarımların da aksayacağını düşünürsek… Yani ne olursa olsun her ne kadar Hürmüz Boğazı daha çok Batı ülkelerini etkiliyor olsa da Çin için bir avantaj değil, olumsuz olacaktır. Ama diğer ülkeler kadar sadece etkileneceğini düşünmüyorum şimdilik.

Ruşen Çakır: Son dedim ama yine bir son soru geldi aklıma. Bunu sormadan edemeyeceğim. Şimdi bir ay içerisinde acayip sayıda bomba kullanıldı. İşte insansız hava aracı kullanıldı. Birtakım tesisler, savunma sanayinin radarlar şunlar bunlar imha edildi vesaire. Ve şunu sormak istiyorum; özellikle harp sanayi — ne deniyor ona tam bilemiyorum ama savunma sanayi — ABD’deki savunma sanayi şirketlerinin özellikle bundan çok memnun olduklarını varsayıyorum. Öyle değil mi? Çünkü ellerinde ne kadar şey varsa satıyorlar yani bayağı bir ve yeni talepler de geliyordur herhalde. Geçen bir haber çıktı görmüşsündür; aslen Türk olan bir şirketin ABD’deki bir yan şirketi İsrail’e savunma sanayi şeyleri temin ediyormuş falan. Onların herhalde altın günleri sanki.

Selva Demiralp: Muhtemelen öyle. Ama genel olarak Amerika’daki havaya baktığımız zaman pek onun ön planda olmadığını görebiliyorum. Yani “Aman da ne güzel, daha çok silah üretip silah satalım”dan ziyade; “Her bir Patriot’un maliyeti milyon dolarlar civarında ölçülüyor, buna karşılık bunları neye karşı kullanıyoruz? Çok daha cüzi bir maliyetle üretilen 40.000-50.000 dolar civarındaki dronelara karşı kullanıyoruz. Biz aptal mıyız?” şeklindeki eleştirileri ben görüyorum Amerikan medyasında. Bu savaşın dediğim gibi, en son onu söylüyor olayım, “Amerika olarak İran’a karşı askeri yönden üstünlüğümüzü biz zaten biliyorduk; şimdi gittik orada İran’ın askeri gücünü çökerttik demenin nasıl bir tatmini var?” sorusunun, “Bunu ne pahasına, neden yapıyoruz?” sorusunun daha ön planda olduğunu ben görüyorum. Yine dün bir haberde gördüm; bölgeye 2.000 asker daha gönderileceği… Bölgede zaten 50.000 civarında da değişik yerlerde konumlanmış Amerikan askeri olduğundan bahsediliyor. Ama deniyor ki “Bu tamam, tek bir operasyon için belki bu askerleri kullanabilirsiniz ve bunlar çok iyi eğitilmiş askerler, işe yarar; ama İran’ın 400.000 askeri var. Bu nereye kadar bize yetecek? Biz böyle bir savaşı ne kadar sürdüreceğiz? O 50.000’i 60.000’e çıkarsak 400.000 askere karşı…” şeklinde. Yani işin askeri boyutunun, savaş boyutunun Amerikan halkını hiç memnun etmediğini net bir şekilde görüyorum. Söyledikçe devam ediyor sürekli ama bir ay önce bu savaş başlarken “Ben savaşların maliyetini Amerikan ekonomisinden çıkaracağım” diye devreye girmiş ve Obama’yı İran’la yapmış olduğu bir anlaşma, nükleer silahsızlanma anlaşması sebebiyle İran’a ödemiş olduğu, 1.7 milyar dolarlık İran’ın zaten Amerika’da duran bir ödemesini yaptığı için eleştiren Trump’ın bugün yaptırımları kaldırıp 14 milyarlık bir ödemeyi İran’a yapması nasıl olur, bu ikisi nasıl birbiriyle tutarlı olur şeklinde genelde çok sert eleştirileri ben görüyorum Amerikan medyasında. Onun için savunma sanayi bilmiyorum, belki onlar kendi açılarından mutlu olabilirler ama Amerika genelinde onun ikinci planda, hatta üçüncü planda kaldığını söyleyebiliriz diye düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Bu arada biliyorsun Trump, Nobel Barış Ödülü’nü alamadığı için bayağı gürlemişti. O ödülü almış olsaydı ve şimdi herhalde Nobel’in itibarı… Verdikleri diğer kişi de çok itibarlı birisi değildi, Venezuela’daki muhalif, neyse. Ama yani direkten dönmüş Nobel de diyelim. Selva çok sağ ol. Çok aydınlatıcıydı. Eklemek istediğin bir şey var mı bitirirken?

Selva Demiralp: Yok. Gayet güzel konuştuk farklı boyutlarıyla. Ben teşekkür ederim davet için.

Ruşen Çakır: Evet, ben de teşekkür ediyorum. Medyascope olarak biz de teşekkür ediyoruz. Evet, İran Savaşı’nın Türkiye ve dünya ekonomisine bugüne kadarki etkilerini ve bundan sonraki muhtemel gelişmeleri Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Selva Demiralp ile konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.