İSTANBUL (Medyascope) – CHP Sözcüsü Zeynel Emre , Özgür Özel yönetimindeki 28 Parti Meclisi üyesinin noter aracılığıyla istifa ettiğini duyurdu. İstifa eden üyelerden CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu CHP içerisindeki istifaları ve disiplin soruşturmalarını Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır’a değerlendirdi.
CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Cumhuriyet Halk Partisi içerisinde yaşanan istifaları ve disiplin soruşturmalarını değerlendirdi. Tanrıkulu, istifaların amacının parti organlarının işlevsiz hale gelmesini sağlayarak kurultay sürecinin önünü açmak olduğunu söyledi.
28 Parti Meclisi üyesinin istifa ettiğini belirten Tanrıkulu, “Bu parti meclisinin hiçbir biçimde toplanmaması gerekiyor. Parti tüzüğüne göre de 45 gün içerisinde kurultay yapılması lazım. Bu nedenle bizler istifa ettik” dedi. Ancak mevcut yönetimin bu yönde adım atmayacağını savunan Tanrıkulu, yaşanan sürecin “hukuka aykırı” olduğunun altını çizdi.
“Bu karar hukukla izah edilemeyecek bir karar”
CHP yönetiminin mahkeme kararına dayanarak görevde bulunmasını eleştiren Tanrıkulu, konuşmasına şöyle devam etti:
“Cumhuriyet Halk Partisi gibi bir partinin genel başkanı ve parti meclisi üyeleri böyle tamamen hukuka aykırı olarak verilmiş bir kararın muhatabı olamazlar. Ellerinin tersiyle itmeleri lazımdı. Ama bunu yapmadılar. Bu karar hukukla izah edilemeyecek bir karar. Parti hukukunu tamamen göz ardı eden kararlar alınıyor. Bugün yaptığımız şey, alınan kararların parti hukuku bakımından meşruiyetini ortadan kaldırmaktır”
CHP’de yaşananların yalnızca bir parti içi mesele olmadığını söyleyen Tanrıkulu, “CHP’yle ilgili mesele bir rejim meselesidir” dedi. 2023 seçimlerinden sonra CHP’nin iktidar açısından ciddi bir alternatif haline geldiğini öne süren Tanrıkulu, “2024 yerel seçimlerinde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin sandıkla yenilebileceği görüldü. O zamandan bu yana CHP’ye yönelik operasyonların anlamı budur” diye konuştu.

“Amaç, Parti Meclisi’ndeki çoğunluk dengelerini değiştirmek”
Dokuz milletvekilinin, Parti Meclisi’ndeki çoğunluk dengelerini değiştirmek amacı ile disipline sevk edildiğini ifade eden Sezgin Tanrıkulu, şunları söyledi:
“Dokuz arkadaşımız ihraç edildi. TBMM’de iki grup başkanvekili bulunuyor. Bu iki grup başkanvekilinin de tedbir kararıyla görevden uzaklaştırılması, Meclis’teki CHP örgütlenmesini işlemez hale getirmeye dönük bir girişimdir. Oysa bu isimlerin tamamı parti hukukuna uygun biçimde seçildi. Hatta ilk seçimlerinde bizzat Kemal Kılıçdaroğlu’nun önerisiyle göreve geldiler. Dolayısıyla Meclis’teki çalışmaları aksatacak, işleyişi durduracak bir tablo ortaya çıkıyor. Eğer yarın Meclis Başkanlığı da bu süreci işleme koyarsa, milletvekillerine seçim yaptırılmayarak sürecin uzatılmaya çalışılması ya da parti hukuku ve teamülleri ile bağdaşmayan başka yöntemlere başvurulması ihtimaliyle karşı karşıya kalabiliriz.”
Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir
Ruşen Çakır: Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu yayınımızda. Sezgin, merhaba.
Sezgin Tanrıkulu: Merhaba.
Ruşen Çakır: Sen eski PM’de de vardın. Sonra son kurultayda da Parti Meclisi’ne seçildin ve Genel Başkan Yardımcısı da oldun. Şimdi de bu sabah eski Parti Meclisi’nden istifa ettiniz, toplam 28 kişi. Şunu soracağım: İstifa etmeyip Parti Meclisi’ne gitseydiniz, orada tartışsaydınız ne fark edecekti, istifayla ne fark ediyor?
Sezgin Tanrıkulu: İstifa ettik. Dolayısıyla bu Parti Meclisi’nin hiçbir biçimde toplanmaması gerekir çünkü karar alma yeterliliği yok. Karar almaması gerekiyor. Yine parti tüzüğü uyarınca da 45 gün içerisinde, partinin organı kalmadığı için, karar organı kalmadığı için kurultay yapılması lazım. Bu nedenle bizler istifa ettik, dilekçemizi verdik partinin kurultaya gitmesi için. Ama yaparlar mı? Yapmazlar. Her türlü hukuka aykırılık yapılıyor zaten, yapılmaya da devam ediyor. Aslında bakın, Cumhuriyet Halk Partisi gibi bir partinin Genel Başkanı, Parti Meclisi üyeleri böyle tamamen hukuka aykırı olarak verilmiş bir kararın muhatabı olamazlar. Ellerinin tersiyle itmeleri lazımdı ama bunu yapmadılar. O kararın muhatabı oldular ve o karar uyarınca orada oturuyorlar şu anda. O karar, bakın gerçekten hiçbir yönüyle hukukla izah edilemeyecek bir karar. Bunca zamandır pusulası hukukun üstünlüğü, demokrasi, adalet olmuş bir siyasi partinin kendisinin, kendi üyelerine, kendi milletvekillerine ve tamamen parti hukukunu da çiğneyerek işlem yapması kabul edilemez. Bu hiçbir biçimde kabul edilemez. Yani ben kendi içime sindiremem. Bakın, benim üzüldüğüm nokta şu; ben bu arkadaşlarla aynı kurultaydan seçilmişim. Yıllarca birlikte çalışmışız ve şimdi parti hukukunu tamamen göz ardı eden, yok sayan kararla arkadaşlarımız ihraç ediliyor. Bugünkü toplantıda oy kullanmamaları için bir gün öncesinden tedbir alınıyor, parti hukuku yok sayılarak. Ve bugün de bize ‘‘Gelin hadi, bu Parti Meclisi’ne katılın. Siz ne yaparsanız yapın, çoğunluk da olsanız Parti Meclisi’nde biz kurultay kararı almayacağız, bunu uygulamayacağız’’ deniyor. O yüzden de en iyisi orada aldıkları kararların tümünün parti hukuku bakımından meşruluğunu ortadan kaldırmak. Bugün yaptığımız budur yani.
Ruşen Çakır: Peki şimdi atanmış yönetim diyor ki, ‘‘Yargıtayın tedbir kararı var, onun için kurultay olamaz’’ diyorlar ve bu sizin ‘‘tüzüğe göre kurultay olur, olması lazım’’ dediğiniz şeyi dinlemeyecekleri anlaşılıyor ve olağan bir kurultay için herhalde işaret edecek Kemal Kılıçdaroğlu, öyle gözüküyor. Bu da yaklaşık bir yıl falan sürecek. Öyle değil mi?
Sezgin Tanrıkulu: Bu tezin de savunulabilir bir yanı yok. Eğer gerçekten kurultay yapmak istiyorsan kurultay kararı alırsın zaten. El altından da bir tane üyene dersin ki “git mahkemeye başvur”. Bakalım ne yapacak. Yani sen kararı al da zaten senin etrafında bu karar için başvuru yapacak çok eleman var. Gönder birisini mahkemeye, karar aldır. Mahkeme desin ki “kardeşim sen kurultay yapamazsın”. Niye sen karar veriyorsun buna? Eğer gerçek niyetin buysa, “kurultay yapmak niyetim var ama elim kolum bağlı, ben yapamıyorum” de.
Ruşen Çakır: Peki siz ne yapacaksınız?
Sezgin Tanrıkulu: Şimdi bakın, mesele şu; CHP ile ilgili mesele bir rejim meselesidir, CHP içi mesele değildir. 2023 seçimleriyle başlayan süreç hâlâ devam ediyor. 2023’te Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının seçimle değişebileceği ortaya çıktı. Seçimler ikinci tura kaldı ve ikinci turda da hâlâ konuşulan manipülasyonlarla çok az bir oy farkıyla Sayın Erdoğan kazandı. Sonra CHP’de yönetim değişti. Özgür Özel ve kendi çalışma arkadaşları devraldı ve hemen sonra, genel seçimlerden 10 ay sonra, kurultaydan sadece 4 ay sonra yapılan yerel seçimlerde mutlak bir başarı elde edildi. Adalet ve Kalkınma Partisi sandıkla yenilebileceğini gördü. O zamandan bu zamana, bakın 2024’ün 31 Mart’ından şimdiki zamana kadar CHP ile ilgili operasyonun anlamı budur. Yani “seçim olsun ama hep Erdoğan kazansın”. Bunun adımları şimdi işlemeye başladı. 19 Mart operasyonu yapıldı. Aradan geçen 14 aylık süre içerisinde eğer bu operasyonlardan sonuç almış olsalardı, CHP’nin kurumsal kimliğine karşı bu davayı açmakta zorlanırlardı, yani gerek kalmazdı. Ama 14 aylık süre içerisinde, 19 Mart’tan 21 Mayıs 2026’ya kadar geçen yaklaşık 14 aylık süre içerisinde bu sonucu elde edemediler. Özgür Özel’e, Genel Başkanımıza ısrarla çağrıda bulundular; “Bunlardan vazgeç, gel Ankara’da otur, Genel Merkez’de otur, sokak siyaseti yapma, miting yapma, sen bu rejimin muhalefeti ol” dediler. Özgür Özel ve çalışma arkadaşları dayatılan bu role itiraz etti. O nedenle şimdi kendilerinin kontrolünde olan, sınırları çizilmiş bir ana muhalefet partisi isteniyor. Mesele budur, meselenin özü budur.
Ruşen Çakır: Peki siz ne yapacaksınız? Ayrılacaklar mı yoksa sonuna kadar Cumhuriyet Halk Partisi’nde kalmak için bütün yolları mı deneyecekler?
Sezgin Tanrıkulu: Arkadaşlarımızın ihraç edildiği, kurultay yollarının kapandığı bir ortamda sonuçta parti içi hukukunu da çalıştırmaya çalışarak, en azından bütün üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirerek, kimse bize “Niye şunu da yapmadınız?” demesin diye her şeyi yapıyoruz. Yani parti içi hukuku sonuna kadar uygulatacak bütün adımları atıyoruz. Tabii şimdi bir de Yargıtay süreci var. Dün itibarıyla dosya Bölge Adliye Mahkemesi’nden fiziki olarak Yargıtay’a ulaştı. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi olması lazım, o dairede sonuçta tedbirle ilgili kararın öncelikle görülmesi lazım. O süreç de öyle tahmin ediyorum ki çok uzun olmayan bir süreçte tamamlanacak. Ona göre de biz kendi kararımızı vereceğiz ama seçeneksiz değiliz. Siyaset yapma seçeneklerinden yoksun değiliz. Biz her koşulda siyaset yapacağız. “Ne yapalım, kaderimiz bu” deyip kenara çekilmeyeceğiz.
Ruşen Çakır: Peki, disipline sevk edilen 9 kişi. Bu olay ne anlama geliyor? Şimdi bir iddiaya göre onların dördünün Parti Meclisi üyesi olması nedeniyle Parti Meclisi’nde sizin çoğunluğunuzun iptal edilmesi anlamına geldiği söyleniyor. Ama anladığım kadarıyla 9 kişinin disipline sevkinin çok daha farklı anlamları da var.
Sezgin Tanrıkulu: Tabii, ilk anlamı, bugünkü Parti Meclisi toplantısından bir gün önce yapılmış olmasının bir anlamı; bugün eğer biz de katılmış olsaydık mutlak çoğunluğumuz vardı tartışmasız. 28 kişinin imza verdiği, istifa ettiği; 4 kişiyi daha eklerseniz 32 kişi olacak. Toplam 57 kişi var zaten. 32’ye 25. Ki o 25 arkadaş içerisinde de kurultay isteyen arkadaşlarımız da çoğunlukta. Yani istifa etmeyen arkadaşlarımızın içerisinde de partinin bir an evvel kurultay yapması gerektiğini ifade eden ve bunu talep eden arkadaşlarımız da var. Dolayısıyla şu andaki yönetim azınlıkta kalacaktı. O nedenle 4 arkadaşımızın da dahil olduğu 9 arkadaşımızı ihraç ettiler. İki Grup Başkanvekili var içlerinde. Yani bu iki Grup Başkanvekilinin de tedbir olarak disipline sevkiyle aynı zamanda Meclis’teki örgütlenmeyi, Meclis’teki CHP örgütlenmesini ki tümü hukuka uygundur, parti hukukuna göre seçilmişlerdir, hatta ilk seçen bizzat Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendisidir. Yani Gökhan Günaydın’ı ilk seçen kendisidir, oraya öneren bizzat kendisidir. Dolayısıyla burayı da işlemez hâle getiren, Meclis’teki çalışmaları işlemez hâle getiren, yarın öbür gün eğer Meclis Başkanlığı bunu işleme koyarsa burada seçim yaptırmayarak, yani Meclis’te milletvekillerine seçim yaptırmayarak bu süreci uzatmaya çalışacaklar veya parti hukuku ve teamüllerle bağdaşmayan başka işlere girecekler.
Ruşen Çakır: Peki şunu sorayım. Birbirinizi yıllardır tanıyorsunuz. Aynı partide siyaset yapıyorsunuz. Birlikte Meclis’te yan yana durdunuz, Parti Meclisi’nde yan yana durdunuz. Tamamen koptu mu ipler? Şimdi arada arabuluculuk yapmaya çalışan birileri olduğunu gördük ama başaramadılar, onu da gördük. Şeyi merak ediyorum; taraflar arasında hiçbir diyalog zemini kişisel anlamda da yok mu? Yoksa yukarıda bir şeyler oluyor ama aşağıda insanlar daha…
Sezgin Tanrıkulu: Tabii ki var, siyasette hiçbir zaman bağlar tamamen kopmaz. Bizim arkadaşlarımızla aramızda bir kan davası yok, bir namus davası da yok. Sonuçta siyaset yapma biçimi, CHP’yi yönetme biçimi noktasında görüş ayrılıkları var. Tabii ki bir araya gelme koşulları olursa bir araya gelinir ama o zemini ortadan kaldıracak her türlü yolu deniyorlar. Yani bir araya gelmenin yolunu kapatan her adımı da atmaktan çekinmiyorlar. Dün 9 milletvekilinin tamamen hukuk dışı bir biçimde tedbirli olarak sevk edilmeleri bunun göstergesidir. O kararı açıklayan arkadaşımız ve o karara imza atan, oy birliğiyle çıkan o karara imza atan arkadaşlarımız bilmiyorlar mı bunun parti hukukuna aykırı olduğunu? Daha önce örneği var zaten. Yani Süheyl Batum’la ilgili örnek var, mahkemeden dönmüş. Bakın, o zaman da ben MYK üyesiydim. Orada benim imzam yok, ” Sezgin Tanrıkulu katılmadı” diye yazmışlar. Halbuki katılmıştım, toplantıya katıldım ben. O toplantıda Süheyl Batum’un bu yöntemle ihraç edilemeyeceğini savundum. ‘‘İfade özgürlüğü’’ dedim, ‘‘MYK bu kararı alamaz’’ dedim. Ama Genel Başkan şunları ifade etmişti yanlış hatırlamıyorsam, tam olarak aynen ifade edemeyebilirim: “Parti Meclisi’ni bekleyemeyiz, bir an evvel bu işlemin yapılması lazım.”
Ruşen Çakır: Peki bütün bunlar neden oluyor Sezgin Tanrıkulu?
Sezgin Tanrıkulu: Sonuçta CHP her şeye rağmen Türkiye’nin birinci partisiydi, her şeye rağmen, bu kadar baskıya rağmen ve bu rejimi sandıkta değiştirme potansiyeline sahip olan tek güç Cumhuriyet Halk Partisi’ydi. İlk önce aktörlerine ve yerel yönetimlerine karşı operasyonlar yapıldı ve mutlak butlan davasıyla da kurumsal kimliği hedef alındı. Onlarla tek başına sonuç alamayınca, yani işte Ekrem İmamoğlu’nun siyaset dışına itilmesiyle, belediyelere el konulmasıyla falan istedikleri sonucu alamayınca şimdi CHP’nin kurumsal kimliğine karşı bunu yaptılar. Amaç şu: kendilerini rahatsız etmeyecek bir muhalefet yaratmak. Yeni bir rejim değil, bakın, bu rejim kendisini tahkim ediyor. Yani mesele sadece Erdoğan’ın seçilmesi değil. Erdoğan’ın seçilmesinden sonraki dönem ana muhalefetiyle, muhalefetiyle falan dizayn ediliyor. Sonuçta biraz da odur mesele. Yani bu rejim kendi kontrolünde olmayan bir muhalefet partisi istemiyor.
Ruşen Çakır: Peki, şunu sormak istiyorum. Bazı yorumlarda olayı bir şekilde, her ne kadar pek yürümüyor olsa da, terörsüz Türkiye ya da çözüm süreciyle irtibatlandıranlar var. Sizin başınıza gelenlerin o süreçle herhangi bir ilgisi olduğunu, doğrudan ilgisi olduğunu düşünüyor musunuz?
Sezgin Tanrıkulu: Ben şunu ifade edebilirim ancak; bu sürecin barış sürecini doğrudan etkileyeceği görüşündeyim ben. Neden? Sonuçta Özgür Özel liderliğindeki CHP kendi tabanının baskısına rağmen masada oturdu ve yapıcı katkılarda bulundu. Kendi tabanının itirazlarını en aza çekmeye çalıştı. Dolayısıyla toplumsal güvenin ve rızanın artması için çaba gösterdi bu süreç bakımından. Bütün baskılara rağmen masada oldu, yani kendi tabanının baskısına rağmen ve kendi tabanını etkileyen çevrelerin baskısına rağmen. Şimdi bütün bunlar olurken CHP nasıl rıza gösterecek mesela gelecek bir yasaya? Bu zorlaşacak, çok zorlaşacak. Onu ifade etmeliyim. Yarın öbür gün bir yasa geldiği zaman mesela; CHP’yi neredeyse kapattınız, yönetimi aldınız, yeni bir yönetim atadınız, ondan sonra arkadaşlarımız cezaevlerindeler. Yarın öbür gün milletvekili arkadaşlarımızın ne olacağı konusunda büyük belirsizlikler var. Biz hangi demokrasiyi konuşacağız sizinle? Hangi masada beraber olacağız? Bu itirazlar mutlaka daha güçlü bir biçimde bize yapılacak, yani sonuçta bu süreci destekleyenlere yapılacak. O nedenle sürecin etkilenmemesi mümkün değil. Özgür Bey’in de bu çerçevede sözünün gücü taban üzerinde azalacak.
Ruşen Çakır: Şunu da sormak istiyorum son olarak. Senin de yakından takip ettiğin, birçok duruşmada karşılaştık biliyorsun; Büyükşehir Belediyesi davası. O dava bütün bunların sonrasında gölgede kaldı sanki.
Sezgin Tanrıkulu: Tabii ki. Orada da her gün gerçekten iddianameyi çökerten açıklamalar, beyanlar yapılıyor ve gerçekten bu iddianamenin ve bu davanın hangi koşullarda açıldığı, hangi baskılarla insanların itirafçılığa zorlandığı ortaya çıkıyor. Hele önceki gün kadın arkadaşımızın beyanları; çıplak aramayla ilgili, kötü muamele, işkenceyle ilgili beyanları soruşturmanın hangi koşullarda başlatıldığını ve yürütüldüğünü ortaya koyuyor. Yani Adalet ve Kalkınma Partisi’nin bir sabıkası olan çıplak arama bir kez daha İstanbul’da en üst düzeydeki bir bürokrat kadına uygulandı. Bakın, hiçbir kadın kendisine uygulanmayan bir muameleyi böyle anlatamaz. Dolayısıyla böyle ağır koşulların yaşandığı bir ortamda CHP’ye karşı bu operasyonlar yapılıyor ve CHP’nin Genel Merkezi’nde tamamen hukuk dışı bir yargı kararıyla oturmaya devam eden arkadaşlarımız bunlarla ilgili olarak bir tek cümle ifade edemiyorlar. Bir tek cümle, bir tek kelime. Ben çok teşekkür ediyorum. Benim ayrılmam lazım. Daha geniş zamanda yine sohbet ederiz.
Ruşen Çakır: Evet, biz de çok teşekkür ediyoruz Sezgin Tanrıkulu’na.







