İSTANBUL (Medyascope) – “Nasıl Bir Dünya? Nasıl Bir Türkiye?” programının bu bölümünde, Yağız Çalışkan ve Hasan Aksoy, Türkiye’nin karbonsuzlaşma sürecinde yenilenebilir hidrojenin rolünü yorumluyor.
Şura Enerji Dönüşüm Merkezi araştırmacıları Hasan Aksoy ve Rafet Yağız Çalışkan, Medyascope’ta raporun bulgularını aktardı. Aksoy, hidrojeni doğrudan elektrifikasyonla karbonsuzlaştırılamayan sektörler için zorunlu bir seçenek olarak nitelendirdi:
“Demir-çelik ve çimento gibi sektörlerde yüksek ısıya ihtiyaç var, fosil yakıtlara ikame bir şey sunmanız gerekiyor.”
Öncelikli sektörler belirlendi
Çalışkan, Türkiye’nin demir-çelik üretiminin yüzde 65 ile yüzde 70’ini elektrik ark ocağı teknolojisiyle gerçekleştirdiğini belirtti. Yeşil amonyak üretimini de öne çıkan öncelikler arasında sayan Çalışkan, Türkiye’nin amonyak tüketiminin yüzde 80 ile yüzde 90’ını ithal ettiğini anımsattı.
Aksoy, hidrojen piyasasının kurulabilmesi için alım garantileri, vergi avantajları ve yatırım desteklerini olası mekanizmalar arasında saydı. Avrupa’da kurulan hidrojen bankasının modelini örnek göstererek devletin üretici ile tüketici arasındaki fiyat farkını sübvanse etmesiyle ilk adımın atılabileceğini söyledi.

İç pazar ile ihracat birbirini dışlamıyor
Türkiye’nin enerji tüketiminin yaklaşık yüzde seksenini ithal ettiğini hatırlatan Aksoy, hidrojeni iç pazarda kullanmanın ithalatı, ihraç etmenin ise ek gelir sağlayacağını öne sürdü. AB’nin 2035 yılına kadar 20 milyon ton hidrojen alım hedefini de bu bağlamda anımsattı.
Çalışkan, yatırım ortamı için Enerji Bakanlığı ya da Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı bünyesinde bir kamu birimi kurulmasını önerdi. Yenilenebilir enerji kaynaklarını düzenleyen 5346 sayılı kanunda değişikliğe gidilerek yenilenebilir hidrojenin yasal tanımının yapılmasını da bu sürecin önkoşulları arasında gösterdi.








