Yaman Akdeniz, Türkiye’deki siyasi iktidarın sosyal medyaya yönelik yeni niyetlerini ve bu düzenlemelerin ifade özgürlüğü üzerine etkisini Ruşen Çakır’a değerlendirdi. Akdeniz, bu düzenlemelerin kısıtlama ve sansür amacı taşıdığını ve “çocukları koruma” bahanesiyle sunulduğunu söyledi.
Türkiye’deki sosyal medya düzenleme gündemini Ruşen Çakır’a değerlendiren İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yaman Akdeniz, düzenleme gündeminin, 15 yaşını doldurmamış çocukların sosyal medyaya girmesinin yasaklanmasıyla ve oyun platformlarının da düzenlenmesiyle başladığını söyledi. Akdeniz şöyle dedi:
“15 yaşını tamamlamamış çocukları tespit edebilmeniz için bütün yetişkinlerin sosyal medyaya girerken kaç yaşında olduğunu tespit etmeniz gerekiyor. Fakat Akın Gürlek bir adım daha ileri giderek, anonim hesapları da artık görünür hâle getireceğini söylüyor. Bu klavye delikanlılığı konusunu gündeme getirmiş. İki gün önce mutlak denetim, dijital denetim aşamasına geçiyoruz diye uyarmıştık.”
“Anonimlik hakkı internetin en temel taşlarından biridir”
Gazeteci Alican Uludağ’ın keyfî bir şekilde gözaltına alındığını söyleyen Akdeniz, Uludağ’ın hangi haberinden soruşturulduğunun bile belli olmadığını belirtti. Yaman Akdeniz, yeni sistemle yapılmak istenenin bir korku iklimi oluşturmak ve muhalif kesimi susturmak olduğunu söyledi. Akdeniz konuyla ilgili şu sözleri söyledi:
“Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan kısıtlı istatistiklere baktığımız zaman binlerce kişi, on binlerce kişi Cumhurbaşkanı’na hakaret suçundan soruşturuluyor, yargılanıyor. Keza kamu görevlilerine, devlet büyüklerine hakaret etmekten soruşturuluyor, yargılanıyor. Dolayısıyla zaten devlet bu siber devriye edimleri dedikleri şeye, emniyet zaten büyük bir vaktini ayırmış durumda. Fakat buradaki amaç susturucu etki yaratmak. Kaldı ki internetin en temel taşlarından bir tanesidir anonimlik hakkı. Mutlak bir hak olmamakla birlikte bunu tamamen ortadan kaldırmak istiyorlar.”

Anonimliğin; baskıcı rejimin, muhaliflerin, gazetecilerin, sivil toplum çalışanlarının, aktivistlerin ve dezavantajlı grupların fikirlerini ifade edebilmeleri için tek güvencesi olduğunu söyleyen Akdeniz, anonim hesapların sadece devlet büyüklerine hakaret etmek, küfür etmek için kullanıldığı algısının çok yanlış olduğunu belirtti.

“Kızgın bir gençlik ortaya çıkacak, onlar yarının seçmenleri”
Yerli ve millî sosyal medya yaratma çabaları söylemlerine de değinen Akdeniz, bu tip şeyleri ciddiye almadığını söyledi. Yaman Akdeniz, yaş sınırı konusunun gençleri kızdıracağını söyleyerek muhalefete de şu sözlerle seslendi:
“Bu durum, Adalet Bakanı üzerinden yapılan bir çıkış. Çok fazla üzerinde düşünülmeden, veliler de istiyor fikriyle konuşuluyor. Buradan muhalefet partilerine de sesleniyorum. Buna karşı çıkılmadığı zaman çok kızgın bir gençlik ortaya çıkacak. Onlar yarının seçmenleri. Bunu da unutmamak lazım. Çözüm nedir deseniz, belki yaş sınırını ilkokul seviyesine çekmek olur diyorum. Çünkü zaten sosyal medyayı kullanan 10-15 yaş aralığındaki bireylere dönüp yasak, gündelik olarak kullandığınız platformlara giriş yapamayacaksınız diyeceksiniz. Ben bunu çok tehlikeli ve sorunlu buluyorum.”
Deşifreyi yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu Baykal
Merhaba, iyi günler. Siyasi iktidarın sosyal medyaya yönelik yeni birtakım düzenleme niyetleri olduğunu biliyoruz. Birkaç koldan gidiyor ve bunların hepsi tabii ki kısıtlamaya, sansürlemeye yönelik. Bu konuyu İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Yaman Akdeniz’le konuşacağız. Yaman aynı zamanda İfade Özgürlüğü Derneği’nin kurucularından. Yaman merhaba.
Yaman Akdeniz: Merhaba Ruşen Ağabey.
Sosyal medyaya yönelik düzenlemenin birkaç koldan yürüdüğünü söyledim ki birisini zaten Akın Gürlek A Haber’e verdiği röportajda dile getirdi. Ayrıca cuma günü Hande Fırat’la Hürriyet gazetesindeki röportajında da dile getirdi. ‘’Klavye delikanlıları gerçek kimlikleriyle yazsın’’ cümlesini sarf etti. Bu cümleden neyi anlıyoruz? Sosyal medyada anonim hesap kullanmak mümkün olmayacak ya da adları anonim olsa bile, giriş yaparken gerçek kimlikleriyle girecekler. Burada tam olarak ne yapılmak isteniliyor anlatır mısın?
Akdeniz: Aslında konu önce, 15 yaşını doldurmamış çocukların sosyal medyaya girmesinin yasaklanmasıyla ve oyun platformlarının da düzenlenmesiyle başladı. Fakat Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olmasının hemen arkasından, kendisinden böyle bir çıkış geldi ve iki konu birbirine karışmış durumda. Aslında birbiriyle de bağlantılı iki konudan bahsediyoruz. Çünkü 15 yaşını tamamlamamış çocukları tespit edebilmeniz için, bütün yetişkinlerin sosyal medyaya girerken kaç yaşında olduğunu tespit etmeniz gerekiyor. Fakat kendisi bir adım daha ileri giderek, “Anonim hesapları da artık görünür kılacağız” dedi. Bugün de zannedersem bu ‘’klavye delikanlılığı’’ konusunu gündeme getirmiş. Biz daha iki gün önce, ‘’mutlak denetim, dijital denetim aşamasına geçiyoruz’’ diye uyarmıştık. Perşembe akşamı gazeteci Alican Uludağ’ın keyfi bir şekilde gözaltına alındığını ve İstanbul’a getirildiğini gördük. Haberlere baktığınızda, hangi paylaşımından veya hangi haberinden dolayı soruşturulduğu dahi belli değil. Şimdi oluşturulmaya çalışılan bu dijital gözetim sisteminde, bu panoptikonda herkesin bütün bilgileri bir şekilde sosyal medya hesaplarıyla eşleştirilerek kayıt altına alınacak. Ondan sonra, beni almak isterlerse, sizi almak isterlerse zaten mutlaka soruşturulacak bir şey bulunacaktır. Dolayısıyla, yapmak istedikleri sistem aslında bir korku iklimi oluşturmak ve sadece Alican Uludağ gibi cesur gazetecileri susturmak değil, tüm muhalif kesimi susturmak, caydırmak, bezdirmek diyelim.
Burada şöyle bir soru var; çok soru var da, anonim hesapların gerçek kimlikle giriş yapması… Zaten şöyle bir durum yok mu? Bir hesap anonim de olsa, devlet istediği zaman onun kim olduğunu büyük ölçüde tespit ediyor. Anonim aslında, kamuya karşı anonim. Yoksa devlete karşı anonim olabilme diye bir imkân var mı? Yani yurt dışından belki bu mümkün olabilir, ama Türkiye içerisinde olup, Türkiye’deki sistem içerisinden giren birinin, devlete rağmen anonim kalma imkânı var mı?
Akdeniz: Açıkçası Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan kısıtlı istatistiklere baktığımız zaman, binlerce kişi, on binlerce kişi Cumhurbaşkanına hakaret suçundan soruşturuluyor, yargılanıyor. Keza kamu görevlilerine, devlet büyüklerine hakaret etmekten soruşturuluyor, yargılanıyor. Dolayısıyla, emniyetin siber devriye birimleri dedikleri birimi zaten büyük bir vaktini bu işe ayırmış durumda ve tespit ediyorlar. Tabii tespit edemediği kişiler de vardır mutlaka. Fakat buradaki amaç zaten, biraz önce de söylediğim gibi, dondurucu etki, susturucu etki yaratmak. Kaldı ki, mutlak bir hak olmamakla birlikte, anonimlik hakkı internetin en temel taşlarından bir tanesidir; Bunu tamamen ortadan kaldırmak istiyorlar. Yani anonimlik sadece kişisel bir tercih olmayabilir. Mesela baskıcı rejimlerde anonimlik, -İran örneğini düşünelim- muhaliflerin, gazetecilerin, sivil toplum çalışanlarının, aktivistlerin ve dezavantajlı grupların -ki bunları da unutmamak lazım-, fikirlerini korkusuzca beyan edebilmelerinin tek güvencesidir aslında. Herkes anonim hesapların arkasına sığınarak hakaret edecek, devlet büyüklerine hakaret edecek, küfür edecek diye algılamamak lazım. Bu çok yanlış. Dolayısıyla ben, uzun yıllardır anonimlik hakkı üzerinde çalışmakla birlikte, bunu savunanlardanım. Çünkü bu önemli bir ihtiyaçtır. İran örneğinde de gördük. Kim olduklarını buldukları zaman, insanlar sadece hapis cezasıyla değil, idam cezasıyla karşılaşabiliyor.
Burada, Akın Gürlek’in bahsettiği husus nasıl olacak? Mesela, kimlik bilgileriyle hesaplara girmek nasıl olacak? Ama şunu biliyorum ki çok sayıda sosyal medya uygulaması var. Aklımıza X platformu geliyor, Facebook geliyor, Instagram geliyor, ama bir sürü uygulama var ve bunların ezici bir çoğunluğu Türkiye dışından yapılan platformlar ve bunların yine birtakım kendi kuralları var. Her ne kadar son dönemde bu kurallara Türkiye’nin dayatmalarına uymak zorunda kaldılarsa da, birisinin X‘e kimlik bilgileriyle girebilmesi için X‘in de buna bir yöntem bulması lazım. Ya da Facebook‘un veya bir başkasının, öyle değil mi? Yoksa devlet onları hiç işin içine katmadan buna bir formül mü buluyor? Yani bilgisayarımızı açtığımız andan itibaren ya da cep telefonumuza bağlandığımız andan itibaren, sosyal medyada sörf yapabilmek için kimlik bilgisi mi vereceğiz? Nasıl olacak bu iş? Teknik olarak mümkün mü?
Akdeniz: Birazdan Avustralya örneğinden de bahsedeceğim. Fakat mesela otellerde kaldığımızda, otel odasından internete girerken TC kimlik numarası istendiğini unutmamak lazım. Biz uzun yıllardır buna alışmış durumdayız. Kullanırsınız veya kullanmazsınız. Orada, odayla değil de, kişiyle bağlantılı olarak otel üzerinden internet kullanılıyor. Hatırlayacaksın, pandemi döneminde Devlet Bahçeli’den, MHP’den, “Herkes internete e-Devlet üzerinden girsin” diye bir çıkış gelmişti. Böyle bir model mi düşünüyorlar veya MERNİS (Merkezi Nüfus İdaresi Sistemi) e-Devlet sistemini, bir şekilde Türkiye’de temsilcisi bulunan sosyal ağ sağlayıcılarına mı entegre etmeyi düşünüyorlar, bilmiyorum. Mesela Avustralya örneğine baktığımız zaman, Avustralya hükümeti, 16 yaşından küçük çocukların bazı sosyal medya platformlarına girişini önleme görevini tamamen sosyal medya platformlarının inisiyatifine bıraktı. Bazı platformlar diyorum çünkü hepsi dahil edilmedi. Platformlar önleme görevini farklı şekilde kullanıyorlar; Snapchat başka türlü kullanıyor, X başka türlü kullanıyor. Avustralya hükümeti sadece, “Mümkün olduğu kadar ve teknik imkânlar çerçevesinde, 16 yaşından küçük çocukların sosyal medya platformlarına girmesini engelleyeceksin” dedi. İlk aşamada zaten toplam 4,7 milyon sosyal medya hesabı kapatılmış. Bu sabah BBC‘de konuyu değerlendiriyorlardı. Mesela X platformu şöyle bir açıklama yapmış: “Ben zaten bir kısım kullanıcıların, özellikle Premium kullanıcılarının, yani kredi kartıyla ödeme yapan kullanıcıların yetişkin olduğunu biliyorum. Dolayısıyla, onlar için herhangi bir kimlik kontrolü yapmayacağım. Bunu, gerektiği durumlarda yapacağım” demiş.
Bu platformlarda kurumsal organizasyonlar da var. Medyascope‘un resmi hesabı var, BBC‘nin resmi hesabı var. Dolayısıyla, onlar için zaten yaş kontrolü yapılmaması gerekiyor. ‘’Bunu kendiniz çözün’’ demişler. Ama bizdeki sisteme bakıyorum: Biraz önce, bugünkü mülakatına atıf yaptınız; Adalet Bakanı, “Yurt dışındaki vatandaşlarımız için de bu sistem geçerli olacak. Pasaportta doğrulama olacak, cep telefonuna bir doğrulama mesajı gelecek” diyor. Burada bahsettiği sistem aslında tamamen e-Devlete ve Türk vatandaşlarına entegre bir sistem. Buradaki amaç belki de VPN sistemlerinin kullanılmaması. Yani ben İngiltere veya Almanya’ya gittiğim zaman da sosyal medyaya girmeye çalıştığımda, X bana, “Senin nerede olduğun beni ilgilendirmiyor. Sen Türk vatandaşısın” diyecek. Dolayısıyla, doğrulama kodu gerekecek. Yurt dışındaysan ve telefonun o sırada açık değilse doğrulama kodu gelmeyecek, gelemeyecek. Böyle saçma sapan bir sistem bizi bekliyor.
Peki, dünyada bunun benzer örnekleri var mı? Otoriter ve totaliter sistemlerde mutlaka bir şeyler vardır. Mesela Rusya hakkında, İran hakkında birtakım çok somut şeyler duyuyoruz. Uluslararası literatürü de takip ettiğin için sormak istiyorum. Sosyal medyayı tamamen iptal etme konusu pek mümkün olamıyor anladığım kadarıyla. Bazı ülkeler bazı uygulamaları yasaklayabiliyorlar, engelleyebiliyorlar. Türkiye’de de zaman zaman olmuştu, onu da biliyoruz. Nasıl bir yol izliyor diğer baskıcı rejimler?
Akdeniz: Rusya, Ukrayna Savaşı’ndan bu yana, birçok sosyal medya platformunu Rusya’dan tamamen engelledi, kullanımını imkânsızlaştırdı ve dolayısıyla o yola gitti. Çin’i zaten biliyoruz. Çin kapalı bir kutu. İzin verdiği platformlara girebiliyorsun; bizim bugün konuştuğumuz X, YouTube gibi platformlar zaten orada yok. Kendi sosyal medya platformlarına da merkezi bir sistem üzerinden giriyorlar aslında. WeChat diye bir aplikasyon var zannedersem, her şey için onu kullanıyorlar. Yani ödeme için de onu kullanıyorlar, sosyal medya için de, internet için de, her şey için onu kullanıyorlar. Ama tabii Türkiye’nin gelmek istediği noktanın ne Rusya ne de Çin noktası olduğunu düşünüyorum. Demokratikleşme sürecinden bahsetmenin çok zorlaştığı bir dönemdeyiz. İnternet yasası 2007’den bu yana var ve baskı her geçen gün artıyor. Bu düzenleme bizim önümüze en son çocuk koruma ambalajıyla atıldı; “Çocukları korumak için biz bunu yapıyoruz” dediler. Fakat tabii sivil toplumla konuşmuyorlar. Oyun platformlarıyla biraz görüşmüşler, ama BBC’de sabah yapılan yarım saatlik bir programda bir sosyolog, bir psikolog, çocuk uzmanı, hukukçu ve teknik kişiler detaylı bir şekilde hem Avustralya’yı hem de İngiltere’deki olası bir benzer yasanın etkilerini, getireceği zararları değerlendirdiler.
Mesela, çocuklar açısından bu konuya baktığımız zaman, neden 16 yaş veya 15 yaş ve nasıl korunacaklar? Mesela benim kızım 12 yaşında. YouTube kullanıyor, Pinterest kullanıyor. Dolayısıyla, YouTube’dan voleybol maçları izliyoruz. Türkiye’de Kadınlar Ligi’ni takip etmenin en kolay yolu YouTube üzerinden maçları seyretmek. Kızımın kendi hesabı var. Birdenbire bu hesap kapanacak mı veya Pinterest gibi bir platforma erişemeyecek mi? Biz bunu nasıl açıklayacağız? Bunlar hiç konuşulmuyor. Ben Avustralya’ya bakıyorum; onlar bazı platformları bu yasa kapsamına dâhil etmişler. Okuyayım; mesela, ‘’Facebook, Instagram, Kick, Reddit, Snapchat, Threads, ki Threads zaten Türkiye’de yok, TikTok, Twitch, X ve YouTube’’ demişler. Ama hemen arkasından da ‘’Bu yasanın, yani yaş sınırının uygulanmayacağı platformlar da aşağıdakiler’’ demişler. Mesela Discord. Discord 1,5 yıldır Türkiye’den erişime engelli. GitHub yazılımcıların platformu. Google Classroom, Lego Play, Messenger, Pinterest. Pinterest bizde yasaklanacak mesela. Roblox yine 1,5 yıldır Türkiye’den erişime engelli olan oyun platformu. Sonrasında ne olacağı da belli değil, ama Avustralya’daki yasa kapsamında değil. ‘’Steam, WhatsApp ve YouTube Kids bunların içinde değil’’ demiş. Yani kapsamlı bir değerlendirme yapılmış. Mesela bizde böyle bir şey de yok. Hangi sosyal medya platformları bu sistemin bir parçası olacak, biz şu anda bunu bilmiyoruz.
Arada sırada böyle birtakım haberler görüyorum. Hiçbirisine merak edip bakmadım, ama ‘’yerli ve milli sosyal medya’’ yaratma çabaları var. Bunlar karşılık bulabiliyor mu?
Akdeniz: Çin’de buluyor. Orada o şekilde internet gelişmiş. Ama bizde tabii açık pazar kuralları geçerli. Kimseyi YouTube’a girmeyeceksin de, bilmem neye gireceksin diye zorlayamazlar. Dolayısıyla, kullanıcılar hangi pazarı, hangi platformu veya servisi kullanacaklarına karar verecekler. Yani yarın öbür gün yerli ve milli bir yapay zekâ sistemi de geliştirilebilir ki var, ama kimse kullanmak zorunda değil. O bakımdan, ben o tip şeyleri pek ciddiye almıyorum. Fakat Adalet Bakanı üzerinden apar topar yapılan bu çıkışın yanı sıra, zaten Aile Bakanlığı üzerinden de, çok fazla üzerinde düşünülmeden, biraz da tabii veliler istiyor bahanesiyle gelen bir şey var. Ben buradan muhalefet partilerine de sesleniyorum. Buna karşı çıkılmadığı zaman çok kızgın bir gençlik ortaya çıkacak. Bunlar da yarının seçmenleri, bunu da unutmamak lazım. “Çözüm nedir?” derseniz, “Belki yaş sınırını ilkokul seviyesine çekmek olurdu,” diyorum. Çünkü şu anda zaten sosyal medyayı kullanmakta olan 10, 11, 12, 13, 14 yaşına gelmiş bireylere dönüp, ‘’Gündelik olarak kullandığınız platformlara giriş yapamayacaksınız, yasak’’ diyeceksiniz. Ben bunu çok tehlikeli ve sorunlu buluyorum.
Bir taraftan da şunu hatırlatmak istiyorum: Yine hiç konuşulmuyor, ben gündeme getirmek durumundayım. Türkiye’nin taraf olduğu çok önemli bir Birleşmiş Milletler Sözleşmesi var. Türkiye’nin taraf olduğu birçok sözleşme var, ama bu sözleşme, bu konu bağlamında önemli. Çünkü Türkiye’nin taraf olduğu, çocuk haklarına dair bu sözleşmenin 31. maddesine baktığımız zaman, bu madde, ‘’Çocukların hayatında oyunun, onların kültürel ve sosyal kimliklerinin gelişimine ilişkin’’ olduğunu söylüyor ve bu maddeye göre de, çocukların oyun oynama, boş zaman değerlendirme ve kültürel etkinliklere katılma hakkı olduğunu söylüyor. “Oyunun, özellikle çocukların gelişim süreçlerinde önemli bir yere sahip olmasının yanında, dijital oyun platformlarına erişim, çocukların sosyal etkileşim kurma, düşüncelerini ifade etme ve yaratıcılıklarını geliştirme süreçlerinin bir parçası olarak görülmektedir” diyor. Dolayısıyla, sadece ifade özgürlüğü olarak değil, aynı zamanda özel hayat, gelişim hakkı ve bir çocuk olarak oyun oynama hakkını doğuran bir durum söz konusu. Kızım adına Roblox için yaptığımız Anayasa Mahkemesi başvurusunda biz bütün bunları dile getirdik. Biz o başvuruyu yapalı uzun zaman oldu. Anayasa Mahkemesi de aslında âciliyet ile bakması gereken bir başvuru olmakla birlikte, bekletiyor. Dolayısıyla, çok kapsamlı düşünülmesi gereken bir alana, biz her zaman olduğu gibi paldır küldür ve aslında başka amaçlarla giriyoruz. Yani çocuklar bahane. Asıl mesele, yetişkinlerin anonim hesaplarının kimlere ait olduğunu bulmak ve korku iklimi yaratmak.
Burada tabii bana göre şöyle ilginç bir detay var: Akın Gürlek Bakan oldu ve Bakan olmasının ertesi günü bunu açıkladı. Bu tür çalışmalar bir günde yapılacak çalışmalar değil ve bu konu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın konusu değil.
Akdeniz: Evet.
Belli ki bu bir devlet projesi olarak, belki Akın Gürlek’in zamanında, Adalet Bakan Yardımcısı olduğu dönemlerden beri süren bir hazırlık ve onun Bakan olması da aslında bu tür uygulamaların hayata geçirilmesinin daha kolay olması gibi. Bu, bayağı bir devlet perspektifi sanki. İnsan, ‘’Bakanlar böyle şeyler söylüyor, ama sonra bir şey olmuyor’’ diye düşünebilir. Benim anladığım kadarıyla, bu konu çok geçmeden önümüze getirilecek.
Akdeniz: Evet ve dayatma usulüyle getirilecek. Asıl en önemli sorunlardan bir tanesi bu. Ortada geniş kapsamlı bir meclis araştırması, konsültasyon, sivil toplum kuruluşlarından, uzmanlardan görüş alalım diye bir şey yok. ‘’Biz biliyoruz, biz yapıyoruz. Mecliste de zaten çoğunluğumuz söz konusu.’’ Çocuklar söz konusu olduğu zaman maalesef muhalefet partilerinin de çok fazla ses çıkarmadığını görüyorum. Hatta hükümetle aynı görüşte olan milletvekilleri de var ve dolayısıyla, ben bunu ciddi anlamda sorunlu görüyorum ve bugün sizinle konuştuğumuz yönleri kamuoyunda çok az değerlendiriliyor. O bakımdan, Türkiye’nin geleceği açısından bu kadar kritik bir konuda düzenleme yapılırken, çocuklar konusu bahane edilmemeli diye düşünüyorum. Bir diğer taraftan da, tabii biz bu baskılara alışığız ve bu baskılarla uzun zamandır yaşıyoruz. Ama tabii demokratikleşme süreci hiçbir zaman kolay olmamıştır, kolay olmamaya da devam edecektir. Fakat elbette gerekli hukuki girişimlerde bulunacağız. Biz İfade Özgürlüğü Derneği olarak bütün bu konuları yakından takip ediyoruz. Uygulamaya başlandıktan sonra da iptal davaları açılacaktır. ‘’Hangi yargıda hangi adaleti arayacaksınız?’’ diyeceksiniz. Evet, bunun da farkında olmakla birlikte, biz bu konuların takipçisi olmaya, gündeme getirmeye de her zaman devam edeceğiz.
O zaman son olarak şunu sorayım, Yaman. Biliyoruz ki devletler, özellikle baskıcı devletler, otoriter devletler sosyal medyayı kontrol altına alabilmek için trol fabrikalarıyla, gerçek kişilerle bayağı bir yatırım yapıyorlar. Burada da anonimlik veya sahte isimler var. Herhâlde bu düzenlemeler onları hedef almayacak, değil mi?
Akdeniz: Evet, Biraz önce Alican Uludağ’ın gözaltına alınması ile ilgili sürecin ne kadar keyfi olduğunu dile getirmiştim. O keyfiyet bizim Türk hukukundaki bütün uygulamalarda var. “Dezenformasyon” suçu deniliyor. Ne olduğunu anlamıyorsunuz. Bana uygulanıyor, size uygulanmıyor. Dolayısıyla, o keyfiyete izin veren yasalarımız çerçevesinde, her gün Engelli Web hesabımızdan, Milli güvenlik ve kamu düzeninin korunmasıyla erişime engellenen haberleri dile getiriyoruz. Baktığınız zaman, son dönemde alınan kararların hiçbirinin ne milli güvenlikle ne de kamu düzeninin korunmasıyla bir alâkası var. Ama bu keyfiyete izin veriliyor. Sulh Ceza Hâkimlikleri bu kararları, ‘Kamu yararı var mı, yok mu; ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü söz konusu mu, değil mi?’’ diye değerlendirmeleri gerekir. Mesela Timur Soykan’ın, İsmail Arı’nın sabah yazdıkları haberler, ki bunlar büyük emekler verilerek yazılmış haberler, daha akşam olmadan engellenip yayından kaldırılabiliyor. Bir taraftan X gibi platformlara girmek, kullanmak istiyoruz. Bir taraftan, bunlar devletin kullanışlı aparatları hâline gelmişler. Onlar da bu baskıcı rejime, itaat rejimine uymuş durumdalar. X bile, daha mahkeme kararı gelmeden, BTK’dan gelen bir bildirim üzerine, hemen o sosyal medya paylaşımını kaldırıyor veya Türkiye’den görünmez kılıyor. Daha önce sizinle yaptığımız yayınlarda, “Teknik olarak VPN vardı. Bir şekilde sansür aşılıyor” diyorduk ama şimdi daha itaatkâr bir kontrol sistemiyle karşı karşıyayız ve sansür maalesef artık etkili olmaya başladı.
Yayınımıza katıldığın için çok teşekkürler Yaman. Aslında şöyle bir şey var: İnsan mecbur olmasa, ben mecbur olmasam, işim gereği mecburum, ama şu sosyal medya denen şeyden uzak kalabilmeyi tercih ederim. Fakat elimiz mecbur; kullanmak, takip etmek zorundayız ve orada da alan iyice daraltılmak isteniyor. Bakalım nereye doğru evrileceğiz? Tekrar çok teşekkürler.
Akdeniz: Ben teşekkür ederim.
Sosyal medyada devletin son, yeni kısıtlama girişimlerini İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Profesör Yaman Akdeniz’le konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler. İyi günler.








